|
KASIM ENGİN
Kürdistanlı olupta
bu topraklardan uzak yaşamak olur mu? Tarihin
derinliklerinden süzülerek gelen bu toprakların
insanları hep biraz da buralara bağlı yaşamasını
bilmiştir. Hani var ya kuş uçmaz, kervan geçmez diye
memleketler, öyledir Kürdistan diye tabir edilen
topraklar.
Botan ülkesi
genelde böyle olmakla birlikte Botanda Besta bir daha
fazla bu böyledir. Adeta dağların rahmine çekilerek, bu
olup biten her şeyden uzaklarda yaşamak, bu medeniyet
denen dişi dökülmüş canavarın kirinden pasından ırak
kalmakta demektir. Öyle ki hep biraz da kendi kendine
yetinen bir kültürleşmeyle ayakta kalma direnişinin de
ötesinde, bir yaşam geleneği yaratarak, biraz da tarihin
özgün yerleşikleri olarak yer almak, bura insanının
özelliğidir.
Besta öyle bir
yerdir ki, kuzeyi Herekolla örülü, doğusu Katolarla
çevrili, güneyi Kela Memeyle surlu, batısı ise Çela
Nimeja silsilesiyle dört tarafı çepeçevre dağlarla nakış
edilmiş bir mekândır. Buna bir de Bestanın göbeğinden
akan Hezil'i katın, mavi-yeşilimsi suyuyla Avyan çayını
ekleyin, Geli Tırşine de Kela Meme eteklerinde tüm
şiddetliyle akan suya Bestanın daha kuzeyinde bulunan
Besta Blucina'yla Çalan çayların yanı sıra isimlerini
vermekte zorlanacağımız birçok su dere yataklarını
sayabilirsiniz. İsterseniz Piro dağının labirentli
çıkıntılarına çıkarak yukarılarda Besta ovasına bakın,
göreceğiniz tümden bir su cennetidir. Olurda ikna
olmazsanız, o zaman çıkın Serki Deryana ve yahut Serki
Mehemede Uso'ya orada Kani Gundikte ve Deryan köyünde
bir bardak su içerken Besta'ya bakın. Diyeceksiniz ki bu
kadarı başka yerde de vardır. O zaman deriz ki çıkın
Kaplana, çıkın Gıre Meşeye, çıkın Serki Hiryana, çıkın
Gıre Eşet'e, çıkın Gıre Sevo'ya, çıkın Mergumar'a,
Mevişke'ye eğer halen ikna değilseniz gidin çıkın Kor
Kandile-yani Bedirxanların-direniş kalesine.
Evet, Besta bir su
cennetidir. Bunun yanı sıra da kendilerini zulmün
şerinden korumak isteyenlerinde memleketidir. Mehre de
kayalıklara oyulmuş yaşam mağaralarının yanında, daha
yüksekte dağa işlenmiş Kiliseyi gördüğünüz de,
insanların yaşamak ve inançlarını korumak amacıyla
neleri göze aldıklarını göreceksiniz.
Evet, Besta
gizlenenlerin yurdudur. Direnişçilerin yeridir.
Egemenlerin hükmünden kaçanların diyarı ve mekânıdır.
Boynu bükük yaşamak istemeyenlerin de yurdudur buralar.
Başı dik ve onurlu yaşamak isteyenlerin ve tabii ki
kendi kimliklerini koruyarak yaşayanlarında yeridir.
Sorun sadece
işgalcilere karşı bir direniş geleneği yaratmanın da
ilerisinde, her türlü baskıya ve egemenlerin
hükmetmesine karşı başkaldırış ve boynunu bükmeme
gerçekliğidir.
Kürdistan tarihinde
belki de direnişlerin kesintisiz olarak sürdüğü yerlerin
başında Botan gelir. Mezra Botan diye tarihe geçen bu
direniş kaleleri, aşiret yapılanmalarına geçişle
birlikte hep dış işgalci ve istilacılara karşı ayakta
kalma direnişleriyle de anılırlar. Belki de Biz Kürtler
açısından en eski olan belgelerinden biri On Binlerin
Dönüşü yani Anabasistir.
Anabasis kitabında
Ortadoğu ya, Dariyus'un kardeşinin peşine paralı
askerler olarak takılan yunan askerleri, esas olarak
Dariyus'u devirerek onun kardeşini iktidarın başına
getirmek isterler. Ancak talihleri iyi gitmez ve çok
kötü bir şekilde Dariyus gelenleri yener ve teslim
olmalarını ister. Yunanlar teslim olmazlar ancak askeri
bir kurnazlık ustalığıyla geceden kamp ateşleri yakarak
ve karşıdaki düşmanlarını da kamptalar süsü vererek
oradan gece yarısı kaçıp giderler. Hedefleri kendi
memleketleridir. Yani Yunanistandır.
Yola çıkarlar. Yol
bilen yoktur. Kürdistan ovasında sert ve yüksek
Kürdistan dağlarına yaklaştıklarında onlara, yerliler
buraya-yani Medya topraklarına-gidenler geri
dönmemiştir derler. Yunanlar gitmek zorundadırlar,
çünkü başka gidecekleri yer yoktur. Ya Dariyusa teslim
olacaklar ya da ileriye doğru adım atacaklar.
Anabasiste
anlatılan-kitaba göre-bir haftalık Botan yolculuğudur.
Önceleri buraların yerleşik ve yerlileri gelen
yabancılarla direk geçmeleri için görüşürler ve gereken
kolaylığı sağlarlar. Ne zaman ki gelen misafirler köy
yakmaya başlarlar burada yaşayan-kitaba
göre-Kalderler-bize göre Kürtlerin ataları kendilerine
has direniş tarzlarını geliştirirler.
Bu direniş ölümüne
de olsa işgalcilere ve yabancılara boyun eğmeden
mücadele etmektir. Pusular atarak, düşmanın kuyruğundan
tutarak, yollarına taşlar yığarak, daracık geçitleri
geçerlerken başlarına kayalarla saldırarak ve ayrıca
geçiş hatlarını boşaltarak, aç bırakarak ve susuz
bırakarak art niyetli yabancıları perişan ederler. Lafı
uzatmadan yabancılar bir haftalık zaman diliminde bu
coğrafyayı aşarak Ermenilerin topraklarına geçerler,
yani Botan suyunu aşarak kendilerini güvene alırlar.
İşte en son hamleleri olacak Botan suyunu geçmeden
geçecekleri yer Besta'dır. Herekol'dur, Katolardır. Hani
var ya meşhur kavramlaştırmayla; lanetli dağlar.
Ama yaşadıkları
korku ve ruh tedirginliği onlara fazladan yetmişe
benziyor. Bugün dahi Anabasisi okuduğunuzda bunu his
edersiniz.
İşte yabancılara
tarihin kaçıncı İsadan önceki yüzyılında da Kürtler hep
direnmişlerdir. Özelde Botan denilen bu topraklarda
direniş kesintisiz hep sürmüştür. Denile bilir ki;
Kürdistan tarihinde zapt u rapt altına alınmayan ve
alındığında da hep düşmanlarına zorluklar çıkarmış
toprak parçası Botandır.
Tüm bu
gerçeklikleri değerlendirdiğimizde, buralı insanların
daha dik başlı ve onurlu olmalarına yol açmasının yanı
sıra daha fazla yetenekli ve inisiyatifli gelişmelerine
yol açıyor. Daha kararlı ve keskin oluyor. Girişken
oluyor. Pısırıklık yoktur. Hep bir canlılık ve
hareketlik ve dinamizm vardır. Kendi ağası kendisidir.
Bu oldukça sert bir kişilik yapılanmasına yol açıyor.
Özelde sosyal olarak dağların içlerine çekilerek,
uygarlıktan uzak olmak, hatta isteyerek bunu yaşamak
gerçekliğine, buralarda ki dağların sarplığı,
ulaşılmazlığı, yaşam koşullarının zorluğuyla birleşince,
yaşama karşı direnişçi ve inatçı ve tavizsiz bir kişilik
yapılanması yaratıyor.
Botan Kürdistan
tarihinde düşmanlara her zaman uzak kalan bir saha
olmuştur. Tersten ele alacak olur isek düşmana karşı
direnişin sönmeyen kalesidir Botan.
Kürdistan
topraklarının düşman tarafından en son fethedilen
parçalarıdır buralar. Öyle olunca Kürtlüğünde en derin
yaşandığı sahalar olması yadırganamaz. Düşmanın tüm
hışmına rağmen buralar Kürtlüğün atan atardamarlarıdır.
Botan daha doğrusu. Mezra Botan hep kendi kendine yeten,
kimseye ihtiyaç duymadan ayakta kalan bir halkın
toprağına verilen addır.
Mezra Botan bunun için tarihinde
düşmanlarının dikkatini ve öfkesini üzerine çekmiştir.
Botan, a gelip hükmetmek isteyenler öncelikle kendi
kendini idare eden yaşam tarzını, tek başına ayakta
kalan bu halkın ayakta kalışını yok etmeye
çalışmışlardır.
Mezra Botanlılar
coğrafik koşulların ağırlığı, düşmanlarının onları
çepeçevre kuşatmaları ve dünyayla bağlarını
koparmalarından dolayı birazda setleşerek büyümüşlerdir.
Birazda her şeye yetecek yetenekle donatılarak
büyümüşlerdir onlar. Doğal olarak yaşamın en ağırına
cevaplar üreterek, çözerek, yaşam yollarını
çizmişlerdir.
Tüm bu
gerçeklikleri değerlendirdiğimizde, buralı insanların
daha dik başlı ve onurlu olmalarına yol açmasının yanı
sıra daha fazla yetenekli ve inisiyatifli gelişmelerine
yol açıyor. Daha kararlı ve keskin oluyor. Girişken
oluyor. Pısırıklık yoktur. Hep bir canlılık ve
hareketlik ve dinamizm vardır. Kendi ağası kendisidir.
Bu oldukça sert bir kişilik yapılanmasına yol açıyor.
Özelde sosyal olarak dağların içlerine çekilerek,
sosyallite den uzak olmak, hatta isteyerek bunu yaşamak
gerçekliğine, buralarda ki dağların sarplığı,
ulaşılmazlığı, yaşam koşullarının zorluğuyla birleşince,
yaşama karşı direnişçi ve inatçı ve tavizsiz bir kişilik
yapılanması yaratıyor.
|