TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS

BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ
 

 
 

         
Emek ve İttifak
Deniz Karer

“İhtiyaçlar en büyük devrimcidir.” Topluluklar zihinsellikleri içinde maddi ihtiyaçlar nesnelerini hep aramış ve geliştirmek istemişler; yemek, barınmak, çoğalmak ve korunmak temel kaygıları olmuştur.  Yaşama dair ilk duygu yüklü yürek sancısı da ihtiyaçtan doğmuştur. Aslında bu ilk toplumsallaşmanın da ilk temel taşlarının döşenmesi hamlesiydi. Bu kök hücre hamlesinin mimarı da ana kadındır. Ana kadının yaşamla bağının daha güçlü olması kadında doğal-duygusal zekâyı daha gelişkin kılar. Çocukların anası olarak acıyla doğurganlı bir emekle toplumsal yaşamın esas sorumlusudur. Yaşamın farkında olması kadar, nasıl sürdürüldüğünü de bilmektedir. Toplayıcıdır; toplayıcılığı hem duygusal zekânın bir sonucu, hem de doğadan öğrenmiş olmasının bir gereğidir.

Bu yükler ana kadının ilk doğayla yapmış olduğu gönül bağıyla yarattığı sevginin, saygının ve dostluğun anlamlı ittifakıdır Bu ittifakın hamuru emekle yoğruldu. Yaşamı doğa ananın o sımsıcak bağrında kuran zekâ da duygu yüklü zekâydı. Yaşamı tıpkı doğa anadaki gibi capcanlı kurdu ve yaşadı. İttifakın temeli böyle atıldı. Toplum maddi ve manevi ihtiyaçlarını (olumlu-olumsuz) karşılayarak kendini günümüze kadar bir nehir (daha sonra çatallı oldu) taşıdı. Bizim ittifak esprisinden anlayacağımız başta insani ihtiyaçlarımızı karşılayan ve doğayla dostluğu pekiştirecek özü taşımalıdır. Çünkü anlamlı ilk yaratılan ilk ittifakın geleneği böylesi bir hamurla yoğrulup toplumsal bir hafıza yarattı.

Ancak tarihsel toplumsal gerçekliğe baktığımızda bozulan ilk toplumsal omurgada ittifak gerçeği de nasibini almış durumdadır. Avcılık kültürü üzerinden inşa edilen zihniyetin ilk marifeti komplo ve gaspa dayalı olduğuydu. Ahlaki politik toplumun karşıtı bir toplumsal gerçeklik yaratıldı. Burada en büyük darbeyi tabi ki anlamlı emeği yarattığı zihniyet gördü. Karşıt zihniyet kendini bir ahtapot gibi toplumun tüm hücrelerinde hissettirdi ve toplumsal gerçekliğini inşa ederek insanlığın beyninde duvarlar örerek yüreğini karattı. Günümüz gerçeğine baktığımızda özellikle emek hareketinin ittifak anlayışı ve arayışına baktığımızda bu gerçekler bağlamında değerlendirmek zorundayım. Hele, hele demokratik özerkliğin hummalı inşasının beyin yürek bağlamında tanrısallık düzeyinde yapıldığı günümüzde elbette ki içimizle ve dışımızla yapılan veya yapılacak ittifakların anlam ve önemi çok değerlidir.

Emek hareketinin şu andaki duruşu misyona denk bir duruş değildir. Başta insanlık mücadelesinin yarattığı kazanımlar ve özelde haklarımızın ve emekçilerin yıllardır verdiği onursal kimlik mücadelelerinin çağa uygun bir biçimde tam anlamıyla analiz ettiğimizi sanmıyorum. Özellikle kendilerine tarihsel misyon yüklenenler ve devrimci-demokratlar. Bir emekçi olarak önemli gördüğüm bazı hususları paylaşmak istiyorum: Başta ekmek, hava ve su kadar önem arz eden örgütlülük ve kimlik kazanımının anlam ve bilinç düzeyimiz çok zayıftır. Karşısına alternatif yaşam projesiyle çıkmak istediğimiz sistemin bence daha halen yukarıda bahsini yaptığım ilk yürek sancısının yarattığı dostane ittifak zihniyetiyle avcı kültürün gaspçı ve komplocu ittifak zihniyetini kırmızı çizgilerle ayrışmasında yaşadığımız çıkmazlardır. Bu yüzden de yoğunca verdiğimiz emekler istenilen yaşamı kuramayıp ciddi bir güç olamıyor. Ayrıca ve çok önemli gördüğüm bir hususta demokrat, devrimci, çevreci, feminist yani kısacası sisteme alternatif hareket, kurum ve şahsiyetlerle yaptığımız bir türlü kuramadığımız demokratik ittifaklar.

Emek hareketi gerçeğiyle yüzleşme cesaretini gösterebilmelidir. Bence bu bir erdemliliktir ve tarihi halklar ve emekçiler karşısında da bir sorumluluktur. Bunu yapacağına inancım tamdır. Çünkü içinde bulunduğumuz süreç bunu böyle emrediyor.

 

Deniz Karer

02.12.2010