|
Demokratik
ülkelerde, seçimler istisnalar hariç kaygılara yer vermeyecek
kadar sadedir. Yine
kendinden emin ve toplumu istediği gibi yönlendirebilecek
hegemonik yapılarda da bazı tedbirler ile yapılan seçimleri
garantilerler. Ötekileştirilenlerin egemen sistemin bir parçası
durumunda olunan alanların kaygılarının pek olmadığı an ve
alanlarda o denli gündem oluşturmayabilir. Kürdistan’da bunun
koşullarının olmadığı geçmiş süreçlerde, sömürgeci sistemin
kendisine tabi gördüğü ve Türk, Arap, Fars uluslaşmasının bir
uzantısı, parçası biçiminde ele almasına onay kolay
gelişmekteydi. Ne bir kimlik sorunu, ne de ötekileştirilenlerden
eser yoktu. Adı bile anılmaz, yok sayılan bir ülke olmanın, daha
başlangıçta bunun bir cisim haline getirilmesi için geliştirilen
diriliş süreci bir temel oluşturma diyalektik bir kural
niteliğindedir. Şu an bu gerçeğin bir oluşum halinde
geliştirilmesinin bir başka evresini ifade etmektedir.
Demokratik ulus gerçeğinin kimlik ve ötekileştirilenlerin de
kendisini çağdaş bir biçimde ifade edilmesini sağlatacak düzeyde
olmasını da sağlamaktadır. Dolayısıyla hegemonik güç, kendisini
bir sistem halinde yeniden kalıcılaştırması için bukalamün
misali günümüzde her alanda nasıl bir renk alacağı çıkarları
gereğidir. Türk egemen sistemin kalıcılaştırılması amacıyla
geliştirilen restorasyon çabaları bunun açık bir örneği
durumundadır. Anadolu da ötekileştirilenlerin yeni koşullar da
hiçleştirme, Kürdistan’ı bütün tarihsel-kültürel değerleri ile
hazmetme(eritme-kendine benzetme)amacıyla içinde bulunduğu hırs
günümüzde daha açık anlaşılmaktadır. Bu süreçte geliştirilen
seçimler de bunun bir aracı olarak ele alındığı belirgindir.
Açıktır. Bu nedenle envayi yöntemler ile sonuç almak istediği,
bunun için kötülüklerin bir dehlizi misali bir yaklaşım içinde
olduğu anlamak isteyenler bilir. Anlayıp da buna bilerek günaha
ortak olanların, varsın o kötülükler kendilerinin olsun demek
ile yetinelim. Öylesine bir gerçek ile karşı karşıya olan bir
süreçte seçimler geliştirilmiştir.
Dolayısıyla
yeni bir durumun ifadesi olmaktadır. Demokrasinin bir model
olarak sunulduğu Anadolu ve Mezopotam’ya topraklarında, anneler,
kendilerini bir siper haline getirmişse, nasıl rahat bir seçimin
geliştirildiğini varın siz karar verin. Yeni bir toplumun
geliştiği insanlığa annelik yapan Mezopotam’ya olduysa, şu anda
aynı rolü, yeni geliştirilmekte olunan özgür insan ve toplum
gerçeğinin yaşanması ve geliştirilmesinde cins olarak annelik
bir başka kutsallığın ifadesi durumundadır.
Cumartesi
anneleri kayıp çocuklarının arayışındadır. Daha önceleri
yaşamını şahadet düzeyinde adayan evlatlarını sahiplenmez
“tanımıyorum” derken dağların doruklarında, asker siperlerini
aşarak gücü ruhu olan bir tempo ile karşılamaktadır. Ana dili
dahi yasaklanan ve doğal ifade biliminin bile çok görüldüğünü
hissederek buna annelik yapmaktadır. Sadece Kürdistan’ı değil
bir bütün olarak kendi doğasıyla bir bütün olarak Türkiye’yi
doğal güzelliği ile baharı yaşatan özelliği ile muazzam
zenginliğin bir ifadesi olmaktadır. Başka bir ifadeyle
değerlendirilirse, Rêber APO’nun ilk kopuşunda görülen, (ilk
isyanı olarak adlandırdığı) anne ile aradaki farkı yeniden
kapatma, yani anne kendi gerçeğine kavuşması ile nelere kadir
olduğunun da yeni bir ifadesi durumundadır. Güçsüz, kendisini
ifade edecek bir konumdan yeni bir topluma annelik edecek
düzeyde bir anneliktir bu. Bu Rêber APO’nun
anneliğe verdiği yanıt kadar yeniden doğuşunu gerçekleştirmeyi
sağlamanın kendisi olmaktadır.
İnsan gücünün
bir maden(hammede) biçiminde doğru bilimsel veriler ile
işlendiğinde yaratacağı sonucu olarak adlandırmak daha doğru
tanımlama anlamındadır. Tıpkı kıraç bir arazinin yeniden üretime
açılmasının bir benzeri gerçekleştirilmektedir. Evrenin doğru
bir ideoloji ve felsefe ile bütünleştirici gücüne sahip bir
Önderlik gerçeğin bir sonucu olmaktadır. Bu tarih ve güncelin
bileşiminin de gerçekleştirilmesidir. Bunun bir sonucu olarak
tarihsel bütün öğelerin birleştirilmesinin etkileri giderek daha
çok etkili olmaktadır. Eğer böyle bir hareket gücü olmasaydı bu
denli etkili olmak mümkün olmayacaktı. Bunun toplumsal alanda
gerçekleştirilmesi tarihin tanık olduğu bir yenilikten söz
edilebilir.
Söz konusu
Kürdistan olunca bu gerçeklik daha da anlam kazanmaktadır.
Tarihsel-toplumsal alanda doğal olduğu kadar kendi içinde
demokratik gelenekleri barındırma genseldir. Hücreseldir. Tarih
boyunca bu gerçeklik kendi içinde muazzam bir biçimde dumura
uğratılarak kötürümselleştirildiği ulusal demokratik mücadele
tarihi boyunca bunun sancılarının çekildiğini, en iyi yaşayan
bir toplum olarak daha iyi bilmekteyiz. Büyük acılar ve belki de
halkların tarihinin bir toplamı kadar büyük zorluklar temelinde
gerçekleştirildiğini en iyi yaşayanlar daha iyi bilmektedir.
Veya vicdanlı olan herkesin teslim edeceği bir gerçek
durumundadır. Bazen karşı gücün kalemşorlarının dünyanın gözü
önünde yaşanan gerçeklikleri ters yüz etmeleri dikkate
alındığında bu daha iyi anlaşılacaktır. Tıpkı devletin
geliştirdiği terörü ve toplumda yarattığı yaralar gözler önünde
olmasına rağmen neden tepki gösterildi veya her onurlu insanın
takınacağı tavrı günlerce işledikleri gibi. Bir başka deyimle,
eğer hak-adalet-vicdan, kısacası ahlaki ölçülere göre bir
muhasebe yapılacaksa en ağır cezayı Erdoğan’ın alacağını herkes
teslim eder. Buna rağmen demokrasinin “bir” numarası
gösterilmesi de bu gerçekliği daha açık ifade etmektedir.
Demokrasi sahiplerinin zamanı ve ortaya çıkan tarihi fırsatların
yerli yerinde değerlendirdiği durumunda hakkın yerini bulduğu da
bu süreçte geliştirilen kazanımlar bunu ispatlamış durumdadır
da. Demek ki neolitik anne ve evlatlarının çağdaş yürüyüşü
hakkı yaratmasını gerçekleştirmesi “Halkların baharı ve
bunun merkezinde Kürdistan’ın bir öncülük düzeyinde” üzerine
düşen görevi gerçekleştirmenin bir başka başarısının da adı
olunmaktadır. Bu denli bir uyanış ve neredeyse herkesin
kendisini sorumlu-görev kabilinde yaklaşımı Çağdaş bir Önderlik
ve bunun insani ve toplumsal tüm gözeneklere işlenmiş bir
gerçeği biçiminde bir yaşam düzeyine ulaşmanın kendisi
olmaktadır. Rêber APO’nun, “Uveyş anneye beni anlarsan
evlatlığını kabul ederim’in” gerçekliği olmaktadır.
Demek ki,
toplumsal anlamda Önderlik gerçeği anlaşıldıkça uygulama olanağı
giderek daha çok artmaktadır. Gerisi bunu giderek daha çok
geliştirilmesi dönemi daha iyi karşılama ve başarı oranını
artıracağı gibi kötülüklerden arınma ve asil sahipleri ile
hesaplaşma olanağını daha da güçlü kılınmasına yol açacağının da
gerçekleşmesi olacaktır.
12 Haziran
seçimleri her şey olmadığı bilinmektedir. Ancak hakkın yerini
bulması ve hak sahiplerinin gücünün ortaya çıkardığı sonuçlar,
bütün engellemelere rağmen alınan önemliydi. Eğer doğru
çalışılır ve sorumluluklar yerine getirilmesi durumunda, bütün
çalışma alanlarında, bir çok gerçeği kısa zaman dilimine
sığdırma imkan dahilindedir.
Öğretici
sonuçlar çıkarma dileğiyle!
|