| |
Tecavüze
Hukuk Desteği
Dilzar Dîlok
Utanç, sözü keser. Söylenecek hiçbir
şeyin kalmadığı an’ı anlatır. Sözü tüketir. Söylenmesini gereksiz, anlamsız
kılar. Hayatımızda seyircisi olduğumuz olayları anladığımız ve kendimizi devinen
tüm canlılığın bir parçası gördüğümüz için bu utanca seyirci kalamıyoruz. 26
kişinin tecavüzüne uğrayan, yaşadıklarından dolayı yürümekte-oturmakta dahi
zorlanan ve 4
ameliyat
geçiren bir kız çocuğu herkesi utandırır. Utanç, sözü kesiyor, evet ama bu utanç
karşısında susmak, ölmekten beterdir. Susmak utancı yaratanın mağduru olmak
gibidir.
Savunulması mümkün olmayan, hiçbir
gerekçesi olmayan tecavüz, AKP yargıçları tarafından savunuluyor. İnsan
havsalası almıyor bunu ama tecavüz savunuluyor. Varlığı, kimliği olmayan,
siyasal-ekonomik, eğitsel vs birçok insani haktan yoksun olan bir kız çocuğu ona
ait belki de tek şeyden, adından da mahrum oldu. İnsanlığın utanç tarihine iki
harfle geçti yarının kadınlarından biri. Utanç davası… Devletin birçok kurumunun
da katıldığı itirazlar hiçbir şekilde mağduriyeti ya da utancı gideremez. Hiçbir
duygusal açıklama da… Hiçbir açıklama, izah ya da suçlama bu olayın acısını
silemez.
Bu tecavüz davasının kökeninde kırım var, soykırım var. Kadına yönelik
kırımlarla etnik gruplara yönelik soykırım bu davada büyük bir acıyla
birleşiyor. Siyasetin en kirlisinin kanun hükümleriyle yürütüldüğü bir
hükümettir AKP hükümeti. Bundan dolayı kadına yönelik kırımlar giderek artıyor,
Kürtlere yönelik siyasi-fiziki ve kültürel soykırım operasyonları artıyor.
Yargı denilen kesim, kimlere çalışıyor, binlerce insanı tutuklayan, hiçbir
insani hakkı tanımadan konuşanı zindanlara koyan, tecavüzcüleri sokaklara salan
ve daha birçok insanlık dışılığa kapı aralayan yargı, kimlerden oluşuyor?
Hâkimler, savcılar vs denince kameraları dolduran cübbelerin altında kimler,
neler var… Bu davaya ilişkin karar gösterdi ki, en çirkin erkeklik, bu
cübbelerin altında saklanıyor.
Mardinli bir kız çocuğuna yapılan toplu tecavüz ve ardından gelişen hukuk
süreci, mağduriyetleri kanun hükmüyle sağlamlaştırmaktan başka bir şey değil.
Bir bakanın “Bir daha böyle bir dava olmayacak” sözü neden bu defalık böyle
olduğunu açıklamıyor ve bu defalık yargıyı haklı çıkarmıyor. Hukukun üstünlüğünü
kabullenmek için 26 defa tecavüz edilmiş bir NÇ daha mı görmemiz gerekiyor?
Üzüldüğünü söyleyen bakanların ve diğer devlet erkânının sahte tutumları da
yargının yanlış kararlarını münferit bir durum yapmıyor.
AKP’li bakan Fatma Şahin’in ekranlara yansıyan tavırları, karşı çıkışları
neye-kime yöneliktir, insanlık ve hukuk anlamında nerede durmaktadır,
anlamıyoruz. “Avukatını gördük, kendisini de göreceğiz, NÇ bizim kızımızdır.”
falan dedi. Hayır, NÇ sizin kızınız değildir. Sizin kızınız olsaydı bu dava bu
kadar sürünüp erkeklik yüceltmesine dönüşmezdi. NÇ sizin kızınız olsaydı
tecavüzcüler tek bir kişi de olsa sonuç böyle olmazdı. Sizin kızınız olsaydı,
sorunu çözmek için askerlikte kadına şiddete karşı eğitimler verilmesi gibi bir
saçma gerekçeyle, karara müdahale girişimi kapsamında insan hayatına tecavüzü
kendine uzmanlık alanı olarak belirlemiş Necdet Özel gibi biriyle, görüşmeye
gitmezdiniz.
Askerlik, erkekliğin öğretildiği yerdir. İran’da askere gidenler için “Eşek
gitti, erkek döndü” derlermiş. Her türden erkeğin dönüşünün erkekçe olduğu bir
gidiştir askerlik. İradesizleşerek iradesizleştirmenin öğrenildiği bir yer.
Başka halkların, insanların, cinslerin haklarına, varlıklarına ve kimliklerine
tecavüz etmenin yaşatıldığı ve yaşatılarak öğretildiği yer. Öğretildiği ve
öğretilenlerin uygulanması için tüm silahların kuşanıldığı bir yer. Erkeklerin
başta zihinsel tecavüzden geçirilerek hegemonyanın iyi birer erkeği olarak
yeniden inşa edildiği bir yer. Mağdur edilmiş, mağduriyetin ardından uyarılmış
ve her an herkese karşı tecavüz potansiyeli taşıyan bir erkeklik üretilmekte
orduda. Askerliği erkeklik ölçütü olarak benimseyen zihniyetlere karşı özgürlük
adımı atan erkek örneklerinin başlattığı vicdani ret ve diğer inisiyatifler de
buna işaret etmekte.
Erkek olmanın ölçüsünün askere gitmek olduğu bir dünya-sistem gerçeğinde, böyle
bir ülkede, kadına yönelik şiddeti engellemeye yönelik başvurulacak son yer
genelkurmaydır. Dünyada bunun örneği yoktur. Fatma Şahin böylece bir ilke
imzasını atmış oldu. Kadınlıktan bu kadar uzak bir tutumla, hegemon zihniyetin
vahşi erkeğinin gölgesinde bir kadınsılık sergileyerek kendi kimliğini,
özgürlükten uzaklığını ve kadınlara yönelik çaresizliğini gösterdi. Ataerkil
sözünü dile getirmekle ataerkillik çözümlenmiyor. Hegemonya cenderesinden
çıkamayan kadınların bu sözleri söylemeye rağmen yaşadıkları derin ataerkilliğin
çözümlenmesi kolay olmasa da kimi yöntemler uygulanabilir ama genelkurmay
başkanıyla görüşmek tabi ki toplumsal cinsiyetçi sorunları çözmez. Cenazelere
tecavüz dahi her tür vahşeti uygulayan bir orduya komuta eden ve hükümetin çok
kirli işlerini yürütmek için terfilendirilen biriyle tartışılacak son konu
tecavüzün engellenmesi konusudur. Yanlış kişi sayın bakan, aman dikkat!
Özgürlük cübbelere, üniformalara, bayraklara ya da benzer sembollere
sıkıştırılamayacak kadar yakıcıdır. Kışlalar, cezaevleri, ıslahevleri,
tımarhaneler ya da hane kültürünün hâkim olduğu diğer mekânlar tecavüz üzerine
inşa edilmiştir. Tecavüzü, varlıklarının temeline yerleştiren ve meşrulaştıran
bir sistemin temsilcilerinin tecavüz karşısında tavır almaları ya da tecavüzü
suç sayıp görüp karşısında mücadele etmeleri beklenemez. 2011 yılı itibariyle
yapılan araştırma ve istatistiklerde kadın-erkek eşitliği konusunda Türkiye,
dünyadaki 135 ülke sıralamasında 122. yeri kaptı. Bu rakam utancı anlatmaya
yeter mi? Çalışan ya da okuyan kadın sayısında büyük rakamlara ulaşan Türkiye’de
yaşayan herkes bu sıralamaların özgürlük ve anlamlı yaşam için yetmediğini,
şiddete son vermediğini, en kirli uygulamaların ve şiddet olaylarının, en
erkekçe komploların, bir kadın başbakan zamanında gerçekleştiğini bilmeli.
Bilmemek tecavüzlere ortak olmaktır. Bilmemek, tecavüzlerin yarattığı utanç
karşısında susmaktır. Ve bizler, utandığımız müddetçe gerçekten utanması
gerekenler, yüzsüzlüklerini sürdürmeye devam ediyorlar. Değil mi ki Türkiye’de
koskoca devlete, tüm devlet erkânına, anayasaya ve kanunlara sırtını dayamış
tecavüzcüler var. Ve bunlar varken görmemek tecavüze onay vermektir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın adlandırmasıyla Mardinli mağdureye yönelik
toplu tecavüzün hukuk saçmalığıyla onaylanması karşısında yapılacak tek şey
vardır: Kendi ahlakını ve onurunu kendi öz gücüyle korumak, bu yönlü saldırılara
kendi öz savunmasıyla karşılık vermek. Hukuk sisteminin cezalandırmadığı
tecavüzcüleri halkın öz savunma birimlerinin cezalandırmasından daha doğru bir
tutum yoktur. Tüm kurumlarıyla devlet yapılanması bunu dayatmaktadır. Hukukun
güvenilmezliği, kendi ahlakını, varlığını ve özgürlük onurunu topluluk
üyelerinin kendilerinin koruması için kendi öz güçleriyle harekete geçmelerine
zorlamaktadır. Özgür ve onurlu yaşamak için başka yol yoktur.
Utanç
sözü kesiyor. Ama bu utanç bizim değil. Utanıp da susması gerekenler
bizler değiliz.
|
|