BİR ANANIN ŞAHSINDA KÜRT ANALARININ YAŞAMINDAN BİR KESİT.
 Bazen ayrı mekânlara, ayrı coğrafyalara, farklı kültürlere mensup ta olsak, bir cins olarak yaşadıklarımızın ortak yanları ne kadar çok diye geçiriyorum içimden. Kendim kuzey Kürdistan’da doğmuş ve büyümüş bir kadın gerillayım. Ve kendimi bildikten, bir kadın olarak cinsimin sorunlarını tanıyıp diğer parçaları da inceledikten sonra gördüm ki Kürdistan’ın bu parçasında kadınların yaşadığı toplumsal sorunlar aslında diğer parçalardan farklı değil.

    Biri dünyanın bir ucunda yaşıyor, dilleri farklı ve farklı yaşam biçimleri, kültürel şekillenmeleri var. Ama şunu da fark ettim ki aslında ortak yaşanmışlıklar çok benzer. Kürdistan ve Kürdistan’da kadın her bir toplumsal gerçeklik ve parça, egemenliğinde bulunduğu sömürücü devletin tahakkümü altında daha da beter bir pozisyon almıştır. Ve aslında şu da bana çok çarpıcı gelmiştir hep. Kürdistan’da yaşayan kadının sorunları neyse, statüsü neyse Türkiye’de, İran’da,  Suriye’de ve ya her hangi bir Ortadoğu ya da Avrupa ülkesinde yaşayan kadınların sorunları, statüsü aynıdır. Çok fark yoktur arada. Adları değişir, yaşadığı mekân değişir, dilleri, inançları farklı olur ama kadın olmaları nedeniyle toplumsal statüleri değişmez. Çünkü onlar kadındır. Kadınlık demek ağır yükümlülüğü, sorumluluğu ve sorunsallığı olmak demektir.

    Bu gerçek bana o kadar şiddetle çarptı ki, o kadar büyük canım yandı ki. Beş bin yılı aşkındır yaşanan ve tortulanmış, kadına da kabullendirilip, içselleştirilmiş bu trajik ama geçek durum büyük inanç, sabır ve kararlılık olmadan aşılmaz. Kadın sorunsallığı çözümlendiği oranda toplum sorunları da belli oranda çözümü kendisiyle getirecektir.  Ve aslında PKK olarak bunu başarmak, kadını hak ettiği toplumsal yerine yeniden kavuşturmak temel ideolojik yaklaşımlarımızda ve önderlik felsefesinde var. PKK’ de bütün çaba ve arayışlar buna yöneliktir. Bu anlamda tekrardan durdum iman eder gibi, büyük inanan ve inancının gereklerini yerine getiren koyu bir Müslüman gibi ve kendime dedim ki çok şükür özgürlük hareketi PKK var.

    Neyse asıl anlatmak istediğim konuya gelmek istiyorum. Büyük güneyde bir köyde bir anayla bir sohbetim oldu. Güney Kürdistan çok iyi bildiğimiz, içinde halkıyla bir arada yaşadığımız ve toplumsal geleneklerle, törelerle günlük olarak karşılaştığımız bir yer.   Yaşanan gerçek karşısında ilk önce ne yapmam gerektiğini bilmedim. Yaklaşımım çok duygusal ve kendine göre oldu ilk etapta. Ama bir şeyler yapmam gerekiyor diyerek kadın hikâyelerini dinlemeye, onların acılarını dinleyerek bir nebzede olsa hafifletmeye verdim kendimi.

      Anamızın adı POR MOROD.

     Anamız anası öldükten sonra on iki yaşına kadar katlanıyor bildiğimiz ve çokça karşılaştığımız üvey ana kişiliğine. Sonra üvey ananın zorlamsı sonucu babası da razı edilerek daha ne olduğunu bilmeden evliliğe zorlanıyor.

“kızım ben daha kendimi tanımıyordum beni o adama verdiklerinde. Daha kanım gelmemişti. Ben çocuktum. Yaşıtlarımla sokakta oyun oynama fırsatı kolluyordum hep. Üvey anam bırakmazdı. İş yaptırırdı bana hep. Ama benim gözüm, aklım, hayalim hep dışarıda hep oyundaydı.” Diye anlatıyordu. Hayatının bu bölümünü anlatırken hep özlem duymuş gibi o günlere, oynayamadığı veya yarım bıraktığı oyunlarına vahlanırmış gibi iç çekti. Devam etti ama.

“adam benimle ne yapıyordu bilmiyordum. Bildiğim tek şey korku oldu. Onunla yaşadıklarımı bu günden baktığımda başka bir duyguyla tanımlayamıyorum halende. Ben büyüdükten ve kendimi, hayatı tanıdıktan sonrada, çocuklarım olduktan, o yaşlanıp öldükten sonra bile duygularımın tek tarifi, sözle karşılığı korku oldu.  Korku dışında bir duygu tanımadım.” Ve bir ürperti sarıyor anayı. Bu yaşına gelmiş, dört çocuğu olmuş, eşi ondan yıllar önce vefat etmiş ama halen anlatırken ürperiyor ve korkuyor hala.

“çok yaşlıydı. Maddi olarak ta fakirdi. Köye çobanlık ediyordu ve geçimimizi böyle sağlıyordu. Ben dedim ya çocuktum. Ve kendi çocuk yaşta doğurduğum dört çocukla büyüdüm. Onlarla oynardım hep. Kendi çocukluğumu onlarla yaşadım anaları olarak. Ama bunu çok bilmezdim. İdrak edemezdim bana yapılan kötülüğü. Akşam olupta sürü köye doğru gelince sanki azrailim gelirmiş gibi titrerdim. Korkardım hep.” Ve bir ah daha yaşanmış acılı yıllara ve yaşanmamışlıklara.

“Allah affetsin ama bazen düşünüyorum da iyi ki yaşlıydı ve erken öldü diye. Öldükten sonra çok isteyenim oldu. Ama ben asla dedim başkasının bana yaptığı kötülüğü bir daha ben kendime yapmayacağım. Ve çocuklarımla zorlansak ta,  horlansak ta kendi kendimize yeteceğiz. Şimdi çok şükür Allaha evlendi onlarda iş güç sahibiler. Vefalıdırlarda razıyım onlardan, Allah ta razı olsun.” Zafer kazanmış, hayatında çocuklarıyla hayatın zorluklarına karşı, toplumsal geriliklere karşı mücadele etmiş ve bu mücadeleden yaralıda olsa, çok kan kaybetmişte olsa zaferle çıkmıştı anamız.

 İşte biz kadınların şansı o ki son yüz yılda özgürlük hareketinin gelişimi ile kadının bu anlamda bir rahatlaması olmuş ve PKK kadının korkularını, kaygılarını bir kenara bırakmasını ve özgürlük sorunu üzerinde yoğunlaşmasını sağlamıştır. Kendi çıkış yolunu yaratma arayışını geliştirmiştir. 

Ferze dersim

 


 

 

 

 

 

 

 
    ygk_unur@hotmail.com