| |
Kırık ağaçHer Özgürlük
Adımında Yeşeriyor
Kadının hakikati, ana
oluşundadır.
Ana olma bilinci, her gün yeniden varolmayı,
her gün kendini
yenilemeyi, yaratmayı, bencil yaşamlardan
koparak
birlikte varolmayı ve
birlikte özgürlüğe
yönelmeyi anlatır.
Her
canlının doğasında mevcut olan, varlığını koruma ve sürdürme olguları
temel yaşamsal edimlerdir. Var olmak ve varlığı sürdürmek için çaba
harcamak ve gereklilikleri yerine getirmek, her canlıda doğuştan varolan
özelliklerdir. Hayatın izdüşümüdür bir anlamda. Açlık dürtüsünü
gidermeyen bir hayvan, suya ya da güneş ışığına ihtiyaç duymadan büyüyen
bir çiçek ya da çoğalmaya karşı koyan başka bir canlı
düşünülememektedir. Yaşamak için, şairin söylediği gibi saldırır memeye
bebeler. Bunun temelinde evrenin oluşum merkezine yerleşen kendi
varlığını idame ettirmek, bunun için çoğalmak ve çoğaldıkça çeşitlenmek,
çeşitlendikçe yeni oluşumlar yaratarak kendi varlığı içinde en yetkin
olanına ulaşma gerçeği vardır.
Yemek
yemek karın doyurmayı, karın doyurmak canlı organizmaya gereken
enerjiyi, enerji hareketi, hareket eylemi, eylem de yeniden ihtiyacı
karşılayacak yiyeceği bulmaya yönelmeyi sağlar. Ve yaşamın bir adım
ilerleyişi, ölüme bir adım yaklaşmak olduğundan, çoğalarak kendi ölümünü
yaşama dönüştürmek de bir dürtü şeklinde sürer gider. Bu döngü genel bir
döngü olsa da ikinci doğaya geçişte toplumsallaşan insan bu döngüden
kendini sıyırarak, kendini çıkararak değil, varlığını salt bu tarzda
sürdürerek yaşamaktan ziyade, farklılaşarak tüm evren varlıkları
karşısında bir inisiyatif sağlamıştır. İnsanın hakikatini, bu inisiyatif
oluşturmaktadır. İnsanın bu inisiyatifi ona oldukça büyük üstünlükler
sağlamıştır. Bu inisiyatif bilinç olgusundan, dilin oluşumuyla birlikte
bilinç birikimini kendinden sonraki insan kuşaklarına aktararak insan
türüne büyük yararlar sağlamıştır.
İnsanlığın toplumsallaşmasındaki kadın gerçeği, ana olgusunun tüm
topluma rengini vermesinin emareleri, vahşi uygarlığın tüm baskılarına
ve yok etmelerine rağmen, hala varlığını korumaktadır. Bunun örnekleri
çoktur ve ahlaki toplumun birçok özelliği yıkılmış, bozulmuş ya da
tahrip edilmiş olmasına rağmen varlığını koruyan bu özellikler, bir
nebze de olsa, ahlaki toplumu korumanın temel direkleri halinde
yaşamaktadır. Örneğin hala babalar “yemedim yedirdim, giymedim
giydirdim…” diyememektedir. Ya da çocuklar annenin ağzından yerken
babanın ağzından yemek yememektedirler. Bu örnekler ana hakikatini
açıklamaktadır. Çocuğunu karnında taşırken her yediği lokmanın ikinci
bir canı da doyuracağı bilinci kadını birci-tekçi-bencil anlayıştan
uzaklaştıran ve onu çoğulcu-paylaşımcı-komünal-kolektif anlayışa
yakınlaştıran bir durumdur. Kadın kimliğinin, ana hakikatinin oluşmasını
başlatan gerçek, kadının kendi canından bir can yaratması, yeni can
için, ilk oluşum anından itibaren emek vermesi ve onunla her şeyini
paylaşmasıdır. Çocuk doğduktan sonra can bir iken iki olur, ama yine de
onu kendi canının bir uzantısı olarak görür kadın. Ana sütüne bağlı
yaşayan çocuk, bir muhtaçlık durumu yaşar. Bu süre diğer canlılarda kısa
bir süre olmasına rağmen insanda uzundur ve bu süre boyunca bir insan
olarak kendi ayakları üzerinde durmaya başlamak dahi büyük emekleri
gerektirmekte, bu zaman zarfında da anaya bağımlılık sürmektedir. Çocuk
bakıma muhtaçtır ve ana da bu süreçte yediği her lokmanın çocuğuna süt
olacağı bilinciyle yaşama yaklaşmaktadır. Hamilelikten çocuğun
yürümesine kadarki, 1-3 yıllık süreden taşan bu ortaklığın daha uzun bir
zamana, bir ömre yayılmasıdır kadının kimliğini, ana hakikatini
oluşturan. Vermek, paylaşmak, bakım yapmak, destek olmak, kendin
dışındakini kendin bilip yardım etmek, canı yaşatırken dahi cananı da
düşünmek…
Ana
olmanın bu hakikatini düşündükçe, Kürt analarının, özgürlük mücadelesine
canlarını bedel veren kendi can parçaları olan çocuklarının şahadetini
onurla, tilililerle ve sloganlarla karşılamalarını anlamak daha da önem
kazanıyor. Kiminde anlamak zor diyoruz ama bu bir gerçek olduğuna göre,
algımızı, özgürlüğe yönelen bu gerçeğe göre anlamlandırmak durumundayız.
Bilinen yanlarıyla analık olgusunu, özgürlüğe yürüyen Kürt
kadın-analarına uygulamanın zorluğu, Kürt kadın-analarının bugün
yaşadıkları durumda, analık hakikatini dönüştürmüş olmalarından
kaynağını almaktadır. Analık hakikati, Kürt kadınları şahsında kadının
özgürlüğe eğilimini göstermekte, bu anlamıyla hakikatin kadındaki tanımı
değişmektedir. Kendi zamanlarını aşarak hakikatin tanımını değiştiren
Kürt anaları, bu anlamıyla yeni sosyolojik araştırmaların da konusu
olacaklardır.
“Jin
Jiyan e” sözü
henüz Kürtlerin belleğinden silinmemişken, “Jin dara şikestî ye”
sözünün Kürtlerin hafızasına yerleştirilmeye çalışılması, uygarlığın
yarattığı kırılma süreçleriyle açıklanabilir ancak. Bugün analık
hakikatini kendi özgürlük duruşlarında onurlandıran, kadın kimliğini
yaşamının oldukça ilerleyen demlerinde olsa dahi yücelten kadın-ana
gerçeği vardır. Kürt kadını bu hakikati günlük olarak yaşamaktadır. Ve
analarımız şahsında yücelen, özgürlük onuru-ısrarıdır. Çocuklarını
özgürlük mücadelesine bedel veren ve her şeye rağmen özgürlük ve barışı
isteyen analar buna örnektir. Her gün meydanlarda özgürlüğünü haykıran
tüm Kürt anaları buna örnektir. Şehit kızının-oğlunun cenazesini
özgürlük sloganıyla karşılayan analar buna örnektir. Bugün analarımız,
özgür yaşam aşkının Kürdistan gerçeğinde nasıl yeşerdiğini
kanıtlamaktadır. Ve kendi zamanımızdaki her yeşeriş, kırık ağaç denilen
kadını her mevsim yeşeren ve çiçeklenen, yeni kadın-ana hakikatine
taşımaktadır.
DILZAR
DİLOK
11.Ağustos.2010
|
|