BU ÇAĞIN KADINI VE ERKEĞİ OLMAMAYA ÇAĞRI...

Neredeyse tüm dünyanın yokoluşuna yol açabilecek, anlamsızlık, yalan ve toplumsal kırım üzerine kurulu bir sistemle mücadele etmek için öncelikle bu sistemi doğru tanımlayabilmek oldukça önemlidir. Bu mücadele de tarihin tüm gücünü arkamıza alarak yaklaşmayı gerektirecek kadar derinlikli bir ideolojik bilinçle mümkündür. Sistem kendini insanın varoluş ve yokoluşu üzerinden konumlandırmıştır. Bu nedenle insan olmanın kendisi dayandığı diyalektik nedeniyle verili erkek egemenlikli değerlerle çelişki içinde olmayı ifade eder. Erkek egemenlikli sistem ve geleneksel toplum sistemli bir biçimde insanların yaşadıkları çelişkileri ve arayışları öğütmeye, sisteme eklemlemeye çalışır ki insanların bu sınırları parçalayıp aşmaya eğilim göstermesini bile kabullenemez ve insanı arayışsız bırakır. Aslında yaşanan çelişkiler insanın özünü ifade eden organik toplumun değer yargıları ile mevcut sistemin değersizliği arasındadır. Özünde bu da insan olmayla eksik insan arasındaki çatışmadır. Sistemin uygulayıcılarının kendileri de insanlıklarına ve hayallerine ihanat ettiklerinden verili toplumsal düzen içinde kabul görmüşlerdir. Çünkü onlar insanlıklarına ve hayallerine ihanet ederek sistem içileşmişlerdir. İnsan olarak aynı tuzaklara düşmemek için erkek egemenlikli sistemin her türlü saldırısına karşı öncelikle sürekli baskı ve sindirmeye kaynaklık eden tarihsel nedenleri doğru tanıma kavuşturmak ve özgürlük olasılığını güçlendirerek kazanımlarımızı geliştirerek kalıcılıştırmak amacında olmalıyız. Bunun için önde gelen koşul özgürlüğe dayalı ideolojik bir temele sahip olmaktır. Kapitalist modernitenin ortaya çıkardığı sorunların tüm canlıların ve dünyanın sonunu getireceğini düşündürtecek düzeye ulaşmış olması erkek egemen sistemin dayandığı tüm değer yargılarının sistemin yaşadığı kaosta birer kırılma noktasına dönüştüklerini göstermektedir. Önderliğimiz Abdullah Öcalan’a ve özgürlük hareketimize karşı gerçekleştirilen inkar ve imhaya dayalı tüm yönelimler kapitalist sistem güçlerinin sistemin yaşadığı bu kırılma noktalarından kendi çıkarları doğrultusunda çıkmak için yaptıkları kapsamlı müdahalenin kilit noktasını oluşturmaktadır. Çünkü yaşanan krizin esas nedeni yanlızca egemen güçler arasında yaşanan çelişkilerin çözümlenemez boyuta ulaşması değildir. Erkek egemenlikli sistemin yaşadığı kaos yapısaldır ve devletçi sistemlerin yarattığı bunalım ve çözümsüzlük tüm evreni kapsamına alarak çok derinlikli çelişkilere yol açmıştır. Bu gerçeği oldukça derinlikli bir biçimde savunmalarında değerlendiren Önderliğimiz tüm evren için özgürlük sorununu en köklü sorun olarak ele almıştır. Özgürlük arayışlarına derinlikli bir yanıt olmayı başarabilen bilgi yapılanmalarının varlığı sistem karşıtı hareketlerin hızla güçlenmelerini ve kaostan özgürlük lehine köklü değişimler yaratarak çıkmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle savunmaların oynadığı tarihsel rolü doğru anlamlandırabilmek için öncelikle bu savunmaların nasıl bir tarihsel süreç içinde ve hangi gerçekliğe dayalı geliştirildiğine bakmalıyız. Önderimiz Abdullah Öcalan daha önceki savunmalarında olduğu gibi son savunmalarını da çok zorlu İmralı koşullarında okuduğu kitaplar, defterleri ve kalemi kendisinden alındığı halde yazmıştır. Tüm canlılarla diyalog içerisinde olan Önderliğimizin insanlardan ve tüm canlılardan uzaklaştırılması sistem tarafından kendisine en büyük ceza olarak düşünülmektedir. Ancak Önderliğimizi klasik kalıplarla, analitik bağlarla anlamak mümkün değildir. Birçok kişinin uzun süre dayanamadığı bu zorlu koşullar, Önderliğimizin iradesi ve yüreği karşısında yenilmiştir.  Kapitalist çağın tüm düşünürlere ve devrimcilere belirlediği çağın bilme sınırlarını, epistemolojik yapılanmalarını fikirleriyle ve yüreğiyle aşan Önderliğimiz en önemlisi de devlet ve iktidar odaklı yaşam ve bakış açısınının eleştirisi ve tüm evrenin özgürlüğünü esas alarak getirdiği açılımlarla yaşanan krizlerin aşılmasında yeni ufuklar açarak özgürlük olasılığını güçlendirmektedir. Önderliğimiz ataerkil devletçi sistemin en zirvede temsilcisi olan kapitalist moderniteyi çözümleyerek uygarlığın tüm yalanlarını çözümleyerek, maskelerini indirmekte, hırsızlıklarını deşifre etmekte ve aslında kapitalizmi temelinden sarsmaktadır. Tabi ki bu nedenle erkek egemenlikli sistem kendi karşısında en büyük tehdit olarak Önderliğimizi, özgür yaşam ideolojisini, yaratmak istediği özgür kadın ve özgür insanı görmektedir.  Kapitalist modernite kendi planlarını uygulayabilmesi önünde en büyük engel olarak Önderliğimizi görmektedir. Önderliğimiz ve görüşleri olmasa tüm dünyaya daha rahat müdahale edeceklerdir. Katı, formel ve mekanik yasalara göre işleyen sistem gerçekliği Önderliğimizin çağın insanı olmamayı başaran, insan indirgemeciliğine düşmeyen, yüreğini ve beynini hakikate ve güzelliklere açan gerçekliği karşısında iflas etmiştir. Önderliğimiz İmralı’da geliştirdiği tüm savunmalarda yaşanılan kaostan çıkış yolu olarak devlet dışı olmayı göstermiştir. En son geliştirdiği savunmalarla da devlet dışı olma ve daha çok toplumu alternatif kılma anlayışına kapsam ve derinlik kazandırmıştır. Önderliğimizin İmralı’da olmasının nedeni de aslında erkek egemenlikli sistemin Önderliğimizden duyduğu korkudan kaynaklanmaktadır. Önderliğimiz  kapitalist modernitenin dayattığı yaşam anlayışını kabul etmediği, ABD, İsrail ve İngiltere’nin Kürt halkı etrafında milliyetçi çatışmalar geliştirerek Ortadoğudaki krizi daha da derinleştirerek kendine bağımlılaştırma amaçlarına karşı özgürlükçü tavırlarını ve mücadeleyi yükselttiği için bu kadar çirkin ve hiçbir ahlaki yanı olmayan saldırılara uğramaktadır. Avrupa merkezli düşünce yapısı sürekli olarak doğuluların kendilerini batılılar karşısında küçük görmelerine alışkın olduklarından Önderliğimizin onlar karşısındaki kendine güvenen, soylu duruşundan ve cesaretli duruşundan korkmaktadırlar. Savunmalarda, Önderliğimizin ve hareketimizin ne olursa olsun mücadeleden ve görüşlerinden vazgeçmeyeceğinin, batının kendi köklerini bilmezliği karşısında özsel değerlere sahip çıkmanın mücadelesinin süreklileşmesinde yol ve yöntemlerin nasıl olması gerektiği vardır. Bu nedenle ne Önderliğimiz bir kişi ne de bu savunmalar bir kişinin kendini savunması olarak ele alınabilir. Tüm savunmalar, toplumsal tarih boyunca gelişen uygarlık karşıtı mücadelelerin savunulması, erkek egemenlikli sistem tarafından sisteme eklemlenme ve karşıtına benzeşme tuzaklarının aşılmasını içermekte, Önderliğimiz Abdullah Öcalan’ın çocukluğundan başlayarak içine girdiği özgürlük arayışından günümüze kadar tüm mücadele tarihinin yarattığı birikimleri kapsamaktadır. Savunmalar  analitik insan aklının sapkın ürünleri olan devlet ve iktidarı yeniden çözümlemekte, toplumun ahlaki ve politik değerlerini devletçiliğin yarattığı sapmadan arındırarak kendi kökleri ve anlamı olan özgürlük temelinde yeniden tanımlamaktadır. Aslında son savunmalar toplumun  temel varoluş dinamikleri olan kollektif bilinç ahlakın ve ortak akıl politikanın yoğunlaştırılmasını, temel sorun olan özgürlük sorununun köklü ve kalıcı çözüm araçlarına kavuşturulmasını içermektedir. Toplumun yaşadığı tüm sorunlar insanın müdahalesiyle gerçekleşmiştir. Bu nedenle bunu çözümlemek de insanın kendi özeleştirisini evrene, doğaya, topluma, tüm canlılara güçlü bir mücadele biçiminde vermesiyle mümkündür.    

Önderliğimiz Abdullah Öcalan’ın savunmalarında ulaştığı kapsamlı sonuçların en temel kaynağı evrensel özgürlük arayışının derinliğidir. Kuşkusuz bunun en önemli göstergesi Önderliğimizin, özgürlüğü salt insan indirgemeciliğine düşmeden tüm evrende aramasıdır. Bu, devletçi sınırlar içerisinde, çağın bilme sınırlarında boğulmayacak yeni bir mücadele anlayışı demektir. Zaten özgürlük hareketimiz, kapitalist modernite somutunda egemen sistemin dayandığı ahlaksızlık ve yalan karşısında, ahlaka, hakikate ve politikaya dayalı özgür kadın ve özgür erkek anlayışı bu temelde yaşanan toplumsallaşma olarak gelişmiştir. Gerçekleşen sosyalizmin etkilerini aşabilmesi de bu özelliğiyle bağlantılıdır. Önderliğimizin kadının özgürlük düzeyini toplumun özgürlük düzeyinin en temel ölçüsü olarak görmesi, içinde kadının etkili bir biçimde yer almadığı devrimleri erkek devrimi olarak nitelendirmesi, tahakkümcü zihniyetin toplum içindeki en temel dayanağını ortadan kaldıran bir özgürlük anlayışına ulaşma anlamını içermektedir. Günümüze kadar geliştirilen tüm sistem karşıtı hareketlerin mücadelelerinin sisteme eklemlenmelerinin, karşıtlarına benzeşmelerinin kadın özgürlüğü hususundaki yetersizlikleri ile yakından bağı vardır. Önderliğimizin özgürlük hareketimizle geliştirdiği çizginin bağımsızlığı bu konudaki özgürlükçü yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Kadın Özgürlük mücadelesi bu yönüyle yalnızca kadın cinsinin kurtuluşu ile sınırlı olmayıp Önderliğimizin PKK’nin özgürlükçü yaşam çizgisini süreklileştirme, sosyalist çizgide ilerleme önünde ortaya çıkan engelleri aşma arayışı ile bağlantılıdır. Önderliğimizin özgürlük arayışının topluma dayanması, giderek sömürünün kaynağına inmesini ve cins sömürüsünü açığa çıkarıp toplum köleliğinin beslendiği kaynağı çözümlemesini ve mücadelenin merkezine almasını da sağlamıştır. Bu, toplum yaşamına damgasını vuran ahlaksızlığın ve yalancılığın aşılmasında, yaşamın kendi gerçek anlamına kavuşturulmasında en köklü yeniliği ifade etmektedir.

Bu anlamıyla savunmalar özgürlük kazanımlarının, insanlık tarihinde devlet ve iktidara dayalı gelişen her türlü sapma karşısında korunarak özgürlüğün kendi öz dayanaklarının ortaya çıkarılması ve örgütlü sisteme kavuşturulmasını ifade etmektedir. Bu, elbette yalnızca günümüzün sorunlarının çözümlenerek aşılacağı problemler değildir. Uygarlığın çözümlenerek insanlığın kendi gerçek tarihinin de savunulması anlamına gelmektedir. Önderliğimiz bu yaklaşımıyla doğal toplum  başta olmak üzere tüm insanlık mücadelelerinin tarihte hak ettikleri yeri geri almakla kadın şahsında insanlığın temel güç dayanaklarını da bir daha -aydınlanmayla olduğu gibi- bulanıklaştırılamayacak denli açığa çıkarmıştır. Bu anlamda savunmalar özgürlük önündeki ataerkil-devletçi zihniyetten kaynaklanan zihniyet ve toplum yapılarının da çözümlenmesi ve aşılması perspektifini içermektedir. Önderliğimiz, insan nasıl insanlıktan çıktı  ve hem kendine hem de çevresine nasıl bu kadar tehdit eden bir konuma geldi sorusuna yanıtı, Kürt kördüğümünü çözerek vermeye çalışmıştır. Uygarlıkla ilişki içerisinde olan toplumlarda, insanların ikiyüzlülük ve ahlaksızlıklarının kaçınılmaz olduğu, kendini tanımaktan uzaklaştırılmış, kendini bilmeyen bu nedenle kendisini yaratma iradesini ve ortak aklını geliştiremeyen bir toplumların da sürekli kölelik sınırlarında kalacağını kanıtlayan bir yaklaşımı içermektedir. Savunmalarda geliştirilen toplum ve uygarlık tahlillerini irdelediğimizde burada toplumun, sürekli dışarıdan bekleyen, yapay ve kul pozisyonda zemin olan yaklaşımlardan uzaklaştırıldığını ve topluma irade kazandırılmak istendiğini görmekteyiz. Köleleştirilmiş, iradesizleştirilmiş ve nesneleştirilmiş toplum gerçekliğine karşı toplumsal gelişimin toplumun kendi zeminine çekilmesi vardır. Toplumsal inşanın zemininde hakikat ve ahlaka dayalı özgür toplum olarak kendini kendi kökleri üzerinde var etmesi, her türden içerilmiş kölelik ve yaygınlaştırılmış egemenliği reddederek özgür yaşam altenatifine dayanan özgürlük perspektifini geliştirecektir. Yaşamın doğal mecrasından çıkmasına neden olan bu analitik aklın sapkın ürünleri devlet ve iktidar oldukça çarpıcı bir biçimde çözümlenmekte ve evrenin, yaşamın, toplumun, doğanın ve insanın kendi doğal akışına kavuşturulmasının yolları gösterilmektedir.    

Savunmalarda en temelde vurgu yapılan hususlardan biri de uygarlıkla mücadele eden sistem karşıtı güçlerin devlet zemininde mücadele etmelerinin sürekli olarak bu güçlere kan kaybettireceğidir. Devlet zemini içerisinde mücadele eden hareketler kaybetmeye mahkumdurlar. Sistem dışına çıkamamak o sistemin değirmenine su taşımak anlamını taşır. Gerçekleşen sosyalizm, son sömürgenin başkaldırısı feminizm ve anarşistlerin başarıya ulaşamamalarının temelinde bilgi yapılanmaları, devlet ve iktidar çözümlemeleri ve yarattıkları alternatifler bakımından kapitalist modernitenin belirlediği sınırları aşamamaları vardır. Bu bağlamda geliştirdiğimiz özgürlük mücadelelerinde zafere ulaşmak istiyorsak, bu kapitalist modern çağın insanı, kadını, erkeği, çocuğu olmamalıyız. Önderliğimizin son savunmaları bu anlamda bizleri bu çağın kadını ve erkeği olmamaya çağırmaktadır.  
 

 Şerda Mazlum

 
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com