| |
ÖZGÜRLÜK İRADESİ,
TECAVÜZ KÜLTÜRÜNDEN KURTULMAKLA GELİŞİR
Mülkiyet
üzerinden kendini vareden kapitalist uygarlık sistemi, tüm
hâkimiyetlerinin temeline kadını ve kadınlığa dair olguları almaktadır.
Çünkü uygarlığın ilk adımı, mülkiyetle ve kadının düşürülmesiyle mümkün
olmuştur. Mülkiyet anlayışının vazgeçilmez kılındığı sistemlerde her
zaman için mülk haline getirilenler vardır. Sahipler ve sahip
olunanlardan oluşan kapitalist uygarlık sistemi, tüm dünya uygarlığı
haline gelmiş, bunu başaramadığı alanlarda da işgaller, istilalar,
yardım paketleri, kurtarıcı sistemler ve koruyucu ülkeler yoluyla
gerçekleştirmeye çalışmıştır.
Sahiplik
olgusu, sahip olunan üzerindeki her türlü hakkı mubah görmeyi getiren
bir kölelik anlayışıdır. Çünkü sahip olanlar, erkekler, patronlar,
tanrılar, devletler, beyazlar ya da benzer diğerleri; sahip olunan
kadınlar, işçiler, kullar, vatandaşlar, zenciler ve diğer
nesneleştirilenler üzerinde her tür uygulamayı yaşamlarının doğal bir
gereği olarak görmektedirler. Güney Kürdistan, Amerika’nın kurtarıcı
sistem, koruyucu ülke imajının çok belirginleştiği bir alandır. Bir
yerde kendilerine koruyucu-kurtarıcı misyonu biçenler varsa, orada bu
misyon altında her tür uygulama da var demektir.
Erkek
nasıl hem döver hem severse, kendini kurtarıcı olarak yansıtan
işgalciler de öyledir. Hem döverler hem severler. Hâkim iktidarların
kadınlar ve halklar üzerinde uyguladıkları temel politika her yönden
kendine muhtaç etme ve tüm uygulamalarına karşı uysallaştırma
şeklindedir. Özellikle Güney Kürdistan’da kadınların erkekler karşısında
uysallaşması için öncelikle erkeklerin daha erkekçe olan sistem
karşısında uysallaşması gerekmektedir. Çünkü tecavüz kültürü olan bu
hâkim sistem, çalmaya, talana, tecavüze, baskı ve zorbalığa, her şeyin
başında da iradesizleştirmeye dayanmaktadır. Sistem, insanları iradesiz
kılmaktadır. İradesizleşmek, dayağa, tacize, öldürmeye, el koymaya, bir
bütün tecavüze hazır olmak demektir. Ne kadar kadınlar bu sistemin bu
yönlü uygulamalarına maruz kalsalar da erkekler de benzer oranlarda bu
uygulamalardan muzdariptir. Sistem, halkları kadınlaştırmayı bir
köleleştirme yöntemi olarak tüm siyasal askeri alanlarda uygulamaktadır.
Tüm
bunlara rağmen, kadınla cinsel birleşmenin sahip olmak olarak
adlandırılması ve erkeğin kadına üzerindeki tüm yok edici-köleleştirici
uygulamalarını kendi erkek cinsinin bir ödülü sayması, hâkim sistemin
erkeği düşürmedeki en güçlü silahıdır. Düşürülen erkeklik, tecavüze
uğramış ve her gün her yönlü taciz ve baskının mağduru olan kadını
gördükçe kendi haline şükretmektedir. Egemen sömürücü sistemin yarattığı
tabloyu bütünlüklü görmek yerine sadece kadının olduğu kısımları görmek,
erkeğin körlüğüdür ve egemenlik kendini bu körlük üzerinden
gerçekleştirmektedir.
Kürdistan
parçaları arasında bir özgünlüğü yaşayan Güney Kürdistan halkımızın, dil
ya da kültür sorunu yaşamaması tarihte verilen bedellerin bir sonucudur.
Bu alanda temel sorunun bu yönlü olmaması, mücadele gerekçelerini
ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü Kürdistan’da tek sorun dil sorunu
değildir. Kendi yüreğimiz ve aklımızla konuşamıyorsak, kendi dilimizle
konuşabiliyor olmamızın pek bir anlamı yoktur. Bunun için Güney
Kürdistan’da genelde halkımızın, özelde de kadınların irade olma
sorunları vardır. Özgür iradeli insanlar olarak kendi yaşamlarını ve
geleceklerini kurma sorunlarını gidermek, bu alandaki zihniyet
sorunlarını anlamakla ancak gelişebilir.
Arap
şovenizminin baskısından büyük bedeller sonucu kurtulan Güney Kürdistan,
bugün bazı partilerin egemenlik çemberinden çıkamamakta, değişim ve
gelişim adımları bu hareketlerin iktidar ağlarında boğulmaktadır. Birçok
sivil toplum kuruluşu, gençlik örgütlenmeleri, aydın ve kadınların
örgütlenmeleri bulunmasına, kadın toplumun birçok alanında yerini almış
olmasına rağmen, bu gelişimlerin ve oluşumların özgür iradeyi
geliştirememesi, hatta toplumun özgürlük dinamiklerini kendi
çemberlerine sıkıştırarak boğmaları, köklü bir özgürlük iradesi sorunu
yaşandığını göstermektedir. Aslında bu alanda ortaya çıkan durum özünde,
liberal politikaların toplumsal ve siyasal alanda sonuç aldığını
göstermektedir.
Kadının
yaşadığı temel sorunlardan olan erken yaşta evlendirme, okullara
göndermeme, eve hapsetme ya da ağır baskılara maruz bırakma yaklaşımı
Güney Kürdistan’ın bazı alanlarında yaşanıyor olmasına rağmen, kimi
alanlarında, özellikle kent merkezlerinde aşılmıştır. Kadın birçok
alanda kendini ifade etmeye başlamıştır. Okullar, hastaneler,
basın-yayın kuruluşları gibi birçok toplumsal, siyasal, kültürel alanda
yer alan kadınların yaşadığı durum, biraz da, belli bir düzeye ulaşmış
olmanın getirdiği rahatlık ve yeterlilik anlayışı şeklinde
yansımaktadır. Oysa yaşanan düzeye özgürlük penceresinden baktığımızda
bir yeterlilik olmadığını, tam tersine yaşanan durumun, sisteme eklenmiş
bir kadın gerçeği olduğunu görmekteyiz. Çünkü sistem, bu yollarla kadın
emeğini, gücünü, güzelliğini ve zekâsını kullanarak kendi değirmeninde
öğütmektedir.
Güney
Kürdistan’da tüm örgütler kadına dayanarak ayakta kalmaktadır. Kadının
gücünü, zekâsını, gelişim dinamiğini ve fiziğini kullanarak kendilerini
yaşatmakta, buna karşın kadın değerleri ayaklar altın alınmakta ve kadın
değersizleştirilmektedir. Cennet, anaların ayağı altında olmaktan
çıkmış, cennet ülkesi olan Kürdistan’da analar ayaklar altına alınır
olmuştur. Bu alandaki kadının yaşadığı trajedi, öldürülme ve yakılmalar
karşısındaki sessizliktir. Tek çare bu yaşananları unutmak olarak
görülmektedir. Özgürlük dinamiği olan kadınlar bu yolla
dilsizleştirilmekte ve belleksizleştirilmektedir. Çünkü dilsizleşen ve
belleksizleşen kadınlar üzerinden egemen sistemin kendini inşa etmesi
daha kolaydır.
Bir
toplumda kadının özgürlüğünün toplumun özgürlüğü olduğunu bilen ve bu
gerçeği kabul eden egemen sistemlerin, halkımız karşısında kullandığı
temel bir silah, bu alandaki kadının durumu ve yaratılan düzeyin yeterli
olduğu şeklindedir. Egemen sistem, kadınların susmasını ve yaşanılan bu
düzey karşısında şükretmesini beklemektedir. Sistem bugün itibariyle
kendini tanrı yerine koymuş bulunmaktadır. Yani sistem “size bu kadarı
yeter” demektedir güney Kürdistan kadınına. Oysa özgürlük iradesi,
egemenliğin gölgesindeki bir yeterliliği asla kabul etmez. Bunca savaşı,
kırılmayı, saldırıyı yaşamış bir halkın ve kesimin kadınları olarak
Güney Kürdistan kadınının nasıl yaşaması, nasıl mücadele etmesi
gerektiğini Önderliğimizin son savunmalarından yola çıkarak esas
alabiliriz. Önderliğimizin bu perspektifleri kadın özgürleşmesinin temel
ve tavizsiz rotasını çok net belirlemektedir.
Kadının
günlük olarak uğradığı tecavüz, taciz, dayak, katliam ve her tür
baskıyı, zorbalığı, bir bütün olarak tecavüz kültürünün ürünü olan tüm
uygulamaları, boşa çıkarmanın ve kadını bu uygulamalardan özgür kılmanın
tek yolu, Önderliğimiz Abdullah Öcalan’ın belirttiği sonsuz boşanma
formülünde gizlidir. Erkekten boşanmış ama erkek sisteminden boşanmamış
bir kadının özgürleşmesi düşünülemez. Yine aynı şekilde, erkek
sisteminden boşandığını söyleyen ama erkeğin tekilliğine bağımlı kalmış
bir kadının özgürlük iradesinden söz etmek çok zordur.
Sadece
bedensel bir durum olmayan tecavüz kültürünün zihniyette çözümlenmesi ve
bilinçle yoğrulan bir mücadele anlayışının yaratılması önemli bir
adımdır. Bu adımları özgürlük adımı yapan ayrım, hâkim zihniyetlerin
iradesizleştiren yanlarını görmekle oluşmaktadır. Kürdistan kadınları
olarak özgürleşmemiz, erkek sisteminin tüm yansımalarından boşanmakla,
sonsuz boşanma kararlılığını yaratmakla mümkündür. Bu da yaşamın her
anında, tecavüz kültürü ve onun zihniyeti karşısında vereceğimiz
özgürlük mücadelesini derinleştirmekle olacaktır. Kendimizi ataerkil
sistemin ve erkeklerin tecavüz nesnesi olmaktan çıkarmak, özgürleşmenin
temel bir adımı olacaktır. Kendimiz olarak düşünmek, karar verebilmek,
kararlarımızın sonuçlarını kendimiz olarak üstlenebilme cesaretini
göstermekle olacaktır. Beynini köleci sistemlerin kirlerinden
kurtaramayanlar özgür yaşayamazlar. Kürt kadını, tarihte verdiği
mücadelelerle ve bedellerle, kölece yaşamayı hiçbir zaman
kabullenemeyeceğini kanıtlamış ve özgürlüğü hak etmiştir.
Dilzar
Dîlok
|
|