|
DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ İÇLEŞTİRMEK
Deniz Karer
Yaşadığımız
süreci doğru anlamaya çalışalım. Fakat içleştirerek anlamaya çalışmak
gerekiyor. İzlediğim ve gördüğüm kadarıyla anlamada ve içleştirmede
yetersizlikler mevcuttur. Bu yüzden de uygulamada, yaşamsal kılmada ve
sistemleştirme de sorunlar yaşıyoruz.
Daha önceki bir yazımda süreci değerlendirdiğimde tarihi fırsat
demiştim. Bu günlere öyle kolay, kolay gelinmedi. Ağır bedeller
verilerek gelindi. Bu açıdan diyorum süreci doğu bir şekilde
derinlemesine ve kapsamlıca anlamalı ve yaşamsallaştırmak gerekiyor. Bu,
emekten, eşit- özgürlükten ve kardeşlikten yana olan herkes için olmazsa
olmaz bir kuraldır.
Demokratik Özerkliğin özü, bence en önemli ilkelerinden biri halkın
kendi toplumsal ve yaşamsal sorunları ve ihtiyaçları hakkında kararlar
alıp uygulamasıdır. Peki, bizlerde yani emekçilerde istenen nedir?
Örgütlü olduğumuz her alanda, kurumda ve kuruluşta bu belirlemeleri
doğru ve yeterli derecede tartışmak, bunu demokratik ulus inşasına,
toplumsal ihtiyaçlarımıza ve güncel gelişmelere göre somut kararlara
bağlayarak pratikleştirmektir.
Acaba doğru ve yeterli derecede tartışmayı ne kadar layıkıyla yapıyoruz?
Hâlbuki prensiptir; doğru kararlar için her şeyden önce doğru tartışmayı
bilmek gerekir. Bu, doğru pratik için doğru teori anlamına gelmektedir.
Hiç mi tartışılmadı, belli yönleriyle elbette ki tartışmalar yapıldı,
yürütüldü ve yürütülüyor da. Tartışmalar Demokratik Konfederalizmin
ilanıyla gündemimize girdi. Tartışma ve uygulamada belli mesafeler de
alınmadı değil. Yani bizler Demokratik Özerklik konusuna veya projesine
yabancı değiliz. Ancak geniş bir anlamda emek hareketin insanî
değerlerin haklı mücadelesini yürütenlerin(kurumları, gönüllü
çalışanları, dostları... vb) tümünün aynı derinlikte vakıf olduğu da
söylenemez.
Yeri gelmişken bazı sakıncaları da belirtmekte yarar görüyorum. Bunların
başında başta “tarih şimdidir” belirlemesinden yola çıkarsak, tarihi
rolümüzü oynayamazsak tarih karşısında hesap vermekten zorlanırız. Çünkü
inşa süreçleri kırk düşünüp bir yapmayı gerekli kılıp adeta Hz. Eyüp
sabrını gerekli kılar. Hele bin bir emek ve bedele kazanılan değerleri
bırak korumayı sahip çıkmaktan bile zorlanırız. (Zaten şimdiden
“açılım”, “demokrasi”, “insan hakları” deyip kirli oyun ve hesaplar
içinde olanlar az değil.) Kendimizi dışımıza doğru anlatamayız veya
aktaramayız. Yanlış ve eksik yorumların önüne geçemeyiz. Tarihi
misyonumuzun enerjisini halkların baharlaşmasında sinerji yaratmasında
yeterice kullanamayız.
Emek hareketinin özlemini hep duyduğu emeğin gerçek anlamda
özgürleşmesini ancak Demokratik Özerklikte başarması mümkündür. Doğru,
anlamlı ve kalıcı ittifaklar da ancak demokratik ulus inşasında ruh-
beden bağlamında ete kemiğe bürünen Demokratik Özerklilikte anlam bulur.
Yine emekle bağlantılı sosyalizmin eşitlikçi ve özgürlükçü doğasının
ancak demokratik sosyalizmle taçlanması kominal hareketin
yaşamsallaşması ve sisteme kavuşmasıyla gerçeğe kavuşur.
PKK (Kürdistan İşçi Partisi’nin) 32. yılına girdi. Kürt halkı ve
emekçileri için farklı bir anlamı ve önemi vardır. Tabii ki Türkiye
halkının ve emekçilerinin de... İçinde bulunduğumuz sürecin
hazırlanmasında en büyük aktördür. Kuruluşunda günümüze kadar artıları
ve eksileriyle kendini hep gündemde sıcak tutmuştur. Emekçiler ve
halklar “diriliş” bayramı olarak kutluyorlar. Bir emekçi olarak sürece
cevap olmada PKK’nin insanlığa kazandırdığı değerleri doğru özümseme ve
kavrama sorumluluğuyla karşı karşıyayız diyorum.
Yine Dünya Kadınlarına Karşı Şiddeti Protesto etme günü olan 25 Kasım’ı
yürekleri ve beyinleriyle haykıran özelde Kürdistan emekçi kadınları
olmak üzere bu günü eylemleriyle lanetleyen tüm dünya emekçi kadınların
bu soylu duruşlarını selamlıyorum.
25.11.2010
|