Kahvehaneler, Güdülecek Sürüler Yaratma Yeridir

 

İnsanın en güzel özelliği arayışlarına sınır konulmamasıdır. İnsan oluşumuzdan ne kadar uzaklaştığımızı ya da bu olguya ne kadar yakınlaştığımızı da arayışlarımızla anlayabiliriz. Arayış, sağlama yapmanın iyi bir ölçütüdür. Toplumumuzda birçok kesimin farklı farklı arayışları olmasına rağmen, yoksun olunanlar, tüm kesimlerin arayışını ortaklaştırmaktadır. Hangi yaş ve cinsten, hangi inanç ve sosyal gruptan olursak olalım, Kürt halkı olarak bizlerin ortak arayışının özgürlük, demokrasi, ahlaki ve doğal bir toplum olduğu, artık bilinmekten öte çığlık çığlığa dile gelen bir gerçektir.

Tüm kuşaklar içinde her zaman en dinamik, en aktif ve en ilerici-ilerletici kesim olarak bilinen gençliğin bu pozitif özelliklerin nasıl kanalize edileceği, neredeyse tüm devlet politikalarını belirlemektedir. Gençliğin, genel gidişatı belirlediği ama sonuçlardan hiçbir fayda görmediği gerçektir. Çünkü bu politikalar, gençliğin istenci doğrultusunda, ileriye doğru olmaktan ziyade, gençliğin istencini söndürme, enerjisini tahakküm politikalarının çıkarları için kullanma ve gençliğin tüm gücünü istismar etme amacı taşımaktadır. Bugün hâkim devlet kurumlaşmalarının en büyük ve insafsız mafya şeklinde çalıştığı bilinmektedir. Hele hele Kürt halkı karşısında bu ulus devlet etiketli mafya çok acımasız olmaktadır. Bu her alanda kurumlaşmış ve meşruluk kazanmış olan mafya, her an gençleri sisteme tabi kılmanın çabasını vermekte, ürünlerini derlemekte, yeni ürünler elde etmenin arayışına girmektedir. Bu kirli arayışın ürünlerinden biri de Kuzey Kürdistan’da yaygın olan kahvehanelerdir.

Kahvehane, adında da görüldüğü gibi hane kültürünün bir biçimidir. Nedir hane kültürü? Hane kültürü, egemen sistemi evleştirme, evlere taşımanın adıdır. Hapishane, kerhane, ıslahhane, tımarhane vs çoğaltılacak olan bu sistem, özel hanelerle tamamlanmaya çalışılmakta, bu anlamda aile olgusu bir yandan yozluklarla, ataerkil zihniyetle aşındırılırken bir yandan da devlet babanın şefkatli elleriyle sözde korunmaya çalışılmaktadır. Polis şiddetinin koca şiddetini tamamlaması, özel ve genel hanenin ortaklığını anlatan en somut örnektir. Bugün içimizi rahatlatan bir gerçek vardır: Devlet kurumları Kürdistan’da tümden deşifre olmuştur. Hiçbir devlet kurumu yoktur ki azıcık pozitif imajı kalmış olsun. Yoktur! Çünkü gerçekten de değil salt imajda, özde öyle bir pozitiflik yoktur. Ulus devlet zihniyetinin, tekçi anlayışın Kürdistan’da boyaları dökülmüştür. Bundan dolayı devletin tüm çabası bu uyanışı yaşayan gençliği uyutmaya-uyuşturmaya ve yöneliktir. Kuzey Kürdistan’da güncel politikalar ve uygulamalar, bu hâkim çabaları ortaya koymaktadır. Kahvehaneler de bunun önemli bir örneğidir.

Egemenlik olgusunun çıkışına baktığımızda, kadının düşürülüşüyle, karılaştırılmasıyla başlayan bir saldırı görmekteyiz. Kadının düşürülmesiyle bütün topluma bir düşüş dayatılmıştır. Ve bugün kadına yönelik saldırılarının politik olarak merkezinde, tüm toplumu, düşürme potansiyeli olarak tutma amacı vardır. Son bir yıldır tecavüz karşıtı kampanya aracılığıyla çok yazılıp çizilen-tartışılan bu konunun, kadın kadar toplumun diğer kesimlerince anlaşılması ve bu saldırılar karşısında tavırlı olunması gerekmektedir.

Karılaştırma olgusu toplumun her kesimine uygulanarak güdülecek sürüler yaratılmaktadır. Karılaşma, özgür iradesinden kopmuş, başkasının inisiyatifinde yaşamaya mahkûm olmuş, kendisi hakkında karar veremeyecek kadar kendi özgücünden koparılmış olmayı anlatır ve hâkim devlet politikalarıyla tüm topluma uygulanır. Bugün bir ailenin tüm sorumluluğunun yüklendiği erkekler ya tümden hayatlarını bu sorumluluğu yerine getirmeye adamakta -ki bu yolla tüm güçlerini bu reislik olgusunun tatminine akıtmakta- ya da işsizlikle uğraşarak hayatı kendilerine işkence haline getirmekte ya da iş sahibi olmanın at yarışında kendilerini kaybetmektedirler.

Bir bütün bu seçenekler, toplumumuzdaki genç erkek kesimini çelikten zincirlerle bağlamaktadır. Gelecek kaygısı, bugün gelecek korkusuna dönüştürmüştür ve korkunun olduğu yerde diktatörlükler vardır. Bu diktatörlük, özgür geleceği düşündürmemektedir. Sistem içinde nasıl yer alınacağı, bu olmazsa yaşayamayacağı korkusu gençleri kaplamıştır. Bu köleleştiren sistemden artakalanlar için bırakılan ise, kahvehanelerde zaman öldürerek, tüm arayış-düşünce ve hissiyat gücünü tüketerek kullanılacak hale getirmektir. Kuzey Kürdistan’da bugün işsiz gençliğin tüm zamanını, işçi gençliğin eğer varsa işinden artakalan zamanını, genel orta sınıfın da benzer zamanlarını öldürdüğü yerdir kahvehaneler. Bu yerler, mafya sistemin alt yapısını oluşturmaktadır. Sistemi bir ortaöğretim olarak düşünsek, kahvehaneler de bu sistemin anaokuludur. Uyuşturucu, fuhuş ve diğer yozlaştırma biçimlerinin kuluçka yeri olarak sistem tarafından kullanılan bu mekânların Kürt gençlerini tükettiği görülmelidir. Bugün birçok şehrimizde kahvehaneler çoğaltılarak gençlik buralara mahkûm edilmektedir. Hiçbir genç, kahvehaneye gitmeye mecbur-mahkûm değildir. Hâkim sistemin oluşturduğu bu mahkûmiyeti aşmak zor değildir. Kürtler bugün kendi kurumlaşmalarını yaratmışlardır ve özgür yaşamın oluşturulması için bu kurumları geliştirmek, çoğaltmak gençlerin görevidir. Demokratik özerkliği tartıştığımız, anadil kampanyaları yanında diğer yaşamsal uygulamalarda da halk olarak kendi özgünlüğümüzü oluşturmanın adımlarını attığımız şu günlerde, Kürt gençlerinin atacağı en anlamlı adım, kahvehanelere gitmemek, bu konuda arkadaş çevrelerinde bir uyanıklık yaratmaktır. Arkadaşlığın en önemli kuralı, arkadaşını güzel ve anlamlı olana yöneltmektir. Bir gencin, arkadaşına “hadi kahveye gidip biraz sohbet edelim” demesi arkadaşlık ilkelerine aykırıdır. Bu söz, arkadaşını sistemin kirli ağlarına atmak demektir. Bu söz, arkadaşını, “git o mekânlarda tüm gücünü tüket, kendini ve özgürlüğünü yok et, sistemin kölesi olmaya hazırlan!” demektir. Bunun yerine gençler birbirlerini kültür merkezlerine, anadil eğitimlerinin verildiği dersliklere, ahlaki-demokratik toplumsallığın öğrenildiği akademilere yönlendirmelidir. Böyle merkezler yoksa, gençlik, bu alanları kurmayı, kendi özgür geleceği için temel görev edinmelidir. Zira, kahvehanelere gitmenin gençliğin hayat çizgisine katacağı hiçbir şey yoktur. Kahvehanelere gitmek, ıslahhaneye, tımarhaneye, kerhane denilen ve insanların düşürüldüğü diğer hanelere gitmekle eşdeğerdir. Gençlik, güdülecek sürüler yaratma yeri olan kahvehanelere gitmeyi reddederek, sürü değil özgür birey olduklarını, kendi kültürü, dili ve inancıyla kendisi olarak yaşama kararlılıklarını ortaya koymalıdırlar. Gençlik ancak bu yolla, genç oluşuna anlam kazandırabilir, ancak bu yolla özgür ve öncü güç olarak kendi toplumunun gönlünde hak ettiği yere ulaşır.

 

 

Dilzar Dîlok