![]() |
|||||||
|
|
|||||||
|
|
|
||||||
|
Budizm
Budizm, hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklayan
ve bunların giderilmesinin yollarını gösteren bir öğretiler
topluluğudur. Farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olduğu kabul
edilir. Budizm'de öğretilerin ana çatısını, meditasyon gibi içe bakış
yöntemleri, reenkarnasyon denilen doğum ölüm döngüsünün tekrarı ve
karma
denilen neden-sonuç zinciri gibi kavramlar Budizm Sanskritçe ve Pali dillerindeki eski Budist metinlerinde 'uyanmış kişi - farkında olan' anlamına gelen Buddha kelimesinden gelir. Çağımızın Buda’sı da denilen Siddhartha Gautama Budizm'in kurucusu olarak kabul edilir. Budizm Siddhartha Gautama'nın ölümünden sonra 500 sene boyunca Hindistan Yarımadasında, daha sonra Asya ve dünyanın geri kalanında yayılmaya başladı. Tarihçe Budizm M.Ö. 563-M.Ö. 483 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen, bugün Buddha olarak bilinen Siddhartha Gautama tarafından kurulmuştur. Siddhartha Gautama kuzey Hindistan'da bir prens olarak doğduktan sonra, hayattaki acıları sona erdirmek için bir yol bulmak amacıyla krallığını terk etmiş ve uzun çalışmalar sonucunda aydınlanmaya ulaşmıştır. Siddhartha Gautama'nın, Nepal'deki Lumbini'de doğduğu düşünülmektedir. Yaygın olmamakla birlikte Hindistan-Nepal sınırındaki Kapilavastu'da doğduğuna dair iddialar da vardır. Geleneksel olarak kabul edilen yaşam hikâyesi şöyledir: Siddhartha Gautama klanı ve Sakya kabilesinden bir prens olarak dünyaya gelir. Doğumundan kısa bir süre sonra babası Kral Suddhodana'yı bilge olduğu varsayılan bir kişi ziyaret eder. Siddhartha hakkında "Bu çocuk ya muhteşem bir kral (chakravartin), veya muhteşem bir kutsal adam (Sadhu) olacak" der. Siddhartha'nın ileride kral olarak yerine geçmesini arzulayan babası ise, onun yaşamı boyunca acı ve ölüm gibi hayatın gerçeklerinden habersiz sarayda yaşamasına çaba gösterir. Bundan dolayı Siddhartha hayatının ilk 29 yılını insan nefsinin arzu edebileceği her tür zenginliğin içinde yaşamıştır. Babasının çabalarına rağmen Prens Siddharta 29 yaşındayken, ilk kez bir yaşlı insanın acı çektiğini görür. Bu olaydan sonra sarayın dışında yaptığı gezintilerde, hasta bir adam, çürümüş bir ceset ve çileci bir derviş görünce hayatın ızdırap içerdiğini farkeder ve acıyı alt etmek için çileci bir derviş olarak yaşamaya karar verir. Derviş olmak için görkemli hayatı arkasında bırakarak sarayından ayrılan Siddhartha, başlangıçta çeşitli dervişlere katılarak onların çileci öğretilerini izler. Bu dervişler toplumdan ayrı, yoksun bir hayat sürerek açlık, kendine eziyet gibi çeşitli yöntemlerle nefislerini engellemeye çalışmaktadırlar. Uzun süre bu yoksun hayatı izleyen Siddhartha bu yöntemlerin insana açlığa dayanma, hassas fısıltılar duyma, vücutta ağrı hissetmeme gibi olağanüstü ruhani güçler kazandırdığını farkeder, ancak aynı zamanda vücuduna zarar verdiğini de görür. Siddhartha, bu yöntemlerin aradığı cevaba ulaşmasına katkıda bulunmadığını, prens olarak zenginlikler içindeki hayatında olduğu gibi tatminsizlik ve huzursuzluk yarattığına karar verir. Böylelikle çileci yaşamına son vererek anapanasati denilen "nefesi dikkatle takip etme" meditasyonunu geliştirir. Çileci yaşam yerine, ne nefsin her isteğine boyun eğen, ne de vücudu yıpratacak kadar mahrum bırakan, Orta Yol olarak tanınan bir yaşam şekli geliştirir. Söylenceye göre çileci hayatı terk etmesi bir gün köylü bir kızın getirdiği süt ve pirinç muhallebisini kabul etmesiyle olur; ve bir incir ağacının altında nefes meditasyonuna oturur. 49 günlük meditasyondan sonra, 35 yaşındayken ilmini tamamlar ve günümüz Bodh Gaya'sında bulunan bu ağacın altında aydınlanmaya ulaşır. Buda’nın
öğretisinin başlıca özelliği; Buda’nın aydınlanma sonucu bulmuş olduğu
gerçekleri birer dogma olarak sunacak yerde aydınlanma yöntemini
öğretmeyi ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi çabalarıyla bu
gerçekleri kendilerinin bulup yaşantısal deneyimle doğrulamalarını
öngörmesi, Budalık yolunu herkese açık tutmasıdır. Buda’nın yaşadığı
dönemde Budizm bir din, Buda da bir peygamber değildi. Aydınlanmasından sonra Buda veya Gautama Buddha adını alarak öğretilerini yaymaya başlar. Hindistan'ın kuzeyini, Ganj kıyılarının kutsal kenti Benares ve dolaylarını yeni felsefesini anlatarak gezen Gautama Buddha, kayıtlara göre 80 yaşında Kuşinigar'da (Hindistan) ölmüştür. Gautama Buddha'nın ölümünden sonra Budizm Güneydoğu, Doğu ve Kuzey Asya'da yayılmıştır. 20. yüzyıla gelindiğinde Avrupa ve Amerika'da da ilgi görmeye başlayan Budizm, pek çok farklı mezhep ya da okula ayrılmıştır. Buda'nın öğretileri Dharma olarak adlandırılır. Buda Dharma öğretilerinin olduğu gibi kabul edilmemesini söylemiş ve meditasyon gibi birçok zihinsel içe bakış yöntemleri ile doğrulanmasını istemiştir. İnançla değil, ancak kişisel deneyimleme ile bir üstün farkındalık durumu oluşturulabilir ve aydınlanmaya ulaşılabilir. Karma ve yeniden doğum Budizm de her canlı sonsuz bir ölüm ve yeniden doğum döngüsü içinde, Altı alem denilen farklı yaşam formları arasında tekrar tekrar varolur. Ancak yeniden doğum kavramı diğer dinlerdeki, sabit ve her şeyden apayrı bir varlığı olan “ruhun göçü”, yani reenkarnasyon inancından farklıdır. Bunun nedeni Budizm'e has iki temel kavramdır: Anatta, çevresinden bağımsız bir ben olgusunun yokluğu; ve anicca, her şeyin değişime tabi olması. Karma (Sanskritçe) ya da Pali dilinde kamma kelimeleri, eylem anlamına gelmektedir. Budizm'de ise erdemli (kusala) veya zararlı (akusala) istemlerin ve bunların yol açtığı zihinsel etmenlerin, canlıların yeniden doğum süreçlerini ve kaderlerini şekillendirmesini ifade eder. Olumlu ya da olumsuz her eylemin karması, bizzat o yaşam süresinde veya daha sonrakilerde meyve verecek bir tohum yaratır. Dört Yüce Gerçek Dört Yüce Gerçek, ve Sekiz Aşamalı Asil Yol bütün Budist okullarında itibar edilen öğretilerdendir. Budist yazmalarda kaydedildiğine göre, Dört Yüce Gerçek Gautama Buddha tarafından, aydınlanmaya ulaştıktan sonra verdiği ilk vaazda öğretilmiştir. 1. gerçek, Dukkha: acı hayatın ve varoluşun bir parçasıdır. 2. gerçek, Samudaya: acıların kaynağı arzu ve isteklerdir. 3. gerçek, Nirodha: istek ve arzular bırakılırsa acılar sona erdirilebilir. 4. gerçek, Magga: acıların sona erdirilmesinin yolu Sekiz Aşamalı Asil Yoldan geçer. Doğru kavrama, doğru düşünce, doğru söz, doğru eylem, namuslu kazanç, doğru çaba, uyanıklık, ve doğru konsantrasyon. Sekiz Aşamalı Asil Yol Bu sekiz aşamalı yol genelde bilgelikle ilgili olanlar, ahlâkla ve eğitimle ilgili olanlar olmak üzere üç ana başlık altında toplanır: Ahlakla ilgili olanlar: 1. Doğru söz; 2. Doğru davranış; 3. Namuslu kazanç; Zihin eğitimine yönelik olanlar: 4. Doğru çaba; 5. Doğru farkındalık; 6. Doğru konsantrasyon; Bilgelikle ilgili olanlar : 7. Doğru bakış açısı, doğru görüş; 8. Doğru niyet. Sekiz aşamalı yolu, her bireyin kendi yorumu doğrultusunda pratik bir sekilde hayata geçirmesine Budizm'de çok önem verilir. Doğru niyetle yola çıkıp, ahlâki bir hayat çerçevesinde, insan zihninin terbiyesi ve eğitiminin en pratik ve dolaysız yolları aranır. Özellikle farkındalık insanin iç ve dış dünyasını dingin ve konsantre bir ortamda kendi hayatını muhakeme etme ve hissetmesine yardimci olur. Bir çeşit içebakış olan bu meditasyon, sangha denilen cemaatin desteği ile olur. Meditasyonun en yaygın şekli rahat bir ortamda dik oturarak (Ör.: bir sandalyede) nefesi takip etmektir. Nefesi takip esnasında vücutta ve zihinde olagelen aktiviteler, dikkatle ve yargisiz takip edilmeye calışılır. Dikkat dağıldığı zaman kendi kendini yargılamadan, şefkatle tekrar nefesi takibe geri dönülür. Dikkat ve uyanıklık çerçevesinde bu nefes takibi zamanla zihin-vücudun kendini öğrenmesini sağlar. Zen budizminde bu çeşit meditasyona zazen denilir. Gerçekliğin doğası Kimi mezhepler evren hakkında entelektüel tartışmaların faydasız olduğunu savunsa da, genel olarak belli aşamalarda felsefi çalışmaların gerekli olduğu kabul edilir. Budist yolda nihai hedef olan Kurtuluş (Nirvana), gerçekliğin doğru bir şekilde algılanmasıyla yakından ilgilidir. Kendinin ve tüm olguların gerçek doğasının farkına varan kişi, ızdıraplardan (Dukkha) ve sonsuz yeniden doğum döngüsünden (Samsara) kurtulmuş olur. Geçicilik, Izdırap ve Benliksizlik Geçicilik (Anicca), Varoluşun Üç İşaretinden biridir. Budist görüşe göre, tüm olgular değişken, kararsız ve geçicidir. Deneyimlediğimiz her şey parçalardan oluşur, ve varoluşları dışsal koşullara bağımlıdır. Her şey devamlı bir devinim içindedir, dolayısıyla koşullar ve bu arada nesnenin kendisi de değişmektedir. Nesneler durmaksızın varolup ardından yok olmaktadır. Hiçbir şey sonsuza dek süremez. Geçicilik öğretisine göre insan hayatı, bu akışın yaşlanma süreci, yeniden doğum döngüsü (samsara), veya her tür kayıp deneyimi içindeki somut bir ifadesidir. Öğreti ayrıca nesneler geçici olduğundan, onlara karşı bağlılığın da boş ve acı (dukkha) verici olduğunu ileri sürer. Budizm’in önemli kavramlardan biri olan Dukkha, ızdırap, acı, keder, üzüntü, tatminsizlik, rahatsızlık, endişe, stres ya da hüsran olarak çevrilebilir. Dukkha genelde “ızdırap” olarak çevrilse de, felsefi olarak anlamı daha çok, rahatsız edilince duyulan “kaygı” şeklindedir. Kimi Budist yazarlar ızdırap kelimesinin orijinal anlamı tam olarak karşılamadığı ve “olumsuz duygusal çağrışımlar” yaptığını iddia etmektedir. Kimileri de Budizmin kötümser bir görüş olduğu izlenimi yarattığı gerekçesiyle ızdırap kelimesini reddeder, ve Sanskritçe’deki şekliyle dukkha olarak kullanmayı tercih eder. Gerçekte Budizm ne kötümser, ne de iyimserdir, yalnızca gerçekçidir. Anatta ya da Sanskrit "bensizlik" anlamına gelen bir kavramdır. Hint felsefesinde, değişmez, kalıcı bir özün veya ruhun varlığı ātman kavramıyla ifade edilmiştir. Bu kavram ve buna bağlantılı olan, tüm varlıkların nihai atman’ı kabul edilen Brahman kavramı, Hint metafiziği, mantığı ve bilimi için vazgeçilmez olmuş, tüm görünür şeylerin ardında kalıcı bir gerçek olması gerektiği anlayışı kabul görmüştür. Budistler tüm bu atman kavramlarını reddederek, geçicilik ve değişkenliği vurgulamıştır. Dolayısıyla Budist anlayışa göre, her tür tözel, kişisel benlik kavramı yanlıştır ve cahillik aleminde oluşmuştur. Nikaya’larda, anatta metafizik bir sav olarak değil, ızdıraptan kurtulmak için izlenen bir yaklaşım olarak kabul edilmiştir. Aslında Buda, kişiyi ızdıraba bağlayan ontolojik görüşler oldukları gerekçesiyle, “bir benliğim vardır” ve “bir benliğim yoktur” şeklindeki metafizik savlarının ikisini de reddetmiştir. Bir kişi ya da nesneyi oluşturan, sürekli değişmekte olan fiziksel ve zihinsel öğeleri incelemek yoluyla, uygulayıcı ne tek tek parçaların, ne de bir bütün olarak kişinin bir benlik oluşturmadığı sonucuna varacaktır. Bağımlı Köken Bağımlı kaynaklanma anlamına gelen pratītyasamutpāda öğretisi, Budist metafiziğin önemli bir parçasıdır. Tüm olguların, bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde, neden ve etkiler ağından ortaya çıktığını ifade eder. “Bağımlı köken”, “birbirine bağımlı kaynaklanma”, “koşullu oluşma” ya da “durumsallık” olarak çevirmek mümkündür. Pratītyasamutpāda kavramının en çok bilinen uygulaması, ızdırap ve yeniden doğum döngüsünü (Samsara) ayrıntılı olarak anlatan Oniki Nidānalar (Pali dilindeki "neden, temel, kaynak veya orijin" anlamındaki nidānadan) şemasıdır. On iki Nidānalar her biri bir sonrakine yol açacak şekilde birbirini takip eden nitelikler/koşullar arasında bir nedensellik ilişkisi tanımlar:
Duyarlı varlıklar samsara boyunca, Nirvana’ya ulaşarak kendilerini bu ızdıraptan kurtarana değin sürekli acı çekerler. İlk Nidana’nın, cahilliğin ortadan kaldırılması, diğerlerinin de ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Boşluk Önemli Mahayana metinlerinden biri olan Kalp Sutra'da Buda'nın ciddi öğrencilerinden olan ve Nirvana'ya ulaştığına inanılan, kendisine de bazen "Buddha" (aydınlanmış) denilen Bodhisattva Avalokiteshvara (Guan Yin), Buda'nın yaptığı derin içe dalış meditasyonunu yaptıktan sonra şunları söyler ve Buddha da bu gerçeği kavradığı için onu över: "Form boşluktan farklı bir şey değildir; boşluk formdan farklı bir şey değildir. Aynı şey duygu, idrak, oluşum ve bilinç için de geçerlidir. Bütün olgular aslında boşluktur. Onlar ne yaratılmış, ne yok edilmiştir; ne kirlidir, ne de temiz; ne artarlar, ne de azalır. Bu nedenle boşlukta form, duygu, idrak, oluşum veya bilinç yoktur; göz, kulak, burun, dil, beden veya zihin de yoktur..."
Üç Hazineye Sığınma Geleneksel olarak çoğu mezhepte Budizme girişte ilk adım Üç Hazine'ye sığınmak olarak kabul edilir. Kimi kaynaklarda küçük hatta henüz doğmamış çocuklar için bile sığınma merasimi yapılabileceğini belirtilir. Tibet Budizminde kimi zaman bir dördüncü olarak lama'ya sığnılır. Bodhisattva yolunu seçen kişiler ise yemin ederler; bu tür adanmışlık Budizmde şefkatin en yüksek ifadesi sayılır. Üç Hazine şunlardır: 1-Buda (başka ifadeyle,Aydınlanmış Olan). 2-Dharma: Buda'nın öğretileri. 3-Sangha: Kelime olarak grup, cemiyet anlamına gelir; ancak Budizm de belli bir gruba işaret eder. Bu Budist dinadamları (bhikkhu ve bhikkhuniler) olabileceği gibi, Aydınlanmanın ilk basamağına ulaşmış (Palice'de Sotapanna) kişiler de olabilir. Kayıtlara göre Buda kendisini bir örnek olarak göstermiş, ancak takipçilerinden kendisine inanç beslemelerini talep etmemiştir. Ayrıca öğretilerinin olduğu gibi kabul edilmemesini söylemiş ve öğrencilerini bunları kendi başlarına test edip kabullenmeleri için cesaretlendirmiştir (bakınız Kalama Sutta). Dharma da, aynı şekilde ızdıraba son vermek ve aydınlanmaya ulaşmak için kılavuzluk ederek ihtiyacı olana sığınma sağlar. Saṅgha, yani Budist manastır düzeninin ise, orijinal öğretileri muhafaza ederek ve Buda'nın ortaya attığı esasların gerçekleştirilebileceğine dair canlı örnekler sunarak sığınma sağladığı kabul edilir. Budist Etik Śīla (Sanskritçe) ya da sīla (Pāli) genellikle diğer dillere "erdemli davranış", "ahlak", "etik" veya "ilke" olarak çevrilir. Beden, zihin ya da konuşma yoluyla yerine getirilen, bilinçli bir çabayı içeren bir eylemdir. Üç uygulamadan (Sila, Samadhi, ve Panya) biri, pāramitāların ikincisi olarak kabul edilir. Düşünce, söz ve eylemin ahlaki saflığı anlamına gelir. Sila, Samadhi/Bhāvana olarak anılan zihin gelişiminin temelidir. İlkeleri izlemek yalnızca içsel olarak uygulayıcının zihinsel huzurunu desteklemekle kalmaz, aynı zamanda dışsal olarak topluluğun da huzurunu sağlamaya yardımcı olur. Karma Yasasına göre, ilkeleri izlemek bir takım faydalar getirir, huzur ve mutluluk verici etkilere yol açacak nedenler oluşturur. Sila ahlaki davranışın genel ilkeleri olarak kabul edilir. Bir çok seviyede sila mevcuttur, bunlardan "temel ahlaka" (Beş İlke), "çileci temel ahlaka" (Sekiz İlke), "öğrenci rahiplere" (On İlke) ve "rahiplere" (Vinaya ya da Patimokkha) yönelik olanları vardır. Sıradan halk genelde tüm Budist okullarında ortak olan Beş İlkeyi izler. Ancak isterlerse, temel çileci uygulamaları barındıran Sekiz İlke’yi izleyebilirler. Beş İlke, uygulayıcıların endişelerden uzak, mutlu bir yaşam sürüp rahatlıkla meditasyon yapabilmelerini sağlamak üzere geliştirilmiş eğitim kurallardır. 1. Can almaktan kaçınmak (duyarlı yaşam formlarına karşı şiddetsizlik) 2. Verilmemiş olanı almaktan kaçınmak (hırsızlık yapmamak) 3. Tensel (cinsel) suistimalden kaçınmak 4. Yalandan kaçınmak (her zaman doğruyu söylemek) 5. Farkındalık kaybına yol açan sarhoş edici maddelerden (özellikle alkol ve uyuşturucular) uzak durmak İlkeler uyulması zorunlu emirler olarak değil, halkın istekleri doğrultusunda kabul edip izleyeceği, uygulamayı kolaylaştıran eğitim kuralları olarak tasarlanmıştır.[25] Dolayısıyla başkalarını ahlaki olarak yargılamak için kullanılmazlar. Budist düşüncede, başka hiçbir ileri Budist uygulama yapmadan, yalnızca cömertlik geliştirilmesi ve ahlaki davranışlar, bilincin öylesine saflaştırılmasını sağlar ki, alt düzey cennetlerden birinde yeniden doğmak bile mümkündür. Kişinin amacını sınırlayıp böyle bir cenneti hedeflemesinde ise herhangi yakışık almayan veya Budizme aykırı bir yön bulunmamaktadır.[26] Sekiz ilkede, cinsel suistimal hakkındaki üçüncü ilke daha katı yapılmış, ve bekarlık ilkesi haline getirilmiştir. Diğer üç ilke ise şunlardır: 6. Yanlış saatlerde yemekten kaçınmak (yalnızca gündoğumundan öğlene kadar yemek) 7. Dans etmekten, müzik çalmaktan, mücevher takmaktan, makyaj malzemesi kullanmaktan, gösteri ve eğlencelerden kaçınmak 8. Yüksek veya lüks sandalye ve yatakları kullanmaktan kaçınmak. Manastır yaşamı Vinaya rahip ve rahibeler için özel olarak geliştirilmiş ahlaki kurallardır. Bu kurallar Theravada geleneğinin kabul ettiği, toplam 227 kuraldan oluşan Patimokkha’yı da kapsar. Vinaya yazmalarının (vinayapitaka) kapsamına giren kurallar okuldan okula küçük farklılıklar göstermekte, Vinaya’ya bağlılık konusunda da farklı okullar farklı standartlar uygulamaktadır. Öğrenci rahipler ise, manastır yaşamı için temel kurallar olan On İlke’yi izlerler. Manastır yaşamını düzenleyen kurallar hakkında Buda sürekli olarak dinleyicilerine önemli olanın ilkelerin özünü kaybetmemek olduğunu belirtmiştir. Diğer taraftan, kurallar tatminkar bir yaşamı temin etmek üzere tasarlanmış, ve daha yüksek hedeflere ulaşmak için mükemmel bir sıçrama tahtası sağlamaktadırlar. Buda manastır yaşamını seçenlere, “kendi başına bir ada” gibi yaşamalarını söylemiştir. Bu açıdan yaşamı vinaya’nın belirlediği şekilde yaşamak, bir araştırmacının belirttiği üzere: “sona yönelmiş bir araç olmaktan öte: daha çok kendi içinde bir sondur.” Doğu Budizminde, Bodhisattvalar için Mahayana geleneğinin Brahmajala Sutra’sında (aynı adlı Pali metin ile karıştırılmamalıdır) ortaya konan kendine has bir Vinaya ve etik anlayış mevcuttur. Japonya’da bu kurallar tüm diğer manastır kurallarının yerini almıştır, ve rahiplerin evlenmelerine izin verir. Meditasyon Budist meditasyonu temelde iki tema ile ilgilenir: zihnin dönüşümü, ve bu zihnin kendisinin ve diğer olguların keşfi için kullanılması. Theravada Budizmine göre Buda iki tür meditasyon öğretmişti, samatha meditasyonu (Sanskritçe:śamatha) ve vipassanā meditasyonu (Sanskritçe:vipaśyanā). Çin Budizminde, bu meditasyonlar (Chih Kuan olarak tercüme edilmiştir) bilinmekle birlikte, Chan (Zen) meditasyonu daha popüler olagelmiştir. Yazar Peter Harvey’e göre, Budizm’in sağlıklı geliştiği dönemlerde, sadece rahipler, rahibeler ve evli Lamalar değil, sıradan halktan kendini adamış insanlar da meditasyon uygulamıştır. Budizm Ansiklopedisi adlı kaynağa göre, tam aksine modern zamanlara kadar Budist tarih boyunca, sıradan halkın ciddi meditasyon uygulaması olağan olarak görülen bir olgu değildi. Zen Budizm, Çin ve Japonya’da çokça rağbet gören bir Budist okuldur, ve meditasyona özel bir vurgu yapar. Zen diğer Budizm modellerine kıyasla yazmalara daha az önem atfeder, ve gerçeğe doğrudan ruhani atılımlarla ulaşılacağını vurgulamayı tercih eder. Zen Budizm başlıca iki büyük okula ayrılmıştır: Rinzai ve Soto, birincisi büyük ölçüde ruhani atılımın aracı olarak koan ( bir tür meditatif mesel veya bilmece) üzerine meditasyonu yeğler, buna karşılık ikincisi (belli oranda koanları kullanmakla birlikte) daha çok shikantaza veya "sadece oturma" üzerinde yoğunlaşır. Zen Budist öğreti paradokslarla doludur, burada amaç egonun bağlarını gevşetmek, ve Buda’nın kendisiyle eşdeğer tutulan, Gerçek Benlik ya da Şekilsiz Benlik alemine girişi kolaylaştırmaktır. Bununla birlikte, Zen yazmaları boşlamış da değildir. Mezhepler Bugün genelde kabul gören sınıflandırmaya göre, Budizm de başlıca dört akım vardır. Bunlar: 1-Güney Budizmi, Theravada, Güneydoğu Asya Budizm veya Pali Budizm’i olarak da bilinir. Takipçileri başlıca Sri Lanka, Myanmar, Tayland, Laos, Kamboçya ve Malezya, Vietnam, Çin, Bangladeş'te bulunur. 2-Doğu Budizm’i, Doğu Asya Budizm’i, Çin Budizm’i, Çin-Japon Budizm’i olarak da bilinen Mahayana'dır. Takipçileri başlıca Çin, Vietnam, Kore, Japonya, Singapur, Rusya'nın bazı bölgelerinde bulunur. 3-Kuzey Budizm’i, Tibet Budizm’i, Tibet-Moğol Budizm’i, Lamaizm, Vajrayana olarak da bilinir. Tibet, Moğolistan, Bhutan başlıca olmak üzere Nepal, Hindistan, Çin, Rusya ve Türki Orta Asya'da takip edilir. 4-Batı ülkeleri: Budizm özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ABD, Avustralya, ve çeşitli Avrupa ülkelerinde de kök salmıştır. Batıda Budizmin dini özelliklerinden çok, felsefi ve psikolojik özellikleri, meditasyon ve zihin terbiyesi unsurları vurgulanmaktadır. Hinayana (küçük taşıt) adı da verilen Theravada Budizm’i (eskilerin yolu), bireyleri bu dünyanın sıkıntı ve ızdıraplarından kurtarmayı amaçlar. Yani, öncelikle bireyin yazgısını ve kurtuluşunu dikkate alır. Buna göre, acı çekmekten kurtulmanın tek yolu, yaşamdan el etek çekerek, Nirvana'ya ulaşmakla elde edilebilecek olan ahlak yetkinliğidir. Buna karşın Mahayana Budizm’i (büyük taşıt), bireyden çok tüm insanlığı, yani bütünü dikkate alır. Bu anlayışa göre, büyük borç gerçekte tüm insanlığa hizmet ettikten sonra ödenmiş olacaktır ve bireyin yalnızca kendisini kurtarmasının hiçbir önemi yoktur. Üçüncü büyük mezhep olan Vajrayana, Mahayana'dan türemiş tantrik bir okuldur. Felsefi açıdan Mahayana'dan çok farklı değildir ancak uygulamada yepyeni yöntemler ekler.
Bütün Budist mezhepler "yeniden doğum" (reankarnasyon) ve karma
inançlarını kabul eder.
Karuna adı
verilen Budist merhamet anlayışı da tüm okullarda ortaktır. Bundan başka
bütün Budist mezhepleri ve okulları
Dört Yüce Gerçek,
Sekiz Aşamalı Asil Yol,
12 halkalı nedensellik
yasası gibi temel Budist öğretileri kabul eder. Güney Budizm, Pali Budizm, ya da Mahayana Budistleri tarafından "Hinayana" (küçük taşıt) olarak da nitelendirilen, Budizmin en eski okulunun günümüzdeki tek temsilcisidir, disipline ve monastik hayata büyük önem verilir; rahipler için katı kuralları vardır. Theravada yalnızca Pali derlemesi'ni kabul eder, Mahayana mezhebinden farklı olarak mistisizm ve mistik spekülasyonlara yer verilmez, felsefidir; ruhun ve Tanrı'nın olmadığı olgusu üzerine en çok duran Buddhizm mezhebidir. Mahayana Budizmine göre Buda-doğası herkesin içinde bulunur. Aydınlanmaya ulaşabilmiş çeşitli üstün varlıkların insanlara yardım edebileceği inancı, göksel mekanlar ve zengin bir kozmografyaya sahiptir. Zen Budizm’i kavramlardan ve kelimelerden daha çok anlamın, mananın üzerinde durmaktadır. İnanca olduğu kadar meditasyona ve kişisel deneye verdiği önemle diğer Budist okullarından ayrılır. Yeniden doğum olgusu üzerinde fazla durulmaz, anı yaşamanın önemli olduğuna dikkat çekilir. Zen Budizminde en çok Lankavatara, Elmas ve Platform (Altıncı Pirin Platform Sutrası) Sutralarına önem verilir. Arık Ülke Budizm’i veya Amidism'de ise meditasyon ve deneyimleme değil, iman ön plandadır. Amida Buddha'nın adı sürekli tekrarlanır, böylece öldükten sonra "Arık Ülke" denilen Samsara'nın dışında olduğu kabul edilen bir boyutta yeniden doğulacağına ve oradan da Nirvana'ya daha kolay ulaşılacağına inanılır. Niçiren Budizmi tüm Budist mezhepleri içinde en katı olanıdır, diğer bütün Mahayana okullarını "ortodoksluktan, doğru öğretilerden sapma" olarak görür, diğer okullardan farklı olarak en çok Lotus Sutra'ya önem verir.********
|
|||||||
|
|||||||