BOTAN DA KIÇİLER ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ

KASIM ENGİN

 

Kürdistanlı olupta bu topraklarda uzak yaşamak olur mu? Tarihin derinliklerinden süzülerek gelen bu toprakların insanları hep biraz da buralara bağlı yaşamasını bilmiştir. Hani var ya “kuş uçmaz, kervan geçmez” diye memleketler, öyledir Kürdistan diye tabir edilen toprakların birçoğu.

Botan ülkesi genelde böyle olmakla birlikte Besta Botan’da bir daha fazla böyledir. Adeta dağların rahmine çekilerek, bu olup biten her şeyden uzaklarda yaşamak, medeniyet denen dişi dökülmüş canavarın kirinden pasından ırak kalmakta demektir. Öyle ki hep biraz da kendi kendine yetinen bir kültürleşmeyle ayakta kalma direnişinin de ötesinde bir yaşam geleneği yaratarak, biraz da tarihin özgün yerleşikleri olarak yer almak, bura insanının özelliğidir.

Tarihin en eski aşiretçi yapıya sahip halkların başında gelenlerden bir tanesi de Kürtlerdir. Kürtler tarihin en eski halklarından biri olarak bu coğrafyada neolitizmin doludizgin yaşamışlardır. Yıllarca hatta binlerce yıl Kürtler neolitizmi derinleştirerek yaşamalarında kaynaklı halen bugün dahi bu halkın evlatlarında bu toplumsal modellenin karakterine rastlamak mümkündür. Öyle ki Kürtler bir arkadaşımızın deyimiyle neolitizmden takılı kalan bir halktır. Onlar neolitizmi aşmamışlardır.

Tarihin ileri aşamalarında ana yanlı sistemden baba yanlı sisteme geçiş ve giderek gelişen sınıfçı baskıcı tahakkümcü devletçi yapının oluşmasıyla bu topraklarda yaşayan insanların karakterlerinde derin yaralara yol açmıştır. Özelde baba yanlı toplum modeline geçişle pro-devlet yapıları oluşturacak olan Medler esasta aşiret yapıları temelinde yaşamlarını sürdüre gelmişlerdir. Pro-devlet yapısından önce daha çok aşiretsel bağları temelinde örgütlenmiş buralı dağ halkı giderek kendisini daha güçlü örgütleme ihtiyacı duyacaktır.

Tarihe aşiret konfederasyonları olarak geçecek bu yeni yapıda birçok aşiret kendisini dışarıdan gelebilecek olası saldırılara karşı birleşecek ve birleştikçe de güçlenecektir.

Medler esasta bir aşiretler konfederasyonudur. Kimine göre bir türlü aşiret konfederasyonunu aşamadığı için devletleşemeyecek ve bugünlere kadar Kürtlerin yaşadıkları bu negatif gelişmenin gerekçesi yapılacaktır.

Belki doğru yanları vardır. Ancak şunu biz iyi biliyoruz ki devletleşmiş yapılar kirlenmiş yapılardır. Devletleşmek sömürmektir. İkiyüzlülüktür. Rant için birbirini satmaktır. İktidar için yalan dolanın meşrulaşmasıdır. İktidar başkalarına karşı hüküm etmek anlamına geldiği için esasta devletleşmek tutsaklaşmaktır. İnsanlığın güzel yönü olan ortaklaşmanın yerine bir kesim insanın, zümrenin öne çıkarak insanlıktan çıkmasıdır.

İşte tüm devletçi yapının çirkin karakter yapısını aşiret yapısının o ortaklaşıcı, paylaşıcı, boyun eğmezci duruş karşısında sevebilmek ya da savunmak olsa olsa bir insanlık ayıbı olabilir.

Aşiretçi yapıların elbette çok olumsuz iktidar kavgalarına bulaşmasını görmüşüzdür. Lakin bu hastalık devletçi yapılarda bu sade ve özlü aşiret yapısına bulaştığı da bir o kadar nettir.

Aşiretsel yaşam daha komünaldir. Daha birleştiricidir. Daha doğalcıdır. Daha kendine yeten tarzdadır. Daha özgürlükçü ve daha bağımsızdır. Daha imcecidir. Bu bağlamda daha insanidir.

Bu oldukça güçlü aşiretsel yapıların hâkim olduğu bir ortamdır. Kıçi aşireti göçebedir. Başka bir kavramlaştırmayla konar-göçerdir.

Kıçi aşireti daha üst bir oluşum olan Şılıda Koçer Konfederasyonuna bağlıdır. Bu konfederasyonun diğer üyeleri Tayiler, Xerikiler, Musaraşiler ve Batülerdir. Bu yapının liderliğini yapan Batü aşiretidir.

Diğer büyük bir Koçer konfederasyon ise Çıksor'lardır. Çıksor konfederasyonu içerisinde yer alan aşiretler ise Dideran, Alkan, Garisan, Soran ve küçük güneyde bulunan Miranlardır. Bu yapının başını ise Dideranlar yapmaktadır.

Her iki kol birbirine yakın durarak birbirlerini karşılıklı korumakla görevlidir. Bir nevi Çıksor'larla Şılıda'ların ortaklaşması bir üst konfederasyonlaşmadır.

Koçerlik bir kültür, kültürleşmedir. Bir yaşam kültürüdür. Hayvancılıktır yaptıkları. Yerleşik değildirler. Konargöçerlerdir. Bir yerde kalamazlar. Onlar nerede yayla yada otlaklık varsa oradalar. Bir nevi bağımlılıkları yoktur. Bağımlılıkları otlaklardır. Belki de bunun için tarihten bugüne hep kendine yeten yaşam tarzını esas almışlardır. Onlar boyun eğmeyi bilmez. Boyun eğmek onursuzluktur. Kelle gitse de onur korunur.

Yukarıda dile getirdiğimiz Koçer yapılanması ağırlıklı olarak kışın Cizre ovası ve etrafında kalırlar. Ve adım adım otların yeşermesiyle önce Dicle suyu kıyıları sonra Gabar etekleri derken Herekol dağları ve etekleri peşinden de baharın son ayı olan mayıs ve hazirana doğruda daha uzun kalacakları yüksek zozan platoları olacaktır. Çıksor'lar Gevaş, Deşta Rava ve Sipane Xelateye kadar uzanırlarken Şılıda'lar Çatak ve Faraşin de otlaklarını bulur.

Kışın Cizre de sonra adım adım yüksek yayla platolara açılma öyle sanıldığı gibi kolay bir yolculuk değildir. Öncelikle Koçerlerin bir toprağı yoktur. Uzun yıllara yayılmış anlaşmalarda yapamazlar. Değişken durumlardan kaynaklı onlar anlaşmaları hep yenilemek zorundadırlar. Bunun için yol güzergâhlarında yaşanacak olası yanlış otlatmalardan ve duyarsızlıklardan kaynaklı onlarca aşiret mensubu birey yaşamını yitirebiliyor. Bir sürünün yanlışlıkla bir meraya girmesi kanın akmasına yeter de artarda. Bir Koçer gencin yerleşik olan aşiretlerin bir kızına hafiften gönül vermesi aynı sonucu doğurmaya müsaittir.

Koçerler geçtikleri alanlarda yerleşik aşiret mensuplarının arazilerine para vermek zorundadırlar. Buna “Koda dıkın ya da kırın” derler. Yani arazide hayvanlarını otlatma karşılığında verilen bir nevi kira parasıdır. Olurda bir miktar üzerinde buluşmazlarsa yine kavga gerekçesidir bu. Yer yer geçiş güzergâhlarında geçitlerine izin verilmez. O zaman yapılacak olan göğüs göğse kavga ederek geçmedir. Bu çoğu zaman ölümlerle sonuçlanmaktadır. Aynı hikâye eylüle doğru geri dönüş süreçlerinde de yaşanır.

Koçerlik bu bağlamda tam bir kavga kültürüyle yetişmenin de adıdır. Buralarda herkes silahşördür. Bu toplumlarda elbette bireysel kahramanlarda olur, ancak yaşamın kendisi herkesi bir kahraman ve dövüşçü olmaya zorlamaktadır. Japon Samuray’ları gibi bir kez bu yaşama adım atmışlarsa, içerisine doğmuşlarsa yaşamlarının sertliği belirlenmiştir.

Bu aşiretlerde erkekler öndedir. Bireysel mertlik kabul görendir. Müslümanlıkları daha esnektir. Daha hoşgörülüdürler. Tekçi zihniyetleri azdır. Örneğin kadın bu toplumlarda ya da topluluklarda kapalı değildir. Daha açıktır. Daha katılımcıdır. Daha direngen ve dirayetlidir. Pısırık ve ölgün değil canlı ve yaratıcıdır. O kardeşinin ya da kocasının yanı başında başı açık rahat oturandır. Bu da esasta neolitik değerlerin bin yıllarca nasıl süzülerek geldiğini bize göstermektedir.

Şılıda koluna bağlı olan Kıçilerin de kendi aralarında bavıkları vardır, yani kabileleri vardır. Bunlardan, Aligiran, Sağlani, Talkan ve daha sayamadığımız birkaç tanesidir.
 

 

 

 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com