Dilzar dilok

UZAKLIKLAR

 

Yılların belleğinde birikmiş keskin zamanların duyumsamalarını, acılardan süzülüp gelen ve yüzümüze yerleşen o yarım, kiminde biraz kırık, kiminde bir yüksek basıncı anımsatan gülüşleri uzaklardan anımsamayı, özgürlüğe özlemle dolup taşan, özgürlüğü özleyenlere özlemle dolup taşan tebessümlerin yüreğin orta yerine ekilmesini ve heval sözcüğüne sığabilen tüm anlamları nasıl anlatabilir ki insan beyaz sayfaların insafındayken. Hem de uzaklardan, çok uzaklardan. Uzaklar, duygularını anlatması için insana bahşedilmiş bir lütuf mudur diyorum kiminde. Çünkü yakınlıkların, birlikteliklerin ve paylaşımların normal geldiği, normalin yüceleşmediği, sıradanlaşarak normal olmaktan çıkmaya yöneldiği zamanlarda uzaklıklar, yüreğin kirlenmesi ve insanı çürütmesi tehlikesi karşısında yıldırım gibi yetişir insanın yardımına. Savaşların ve aşkların tarihi de bizlere bunu göstermiyor mu? Kirli birliktelikler, egemenlikli beraberlikler, güçlünün  zayıfı emip durduğu, emilecek kan çekildiğinde de yok ettiği biraradalıklar, toplumlar, halklar ya da bireyler açısından bir çürümeyi getirmiş ve büyüyen insanlık ağacının çürüyen dalları olmuştur. Çünkü doğanın ve doğalın kendi özgür tercihleri dışında yapay zorunluluklara mecbur kılınması onu doğal gelişiminden de alıkoymuştur. Burdan itibaren başlayan kirlenme ve çürüme karşısında da, insanı gerçekten seven, yaşama yürekten inanan yaşam aşıkları ortaya çıkmıştır. Özgürlük savaşlarını başlatan öncüler, bu savaşlara gönlünü, ruhunu ve bedenini veren insan güzelleri kadar kirletilen sevgilere inat sevgiliden vazgeçen ve vazgeçişi bir sevgiliye dönüştüren insanlık aşıkları uzaklığı tercih edişin sıyrılmış örnekleridir. Uzaklık olarak görülen yaşam biçimlerinin onların şahsında, özsel yakınlaşmanın, kalpler bütünleşmesinin ve sonsuz birlikteliğin en yüce, en temiz, en sade ve yaşanılabilir yakınlık olduğu görülmüştür. Çünkü onlar mutluluğu tanımışlardır. Mutluluğu tanımakla birlikte insanlığın tüm acılarını yüreğinin derinliklerine gömecek kadar büyütmüşler yüreklerini ve bir bütün insanlığın acılarını çekmişlerdir. 

Çağımızın evrenden istifa eden dünya ve dünyadan istifa eden insan gerçeğine rağmen bizler bunun yarına, yarının mutluluğuna adanmış bir vazgeçiş olmadığını biliriz ve gerçek yaşam aşıklarının bizlere bıraktığı kültürün varlığından bihaber olmadığımızdan uzaklıklar acı verse de büyütürüz yüreğimizdeki sevgileri. Acının dolduğu, kiminde dolup taştığı kalplerimizi gelecek mutlu ve özgür birlikteliklere adarız. İçinde bizlerin olup olmayacağını pek fazla önemsemediğimiz bu birlikteliklerin geleceği inancı bize bu kültürün ve yaşam öncülerimizin yarattıkları, çağa rağmen bizde yarattıkları yaşam sevincindendir. Ki bunu bilmek bizleri yaşamın anlamının münkirleri olmaktan kurtarır.

Şimdilerde tüm sevgileri anlamlı ve yaşanılır kılan yaşam öncülerimizin önünde saygıyla eğilirken gerçek saygının da bu yaşamı anlamlı ve yaşanılır kılmaktan geçtiğini bilmek bizleri yaşam karşısında mücadeleci kılar. Yaşamın bir bütün direniş olduğu bu zamanda bu mücadeleyi yaşamın en ince ilmeklerine işlemek, ruhunu bu direniş kültürünün ırmaklarıyla yıkamaktan ve arınmış bir ruhla bu ırmakları çoğaltmak bizleri çoğaltır. Yalnızlıktan ve anlamsız birlikteliklerden bizi kurtarır bizleri. Birlikteliklerimizi uzaklarda da olsa, araya heybetli dağlar, coşkun ırmaklar, bitimsiz ovalar ya da dikenli tellerle sarılı sınırlar da girse özgürlüğe yakınlaştığımız bir gün, birbirimizi yüreğimizin en derininde hissedeceğimiz bir zamanda buluşacağımız inancıyla yaşatır bizleri.

Yine de uzaklıkları, ayrılıkları, acıları ve hüzünleri yüceltmeden, onları anlamlı kılarak yakınlığa, birlikteliklere, sevinçlere ve mutluluklara dönüştürmenin insancıllığını yaşamalıyız diyorum. Çünkü insan doğanın özgür bir parçasıdır ve özgür, güzel ve mutlu yaşamayı, kendisi olabilmeyi hak etmiştir. Uzaklıklarda büyüyen tüm sevdalara, ayrılıklarda yeşeren tüm kendinliklere rağmen beraberliklerde sevgiyi ve özgürlüğü bulmanın anlamını yakalamışken bunu yaratabilmenin özlemi yüreğimizin orta yerinde bir ateş olup yanmakta şimdi.  

 

En büyük serap bile elini attığında ölür.

Karşında çıplaklığıyla sadece gerçek kalır.

 

 

 

 

 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com