|
EMEK
VE İNANÇ(2)
“Aile İmamlığı” projesi nasıl uygulanmaya sokuldu tartışmaları da
beraberinde getirdi. Tartışmalara olumlu katılanlar ve karşı çıkanlar
oldu. Olumlu yaklaşanlar ve bu yönlü görüş belirtenlerin hepsini bu
projenin içten benimseyenleridir diyemem. En azında pratiğine bakmak
isterler. Kısacası zaman bunlar için öğretici olacaktır. Ancak tehlikeyi
gören ve geçmişte bu tür projelerin nasıl tek taraflı uygulandığını ve
nasıl sonuçlar yarattığını yaşayarak gördüler. Ve bu projenin günümüzde
ise, halkların ve emekçilerin ortak emek yoğunlaşmasıyla yaratılan,
çimento rolünü oynayan ve birleştirici unsur olan manevi değerlerin
eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşama hizmet etmeyeceğidir. Ben de bu görüş
ve kaygılara içten katılmak istiyorum.
Projeye karşı çıkanlar başta bazı akademisyenler, Alevi örgüt ve
kurumları, çeşitli azınlık halkların kurumları ve temsilcileri oldular.
Bunların dışında başkaları da olabilir. Bunların yanında KESK’e bağlı
Diyanet ve Vakıf Emekçileri Sendikası(DİVES), Din Adamları Dayanışma
Derneği(DİAY-DER) ve Civaka İslâmî ya Kurdistan-Kürdistan İslam
Topluluğu(CÎK). Benim bunlardan çıkardığım ortak bazı sonuçlar; bu
projenin İslam’ın Sünnî mezhebini özünde boşaltarak geçmişte olduğu gibi
şimdide tek taraflı kullanmalarıdır. Bu projenin zihniyeti İslam’a
hizmet etmeyeceği gibi İslam’ı da doğru temsil edemeyeceği yönündedir.
Ve mezhepler arasında var olan çelişkileri daha derinleştireceğidir.
Halklar ve emekçilerin ortak emek yoğunlaşmasıyla yarattıkları manevi
değerlerine bir darbedir aslında.
Bir emekçi olarak bu projenin zihniyet ve uygulama biçimine yapılan
eleştiri ve değerlendirmeleri yerinde ve zamanın da yapılmış olarak
görüyorum. Ancak günümüz ve çağa uygunluğu açısında yetersiz buluyorum.
Bu duyarlı kurum ve çevrelerin belki çok ciddi çalışmalar ve
hazırlıkları da olabilir. Takip ettiğim ve anladığım kadarıyla kamuoyuna
yansıtılmadı. Neden yetersiz bulduğuma ilişkin ise, karşında kurulu
bir sistem var. Bu sistem başta kendi hegemonyasını ve küresel
hegemonyacıların çıkarlarını korumak ve yaşatmak için içerde ve dışarı
da ciddi bir çaba ve örgütleme içinde olup maddi ve manevi destek
almaktadır. Ve bu yönlüde çok ciddidirler. Kendilerini “yenileme ve çağa
uyarlamayı da başlattıklarını ve değişik projelerle yollarına devam
edeceklerini belirtiyorlar.” Yurtsever inanca, alevi mezhebinde olanlara
ve değişik halkların inançlarına yaşama ve örgütleme imkânı sunmadığı
gibi çalışmalarını engelliyor, şehit ediyor, tutukluyor ve “açılım”
adına sahte çalış taylar düzenliyor. Tabii bunların yanında da
“sahtelerini” alternatiflik adına öne çıkarıyor ve kurumlaştırma
çabasını veriyor.
Emekten yana olan halklar ve emek cephesine ve onun inancını ortak ve
güzel bir yaşamla taçlandıranların yaklaşımı, başta doğada süzülen ve
toplumsal hafızayla çağlara aktarılan bir zihniyetin projesi
çerçevesinde olay ve olguya yaklaşılmalıydı. Bu yönlü yaşadığımız
coğrafyanın zenginliğinden, dünyada yaşanan pratiklerden, deney -
tecrübelerden ve Sayın Abdullah Öcalan’ın eserlerinden
yararlanılabilinir. İçinde bulunduğumuz süreçte bunu emretmektedir. Eğer
biz “Demokratik Cumhuriyet ve Özerk Kürdistan formülünü” yaşamsal kılmak
isteyeceksek ve bunun toplumsal sistemini geliştirmek istiyorsak, inanç
yönünde de bizim ciddi, somut ve kapsayıcı kurumlarımız, örgütlülüğümüz
ve projelerimiz olabilmelidir.
Bizim görüş ve eleştirilerimiz bu bağlamda olabilmelidir. Bizim
demokratik çözümümüz olabilmelidir. Bu yönlü bir irade sahibi olursak
başta ne yaptığımızı kamuoyuyla paylaşır ve güven veririz. Oynana tüm
oyunları rahatlıkla boşa çıkaracağımız gibi, artık kolay kolay sinsi ve
kirli hesaplarda yapılmaz. Her yönden de dikkate alınırız. Çünkü tarih
bize böyle bir misyon yüklemiş. Bizim yeni model oluşturmamız gerekiyor.
İlham kaynağı olabilmemiz lazım. Bu bağlamda Alevi canların Ankara’da
yapmış oldukları insani hakları için eylemi yürekten selamlıyorum ve
başarılar diliyorum.
Deniz Karer
|