|
ABDÜLAZİZ ŞIRNAK VE
AİLESİNİN YAŞADIKLARI MÜLTECİ KAMPLARLA İLGİLİ İZLENİMLERİ
Ben
1967 Şırnak Aviyan köyü doğumluyum. İlkokul muzunuyum.
Okulumu köyde okudum. 8 çocuklu bir aileden geliyorum. Ailem
kapalı feodal özelliklere sahip ama yurtsever bir ailedir.
Bir yeğenim mücadelede şehit düştü. İsmi Hazımdı. Şırnak’ta
1992 yılında şehit düştü. Annem babam şu an sağ değildir.
Ailemin en küçüğü bendim 1994 yılında da Irak’a geldik. O
sıra evliydim ve 3 çocuğumla mülteci olmuştum. Şu an Mahmur
mülteci kampında yaşıyorum. Ailemi geçindirmek için kamp
dışında çalışıyorum.
Bizim köyde çete
diye adlandırdığımız korucular yoktur. Hepsi yurtseverdir.
Bizler bahar mevsimi olduğunda yaylalara çıkıyor,
hayvanlarımızı otlatıyorduk. Düşman ise PKK’ye karşı bize
koruculuğu dayatıyordu. Bizde bunu kabul etmiyorduk. Bunun
üzerine düşman mezralarımızı yaktı. Çaqo mezrası, Tenge
köyü, Çewrabi Govasamo- Benibotik, Qenisivik, Gozükurik gibi
merkez köyler yakılanlar arasındaydı. Bunlar 1990 yılında
oluyordu. Yine hayvanların beslendikleri otlaklar düşman
tarafından yakılmıştı. Bu tarihten itibaren tüm bu köyler
Şırnak’a göç etmek zorunda kalmışlardı. Besta alanındaki
köylerin hepsi yakılmıştı. Aviya(Dereler) köyü yakılınca
diğer köylerde yakılmaya başlandı. Çünkü Aviyan köyü merkezi
bir köydü. Bacirit(Dikilitaş), Giregi, Dehlanari; Deryan
(Trakya) köyleri de bu arada yakılmıştı. Bunlarda merkez
köye bağlı köylerdi. Bizde ya korucu ya da mülteci
olacaktık. Bu yüzden mecburen köyü bırakıp Şırnak’a geldik.
Geçim sıkıntısı Şırnak’ta da vardı. Ama bizi burada da
düşman rahat bırakmıyordu. Hükümet güçleri burada
hayanlarımızı öldürdüler. Ben o süreçte kömür ocaklarında
çalışıyordum. Çete dediğimiz korucular çıkardığımız
kömürlerimize el koyuyorlardı. Bu sebeple bizlerle onlar
arasında çatışma çıkıyor bazı işçilerimizde bu çatışmalarda
şehit düşüyorlardı. Birkaç kere buna karşı serhıldan
düzenledik, ama bizden iki kişi daha şehit düşmüştü. Bu
yüzden biz tekrar serhıldan yaptık ve bu olaylar 1994 yılına
kadar devam etti. Devletin burada işbirlikçileri de vardı.
Devlet memurları ve askerler işbirliği yapıyorlar kömürden
elde ettiğimiz paralarımıza el koyuyorlardı. O
serhıldanlardan sonra Şırnak valisi gelerek bizlere
“serhıldanlara son vermemizi ve kömür ocaklarına
karışmayacağını” söyledi. Daha sonra bize fazla
karışmadılar. Kömür işlerimiz serbest bırakılmıştı.
1991 yılı
Newrozunda devlet bize karışmadı, ancak 1992 Newrozunda
büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Akrabalarımdan şehit
düşenler oldu. 17 Ağustosta Şırnak’ta sokağa çıkma yasağı
ilan edilip, ambargo konuldu. Silahlarla taramalar yapıldı,
helikopterler uçuruldu. O zaman OHAL(Olağanüstü hal) valisi
Ünal Erkan’dı. Vali Ünal Erkan yasağı kaldırdı, fakat
insanlar dışarı çıkınca valinin yalanı ortaya çıktı. 50
insanımız daha katledildi. Komploya getirilmiş yine
katledilmiştik. Bu korkunç bir durumdu. Artık herkeste de
bir moralsizlik başlamıştı. Yine aynı yıl burayı da terk
etmek zorunda kalmıştık. 50 binden fazla insan kimileri
yaya, kimileri de arabalarıyla Dergül’e(Kumçatı) beldesine
geldi. Silopi’ye de gelenler oldu. Devletle bizlere
“Şırnak’a geri dönemezsiniz, sizleri iştende atarız”
dediler. Yine basının buraya gelmesini de engellediler.
İçimizdeki işçi ve memurlar Şırnak’a geri döndü. Ama parti
bizlere “geri dönün” deyince bizler hepimiz tekrar Şırnak’a
geri döndük. O Süreçte yeğenim Hazım’da katledilip şehit
düşüyordu. İki akrabam daha şehit düşmüştü. Bu arada
kontragerillalarda boş durmuyor, 1994’teki kaçırma ve
katletme işlerini yoğunlaştırıyordu. Yeğenimde çarşıdan
kaçırılıp kontragerilla tarafından katlediliyordu. Yine
Bedran isimli bir kontra gerilla evinden bir akrabamı
kaçırıp katlediyordu. Diğer bir akrabamı da korucular
polisin elinden alıp kurtarıyordu. Yavaş yavaş sıra bana da
geliyordu. 27 Haziran 1994 yılında amcaoğluyla Şırnak’ı
terk etmek zorunda kaldık. Ailelerimizi de beraberimizde
getirmiştik. Önce Cudi’ye geldik. 5 gün burada kaldıktan
sonra Güney Kürdistan’da Şeraniş ve Behere denilen kamplara
geldik.
Ağırlıklı Şırnak
Uludere mıntıkasından 4 Nisan 1994 tarihinde TC.nin baskısı
yüzünden kuzeyden güneye yerleşilmişti. Ancak bu göçmenler
Kürdistan parçalanmasının da çizdiği sınırı aşarak ilk kez
Qasrak’ta yerleşmişti. Ayrıca bu sınır aşamasında TC
güçlerinin engellemesinde çok sayıda insanlarımız top ve
ağır silahlarla taramasında ölmüş ve yaralanmıştı. Burada
iki hafta kaldıktan sonra Behere ve Şeraniş kamplarına
yerleşmiştik. Bu iki kampın yerleştiği yer TC’nin 10-20 km
uzaklığında bulunuyordu. Tam sınırın ağzında bulunan Kerya
Reş karakolu zaman zaman kampların yerleştiği yerlere top
ateşi yapıyorlardı. Her şeyden mahrum kalan bu halk
içerisinde yiyecek, giyecek, içecek ve barınma sorunları da
yaşanmaktaydı. Bütün bu sorunlara rağmen BM’de kamp üzerinde
etkinlik kurmak için maddi durumlarımızda özellikle yiyecek
sıkıntısı anlamında bizlere çok az yardım sağlıyordu. BM
tarafından gelen yiyecekte çok az bir miktardaydı. Kişi
başına 160 gr.lık bir ekmek düşüyordu. O sırada takriben her
gün 25-30 aile kampa gelmekteydi. Bunun için her üç kişiye
bir ekmek düşüyordu. Bunun için mültecilerde sağdan soldan
çok az bir miktarda yiyecek gibi eşyalar getirmekteydi.
Kendilerine bir torba un getirmek istediklerinde KDP
tarafından engellemelerle karşılaşılıyor, bu durumda
getirilen bir torba un da 50-60 aileye bölünüyordu.
Bütün bu sorunlara rağmen mültecilerin arasındaki
ilişkilerde tam bir dayanışma vardı. Adeta bir aile
gibiydiler. Diğer taraftan hemen her gün TC savaş uçakları
ve Kobra helikopterleri de havadan üzerimize saldırı
yapmaktaydı. Bu saldırılarda kampın 100 metre uzaklığı
bombalanıyordu. Özellikle yerleştiğimizin yerin çevresinde
Saddam’ın zamanında yerleştirilen mayınların yanında TC’nin
Kuzey Irak operasyonlarında yerleştiği mayınlarda
bulunuyordu. Bu mayınlar yüzünden çok sayıda insanımız
yaşamını kaybetmiş ve sakat kalmış, çok hayvanımızda telef
olmuştu. BM’nin de bize tam sahiplik etmemesi nedeniyle
mülteciler 12-6-1994 tarihinde açlık grevi için Zaxo’ya
gittiler. Her iki kampın insanları birleşik çok sayıda genç
erkek,bayanlarda Zaxo’ya gittiler. Zaxo’da KDP peşmergeleri
bizlerin açlık grevini engellemek istediler ve mültecilere
karşı kötü davrandılar. Sonrasında KDP’liler açlık grevi
yerini askeri bir yere taşıdı. Orada bir yer ayarladılar,
mültecilerde burada açlık grevine başladılar. Kendi
ihtiyacımızı engellemek için giriş çıkışı yasakladılar. Dış
devletlerden gelen yabancı gazetecilerde bizimle
görüşülmemesi için engellendiler. Orada 4-5 gün kaldıktan
sonra da kiralık bir gazinoya taşınıp burada açlık grevine
devam ettik. Bu açlık grevi 28 gün sürerek başarıyla
sonuçlandı. 12 Eylül1994 tarihinde tüm Bıhere ve Şeraniş
mültecileri gece saat 20.00 ile 03.00 arasında göç ederek
10-15 km. uzaklığında olan Bersive mıntıkasının ovalık
yerinde yerleştiler. Bu göçün sebebi de Türk güçlerinin
kapsamlı bir operasyonla karadan Kuzey Irak’a gelmesi bu iki
kampı imha etme durumuna karşılık olmasıydı. Şimdiki
yerleşilen yerin tampon bölge olması sebebiyle bu göç
oldukça uygun olmuştu. Hemde BM’nin bundan haberi olmamasına
aldırmaksızın bu göç başlamıştı.....

|