PKK, YAŞAM OLACAKSA ONU ÖZGÜRCE YAŞAMANIN BİR GEREĞİDİR

 

PKK’nin 32. yıldönümüne girerken, başta Kürdistan olmak üzere Türkiye ve bölgemizde son yüzyılın en kayda değer hareketi olarak çok ciddi toplumsal ve siyasal gelişmelere yola açan ve yol açmakta olan PKK gibi bir özgürlük hareketini, büyük zorluklar ve yoksunluklar içinde gün-gün, adım-adım ve ilmik-ilmik ören başta Réber APO’ya, PKK şehitlerine, emeği geçen tüm yoldaşlara ve halkımıza en derin şükranlarımızı sunuyor ve PKK’nin Otuz İkinci yıldönümü tüm ilerici insanlığa kutlu olsun diyoruz.

 

Kürdistan gibi bir ülkede PKK’nin doğuş gerçekliğini tam anlamıyla değerlendirebilmek, dile ve ifadeye dökebilmek gerçekten de zordur. Yok olmanın eşiğine gelmiş, kendisi olmaktan çıkmaya yüz tutmuş bir halkı kendi külleri üzerinden yeniden yeşertmek, günümüzün ve bölgemizin en canlı, en coşkulu, en direngen ve en dinamik halkı haline getirmek,  gerçekten de hiçbir halk ve hareket tarihinde görülmemiş bir olaydır. Bu nedenledir ki Önder APO, Kürdistan gibi bir ülkede PKK’nin doğuş gerçekliğini her hangi bir siyasal ve sosyal doğuş hareketi biçiminde değil, daha çok da “mucizevî bir doğuş” şeklinde anlamlandırır. PKK, bu anlamda ne kadar değerlendirilse, o kadar da yeridir.

 

PKK’nin ilk ortaya çıkış koşullarında ne Kürt halkı, ne de Kürt halkını çoktan mezara gömdüğünü düşünenler, böyle bir halk içinde bu nitelikte bir doğuşun gerçekleşebileceğine, gerçekleşse bile uzun erimli yaşayabileceğine inanabildi. Geçen 3 on yıllık mücadele tarihinde PKK, Kürt halkı üzerine serpilen bu ölü toprağı söküp attı; Kürt toplumunda tersyüz edilen tüm gerçeklikleri açığa çıkardı ve doğru gelişme rotasına koydu. En başta Kürt halkını, her bakımdan umutsuz ve örgütsüz olan bir halk gerçekliğinden çıkarıp bir şeylerin başarılabileceğine inanabilen en umutlu ve en örgütlü bir halk düzeyine getirmekle en inanılmaz olanı gerçekleştirdi. Bu bakımdan PKK, tek kelimeyle küllenmeye yüz tutmuş bir halk zemininde, kendi külleri üzerinden kendini yeşerten bir önderlik, bir hareket ve bir halk gerçekliğini ifade eder.

 

Kürdistan’da, yoksul ve emekçi Kürt halkının ulusal ve toplumsal özgürlük eğilimi olarak doğup gelişen PKK, daha başından itibaren hasımlarının saldırılarına maruz kaldı ve bu saldırılar bir an olsun kesintiye uğramaksızın devam etti. Egemen sistemin hemen her cenahından gelişen ideolojik, siyasal ve askeri saldırılara karşı PKK, kendi meşru müdafaa gücünü örgütleyerek varlığını koruyabilmenin kesintisiz mücadelesini yürüttü.  

 

PKK, hem soğuk savaş döneminin katı dengelerine, hem dünya ölçeğinde hüküm süren kapitalist sisteme rağmen bağımsız, alternatif ideolojik ve sistemsel bir hareket olarak doğup gelişti. PKK’nin bu temel özelliği dolayısıyladır ki, Kürdistan zemininde yürüttüğü özgürlük mücadelesinin engellenmesi, mümkün olan her yoldan tasfiye edilmesi için bizzat NATO ve uluslar arası güçler düzeyinde PKK’ye karşı planlar yapıldı, komplolar düzenlendi. Olof Palme cinayeti işlenip PKK’nin üzerine atıldı. PKK’nin karartılması için en umulmaz hilelere başvuruldu, iftiralar yapıldı. Bu şekilde uluslar arası sistemin büyük destek gücünü arkasına alan Türk özel savaş rejimi, PKK öncülüğündeki Kürt özgürlük hareketini bastırmak ve tasfiye etmek için en inanılması güç olan insanlık dışı saldırı ve uygulamaları gerçekleştirmekten çekinmedi.  Buna rağmen PKK, Kürdistan’da bir halk hareketine dönüştü ve büyük bir direniş gücü haline geldi. Kürdistan’da uygulanan ve uluslar arası bir sistem olan inkâr ve imha sistemini parçaladı, yaşam dayanaklarını büyük oranda zayıflattı.

 

Uluslar arası sistem açısından tehlikenin çapı bu düzeyde büyük ve artık önü alınamaz bir safhaya geldiğinde, sistem doğrudan harekete geçti ve PKK önderliğine karşı çağımızın en büyük uluslar arası komplosu olan 9 Ekim komplosunu düzenleyip yürürlüğe koydu.

 

9 Ekim Komplosu, PKK’nin kesin tasfiyesini amaçlamıştı. Komplocu güçler, Önder APO’nun esaretiyle PKK’nin mutlak anlamda dağılacağını hesaplamışlardı.  Uluslar arası güçlerin Kürt halkına ve onun önderliğine reva gördüğü çağımızın bu en trajik komplosuna ve çağın bu vicdansızlığına rağmen PKK dağılmadı, aksine komployu sistemsel yeniden bir doğuşa vesile yaptı. PKK önderliği, İmralı sisteminin mahkûmiyet koşullarında, sistemsel yeniden bir doğuşun teorik, ideolojik-siyasal formülasyonunu gerçekleştirdi. Bu sistemsel yeniden doğuş, uluslar arası komploya verilebilen en anlamlı bir karşı yanıt oldu. PKK, bu şekilde uluslar arası 9 Ekim komplosunu kendisini yeniden yapılandırmanın, ideolojik-siyasal-örgütsel yeniden yaratmanın başlıca bir gerekçesi haline getirdi. Ve PKK, komplocu güçlerinin saldırı ve yönelimleri ne olursa olsun, kendi doğuş ve varlık gerekçelerinden asla vazgeçemeyeceği, her şart ve koşul altında bu varlık nedenlerine bağlı kalacağını ve bir özgür yaşam eğilimi olarak hiçbir gücün onu yok edemeyeceğini herkese ispatlamış oldu.

 

Tüm bu gerçekliğe rağmen hala PKK’nin tasfiye olabileceğinin hayalini kuranlara bir sözümüz vardır. Bu beyhude bir çabadır ve bu çabanızdan vazgeçin diyoruz. PKK geriletilebilir, daraltılabilir, hatta bastırılabilir ama asla yok edilemez. PKK’yi salt maddi bir yapılanma olarak görenler elbette böyle düşünebilirler. Ama bizce PKK bundan daha öte bir şeydir. Önemli olan PKK’de gerçekleşen özdür. PKK, dayandığı tarihsel çizgisiyle ezilen halkların ve toplumsal katmanların özgürlük ve demokrasi eğiliminin günümüzdeki tezahürüdür. Daha doğrusu insanlık namına toplumsal en iyinin ve yaşam olacaksa onu özgürce yaşamanın bir gereği, arayışı ve özüdür. Özgür insanlık namına bu öz var olduğu sürece PKK’de bir şekilde kendi varlığını sürdürmüş olacaktır. En yalın tanımıyla PKK’nin felsefik anlamı bizce budur.

 

Bu temelde insanlığın en kadim doğuş mekânlarından biri olan Kürdistan coğrafyasında bir 27 Kasım günü resmen kuruluşunu gerçekleştiren ve geride bıraktığı 32 yıllık dişe diş ve amansız geçen mücadelesiyle PKK,  bizlerde sönmeye yüz tutmuş tüm insani öğeleri ve potansiyelleri yeniden açığa çıkarıp özgür gelişme yoluna koyduğu için Réber APO’ya, PKK’nin kurucu önderlerine ve şehitlerine en derin şükranlarımızı bir kez daha belirtmeyi bir borç biliyoruz. Elbette bunun en anlamlı gereği, PKK zemininde yaratılan özgür yaşam ve mücadele geleneğine özlü katılabilmek, bu geleneği her şart ve koşul altında koruyup geliştirmekten geçer.  Ancak bu şekilde PKK geleneği doğru sürdürülebilir. Bu temelde 27 Kasım günü bir kez daha Önder APO’ya, şehitlere, yoldaşlara, halkımıza, özgürlük, barış ve demokrasi yolunda bedel ödemiş ve ödemekte olan tüm ilerici insanlığa kutlu olsun…

 

DELİL ÇİRAV

 

SELAM  VE SAYGİLAR

 

24 Kasım 2009

 

 
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com