|
Erkek Terörü Tüm Toplumu Vuruyor
Dilzar Dîlok
Türkiye’de
şiddetle süren erkek terörü başta biz kadınlar olmak üzere tüm toplumu
bıktırdı. Ortadoğu’daki patlamalar gibi
nerde bir erkek şiddeti patlayacağı, kimin mağdur olacağı ve hangi
zararların oluşacağı bilinemiyor. Erkek terörü tüm kadınları hedef alıp
vurduğundan bu soruların önemi de kalmıyor. Öyle ki, erkekler arasındaki
kavgaların dahi muhatabı, vurgun yiyeni kadın oluyor. Bir süredir kadına
yönelik tecavüz ya da şiddeti tartıştığımızdan toplumda da bir
bilinçlenme oldu ama bu sorunların çözümlenmesi tabi ki salt
tartışmalarla olmuyor. Çözüm köklü değişimlerle mümkündür. Yasalardaki
erkek korumacılığının kalkması, eğitim sistemine toplumsal
cinsiyetçiliğin giderilmesi, özgür toplum-özgür bireyin yaratılması ve
cinsiyet özgürlükçü, komünal-ahlaki toplum konulu derslerin konulması bu
şartlardandır.
Ayrıca
toplumun her gün gördüğü, duyduğu ya da bir şekilde muhatap olduğu
yöneticilerin cinsiyetçi dil, üslup ve davranışlardan, cinsiyetçi
zihniyetten kurtulması zorunludur. Yoksa sonuç değişmez. Bir öğretmenin
minik öğrencilerine yalan söylemenin ahlaki olmadığını öğretmesi ve
bunun sonuçlarını kavratması çok önemlidir. Ama ülke yöneticilerinin her
gün yalan söylediğini gören çocuğun aynı ahlaki değerlerle yetişkinlik
evresine geçeceği iddia edilemez. Türkiye’de her gün, tüm toplum
kesimleri siyasiler şahsında yalanın, hakaretin, kabalığın,
kıskançlığın, haksızlığın ve daha birçok ataerkil zihniyet ürünü negatif
özelliğin ne olduğunu görmekteler.
Aynı tarzla
toplumun nasıl erkeksileştirildiği de bu kişiler şahsında görülmektedir.
Bunun en belirgin örneği başbakan ve diğer yönetici elittir. Bir
başbakanın “ananı…!” diye başlayıp “al git!” diye sürdürmesindeki
erkeksi şiddet vurgu aşağılayıcıdır! Bir muhalefet partisi liderinin
“açıklamazsan ağzına…!” diye başlayıp ardından “biber sürerim!” diye
bitirirkenki hakaret dolu vurgu, yeni neslin özgür geleceğini
katletmekte ve çocuklar böyle zehirlenmektedir. Toplumkırımcı erkek
zihniyeti Türkiye’de siyasilerce sürdürülüyor. En kaba haliyle ve de
toplumun gözünün içine bak baka erkek terörü meşrulaştırılmaktadır.
Tabi burada
önemli bir gerçek vardır: Erkek terörü sadece kadınları değil tüm
toplumu hedef alıyor. Erkekliğin terörü çocuklar, kadınlar, yaşlılar,
ezilenler ve bilcümle tasniflerle parçalanan tüm ötekileştirilenleri
vuruyor. Erkek terörü, ordu ya da diğer silahlı güçlerde somutlaşıyor
olsa da siyasetçiler şahsında bu katillerin prototipleri oluşturuluyor
ve sokağa salınıyor. İnsanların(kadınların) sokakta güven hissiyle rahat
hareket edememeleri bunun sonucu oluyor. Çünkü kadın düşmanlığı anayasal
güvenceyle ve siyasilerin pratikleriyle pekiştiriliyor.
Türkiye’deki
parlamenter siyasetin dili toplumun çok gerisindedir. En kolay dil olan
erkek dili, meclisten parti mensuplarına, oradan da tüm topluma
yayılıyor. Seçim hazırlıkları mahiyetinde yapılan geziler, konuşmalar ve
halka hitapların arttığı şu günlerde, halk zorlu hava şartlarına rağmen
meydanlara toplansa da halka hitap yoktur. Başbakan muhalefete hitap
ediyor, CHP’lilere yönelik hakaretlerini, küfürlerini halkı istismar
ederek dile getiriyor, bir türlü muhalefet olamayan CHP başkanı da aynı
minvalde cevaplar veriyor. Özde ise yapılanların tümü toplumsal
değerleri istismar ederek iktidar cilveleşmesini sürdürmektir. Çünkü
bunlarda hiçbir toplumsal kesim kendini görmemekte, hiçbir toplumsal
kesimin yaşam koşullarında bir iyileşme ortaya çıkmamaktadır.
Erkek terörü,
meclis başkanının başbakanı, kendi parti başkanını güreşte sırtı yere
gelmeyen başpehlivana benzetmesi ve bunu da gururla dile getirmesidir.
Türkiyeli kadınlar bu erkek üsluplarını dinleme, bu zihniyete katlanma
ya da bu zihniyetin gölgesinde yaşamaya mecbur değiller. Zaten bu yolla
siyasetin bir erkek işi olduğu hatırlatılıyor. Toplumsal bellekte
kadınların siyaseti yapamayacağı kanısı oluşturuluyor. Bunlara rağmen
yapmaya yeltenen olursa onun da böyle başpehlivanlar gibi güreşebilmesi
şartı öne sürülüyor ve siyaset sahnesine çıkacak kadınlara erkekleşme
dayatılıyor. Sistemin öldüren ikilemi kendini tekrarlıyor:
“Ya erkek ol
ya da erkeğin kölesi!”
Güç
anlayışını erkekleşmekte gören, ataerkil zihniyetle bütünleşmenin
yaşamak için başat şart olduğunu dayatan bir sistemin zincirlerinden
henüz kurtulmaya başlayan bir bölgenin kadınları bu durumu kabul edemez.
Anlamlı yaşamak için doğru politik bilincin ve eylemin ortaya çıkması
şarttır. İlk adımlardan olan kadın meclisleri güzel bir örnektir.
Özgürleşmek doğru politikayla olur. Politikanın erkek işi değildir. Bu
gerçeği dile getirebilmek erkek terörünü durdurabilmekle bağlantılıdır.
Yoksa anaları
her an bedenen ve siyaseten katledip sonra da cenneti onların ayakları
altına seren bir zihniyetin kuması oluruz ki, bu köleliği hiçbir kadın
istemez!
|