EMEK VE İNANÇ

İnanç, emekle yoğruldukça anlam buluyor. Anlam bulan inanç yaşam biçimini belirliyor. “İlk yaratılış, ilk var oluş” ana-kadının ilk ve temel var olma tarzında yatar. İmtiyazsız, sınıfsız, hiyerarşisi olmayan, sömürü tanımayan toplum biçimdir. Doğayı bağrında büyüdüğü bir “ana” olarak hafızasına yerleştirir. Bu yüzden de doğurganlığı, beslenmesi, barınması ve güvenliği için yararlandığı her şeyi kutsar ve saygı duyar. Burada yaratılan gönül bağı ve bilinç ilk semboller yaratır. Bu sembollerde kendini kutsar ve ilk ahlak kavramına bu yol da ulaşır. Toplumsallaşmayı böyle yaratır. Bu yüzden de toplumsal varlıkları kutsaldır ve en yüce değer olarak sembolleştirilip tapınılmalıdır. Din böyle çıkıyor ve ilk toplumsal bilinç formu oluyor.

Bu, ilk toplumsal bilinç ve formu temel olup, fakat uygarlık tarihi yarattığı kendi toplumsal bilinç ve formu taa günümüze kadar esas köklerinde ve özünde bir “sapmayı” yaşadığını görmek mümkündür. Tarihçesine uzun uzun girmek istemiyorum.

Bugünlerde Diyanet İşler Bakanlığı Sosyal Açılımlı Din Hizmetleri tarafında “Aile İmamlığı”  sistemini geliştireceğini ve bunun 5 pilot bölgede(Ankara, Karabük, Elazığ, Tekirdağ ve Amasya) uygulamasının başlatıldığını da vurguladı. “Bu projeyle imamlar daha sosyal olacaklar”deniliyor.

Nedir bu “Aile İmamlığı”? İmamlar artık sadece camilerde yaptığı işlerle sınırlı kalmayacaklar. Peki, bunun dışında ne yapacaklar? Yapacaklarının bazılarını sıralayalım: Aileleri ziyaret edecekler ve haklarındaki bilgileri not edecekler, okula gitmeyenlerin takip durumunu öğrenecekler, okula gitmeyen kız çocukları okula yazdıracaklar, esnafları ziyaret edecekler, geziler düzenleyecekler,  İrşad(doğru yolu gösterme, uyarma) faaliyetlerine kültürden sosyal ve spor aktivitelerini de katacak olan mahalle imamları, ayrıca çocuklarla da yakından ilgilenecekler. Bunlar bazıları. Peki, bu bilgileri ne yapacak? En yakın bulunduğu Müftülüklere götürecekler. Edinilen bilgiler burada toplanacak. Müftülükler artık birer fişlenme ve istihbarat mekânları olacaklar. Bu projeni en önemli ayaklarından birisidir. Diğerleri sadece Aysberg’in görünen tepesi. 

Diğer önemli ayaklarından birisi, Türkiye’de Diyanet İşler Bakanlığı’nın görevi ve işlevi çok iyi bilinmektedir. Sistemin siyasi kanadının yapamadığını, İslam’ın Sünni yanını sistemin mekanizmasının yürümesi için çok iyi kullanmaktır. Yine, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında yeşeren halklar mozaiğini yaratan kültürel zenginliği görmezden gelinerek âdete inkâr edilerek her şey bu çarkın dişlilerine feda edilmesidir. Hâlbuki barış dini olan İslam:  İyilik, doğruluk, güzellik esasına dayanan ve insanlar arasında adalet, kardeşlik ve sevgi ilişkilerini kurmağa ve huzurlu bir dünya yaratmağa yöneliktir.

 Ayrıca iktidara her gelen yeni parti veya partiler sistemin tüm çürümüşlüklerini bu yoldan kapattılar. Yine Kürt halkına yönelik asimilasyonu bu kurum en iyi bir şekilde yaptı. Halklar, emekçiler ve mezhepler arasında ki eşitlik ve kardeşliği zehirleyende yine bu kurum vasıtasıyla gerçekleştirildi. Bu listeyi daha uzatmak mümkündür. Listeyi burada keselim ve biraz vicdan sahibi olan araştırmacılara bırakalım. Tabii bu işin en iyi yürütenleri ve yürütücüleri imamlar oldular. Çünkü imamlar en sadık kadrolardırlar. Ben aynısıdır demek istemiyorum, ancak bu proje benzer bir zamanlar Türkiye Cumhuriyetini ideolojik olarak beyinlere şırınga edilmesinde nasıl ki Köy Enstitüleri kullanılmışsa(burada da en sadık kadrolar öğretmenlerdi, akıbetleri biliniyor.) şimdide “yeşil sermaye” Türk-İslam sentezi bağlamında emekçilerin ve halkların o saf, temiz ve gönül bağıyla bağlandığı ve inandığı inançlarını zehirlenmek isteniyor.

Dikkat edilirse Demokratik Özerkliğin inşasının başlanılması sürecinde böylesi bir proje gündeme getirildi. Biliyorum, bu ve benzeri projeler çok önceleri gizli bir şekilde özellikle Türkiye yoksul halkı ve emekçilerin ve Kürt halkı üzerinde uygulanmak için hazırlanmıştı. Bu bir devlet politikasıdır. Bir başka yönü de “yeşil sermaye” referandumdan sonra aldığı güvenle hegemonyasını kurumlaştıracak kurumların başında T.D.İ. Bakanlığı’nı seçmesi tesadüf değildir. Bu proje güya Avrupa’da ev papazları örnek alınarak ele alınmış. Hâlbuki yaşadığımız topraklar insanlığa beşiklik yapmış ve birçok dine de mekân olmuştur. Bu taklit ve yaranmacılığın yanında bir de küresel sermayeye yaranmadan başka bir şey değildir. Yoksa her şeyin esas kökleri bellidir.

                                                                                                             Deniz Karer

                                                                                             

  

 

 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com