TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS

BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ
 

 
 


BİR TARİH NELERİ ANLATIR
Dilzar Dilok

Dilzar Dilok

Tarih deyince yazılı tarih akla gelir. Egemenlikli zihniyet tarafından yazılan, çizilen, yalan-dolanlarla süslenen ve bir enkaz yığını halinde insanlığa sunulan ağulu zamanlar oluşur bellekte.  Oysa tahakkümcü zihniyet insan yaşamına girmeden ve insanlık tarihi egemenliğin gölgesinde yazılmadan önce yaşam yaratılmıştı. Beyazın siyaha, erkeğin kadına, zenginin fakire, Türkün Kürde hükmetmediği zamanlar yaşanmıştı en başta. Bizler bu sebepten tarihimizi kadınla başlatıyoruz. İşte kadın tarihinden, özgürlük tarihinden bir zaman aralığı... Özgürlüğe yönelen bir zaman kesiti…

8 Mart…

1857’de Amerika’da tekstil işinde çalışan yüzlerce kadın sekiz saatlik çalışma ile eşit işe eşit ücret talepleriyle bir direniş başlatırlar. Kadınların bu tarihsel direnişi şiddetle bastırılır. Ardından işbaşı yapmayan protestocu kadınlar, tahakkümcü zihniyetin kendince olağanlaştırdığı ama insan belleğinde asla olağanlaşmayan bir yöntemle yok edilir, diri diri yakılır. 129 isyancı kadın yakılarak katledilir. Özgürlüğün bedeller istediği gerçeğinin en acı ispatlarından birisi de bu olsa gerek. 1910’da 2.enternasyonalde bugünün yani 8 Mart’ın dünya emekçi kadınlar günü olarak her yıl kutlanması karar altına alınır.

Dünya kadınları 8 Mart’ı New York’ta yakılan kadınlarla bilir, hatırlar. Oysa Ortadoğu, batıdaki uyanışların çok uzağındadır. Analık ettiği değerlerin uzağına düşürülmüş, eskimiş bir paçavra gibi fırlatılıp atılmıştır. Biz Kürt kadınları da bu fırlatılmadan payımızı oldukça almışız. Ezilen kadın ulusunun egemenliğin tahakkümünden payını en fazla almış bireyleri olarak özgürlüğün uzağında, özgürlük tarihinin yazılmasına ilham olacak adımlarla tanışmamız  Önderliğimizin kutsal çıkışıyla oldu. Bir insanın yaşamak için ekmek ve suya muhtaç olduğu gibi bir zamanda, Önderliğimizin öncülüğünde gelişen özgürlük mücadelemizle uyandık. Bundandır bizler 8 Mart’ta New York’ta yakılan kadınlardan önce zihnindeki egemenliği öldürmek için kendini ateşe veren Sema Yüce’yi hatırlarız. Bizden biridir çünkü. İçimizin derinliklerinden bir parçadır ve özgürlük mücadelesinin değerleriyle yüceleşen, zirveye ulaşma iddiasında olan, Önderliğimizi kendisine tek merkez, tek güneş bilen bir kadın yüreğidir. 

Yaşanmış bitmiş olanı güncelleşmesi, gelecek zamanlar içerisindeki rengini koruması, yaşantıların bir miras oluşturması ve bir öncü rol oynaması ile bağlantılıdır. Ki bu anlamda 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar gününe gerçek ve en güçlü anlamı veren Önderliğimizdir, Kürdistan Kadın Özgürlük Mücadelesidir. Kürdistan tarihi isyanlarla doludur. Her isyanın ardında bıraktığı acılar kadar değerler de olmuştur. Son isyan diye nitelendirilen partimiz PKK’nin yarattıkları ardında bıraktıkları denileni çok çok aşan ezilenleri geleceğe taşıyan  bir gerçekliktik. PKK, ana toprağında yeşeren, çoğalan özgürlük çıkışlarıyla, kahraman öncüleriyle, yarattığı kurumlarla ve özgürlük kültürüyle, Ortadoğu kadınını layık olduğu anlama ulaştırma iddiasını yaşamsallaştırmış bir harekettir. Dünya kadın tarihinde önemli bir yeri olan 8 Mart’ı bugüne taşımak salt bu günü sloganlaştırmak değildir. Çığlığını yükseltmek önemli olurken çığlık gerekçelerini ortadan kaldırmak ve özgürlük kültürü yaratmak esas amaç olmaktadır. Bu anlamda Kürdistan özgürlük mücadelesi içerisinde atılan ve mücadelenin zirveleşmesinin göstergesi olan adımlar yüzyıllar önce atılan adımların zirveleşmesidir diyebiliriz.

8 Mart 1995 tarihinde toplanan I.Ulusal Kadın Kongresi’nde, Yekitiyê Azadiyê Jinên Kurdistan (YAJK) adıyla, kadın özgün örgütlülüğünün kurulması bu anlamda tarihsel bir adımdır. YAJK bünyesinde verilen mücadelenin ve yürütülen çalışmaların büyük bir kadınlık bilinci yarattığı, yüzlerce öncü militanı açığa çıkardığı ve toplumsal alanda güçlü bir örgütlülük bilinci yarattığı bir gerçeği, bugün tüm dünyanın dile getirdiği bir gerçektir. Bu gelişmeler, dolan bir kaptan taşarcasına sürmüş ve bu taşma Önderliğimiz tarafından büyük denizlere yol açacak adımların da zemini haline getirilmiştir.  

8 Mart 1998 günü Önderlik tarafından kamuoyuna ilan edilen kadın kurtuluş ideolojisi Kürt kadınının özgürlük mücadelesinde gösterdiği başarıyı ve özgürlük öncülüğüne aday kimliğini evrenselleştiren bir adım olarak tarihte yerini alır. Karmaşıklaşan sistemin boğuculuğundan, yaşanan yüzyıl kaosundan, kendini yaratarak, yenileyerek ve enerjisini bu uğurda dinamik olarak değerlendirme gücüyle çıkmak, verili tarih içerisine yerleştirilen kölelik eğilimini, özgürlüğe çevirmek şarttır. Bu da ancak kadının özgürlüğünün toplumun özgürlüğü olduğu gerçeğinden yola çıkarak kadının kurtuluşunu hedefleyen, toplumsal cinsiyetçiliğin aşılıp kadın özüyle yeni bir yaşam yaratma adımlarını atan kadın kurtuluş ideolojisiyle mümkündür. 

Kürdistan kökenli bu özgürlük adımının tarihsel önemi, tarihi seyir içinde şahlanan analitik zekânın duygusal zekâyla dengelenmesini amaçlamasından kaynaklanır. Bir bütün insanlık değerlerinin, egemenine köle olan bir erkeksiliğe mahkûm olmaktan çıkarılarak kadın rengiyle uyumlu kılınması ve farklılıkların birlikteliğini yaratarak insan yaşamının ilksel-ilkesel değerlere dönüşümünü sağlamayı hedeflemesi kadın kurtuluş ideolojisinin tarihi yerini belirler. Kadın Kurtuluş İdeolojisinin ilanı, sanki dünyada sadece erkekler yaşıyormuş gibi ya da dünya erkekler için yaratılmışmış gibi bir kandırmacayla tamamlanan kadın konumsuzluğunu radikal bir reddediştir. 80’ler sonrası zayıflayan kadın hareketlerinin eşitlikçilik söyleminden ziyade kadının kurtuluşunu hedeflemek, kadın eksenli yaşam ilkesini esas almak, evrensel anlamda köleliğin sorgulanmasında nirengi noktasıdır. Küçük hedefler belirleme yerine kadının ufkunu bir kurtuluş ideolojisiyle büyütmedir.

Kadın kurtuluş ideolojisi salt kadın-erkek eşitliği sağlamak amacıyla ya da salt kadın cinsinin kurtuluşuyla sınırlı değildir. Yeni yaşam bakış açısıyla yoğrulan bir kültür yaratarak toplumsal düzlemde değişim ve dönüşüm yapmak, burada temel yaratıcı güç olan kadının, kendi doğasına, ilk toplumsallığına dönüş yapması ve bu ideolojiyle öngörülen dönüşümü kendinde somutlaştırması amaçlanır. İşte bu yeni yaşamın kıvılcımlarıdır Sema arkadaşın yüreğini tutuşturup saç tellerine kadar alevlerle yıkayan. Sema arkadaş Kadın kurtuluş ideolojisinin ilanı ardından eylem gerçekleştirerek bedeniyle 8 Mart’tan 21 Mart’a uzanan ateşten bir köprü olduğunu belirtmiş, kadın özgürlük ideolojisini ve Zilan arkadaşın yarattığı çizgiyi sahiplenmenin ilk pratik adımı olmuştur. Kürdistan özgürlük mücadelesindeki sayısız kahraman şehidin ve direnişçi kadın militanın emeklerinin kanalize olduğu Zilan çizgisine, O’nun kendini yaratma gerçekliğine göre yaşamanın savaşımını verir Sema arkadaş. Mektupları ve raporları bu savaşımın ayrıntılarını günışığına sunar. Sema arkadaş, kendi kişiliğini hücre hücre çözerek kendini özgürleştirme çabasının zirvede verildiği bir örnektir. O’nun şahsında geri-geleneksel kadın ile özgürleşmeye yönelen kadının derin bir iç mücadelesi vardır. Raporlarında belirttiği “Sonuç olarak kendimdeki iç savaşın adını, kadın olarak özgürleşme isteği, iddiası ile birçok geleneksel dürtü ve eğilim arasında gidip-gelen bir kadının iç savaşı olarak tanımlıyorum” sözleri O’nun kendine yaklaşımının duygusallıktan ve bireyciliğin kendine yönelen pozitif yargılarından uzak olduğunu gösterir. Kendine karşı duygusal ya da acımasız değil gerçekçi olduğu her satırda hissedilir. Sema arkadaşın eylemi dünya emekçi kadınlar günü olan 8 Mart’ın anlamını Kürdistani halkların diriliş günü olan Newroz günü ile birleştirir.

Anlamsız tekrarlara dönüşen yaklaşımlar günün anlamını içeriksizleştirmektedir. Tüm günlerin erkeklerin olduğu ve bir günün de kadına verilebileceği türünden boş sözler derin bir çözümsüzlüğün ve yanılgının ifadesidir. Kendi köleliğine kör olmanın bir yansımasıdır. Çünkü bugün erkek egemen dünyanın bilânçosu en egemenlikli kurumlara ve en erkek erkeklere dahi ağır gelmektedir. Savaşlar, katliamlar, her şeye yansıyan doğal dengesizlikler, ekonomik ve ekolojik krizler, ayrımcılık ve parçalanmaların süreklileşen çoğalımı ve daha birçok şey. İflasa giden dünyanın bilânçosunu bu sayfalara çıkarmak mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. Bu durum giderek evrensel bir katliamı şekillendirmektedir. Bu katliamı en güçlü erkekler dahi üstlenmemekte, dahası bu pisliği insani yöntemlerle temizlemeyi akıllarının ucundan dahi geçirmemektedirler. Kısacası erkeklere ait olan hiçbir şey olmadığını görmek ve egemenliğin bu sanal güç histerisinden kurtulmak gerekmektedir. Bu bir ilk adım olabilir. İlk ama en önemli bir adım… Bu durum ağırlıklı olarak erkekler için değil kadınlar için de daha büyük bir mücadeleyi gerektirir. Egemenlik kadar kendi köleliğiyle savaşmak, yaşam karşısında güçlü bir duruş gerektirir. Kadındaki gönüllü kölelik, en benim diyen erkeğin dahi en güçlü egemenlik silahı olmaktadır. Köleliğinin erkeğin elinde bir silah olmasındansa, kendi özgürlük yolunda ilerlemek hiçbir kadının reddedeceği bir durum değildir.

Bu anlamda 8 Mart’ı güncelleştirmek, günümüzde yaşatmak ve anlamını büyütmek için başta kendi gelenekselliğini ve egemenliği tanıyıp reddetmek ve bunun mücadelesini örgütlü bir tarzda vermek gerekmektedir. Her ânı Özgürlük değerlerimizin yaratıcısı olan Önderliğimizle yaşamak ve Önderliğimizin özgürlüğü için mücadele etmeyi bir yaşam biçimi olarak belirlemek, şehitlerimizi özgürlük değerlerinde yaşatmak ve uğruna canlarını verdikleri hayallerini gerçekleştirmek, anlamlı yaşamın temel şartıdır. Ancak bu yolla geçmişin anlamını yüceltir, geleceği de ütopyaların gerçekleştiği zamanlar haline getirebiliriz. Dağda, şehirde, köyde ya da her hangi bir yerde her ânı özgürce yaşamanın tek koşulu vardır. Bu da kölelikten an be an kendini sıyırmak, iradesiyle doğru ve ilkeli yaşam mücadelesi vermektir. Ancak bu şekilde acı çeken kadınlar olmaktan kurtulabiliriz. Ve ancak özgürleşerek çekilen acıları kutsal kılabiliriz. 

 

Devrimci selam ve saygılar

Dilzar Dîlok

 
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com