ÖNDER APO, İMRALI DİRENİŞİYLE 14 TEMMUZ’U TAÇLANDIRMIŞTIR

İnsanı ilişkilerinin toplamı şeklinde tanımlamak insanlaşmanın toplumsallaşmayla ortaya çıkışından kaynağını alır. İnsanın ilişkilerinden yoksun kılınması, her şeyden önce insanın, insan oluşuna, ilk kimliğine bir saldırıdır. Sınıflaşmayla birlikte iktidar olgusunun çıkışı, çoğunluğu oluşturan insan grubunun ötekileştirilerek dışlandığı, dıştalanma olgusuyla birlikte süreklileşen bir ezilmeye tabi tutulduğu bir kesim ile bu kesimin emekleri üzerinden asalakça yaşayan elit bir kesim şeklinde insanlığın parçalanışını getirmiştir. Bu parçalanma, iktidarların kendilerini, üzerinden inşa ettikleri bir olgu haline getirilen varlık koşuludur. Bunu süreklileştirmenin temel yolları baskı, kandırma, zor yöntemleri olurken çağların gelişim seyri yöntemsel ince ayarları da kaçınılmaz kılmıştır.

Hayvanları gözlemleriz. Kimi zaman insanca aklımızla hayvan adlarını hakaret sözcükleri yerine kullanırız. Her defasında da hayvanları aşağılamış olmanın, insani ölçülerimize uymayanları da bu aşağı tabakaya sıkıştırarak kendimizi yüceltmenin gurur payesini çıkarır, insanlığımızla onur duyarız. Oysa ki hayvanlar birbirini dövmezler, açlık karşısında başka bir hayvanı yiyen yırtıcı hayvanların dahi kendisine benzemediği için bir hayvanı falakaya yatırdığı, boğma korkusu yaşattığı ya da vücudunda açtığı bıçak izleriyle alay ettiği görülmemiştir. Bu örnekler zihnimde çoğalırken ve bundan daha aşağılık bir konum yokken neden hayvanların adını kirletiriz biz insanlar diye sorarım çoğu zaman. İnsanın bu edimlerle kendi kimliğini aşağılaması okullarda, evlerde, sokakta her yerdedir ve özellikle erkek kimliğiyle oluşarak kadın kimliğine yönelir. Toplumun hakim sistem tarafından karılaştırıldığı gerçeği büyük bir erkek kesiminin de bu uygulamaya maruz kaldığını göstermektedir. Aile, okul ya da kamusal alan, iktidarın gerçekleşme alanlarıdır.

Bunların dışında iktidarın kendini gerçekleştirdiği bir alan da zindanlardır. Özgürlük hareketi olarak zindanların büyük zorluklarına, acılarına ve zorbalıklarına maruz kalmış bir hareketiz. Bu acıların yanında zindanlarda yaratılan direniş kültürü bizlere 14 Temmuz gibi güçlü mirasları kazandırmıştır. 80’li yıllarda özgürlük hareketi militanlarına zindanlarda yönelen işkenceler, dayak ve kaba yıldırma yöntemleri, direnişin ve insan iradesinin yükselişi ile birlikte aşılmış, Kürt tarihi ilk kez hainlikten sıyrılan bir duruş sergileyen evlatlarını onurla karşılamış ve arkadaşların yaptıkları siyasi savunmalarla Zerdüştvari bir çıkış sergilenerek ulusal, özgürlüksel irade beyanı gerçekleştirilmiştir. Arkadaşların savunmaları okunduğunda, cunta hakimi karşısındaki sözlerinin Zerdüşt’ün “Sen kimsin” haykırışına benzer bir irade ifadesi olduğu çok net görülür. Çeyrek asır sonrasından yani bugünün penceresinden zindan gerçeğine baktığımızda işkence yöntemlerindeki değişimleri görebiliyoruz.

Zindan, hegemonyanın kendini gerçekleştirme alanıdır. Kendinden olmayanı yok etme, eritme, pişman ettirme, ölümlerden ölüm beğenecek kadar yaşamdan bezdirme mekanıdır. Bunun yöntemi 20.yüzyılda şiddet içerikli işkenceler olurken 21.yüzyılda işkencenin yöntemi ve hedef alanı değişmiştir. Bugün temelde Önderliğimiz üzerinde uygulanan yalnızlaştırma, insansızlaştırma, renksizleştirme yöntemleri öldürmenin sinsi yöntemleridir. Birlikte yaşama gerçeğiyle oluşan insani kimliği hedef alan ve ruhsal tahribatı amaçlayan bu uygulamalar bugün en üst düzeyde Önderliğimiz üzerinde uygulanmaktadır. Eskiden gürültü, aşırı ses ve ışık ile insanın düşünmemesi hedeflenirken şimdi sessizlikle, tek renklilik yani renksizlikle, bilgi yığını altında kalan insanın ulaştığı düşüncelerin anlam yitimi amaçlanmaktadır. Saldırı, insan ruhunadır, ruhunu satmayan insanadır.

Önderliğimizin İmralı koşullarında gösterdiği direniş, egemen sistemin bu yüzyıla dayattığı özgür insan katliamına verilen yüzyıl cevabıdır. Sistemin yalnızlaştırma yaklaşımını öncesi süreçlerde çözümleyen Önderliğimiz “yalnızlıktan korkmayın, yalnızlık tanrısaldır” demişti. Bugün İmralı’da bu uygulamalar karşısında “Beni buraya getiren sistemi anlamadan yaşadığım yalnızlığa anlam vermem imkansızdır” belirlemesi Önderliğimizin yarattığı anlam gücünün yüceliğinden kaynaklanmaktadır ve direnişin temel noktasını oluşturmaktadır.

 

Mazlum Doğan, Kemal Pir  ve M.Hayri Durmuş arkadaşların öncülüğünde Diyarbakır zindanlarından yükseltilen “Berxwedan Jiyan e” “Direnmek yaşamaktır” sözü bugün tam anlamıyla güncel bir gerçekliktir. Her an, her zaman, her yerde ve her durumda. Çünkü egemen sistem, dünyayı bir üstü açık cezaevine dönüştürmüştür ve kapitalist modernitenin liberal, bireyci, marjinal insan tipi düşünmemeyi, üzerinde iktidar uygulamaya hazır yaşamayı öngörmektedir ve insanlar eskisine göre biraz daha imkan sunulmuş olduğundan, kendini akıllı sananlar sürüsü olarak hayatta kalmayı nimet bilmektedir. Oysa yaşamak, insan kimliği ile yaşamaktır. Birlikte, birbirini yok etmeden, reddetmeden, aynılaştırmadan ve birbirini geliştirerek yaşamaktır.

İktidar olgusunun zindanlarda egemenlik karşıtı direnişlerin iradesini yok etme amaçlı tüm saldırılarına karşı iktidarın bu saldırgan silahını kırmak, zindan direnişçiliğinin zaferidir.  Ki 14 Temmuz direnişi, olağan koşullarda gelişen, sıradan bir direniş olgusu değildir, faşist egemenliğin zirvesi olan 12 Eylül darbesinin, tanrıyı dahi unutturduğu uygulamaları karşısında tanrısal bir çıkıştır. Tanrının öldürüldüğü yerde tanrıyı yaratmaktır. Değil mi ki tanrı, insanı kendisinden yaratmıştır. Kendini görebilmek için tanrının insanı yarattığı, insanın yüceleşmesinin ilahlaşmak olduğu gerçeğini kim inkâr edebilir ki. Tanrı, insanı yaratmak için kendinden bir şeyleri vermiştir, bundandır Kürtçede tanrı anlamına gelen xweda kelimesi (xwe) kendi ve (da) verdi kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır.

Kürdistan özgürlük hareketi PKK ile gelişen bu tanrısal çıkış kimilerince son serüvenciler olarak betimlenir. Toplumsallık öldürülmeden insanlık öldürülemeyeceğine göre bu serüven de son olmayacaktır, başka serüvenciler de çıkacaktır ama PKK militanlarının direnişi bu serüvencilere ilham verecektir. Diyarbakır zindan direnişçiliği salt tarihin bir kesiti değildir. İnsanlık dersleriyle dolu bir yaşam anlayışının somutlaşmasıdır. 20.yüzyıl özgürlük arayışlarının egemen sisteme, tek tipleştirmeye, aynılaştırarak yok etmeye karşı geliştirdikleri direniş, bu insanlık abidelerinin 21.yüzyıla bıraktıkları en güçlü, sarsılmaz ve köklü mirasıdır. Aynı zamanda egemenlik karşısında en güçlü silahtır. Karşıtı gelişemeyecek kadar güçlüdür. İnsanları en çok yönlendiren olgu korkudur. Korkuyu yenmişlerdir. Korkuyu en çok geliştiren şey, yaşama güdüsü karşısında ölümün varlığıdır, ölümü yenmişlerdir. Bu yüzden diyorum ki bu silahın karşıtı yoktur.

İnsan haklarının çok çok ötesinde tüm canlıların sahip olduğu nefes alma hakkının dahi acıya dönüştürüldüğü Diyarbakır direniş gerçeğine, Kemal Pir’in, M.Hayri Durmuş’un direnişine en güçlü ve anlamlı cevabı veren, yol arkadaşları olmuştur. Önderliğimiz yol arkadaşlığının, yoldaşça yürümenin en anlamlı duruşunu bugün İmralı’daki direnişiyle göstermiştir ve göstermektedir.

Yalnızlaştırmanın, insansızlaştırmanın, yaşadığı gezegenden, ülkeden, insanlardan uzaklaştırmanın ve izole edilmenin sistemli bir şekilde uygulandığı İmralı’da bu uygulamalar yetmezmiş gibi küçücük pencereden görünen bir iki dalın kesilmesi, hücre cezaları verilerek Önderliğimizin karanlığa mahkûm edilmesi, yoğunlaşma zamanlarında kitapların ya da kalemin alınması ve buna benzer işkence yöntemleri Önderliğimiz şahsında yaratılan özgür Kürt kişiliğine yönelen imha saldırılarıdır. Hiçbir önderin dayanamayacağı (ki bir iki ay dahi aynı koşullara dayanamadığını itiraf eden Napolyon ya da Adnan Menderes gibi liderler vardır) bu koşullara Önderliğimizin dayanmasının temelinde tüm hücrelerini saç tellerine kadar örgütlemiş olma gerçeği vardır. Tüm insansızlaştırma, yalnızlaştırma yönelimleri karşısında bir halkı yüreğinde yaşatmak Önderliğimize özgüdür. Bu insan gerçeğini bir halk gerçeğine dönüştürerek yüreğini ve beynini, özgür Kürt kişiliğinin yaşam anlayışıyla an an örgütleyen Önderliğimizin İmralı direnişi, arkadaşlık hukukunun gereklerine uymanın zirve örneğidir. Çünkü Önderliğimiz 14 Temmuz direnişçiliğini, Diyarbakır direniş geleneğini İmralı’daki duruşuyla taçlandırmıştır.

Bizlere düşen görev de bu kutsal özgürlük tacını anlayabilmek, Önderliği anlamanın onurunu ruhlarımıza işlemek, mücadelenin her adımında bunu sergileyebilmek ve Önderliğimizin özgürlüğüne kilitlenmeyen her zaman parçasını yaşanmamış saymaktır. Kendi somutumuzda Önderlikle buluştuğumuz, Önderlik felsefesi ile yaşadığımız ve Önderliğin özgürlüğü için adımlar attığımız oranda İmralı sistemini zorlayabilir, onu aşmanın somut adımlarını da atabiliriz.

 

Dilzar Dîlok

 

 

 

 

       

 

 
 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com