KAHRAMANLIK

Temel İlkelere İnanç ve Derin Anlamlar Yüklemedir

 CEMAL  CIZIRI

Newroz, Nuroj, aydınlığa açılmanın bir kapısı, köprüsüdür. İyi incelendiğinde tarihin en kritik dönemlerinde bir umut, ilham kaynağı niteliğindedir. Çağdaş varolma kavgasında birey ve toplum olarak yılı belirleyen, geçmiş ve gelecek için birer dönüm anı olarak değerlendirilebilir. Doğasal tanımla her şeyin canlılık kazandığının ilk günüdür. Bir bütün olarak yaşamı anlamlandıran, canlandıran ve biçim kazandırandır. Doğa ve toplumsal doğanın buluştuğu, bir işbolümü halinde yıla kapı aralamanın, gece-gündüzün eşitleştiği, ekolojik bir dengenin oluşum anı, adıdır.

Daha başlangıçta insanlığın aynı paralellikte doğal toplumsal argumanlar ile yaşamı sürdürdürdüğü bilimsel araştırmalar açığa çıkarmış bulunmaktadır. Gerilik bir yana, güzel, iyi ve onurlu olan kendi doğasındaki diyalektik seyir olmaktadır. İnsanlığın kaybı bu cenetlik yaşam biçiminin içine mikropların bulaşmış olmasıdır. Toplumsal gerçeklikte bilimin bir evrim biçiminde seyretmesi bir başlangıç olurken, insanın bir bütünlük arzettiği doğa gerçeğinden kopuş, diğer bir tabirle piçleşmenin başlangıcı felaketlerin bir habercisi niteliğinde gelişmisidir. Cenet-cehenem adlandırması böylesi dönemlerin bir tanımı olarak değerlendirmekde yeridir. Toplumsal alanda gelişen hiyerarşi ve giderek kendisini sınıf biçiminde örgütleyerek, kurumlaştırdığı dehşetinde yaşandığı bir dönemi karekterize ettiği bir gerçekliktir. Daha başlangıçta kırsal-kent bütünselliği olurken, giderek kentlerin egemen uygarlığın kendisini bir sistem halinde geliştirdiği alanlar olur.

Toplumsal doğaya dayatılan ve bir oluşum halinde seyrettiği ikili bir karekterin kazanılması anına yanıt, tarihi olmuştur. Efsane olarak değerlendirilmesi, o anın bir tanımı olarak değerlendirilebilir. Daha sonraki toplumsal seyir Hegemonik bir yapılanma biçiminde şekillenir. Bu tarihi yapılanmanın, toplumun sınırlı kesimi dışında tümü açısından yarattığı sonuçlar da günümüzde de çözüm beklemektedir. “Ortadoğu’nun zihniyet yapısına musalat olan temelsiz ütopyacılığın da parçalanması gerekir. Yine daha çok Sümer ve Mısır rahip yaratımları olan cennet ve cehenem, sırat, mahşer, kurtarıcı bekleme, üstün ulus, ak-kara türü ütopik hayalleri terk etmek gerekir. Benciliği bu kadar idealize etme, görülmemiş sömürü ve baskı biçimlerine yol açmaktadır. Dogmaların gücü gibi, ütopyaların gücü de daha çok güçlüye alet olmak durumundadır. Bilimsel gerçekleşme olasılıkları dışında, ebediyete ilişkin ütopyalar zihni tutsak ve tembel ederler. Hele bunlar dinsel temelli oldu mu, daha dondurucu bir etkiye yol açarlar. Bilimsel-teknik temele dayalı proje ve fikir ne kadar gerekli ise, temelsiz olanları da o kadar sakıncalı ve gereksizdir. Ortadoğu kültüründe çok güçlü olan dogma ve ütopya gericiliğini kırmadan, Rönesans’ı gerçekleştirmek mümkün değildir. Binlerce yıl öncesinin gelişmemiş bilim ve tekniğinin ürünü olan, ama bir o kadar toplumsal eşitsizliğine zorlayan koşullara dayanarak geliştirilen tasarımları, halen en büyük kutsallık olarak ve anlamını da hiç bilmeden tapınış konusu yapmak, herhalde en büyük toplumsal ve bireysel hastalıktır.

İlk elde bu hastalığı aşmadan bilincin, vicdanın ve ruhun kendine gelmesi beklenmemelidir. Birini sevdi diye on beş yaşındaki bir kız çocuğunu hemen katleden bir toplum kültürü korkunç hastadır.Unutmamak gerekir ki, hayatın her alanı böyle katledilmektedir. Bir dönemler tanrı ve tanrıça hayallerini sürekli oluşturan bu topraklar ve kültür, gereken yaratıcı dönüşümü göstermediği için, artık hiç hayal yaratmayan bir kuru çöl çorak ülke ruhsuzluğuna yol açmıştır. İlham veremiyor, şiir yaratamıyor, aşkı geliştiremiyor. Çünkü, çoktan fosilleşmiş, dogmaların ve ütopyaların elinde kurumuş, donmuş ve çorak ülke haline gelmiştir. Ronesans devrimi; bu toprakların tekrar yeşermesi, büyük aşklara ilham etmesi, destanlara yol açması, her tarafının cıvıl cıvıl ötmesi, yeni ve gerçekçi cennet rüyalarıyla uyanmış demektir. Donmuş zihniyetin, kurumuş ruhun, kaskatı kesilmiş çarpık vicdanın, yitirilmiş adalet duygularının, her gün kendini yeniden yaratmanın yolunun açılması demektir. Bilimsel zihniyet için koşullar uygundur. Avrupa’nın kazanımlarından çok şey alınabilir. Teknik de hazırdır. Daha kolay edinilebilir. Bu gerçekler ortadoğu rönesans’ının şansını ve gücünü belirlemektedir. Geçmişin dogmalarını, geleceğin hayallerini bilimsel temelde çözümlerse, tarih tekrar bir çağlayan olur ve geleceğe gürül gürül akmaya başlar. Umut o zaman gerçekten güce dönüşür, sel olup akar.

Bilimle aydınlanmanın güçlü birikimleri oluşmuştur. Eksik olan, bunları tarihe ve somuta yönlendirebilmektir. Bilimsel zihniyetle tarih çok zengin bir anlatıma kavuşacaktır. Günümüzü çözümlemek anbe an canlanmaya yol açacaktır. Tek bir insanımızı bile çözümlemek dünyayı anlamaya yeterli olacaktır. Bir yerde ne kadar düşüş gerçekleşmişse, o kadar yücelme imkanı var demektir. Ne kadar karanlık koyulaşmışsa, aydınlık da o kadar yakın demektir. Her şeye karşı eleştirel olabilmeliyiz. Ama gerçeği bulma umudunu  da asla yitirmeden.”

Diriliş devrimi sürecinde 21-28 mart tarihlerinin KAHRAMANLIK HAFTASI olarak değerlendirilmesi, tarih ile güncelin muazam bağını Rêber APO’nun ifade ettiği toplumsal gerçeğe müdehale ve tamamıyla geleceğe taşırmanın etkin bir mücadele gerçeğini, operasyonları olarak tanımlamak yeridir. Mazlum ve Mahsum arkadaşların şahsında Özgürlük şehitlerinin “Devrim görevleri karşısında ideolojik-örgütsel mücadele düzeyimizi sorgulamamız ve yetersizliklerimizi zamana yaymadan aşmamız gerektiği açıktır. Ve önemli olan tespitlerin yanısıra ona inanmadır. Esas öge budur.Tarihimiz boyunca, mücadelemizin mayasını oluşturan, özgürlüğümüzün teminatı olan kahramanlıklar bu ruhu taşıdıkları, bu yönlü bilinci oluşturdukları için zamanın ruhunu doğru okuyabilmiş ve çok kritik süreçlerde tarihe insanlık lehine yön vermeyi başarabilmişlerdir. Hiç bir engel ve gerekçe tanımadan yalnızca sürecin gerekliliklerine göre kendilerini örgütleyebilmiş, kendi şahsında militan duruşu zirvede temsil edebilmiş, örgüt duruşumuzun sağlamlaşmasında esas dinamik gücümüzü oluşturmaktadır. Verdikleri mücadele ideolojik esaslara dayandığından, önce kendilerinde yenilenmeyi güçlü başarabilmiş, sonra pratikleşen kişilik gerçeklikleriyle örgüt yaratan, örgüt bilincini ve ruhunu büyüterek mücadeleyi ilerleten belirleyici öncü güç konumuna gelebilmişlerdir. Mücadelenin dayandığı temel ilkelere inanç ve derin anlam yükleme, şüphesiz bu militan duruşun da mayası olmaktadır”.

1996 yılında bir doktor, Rêber APO’nun video kasetlerini izledikten sonra ulaştığı sonuç; Önderliğin beyni dörte ikisini kullanarak bu denli bir gücü açığa çıkarabilmiştir demekteydi. Bizde bunun oranı nedir ? diye sorulduğunda 0,5 olduğunu ifade etmekteydi. Önderliğin kendisini nasıl değerlendirdiği açısından anlamayı gerektiriyor. Sözkonusu olan insan gerçeğinin doğru değerlendirilmesine ilişkindir. Diriliş devrimi Kürdistan insanı ve toplumunun bir başlangıcı geliştirmiş olmasıdır. Asil olan toplumun içinden en seçkin yapılanmanın geliştirilmesi ve örgütlü özelliği ile bir beyin görevinin yerine getirilmesidir. ikinci stratejik süreç olan ve günümüzde de bunu yaşamsallaştırma çalışmasının geliştirildiği anında kendine özgü şekillenme; olgunlaşmanında zirvesi niteliğinde olmasıdır. Her iki dönemin kendine özgü karekteri gereği yüklediği sorumluluklar birbirini tamamlar düzeyde olduğu mücadele gerçeği açığa çıkarmaktadır.

Kahramanlık; doğal yapılanmanın bilimsel gerçekler ile yoğrulmanın kendisi olunmaktadır. Doğru ideolojik-felsefik şekillenmeyi ifade etmektedir. Bu temelde insani tüm yeteneklerin bir ana sığdırılmasının adı olmaktadır. Ve eğer tarihi olarak ötekileştirilenlerin bütün doğal özelliklerin, tarihsel-güncel olarak yaşam yollarının aralanması, tanımlanması ve kendisini bir hakikat halinde örmesinin tanımı olmaktadır. Özellikle ötekilerin bütün emeksel yaratımlarının uygarlık adına elinden alınması karşısında, yeniden kendi kazanımlarına ulaşması, tıpkı tarihte görülen ana tanrıçanın elinden alınan 104 me’ler gibi büyük bir mücadeleyi geliştirmenin anlamlılığını andırmaktadır. Veya kendisidir. Tarih boyunca dillendirilen tüm hakikatların sahiplerinin maruz kaldıkları müamele dikkate alındığında ne denli donanımı gerektirdiği daha iyi anlaşılır. Uygarlığın doğa ve topluma ait olan bütün olguları çarpıttığı, saptırdığı ve buna herkesi inandırmak istediği koşullarda ve sözkonusu Kürdistan olduğunda bunun neredeyse tarih ve günümüzün bir toplamı düzeyinde bir kopuşu yaşatmak istedikleri direniş açığa çıkarmış bulunmaktadır. Bu temelde hakkın yerini bulması, bunu gerçekleştirenlerin tarihin bir bileşimi niteliğinde olmaktadır. İnsanlık tarihi boyunca doğrunun,adaletin yerini bulmasını sağlamaktadır. Onları güncelleştirme, yeniden yaşamsallaştırmanın da kendisi olunmaktadır. En ahlaki olanı gerçekleştirmedir.

Bütün bu gerçekliğin kendisini bir sistem halinde geliştirmesi; insan doğasının işlevselliği, bütünselliği ve kendisini bir sistem halinde örmesini gerçekleştirmedir. Kürdistan’da gerçekleştirilen, tarihsel olarak uygarlık, günümüzde de merkezi uygarlık sistemi içinde değil, onun dışında ve bir alternatif niteliğindedir. Bu nedenle gerçekleştirilen Kahramanlığın bir başka rengininde tanımı olmaktadır. Egemen sistemin dışındadır. Yenidir. Tarihi bir bileşim durumundadır. Demek ki, sadece sosyal, kültürel, bilimsel, sanatsal, askeri beceri, yaratımlar, acılar, ölümler v.b’ın yeterli olmadığıdır. Eğer sonuçta, uygarlığın beslenmesine vesile oluyor, yaşam kazandırıyorsa, orada bir yetersizliğin olduğunu göstermektedir. Rêber APO’nun geliştirdiği, şehitlerin bu çizgiyi yaşamsallaştırıp, kurumlaştırdığı, başta Kürdistan halkı olmak üzere ortadoğu halkların selama durduğu bir duruştur sözkonusu olan. Kahramanlık; Tarihi zenginliklerin altınsal bir bileşimi ile şekillendirdiği bir kişilik ve toplumun gerçeğe ulaşması olmaktadır. Bir başka değişle tarih yaratan bir KAHRAMAN HALK olmanında şanı, şerefi durumundadır. Geliştirilen mücadele, sadece bir ülkenin veya toplum için anlık bir cevap niteliğinde de öteyi ifade etmektedir. Kapitalist modernite sürecinde de gelişen direnişleri de aşan bir gerçekliği ifade etmektedir. Gerçekleştirilen direniş tarih boyunca ÖTEKİLEŞTİRİLENLERİN bir sözcülüğü niteliğindedir. Tüm kazanımların bir bileşkesi, onun bir sistem halinde geliştirilmesi, örülmesidir. Bunun adı, DEMOKRATİK UYGARLIKTIR. Günümüzde özgürlüğün kazanılma mücadelesinin çok çetin, neredeyse tarihin bir toplamı niteliğinde seyretmesi bu nedenledir. Ve anlaşılır bir durumdur. Mazlum ve Mahsum arkadaşların şahsında şehitlerin insanlığa, ortadoğu halklarına ve Kürdistan toplumuna armağanı olarak ele alınmak durumundadır. Şehitlerin Önderliğe ve Kürdistan halkına olan bağlılık ve SÖZ’ün ne denli değer yarattığını da tarih tanıktır.

Şehitler bir sistemdir !

Şehitler ölümsüzdür !

Bijî Rêber APO       !