| |
ERKEK SİSTEMİ VE TECAVÜZ
KÜLTÜRÜ YAŞAMIN HER ALANINDA
GÖRÜLEBİLİR
“Ölümden korkmuyorum ama taşlanarak ölmek canımı acıtır diye
korkuyorum” diyordu. Ailesini, iki çocuğunu, sevdiği ve değer verdiği
dostlarını geride bırakacak, ölecek. Daha doğrusu çok korkunç bir
cinayete bile bile kurban gidecek. Ama ölümden korkmuyor. Vakur ve
metanetli bir duruş sergiliyor verilen ferman karşısında. Fermanda büyük
yerden, erkek kocadan, erkek molladan, erkek muhtardan. Devletten ya da
devleti oluşturan, varlığını dayandırdığı yapılardan. Sadece ölüm
biçimi tedirgin ediyor, korkutuyor Süreya’yı. Adı Süreya. Adı çok da
önemli değil aslında. Bir kadın ve bu içerisinde yaşadığımız toplumsal
gerçeklik, Süreya şahsında biz kadınlara ölümlerden ölüm beğen diyor.
Sistem ve sistemi sürdüren, beslenme kaynağını sağladığı
kurumlar. Koca, molla ve muhtar yani devletin kendisinin varlığını
kurumsal kıldığı, komplocu, yalancı, tecavüzcü karakterini, sömürü
sistemini bu kurumsal varlıklarla geliştirdiği ve derinleştirdiği bir
avuç zavallı, iradesiz, korkak Allahın kulları. Geçenlerde Süreya’nın
taşlanması ya da Süreya’nın gözyaşları adlı bir film izledim. Bu filmin
bende yaratığı çok derin etkiler oldu. Söz konusu bir kadın değil. Söz
konusu tecavüz, zülüm, komplo, yalan, toplumsal baskı ve şiddetin her
an, her saniye kadınların ensesinde hissettikleri ve bunlarla yaşamak,
katlanmak zorunda bırakılmaları. Filmde Süreya’nın yaşamına tecavüz
edildi. Recm ettiler Süreya’yı. Biz kadınlarda evde, iş yerinde, okulda,
yaşamın her hangi bir alanında her saniye tecavüz yaklaşımlarıyla,
yalanla, komplo ve kandırılmayla karşı karşıya kalmıyor muyuz?
Analarımız kız çocuk doğurdu diye, çocuk kız doğdu diye hep dışlanıp
horlanmadı mı? Kadın olduğumuz için iş gücümüz zayıf görülüp hakkımız
gasp edilmedi mi? Ana olarak evde, zayıf işgücü olarak iş yerinde kısaca
kadın olarak toplumsal bütün yaşam alanlarında sisteme, işverene,
kocaya, babaya, abiye, kul köle edilmedik mi? Bu anlamda tecavüzcü
yaklaşımlara maruz kalmadık mı? Yaşarken öldürüldük bir anlamda bu
insanlık dışı uygulamalarla.
Tecavüz denince sadece cinsel anlamda bir şeylere maruz kalmak
degil sorun. Kadın olarak bedensel, ruhsal, psikolojik olarak tecavüz
kültürüne maruz kalmak. Metaya dönüşüp pazara sunulmak ve istemeyerek,
farkında olmadan cellâdını güçlendirmek. En ağır tecavüz budur zaten.
Kullanılıp sisteme kar getiren ama bir yandan da dirençsiz, iradesiz,
kendisi olmaktan çıkarılmış, dilsiz eylemsiz kılınmış bir gerçeklik.
Adını değiştir, mühimde değil adı. İran’da Süreya, Adıyaman’da Medine,
her an her yerde herhangi bir kadın aynı kaderi paylaşabiliyoruz. Adı
çok önemli değil. Ve öldürme, tecavüz, küçük düşürülme kısaca her tülü
vahşet uygulaması da aynı elden, erkek elinden ve erkeğin yarattığı
zihniyet yapısından bu zihniyet yapısının geliştirdiği sistem eliyle
geliştiriliyor. Sisteme tabi olan, ona boyun eğen ve sistemin kölesi
olan her erkek bu saydığımız kadın aleyhine yürütülen eylemleri
gerçekleştirmede tereddüt etmez. Çünkü erkekçi sistemin başka türlü
ayakta kalma gücü yoktur. Kadın ve onun toplumsal değerlerine ne kadar
saldırır, el koyar ve egemenlik sağlarsa erkekliğini kanıtlar. Evde
baba, eş, ağabey, okulda öğretmen, sokakta polis, iş yerinde patron.
Sistem, zihniyet erkek egemenlikli şekillenmenin yürüttüğü bir
sistemdir. Erkek de aslında devlet, iktidar, egemenlik ve güç karşısında
ezilmiş, iradesiz, toplumsal olarak kadın kadar tecavüz edilmiş erkek.
Bu tip erkeği de sistem kendisi yaratmış ve bu yaratılan ucube yapı
şahsında da sistem kendi gücünü sınar ve açığa çıkarır. Aslında erkeğin
ve devletçi sistemin gücünün sembolik ifadesi halini alır tecavüz. Kadın
da her an bu gerçekle karşı karşıya kalır. Onu için yaşarken öldürülme
dedim. Bu sonuca ulaşıyorum ben. Egemen erkek eliyle ve zihniyetiyle
oluşan sistem öldürür. Öldürme her zaman fiziki de gerçekleşmez.
Öldürmeni de biçimleri vardır ve en çok acı olanı da bu farklı
biçimlerdir sanırım. Sistem genel anlamda ne kadar sömürür, gasp eder
ve el koyarsa o kadar güçlü sayılır. Nasıl ki erkek tecavüzleriyle yiğit
ve başı dik ise bu da aynı şeydir. Birbirini besleyen bir yaklaşımdır
aslında. Erkek sistemi ve egemenlikli zihniyeti kendini yeniden yeniden
üretmesi mantığıyla işler. Yani bu, kadının dünyası değildir.
Toplumsallığın varlık nedeni, yaşamın temel kurucusu ve anlamın,
yaşamın özü kadın dünya çapında ve özellikle de orta doğuda
kimliksizleştirilerek, dilsizleştirilerek, köleleştirilerek toplumsal
alandan silinmeye çalışılmıştır. Bu bir öldürme biçimidir. Kadın ve
toplumsal yaşam kapitalist egemen sistemin uygulamaları altında ezilmiş,
hakikatinden koparılmış, doğal, ahlaki ve politik yapısal gerçekliğinden
uzaklaştırılmıştır. Bu bir tecavüz olayı ve öldürme biçimidir. Kadın ve
kadına dayalı toplumsal yapı sistem uygulamaları karşısında silahsız,
savunmasız bırakılmak istenmiştir. Bu anlamıyla kapitalist sistem
tecavüzüne maruz kalmıştır. Beş bin yıllık komplocu, gaspçı, tecavüzcü,
öldüren sistem ve gelenek kurnaz erkek eliyle bin bir hileyle
yaratılmıştır. Bu gelenek bütün tarihsel gerçeklileri çarpıtarak,
parçalayarak ve kadının yaratığı toplumsal değerleri gasp ederek bu
günlere kadar kendisini kat kat güçlendirerek, kurumlaştırarak
getirmiştir. Toplumsal yaşam da bu anlamda kadın şahsında darbe yemiş,
payına düşeni almıştır.
Tabi bunların yanında tarihsel bir yaratıcı özeliği var kadının.
Bundandır özgürlüğünü, iradesini, benliğini kaybetmeme, ruhunu ve
bedenini kaybettiği yerde daha güçlü yaratma çabası ve karalılığı.
Egemenlikli zihniyet tarzı, yaşamı ve algısından farklıdır kadın
dünyası. Öz kaynağı farklıdır. Sevgiyle, inançla, umutla yoğrulmuştur
hamuru. Kendinin farkına varan, tarihsel bilincini kazanan, bildikçe,
öğrendikçe örgütlenen, emekle yaratığı toplumsal gelişimleri sahiplenen
duygu yüklü zekâsıyla bu gün ulaştığı düzeyle bunu kanıtlamıştır kadın.
Tolum yaşamı içerisinde tüm adaletsiz, dengesiz, haksız hukuksuz,
tecavüzcü yaklaşımlara karşı kadın olarak ayakta kalmak, kendini
yaratmak, özgürlük mücadelesi yürütmek zorlayıcı bir o kadar da onur
verici bir yaşam biçimi, tutumu olmuştur. Kadın bugün ulaştığı düzeyi
yürüttüğü özgürlük mücadelesi ile alın teri, emeği ile kazanmıştır.
Konumunu daha da güçlendirecek, varlığını koruyacak, özgürlüğünü
sağlayacak. Örgütlülük, dayanışma, bilinçlenme, irade ve öz gücünü iyi
tanıma ve açığa çıkarma temel silahları olarak önünde durmakta. Bu
silahları kullanma ustalığını da en üst düzeyde gösterecek yol ve yöntem
yaratıcılığı gelişkin. Kararlılık tam. Kim hangi güç durdurur kadını bu
aşamadan sonra. Toplumsal yaşamı ve anlamını emeğine ve özüne dayanarak,
el ele vererek, örgütlü ve eylem gücüyle sahip çıkmak, geleceği sanatçı
ustalığıyla iyi, güzel, doğru motiflerle örmek kadının özgürlük alanını
daha da genişletecektir. Zamanın ruhu her zamankinden daha çok kadının
doğal, paylaşımcı, eşitlikçi, demokratik yaşam düzenini, sistemini
kurmaya olanak sağlamaktadır.
10 .11. 2010
Özlem Gedik |
|