Kendini Ve Cinsini Tanımak, Sevmek, Kadın Özgürleşmesinin Temelidir

Onurlu yaşamak isteyen bireyler adına içine girilmesi gereken en anlamlı ve özgürlükçü arayış, teslim olan-teslim alan, bağımlılaşan-bağımlılaştıran ilişki tarzları dışında özgür ilişkiler yaratma arayışıdır. Bu tür bir ilişki arayışı içerisinde olmak özgürlüğü arayış, kendini arayıştır. Bireyin çevresiyle, doğa, evren, yaşam, insanlar ve tarih ile doğru bir ilişki ve etkileşim içerisine girmesi ise öncelikle kendisiyle doğru ilişkilenmesine bağlıdır. Kendisiyle doğru ilişkilenemeyen bireyin kendi dışındakilerle özgürlük esaslarına dayalı ilişki geliştirmesi beklenemez. Bu bağlamda kişinin öncelikle kendisiyle doğru bir ilişkilenmeyi geliştirmesi şarttır. Kendisiyle ilişkilenmeye başlarken yapılması gereken ‘ben kimim, neyim, nereden geliyorum ve nasıl yaşamak istiyorum’ sorularına cevaplar aramak ve bunu geçici, yüzeysel ve kısa dönemlere sıkıştırmadan süreklilik arzeden bir yaşam tarzına dönüştürerek, cevaplar yoluyla arayışını özgür yaşam arayışına yöneltmektir.

Kişiliğin oluşumunda çocukluk evresi oldukça önemli bir evredir. Kişinin tarihi olarak nitelendirebileceğimiz yaşamında, aile içerisinde geçirdiği dönemler ve ailede yetiştiriliş tarzı oldukça önemlidir. Bu yüzden bilgeler bugünde yaşadığımız birçok yanılgılı, yetmez tutum ve davranışların kaynağını yanlış büyütülmemizde ve ailelerin bizlere verdiği eğitimde görmektedir. Verilen bu eğitimler kendine abartılı yaklaşan, yüzeysel, kof, içte ise derinden ezikliği yaşayan kişiliklerin oluşumuna neden olmuştur. Yahudiler çocuklarını büyütürken onlara tanrının çocukları olduklarını adeta dikte ederek aşırı güven ve soylu hissetmelerine neden olurlarken Kürtlerde ise bunun tam tersi bir biçimde çocuğa sürekli olarak zayıflığını hatırlatacak lakaplar takılmaktadır. İradesi çocuk yaşta kırılan kişi değersizlik psikolojisini derinden yaşamakta ya da tam tersi kendini kandırmasına neden olacak bir biçimde abartılı-kendine güvensiz kişilikler açığa çıkmaktadır. Bu, kişinin kendini tanımaktan uzaklaşmasıdır. Kendini tanınmaz kılmasıdır.

İnsanlığın en önemli derdi kendini tanıma, kendini bilme problemidir. Kişinin kendine karşı olan yabancılığı onun yaşam karşısında yabancı kalmasına neden olmaktadır. Kendini tanımayan kendini bilmeyen insan özgür yaşamın yaratılmasına engel teşkil etmektedir. Özgür yaşamın, özgür ilişki geliştirmenin en temel ilkesi kendini bilmektir. Öncelikle kişinin kendisiyle yalansız, kendini kandırmadan bir ilişki, çelişki ve etkileşim içerisine girmesi gerekmektedir. Bu da kişinin kendisine taktiksel değil stratejik yaklaşımıyla mümkündür. Kendine taktiksel yaklaşanlar ilişkilerine de taktiksel yaklaşmaktadır. Bir insanı tanımanın yine insanın kendini tanımasının temel yöntemlerinden biri o insanın içerisine girdiği ilişki örgüsüdür. Kişinin ilişkileri kişiliğini ve tercihlerini yansıtmaktadır. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü yaşamın öğretici derslerinden çıkarılmış bir sonuçtur.

İlişkide özünde yakalanması gereken yürek ve beyin ortaklığıdır. Genelde hâkim olan ilişki tarzı ise basitlikler etrafında örülüdür. İlişkilerde eşit özgür birliktelikler yerine tabi olan-tabi kılan biçiminde bir ayrım açığa çıkmaktadır. İçerisine girilen ilişki tarzları kişiyi özgürleştirmekten ziyade özgürlükten uzaklaştırmakta, yaşanan köleliği derinleştirmektedir. Bizde ağırlıkta yaşanan ilişki tarzı ucuz, yüzeysel, emeğe dayanmayan ilişki tarzıdır. Çok çabuk beğenen, kara sevdaya tutulan, çok çabuk vazgeçişleri yaşayanlar özgürleşemezler. Ucuz bağlılıklar kadar kolay kopuşların yaşanması birbirine mal olarak yaklaşıldığının göstergesidir. Yaşanan bu yanılgılı anlayışların temelinde kişinin kendisine, duygularına ve düşüncelerine karşı yaşadığı yabancılaşma vardır. Kişinin kendisine olan yabancılaşmayı aşması kendisiyle doğru bir etkileşim içerisine girmesi, kendi dışındakilerle ilişkilerine de doğrultu kazandıracaktır.

Özgürlüğü kendine amaç edinen kadınlar olarak bizlerin kendi cinsimizle ilişkilerimiz özgürlüksel duruşumuzda önem kazanmaktadır. Bu ilişkiyi ve sevgiyi geliştirmeye çalışan kadın özgürlük felsefesiyle Kürdistan’da ilk defa kadın, kendi cinsini sevmeye başlamıştır. Nasıl iki Kürdün bir araya gelip yaşayacağına ve birbirini sevebileceğine inanılmaz iki kadının da birbirini kıskanmadan, kompleksler yaşamadan ilişkilenebileceğine de inanılmazdı. Kendi cinsini sevmeyen, ona güvenmeyen kişi özgürleşemez. Tabi bu sevginin de belli ilkeler doğrultusunda geliştirilmesi gerekmektedir. Kendi cinsiyle ilişkilerinde ilkeli, ölçülü ve saygılı yaklaşmayan birey karşı cinsle ilişkilerinde de aynı eksiklik ve yanılgıları yaşayacaktır. Karşı cinsle ilişkilerinde ölçülerine dikkat eden ama kendi cinsine karşı yüzeysel yaklaşan kadın, ilişki tarzında yanılgılar yaşıyordur. Zira ilişkilerde kölelik yaşanması ya da ilişkilerin özgürce yaşanmaması salt karşı cinsle yaşanan ilişkilenmede görülmez.

Kişinin kendi cinsiyle de içerisine girdiği ilişki tarzı önemlidir.  Kadının kendi cinsine karşı sevgi ve güvende yaşadığı kırılma, sistemin beyinlerde ve yüreklerde oluşturduğu birbirine karşı yabancılaşma ve birbirinin içsel gerçekliğini anlayamamanın geliştirdiği sorunlar oldukça kapsamlıdır. Kadının kadınla ilişkisinde birbirine sıradan yaklaşım, çok fazla ciddiye almayan, geleneksel özellikleri aşmayan rahat ve ucuz yaklaşımlar görülebilmektedir. Kadının kadınla ilişkisinde duygular ön plandadır. Kadının kendi özgün ortamlarında daha özgür olduğu herkesçe bilinen bir gerçeklikken bu özgür ortam kendini rahat yaşatma ortamı olarak görülebilmektedir. Aynı yaklaşım kendi cinsiyle ilişkilenmede de açığa çıkmaktadır. Aynı yaklaşımlar ve anlayışlar karşı cins tarafından dayatıldığında daha tahammüllü ve sabırlı yaklaşım geliştirilirken kendi cinsinin eksikliklerine karşı tahammül sınırları oldukça dardır. Erkek egemenlikli bakış açısı ve yaklaşımlar kadının yüreğinde ve beyninde tümüyle parçalanmadığından kadının kadınla ilişkisine de bu yaklaşımlar yansıyabilmektedir. Kadının biyolojik olarak kadın olması kadar sosyolojik olarak kendisinde kadınlığı ne kadar yarattığı önem arz etmektedir. Yaşam içerisinde çoğu zaman erkek bakış açısıyla ve mantığıyla yaklaşımlardan kendimizi kurtaramadığımız gözlemlenmektedir.

Kadının özgürlük ilkeleri doğrultusunda gelişen, cins bilinci, cins sevgisi ve ilişkileri özgürlük mücadelesi ekseninde örgütlenen ve yaşamını bu eksende yeniden özgür tarzda inşa etmeye yönelen kadınlar, özgür yaşamı oluşturan en temel ilişkileri yaratmalıdır. Unutmamak gerekir ki birbirini sevmek için birbirine emek harcamak ve savaşmak gerekmektedir. İlişkilerde güven de sevmekle gelişir. İnsan birbirini sevdiği sürece birbirine emek harcamakta, emek harcandıkça da sevgi ve bağlılıklar derinleşmektedir. Kadının kadını güç olarak görmesi ve güvenmesi, kadını daha güçlü ve güzel kılacaktır. Ve bu ilişkiler de geçici değil kadındaki özgürlük anlamını yücelten kalıcı ilişkilerdir. Kendisiyle ve kendi cinsiyle bu tarzda özgürlüğe yönelen ilişkileri yaratan kadınlar, ahlaki ve politik toplumun inşasına güçlü bir tarzda katılabilir, oynaması gereken öncü rolü oynayabilir ve demokratik ulus inşasındaki öncü misyonlarını yerine getirebilirler.  

                                            Şerda Mazlum

  

             

 

 
    ygk_unur@hotmail.com