Emek ve Eko-ekonomi

                                                        Deniz Karer

Günümüz dünyasının en çok üzerinde konuştuğu, tartışıp düşünce üreterek çeşitli projeler çerçevesinde çözüm aradığı temel konuların başında ekonomi gelmektedir. Toplumun temel sorunları olan açlık, işsizlik, çevresel sorunlar, insan sağlığı ya da yaşam ile ilgili neredeyse tüm konularla bağlantısı kurularak yerelden başlayarak evrensel çapta ele alınmaktadır. Tabii toplumun ekonomi ve ekonomi sorunları ele alındığın da bunun tarihi arka bahçesine bakmak gerekir. İnsanlığın yüzde doksan sekizlik zamanda yaşadığı İlk toplumsallaşmada rol oynayan ekonomi ile daha sonra beş bin yıllık hiyerarşik-devletçi sınıflı uygarlığın tarihinde nasıl bir rol oynadı. Veya algı düzeyinde zihniyet kazandı. Parçalıda olsa bu köşede ekonomi-kooperatiflerle ilgili yazılan makalelerde zihniyet hususuna biraz değinmiştim. Başta oluşumu anlamaya çalışalım.  Çünkü toplumun bu temel sorunu hiçbir zaman hiçbir gerekçeyle ertelenmeye gelmez. Önemlidir. Önemi ise toplumsal inşa süreci yaşadığımız bu dönemde hayati bir rol oynadığı içindir. En başta ahlaki ve politik mantığı topluma kavratmak gerekiyor. Temel düşünce anlayışını oturtamazsak, doğru bir sonuç alamayız. Her şeyden önce mantığında netleşmek gerekiyor. Toplumu bu düşünce mantığına odaklamak gerekir. İnsanları bu temelde ikna etmek gerekiyor. Tabii komünal-demokratik değerler ifadesi olan ahlaki ve politik toplum inşa zihniyeti kendini komün mantığıyla örgütler. Ve başta bunu yaşamın ahlakında oturtulması gerekir. Bu temel de toplumda yaşamsal hayati ihtiyaçları karşılayacak şekilde bir ekonomi sistemi yaratmak gerekiyor. Ekonomik faaliyetin ilk çıkışına bakalım. Ana-kadın işidir. Veya “kadının evi geçindirme yasasıdır.” Ananın çocuğu beslemesi ve yaşamsal ihtiyaçlarını bulması ve gidermesi gerekir. Tabii bunları önce doğada hazır bulduklarıyla yapardı. Daha sonra da bizzat yaratımları olan icatlarıyla yaptı.  Bütün bunları yaparken doğayla bir dostluk espirisi içerisinde gerçekleştirir. Gruplar ve topluluk halinde yapılır. Birlikte yapılır ve birlikte paylaşılırdı. Eşitlik, özgürlük, iradeli katılım ve yaratıcılık vardı. Burada ne tahakküm nede bir birbirini yok etme var. Denilir ya: “adeta ana- çocuk ilişkisindeki gibidir.” Bu yüzden de “ekonomi demokrasidir.” Ve ya “ekonomi bilimi kadın bilimi jineloji içinde yer alabilir.” Denilmesinde ki gerçek bu toplumum hayati yaşamsal konusunu sağa-sola çekmemek içindir. Şu nokta da daha halen çok zorlanmıyor muyuz? Toplumun bu yaşamsal ve hayati faaliyeti olan ekonomi işi,  sanki birilerinin işidir yapar da, birilerinin de işi değil ve hiç beceremez. Hal bu ki gerçekliğimiz böyle değildir.  Yaşadığımız coğrafyaya bir bakalım. İlk yaratımların ana kaynağıdır. İnsanlık ve doğa bu ana kaynakta yaşama filizlendi. Bu ana kaynaklar nice uygarlıklara analık yaptı. Ve daha halen bu kadim topraklarda nelerin yaşama dair fışkırdığını herkes görebiliyor. Bu zihniyet halkların ve emekten yana olan emekçilerin olamaz. Biz başta bu ve buna benzer yaklaşım ve zihniyeti kabul etmiyoruz. Ve bu yaklaşımları mahkûm ediyoruz. Nedeni çok açıktır. Bu egemenlerin kendilerinden önce ki bütün yaratımları alıp kendi süzgecinden geçirip, değişim-dönüşüme uğratıp kendine mal etmesidir. Ve her şeyi kendisiyle başlatmasıdır. Bu benmerkezci zihniyetinin ürünüdür. Bu zihniyet kendini toplumun kolektif emeklerinin yarattığı değerler üzerinde inşa eder. O da gıdasını Sümer icadı olan erkek egemenlikli zihniyetten alır. Emeğin kutsallığından yana olan ve yaşamlarını alın terleriyle yaratanlar bu egemenlerin zihniyetini anlarlar ve mahkûm ederler. Esasını ise, özünden, öz köklerinden, kaynağından ele alır.  Ve böylece birey olmada ve toplumsal dokuyu örme çabası içinde olur. Ana-kadın toplumsallaşmadaki başarısını ve süreklileşmesini böyle başarır.  Bu nedenle de ekonomi toplumsal bir faaliyettir. Bu açıdan da toplumsal ekonominin gelişme düzeyi ne kadar güçlü olursa, toplumun gelişme düzeyi de o kadar gelişmiş olur.

 

 3 Mart 2011