Bir Mezarın Başından…
Seyit EVRAN 

Geçen gün yine dağ yollarından bir yere gidiyordum. Zaten her zaman için en iyi yaptığımşeyde dağ yollarından, patikalarından, gökyüzünün, yıldızlarının, yağmurlarının altından bir yerlerden bir yerlere gitmektir. Yani dağ yollarını yolcusu olmaktır. Kendi topraklarını his ederek üzerinden yürümektir. Bu yüzden de bunu sık sık yaparım. Yani mutlaka haftada en az bir kere bu yollardan birinde bir yada birkaç arkadaşımla bir yerlerden bir başka yere gider gelirdim.

Geçtiğim yol çok eski bir mekana çıkıyordu. Bizden öncekilerden birçoğunun geçtiği, geçerken konakladığı hatta bazılarının yıllarca kullandığı bir mekandı. O alanda bulunduğum zamanlar hemen hemen yılda bir mutlaka o mekana doğru bir yoluculuğa çıkarım. İki yıl aradan sonra yeniden o alana gittiğimde yine oraya gideyim dedim.

Gideceğim yer bir dağ köyüydü. Ama şu an boş olan bir köy. Köylüler kışın bırakıyor, yazın gelip yerleşiyorlar. Yol bir yerden sonra ikiye ayrılıyor. Tam oraya ulaştığım sırada daha önce hiç görmediğim bir yeniliği fark ettim. Yenilik tam üçgenin orta yerindeki dut ağacının altına yeni kazılmış bir mezardı. Aslında köyün birçok yerinde mezarlıklar var. Ama ölülerin hepsin bir arada gömüldüğü mezarlıklar var. Yani köyün iki mahallesine var olan mezarlıkları da eklersek belki beş yada altı mahalleye ulaşır sayısı. Bütün bunları bildiğim için o mezarın neden orada olduğu sorusunun cevabını ister istemez aramaya başladım. Yanımdaki arkadaşa buda neyin nesi, neden köyün mezarlıklarından birinde değil de buraya kazılmış bu mezarlık diye sordu. Sorduğu arkadaş orayı biraz bilen, benim o alanda olmadığım zamanlarda da o alanda olan arkadaştı.

Arkadaş önce mezara dönüp Merhaba Mam Ebubekir dedikten sonra, bu mezar bu köyün en yaşlılarından sayılan Mam Ebubekir adındaki köylünün mezarıdır. Çok değil birkaç gün önce öldü. Ve vasiyeti üzerine buraya gömüldü. Buraya gömülmeyi kendisi istemiş. Ve gelip geçenler bana selam versinler, beni unutmasınlar diye beni buraya gömün diye vasiyette bulunmuş. O yüzden öldükten sonra oğulları da onu vasiyeti üzerine buraya gömdüler. Gördüğün gibi bende senin soruna cevap vermeden dönüp ona selam verdim dedi. Şu yukarıdaki evlerden birinde oturan kısa boylu, güler yüzlü yaşlı adam mı diye sordum. Aslında adını biliyordum ama yinede tarifi o şekilde yaptım. Çünkü hayır o değil demesini istiyordum. Onun ölmediğini söylemesini istiyordum. Çünkü onu çok iyi tanıyor ve Kürtlük mücadelesi konusunda birkaç kere sohbetim olan bir insandı. Bana evet o diye cevap verdiğinde içimden bir şeyler koptu sanki. Çünkü onu ölmeden bir kez daha görmek istemiştim. Zaten oraya doğru gitmemin bir nedeni de oydu. Ama bu kez onu değil, onun yerine yol kavşağındaki mezarıyla karşılaştım.

Mam Ebubekir 80 yaşlarındaydı. Ama hayatının tamamını Kürt mücadelesine adamıştı. Kürt özgürlük hareketi gerillalarından önce birçok Kürt hareketine yüreğini, evini, köyünü, topraklarını açmış bir adamdı. Bu hareketler içersinde en fazla da Güney Kürdistan’da bir mülteci pozisyonuna düşürülen Dr. Qasımlo dönemindeki İran KDP’sine hizmet etmişti. Yıllarını Qasımlo ile geçirmiş, mücadelesine çeşitli düzeylerde hizmette bulunmuştu. Ömrünün büyük çoğunluğunu bu yolda tüketmişti. İran KDP’si tasfiye olup alandan çıkınca Mam Ebubekir bu kez Kürt Özgürlük Hareketi gerillalarına yaşı ilerlemiş olsa da gücü oranında hizmet etmeye başlamıştı.

 Ama hayat bu.

Bir gün mutlaka son bulur. 

Ama ne zaman ve nerede son bulacağını insan çok fazla bilemez.

Tıpkı Mam Ebubuker’in hayatı gibi. O ömrünü tamamlamıştı. Büyük acılar, özlemler içinde tüketmişti ömrünü. Nice insanlarla arkadaşlıklar yapmış biriydi.

Ama bütün bu emeklerine rağmen hep unutulmak korkusuyla yaşamış. O yüzden de unutulmak istemediği için köyün girip çıkan herkesin göreceği bir yere mezarının yapılmasını istemiş. Oysa emeği, Kürtlüğe olan bağlılığı, Kürtlük mücadelesini veren herkese hizmete hazır görev adamlığıyla unutulmaması gereken insanların başında gelen bir insandı. Ama hep unutulma korkusuyla yaşadı demek. İşte hazin olan da budur ya. Mam Ebubekir korkusunu mezar yerine belirlemekle açıkça gösterdi. En azından o yürekliliği gösterdi. Ama ne yazık ki birçok insan aynı korkuları yaşamasına rağmen o korkularını kendilerine bile itiraf edemiyorlar. O yüzden Mam Ebubekir ölürken bile birçoğundan daha cesurdu. Ben de mezarına dönüp bir selam verdim. Ve herkes unutsa da, belki yıllarca mezarına gitmemiş, gitme imkanım olmasa da onu hiçbir zaman unutamayacağını toprağına söyledim.

Toprağının insanı olarak doğdu.

Büyük acılar içinde toprağında büyüdü. Büyük acılarla yaşamının tamamını yine topraklarında geçirdi. Toprakları için kavgaya tutuşanların hepsine hiçbir kaygıya girmeden hizmet etti.

Ve sonunda yine topraklarına gömüldü. Oradan geçen herkesin görebileceği bir şekilde gömüldü.

Mam Ebubekir şimdi o dut ağacının altındaki toprağında uyuyor. Ama orada sonsuz uykusuna da dalmış olsa yine de oradan geçen herkesten bir selam bekliyor.

Mezardaki Mam Ebubekir’i selamlarken yüreğim burkulmadı değil. Yüreğimin burkulmasının bir nedeni Mam Ebubekir’in ölümü olurken asıl nedeni ise Mam Ebubekir gibi selam verilebilecek binlerce arkadaşımın bir mezarlarının dahi olmamasıydı.  Mam Ebubekir’in mezarı hayatın birçok alanında ve zamanında hatırladığım binlerce mezarsız arkadaşımı bir kez daha hatırlattı bana.

Üzüldüm.

İncindim.

Ağladım.

Ve bu seferde Mam Ebubekir’in mezarı şahsında arkadaşlarıma bir selam bırakarak oradan ayrıldım.

Ve keşke arkadaşlarımın da onun gibi bir mezarı olsaydı dedim. Çünkü onun hiç olmazsa selam verilecek bir mezarı vardı. Tanıyan, tanımayan oradan geçen herkesin selam verebileceği bir mezarı olduğu için biraz da şanslıdır demekten alamadım kendimi.