|
İz Sürerek yaşama Tutunmak…
Seyit EVRAN
Her canlı
kendisinden öncekini izini sürerek yaşar. Hayata kendisinden öncekilerin
izleri üzerinde yürüyerek tutunur. Kendisinden öncekilerin izleri
üzerinde yürüyerek gerçeklere ulaşır. Amaçlarına ulaşır, özlemlerini,
hasretini gerçekleştirir. Ötesi yoktur. İz sürmeden yaşama gerçekten
uzak olmaktır. İz sürmeyi unutmak belleksizleşmektir. Atalarının,
dedelerinin, dostlarının, yoldaşlarının izlerini sürmeden yaşamak başka
bir otun üzerinde yeşermeye başlamaktır. Oysa her ot kendi kökü üzerinde
yeşerir diye bir halk deyimi var. Kendi kökü üzerine yeşermeyen ot
yabancılaşır. Kendisi olmaktan çıkar. Bir başkasına dönüşür. Zaten
kavgamızın temel sebeplerinden biri de bu değil.
Kendimizi olmak için düştük bu yollara. Vurduk kendimiz dağların
kuytuluklarına. Dağların zirvelerinde yakılan ateşin izini sürerek
tırmandık. Yılan gibi kıvrılıp zirvelere doğru yükselen patikaları o
yüzden arşınladık. Karda, çamurda kalan insan izleri üzerinde yürüyerek
yol aldık ve almaya da devam edeceğiz. Dağlara sürdük izimizi.
Dağlılarla sürdük iyinin, güzelin, doğrunun, geleceğin izini.
Yollara, patikalara sinmiş bakışları, asılı kalmış gülüşlerin izlerini
toplayarak yol aldık. Durmadan dinlemeden yol aldık yarınlara doğru.
Nede olsa biz sahipsiz bir halkın çocukları olarak hayatın orta yerine
doğmuştu. Bu halkın tarihin tozlu sayfaları arasında kalmış izlerini
takip etmek için çıkmıştık yollara.
Ve bizden
öncekilerin ayak izleri üzerine yürüyorduk.
Her
geçtiğimiz yerden bir başkasının izine rastlıyorduk.
Ve her
geçtiğimiz yerden bir başkasının izini arayarak yürüyorduk.
Yüreğimizi
avuçlarımızın arasına almış iz sürücüleri olarak yürüyorduk dağların
sonbaharda tenhalaşan zirvelerine doğru.
Bu halkın
çocukları bu izlerin peşi sıra bu yollara dökülmüştü. Kürt halkının
çocukları tarih boyunca kendisinden öncekilerin ayak izlerini sürerek
yürüdüler.
Kürt
çocukları iz sürmeyle yürüyerek bu günlere geldiler. Dağları yaşam
mekanı bellediler. Çocukluklarını, gençliklerini, geleceklerini
sürdükleri izlerde aradılar.
Dün Leyla
adında bir Kürt Kızını gördüm. Leyla’yı daha öncede görmüştüm ve azda
olsa tanıyordum. Şu an Hewler üniversitesi Arkeoloji bölümünde okuyor.
Leyla’yı görünce işte kendisinden öncekilerin izini sürerek büyüyen ve
sürdüğü iz üzerinden yürüyen bir Kürt kızı dedim kendi kendime.
Leyla
henüz iki yaşındayken babası iki amcasıyla birlikte gerilla saflarına
katılmış. Babası ve iki amcasının gerillaya katılmasından sonra düşmanın
başlayan baskısı yüzünden Leyla’nın çocukluk günleri karartılmaya
çalışılmış. Büyük amcasının ailesiyle birlikte önce ilçeye göç etmişler
ardından Güney Kürdistan’ın yolunu tutmuşlar. Güney Kürdistan’ın yolunu
tutmadan önce Leyla annesiyle birlikte babasını izini sürmüşler. Dokuz
yaşına geldiğinde 91 yılında babasına dair buldukları iz üzerinden
yürüyerek babasını görmeye gitmiş. Ardından 95 yılında bir kez daha
babasını ve büyük amcası Musa’yı görmüş. Ancak küçük amcasına dair
hiçbir ize rastlamamış. Leyla’nın içinde küçük amcasına dair bir ize
rastlamak hep bir özlem olarak kalmış. Onu sorup durmuş. Önce babasına
ve büyük amcasına sormuş küçük amcasını. Babası ve büyük amcası yaşı
küçük diye Leyla’ya küçük amcasının şehit düştüğü söylenmemiş. Baba ve
büyük amcasının verdiği cevap Leyla’yı tatmin etmemiş o yüzden gördüğü
her eski gerillaya küçük amcasını sorup durmuş. Çünkü Leyla’da küçük
amcasına dair bir emanet kalmıştı. Emanetini çocukluk günlerinden
yanında taşıyıp getirmiş. Amcasından kendisine emaneti ise şöyle
anlatıyor, “Babamı ve büyük amcamı evde hatırlamıyorum. Çünkü ben iki
yaşlarındayken onlar katıldı. Küçük amcamda aynı yıl onlarla katıldı.
Ama onu hatırlıyorum. Çünkü bağ bozumu zamanı olan bir sonbahar günü
pekmez yapmak için çıranın hazırlanması gerekiyordu. Bizim orada da
üzümler ayakla ezilip şırası çıkarılıyordu. Üzüm ezme işi küçük amcama
verilmişti. O tam üzüm ezmeye başladığı sırada ağlayarak ona
yaklaşmıştım. Oda beni omuzlarına alıp o üzüm ezme işine devam etti. Bu
bir emanet ve anı olarak bende kaldı. Hayal meyal o anı hatırlıyorum.
Amcamı bu şekilde hatırladığımı anlattığımda bizimkiler inanmadılar. Ama
olayı hatırladılar. Yıllar sonra babam şehit düştü. Büyük amcam Musa’da
hastalıktan şehit düştü. Onlara dair hayatta çok iz kaldı. Biz çocukları
birer iz olarak kaldı. Yine babam ve büyük amcama ait fotoğraflar kaldı.
Ama küçük amcama dair hiç ize rastlamadım. Ve o yüzden de ona dair
herhangi bir ize ulaşmak için sorup durdum. Sonunda amacıma da ulaştım.”
Leyla’nın
küçük amcası 1986 yılında efsanevi Kürt Gerilla Komutanı Mahsum
Korkmaz’ın yaşamını yitirdiği pusuda yaralanıyor. Olaydan on yedi gün
sonra arkadaşları tarafından saklandığı yerde askerler tarafından fark
edilince bombayı kendisinde patlatarak yaşamını yitiren ilk gerilla
oluyor. Leyla bu bilgileri Gerillanın Sarı İbrahim’i olarak bilenen
gerilla komutanıyla yapılan bir röportajda öğrenince izini aradığı küçük
amcasına dair bir iz bulmuş olur. O günden sonra bu kez amcasına dair
daha kalıcı bir iz aramaya başlar. Gerilladan da geleceğe kalan en
kalıcı izlerin başında ise kendisinde kalan bir fotoğraf olur. Leyla
babasından kendileri, büyük amcasından da çocukları ile fotoğraflarının
kaldığını o yüzden onlara dair çok sayıda iz kaldığı için daha başka
izleri arama gereğini duymadığını ancak küçük amcasına dair herhangi bir
ize rastlamadığı için durmadan ona dair bir iz aradığını belirtiyor.
Ancak o dönemlere ait çok fazla fotoğraflarda bulmak meseledir. Çünkü
Kürdistan dağlarında bir fotoğraf çekmek o kadar kolay değildi o
dönemde. Hele hele birde bir gerilla olarak fotoğraf çekmek çok daha
zordu. Çünkü fotoğraf çektirmek bir mesele, negatifleri karta basmak bir
başka meseleydi. O yüzden o günlerden kalma küçük amcasına dair herhangi
bir fotoğrafta bulamıyor Leyla. Ancak hiçbir zaman bu arayışından
vazgeçmiyor. Sonunda doğduğu ancak büyüyemediği kentin nüfus
dairesindeki kütük defterinden bir fotoğraf bulma gibi fikir gelir
aklına. Sonunda oradan küçük amcasının daha gerillaya katılmadan önce
çektirdiği vesikalık fotoğrafını bulur. Şimdi o fotoğrafı cüzdanında
taşıyor. Babasının, büyük amcasının değil, küçük amcasının fotoğrafını
cüzdanında taşıyor. Ve ailesine ilişkin soru soranlara cüzdanını çıkarıp
göstererek bu benim küçük amcam Metin, yıllar sonra bu fotoğrafını
buldum diyerek daha sonra ailenin tamamını anlatmaya başlar.
Leyla o
fotoğrafı bana da gösterdi. Fotoğrafını gösterdiği amcasından söz
ederken gözlerinin içi gülüyordu. Nede olsa yıllar sona yıllar boyu
izini aradığı amcasına dair bir fotoğraf bulmuştu. Bulduğu fotoğrafla
amcası bulmuş gibi seviniyordu. Zaten amcasından da ona o fotoğraftan
başka bir şey de kalmamıştı. Birde çocukluk yıllarında omuzlarına alıp
üzüm ezme anısı kalmıştı ona.
Leyla’nın
şimdi bir ablası birde ağabeyi gerilladır. Bir de büyük amcasının kızı.
Her yıl cebinde küçük amcasının fotoğrafıyla onları görmek için
üniversite okuduğu Hewler çıkıp dağlara gelir. Onları görüp görmemesi de
onun için çok önemli değil. Onun için önemli olan onların dağlarda
bıraktığı izlerini hala takip ettiğinin mesajını vermektir. Geleceğe bu
iz üzerinde yürüyeceğini göstermek onun için önemli olan.
Leyla bir
Kürt Genç kızı olarak iz sürerek hayata tutanlardan sadece bir
tanesidir. Ve onun gibi iz sürerek hayata tutunanlar kalır gerçek
yaşamda. Doğru yaşamda. Ötesi ötekileşmektir. Başkalaşıma uğramaktır.
Çünkü insanın düşüncesi de, yaşamı da üzerinde yürüdüğü iz belirler.
Leyla gibi
yüzlerce, binlerce Kürt genç kızı ve delikanlıları var. Kimisi babasının
bir fotoğrafıyla izi üzerinde yürürü, kimisi ağabeyinin bir fotoğrafıyla
onun izi üzerinde yürürü, kimisi ablasının bir fotoğrafıyla onun izi
üzerinde yürür, kimisi amcasının, kimisi sevgilisin bir fotoğrafıyla
onun izi üzerinde yürür.
İz sürerek
yaşama tutunmaktır bunun adı. İnsanı güzel günlere, iyi bir geleceğe
götürende bu izler olur. Her ot kendi kökleri üzerinde yeşerir misali bu
izler üzerinde yürümekle güzel yarınlara ulaşılır.
|