![]() |
|||||||
|
|
|||||||
|
BOZKURT GÜVENÇ |
|
||||||
|
Rêber APO’dan ayrılığımızın 12. yılına giriyoruz. Ama biz bu ayrılığın acısını ilk anki sıcaklığıyla halen yaşıyoruz. Yaşam fırtına ve sarsıntılarla doludur, derdi. Ve yaşamdaki acıların da en büyük öğretmen olduğunu yine bizler Ondan öğrendik. Egemenlikli uygarlığın kendi çıkarlarından dolayı halklar üzerine uyguladığı yoğun baskı ve acılarda; PKK de, bir kırlangıç fırtınasına tutulmuş gibi savrulmaya çalışıldı. Ama Şubatın kar, sağuk ve donukluğunda bitirilmek istenirken PKK, kardelenler misali tüm nazik, sade ve bir o kadar da direngenliğiyle, beşbin yıllık kronikleşen iktidar ve onun despotik karakterine bir karşı koyuş ve mücadele içinde varlığını yaşamsallaştırdı PKK. Ve bunu da ilk başta Önderliğinin şahsında başardı. Doğayla büyük bir aheng ve uyum içerisinde olan Rêber APO’ya doğadan nasıl bir zarar gelebilir ki? Ve Şubat bilseydi, bu karanlık komplo planlamasına tabii olur muydu? Sanmıyorum. Çünkü, ben şubatı, bir ananın hamilelik süresinin en son yoğunlaşmış evresi olarak tanımlıyorum. Bu diyalektik döngü varoluşun her evresinde yeniden doğuş, canlılık ve yaşam olarak hep varola gelmiştir. Bu sebeple Şubat’a da, doğaya olduğu gibi, özünde bir ihanet edilme durumu sözkonusudur. Biz mücadelemizle hem insanlık tarihinin, hem de doğanın özgürlükçü deviniminin özüne denk bir akışını gerçekleştirme çabasını veriyoruz. Egemenlikçi zihniyetin karattığı bir ay olmasından dolayı, Şubat da; insanlık tarihi, doğal toplumun gerçek özüne ulaştığında, kendini aklamış olacaktır. Ve biz bunuda APOCU felsefeden öğrendik. Bu 12 yıl içerisinde Rêber APO’nun yaşadıklarını, çaba ve mücadelesini, herkes ve herşeye rağmen gösterdiği tempoyu, iradeyi ve binyıllara bedel yarattığı düşünsel-ideolojik- toplumsal-kültürel eserlerini herkes görüyor ve her geçen gün insanlık tarihindeki hak ettiği onurlu yerini alıyor. Egemen güçlerin de hala bu kadar saldırgan ve tahammülsüz olmaları, Rêber APO’nun bu karakterine galip gelememelerinden ve dahası onlara rağmen bu kadar etki alanını genişletmesinedir. Çünkü Rêber APO, yaşamında yenilgilerden yengileri yaratmayı hep bildi ve yaşam amacı, hep zaferli kişilik sahibi olmak oldu. Düşmanın ve hatta içimizdeki bazı kesimlerinde anlayamadıkları ya da çözümleyemedikleride bu gerçek . Bu karakteriyle, düşmanın halkımız, mücadelemiz ve tarihi değerlerimiz üzerine yürüttüğü bu kadar yoğun saldırı ve komplolara hep engel oldu ve onların tüm hamlelerini bir karşı atak olarak tersine çevirmeyi ve boşa çıkarmayı, yengiye dönüştürmeyi , tarihi bilincinin ışığında hep başardı Rêber APO. Egemenlikli tarih anlayışının yanılgısı, tarihi bir tekerürden ibaret görmesidir. Oysa, tarih, eğer doğru okumasını bilirsen hiçbir zaman tekerrür etmez. Belirli koşul, zaman ve mekandan dolayı her ne kadar bazen benzer sonuçlar gösterse de özde devamlı bir farklılığı içinde barındırır. Egemenlikli sistemin bize uygulamak istediği, tarihte yaşadığımız talihsizlik ve yenilgileri aynı zaman ve dönemlere denk getirerek yenilgi ve boyun eğmeyi bir kadermiş gibi bize özümsetmek ve direncimizi kırmak istem ve planlarından başka bir şey değildir. Rêber APO’nun da hem kendi şahsında ve hem de Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yapmak istediği, egemenliğin yarattığı bu verili tarih anlayışının yanılgısını ve amaçlılığının gerçek yüzünü göstermektir. Kayada biten bir çiçek olan PKK’nin ortaya çıkışında ve kısa zamanda halkların özgürlük umudu olmasından başlayarak, bu başaşağı gidişin halkların kaderi olmadığını, zor ve hilelerle halklara içirilmeye çalışılan bir kandırmaca olduğunu da ispatlamış oldu. 15 Şubat 1925, Kürtlerin yakın tarihinde kara bir gün olarak ve halkların umutlarının kırıldığı bir gün olarak, Şex Saîd’in pek çok komplo ve oyunla esir alındığı ve serhildanın bastırıldığı bir tarihtir. Sizinde uluslar arası bir komployla esir alınmanızın bu tarihe denk getirilmesi bir tesadüf olmayıp, oldukça bilinçlice ve planlanarak tasarlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Mesaj şudur, her başkaldırdığınızda önderinizin ve halk olarak sizinde sonunuz hep katliyam ve soykırım olacaktır. Bu ezilen halkların değişmez bir yazgısıdır. Kısaca “tarih tekerrürden ibarettir” anlayışının bir gereğinden başka bir şey değildir. Ancak artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Kürt halkı ve onun bağrından çıkan özgürlük militanlarıda, Başkanım, sizin bilgeliğinizle açmış olduğunuz bilim yolunda bir tarihi bilinç düzeyine ulaşmış ve bu yolda ilerlemeye devam eden bir gerçekliğe kavuşmuştur. Bu saye de, insanlık, kendi yaratımı olan tarihinde hak ettiği yere sonunda mutlaka ulaşacak ve tanrıçaların öz kızları ve oğulları olarak, okyanusların maviliğine eş özgürlük deryasında birer anlam damlaları olarak varlıklarını yaşayarak devam ettireceklerdir. Tüm karartılmışlığına rağmen ŞUBAT da bu bilimsel tarihi bilinç ışığında kendi öz varlık anlamına kavuşacak ve gebeliğin son aşaması olan yeniden doğumunu özgürce gerçekleştirecektir. Bu özgürlük doğumunda ebelik rolü, tanrıça ananın öz evladı olmayı başaran, tüm verililiklerden arınmış olan özgür insana-Rêber APO’ya bahşedilmiştir. Şubatın koynunda mayalanan bahar özlem ve inancıyla!
|
|||||||
|
|||||||