| |
Kadın Kırımının
Tarihsel Boyutunu Anlamak ve Aşmak
Besê Erzincan
Kadınlar tarihsel
düzlemde demokratik modernite toplumuna hayat veren ana damar rolünü
üstlenirler. Bu damarların kesilmesi, insanlığın nefessiz kalması ve ölü
bir hayat yaşaması anlamına gelir. Ayrıca
kadınların insanlık tarihinin çekilen fotoğrafında görünen yüzleri ise
insanlığın öz trajedisi ve temel direniş kaynağı olduklarıdır. İnsanlık
tarihinin tersine çevrilen özgürlük tarihini doğru anlamak kadın
tarihini anlamaktan geçer.
Tarihin
saptırılıp kendine göre yazılması en başta ve en derinlikli kadınlar
üzerinde denenip, pratikleştirilip tüm insanlığın resmi tarihi haline
getirilmiştir. Resmi tarih egemenlerin yalana, zorbaya dayalı
sahtekârlık ve komplo tarihinin insanlığa yutturulması tarihidir.
Toplumun ana kaynağı olan kadın cinsi esaret altına alındıktan sonra
toplumun diğer öğelerini etkisizleştirmek ve yalan tarihle tüm toplumu
ikna etmek onunla zihinleri donatmak kolay olmuştur. İnsanlığın
günümüzdeki zayıflığının temel nedeni bu yalancı komplocu tarihtir.
Kadının ve halkların, aşiret, mezhep ve tarikatların köleleştirilmesinin
hikâyesi olan yazılı resmi tarih, insanlığın özgürlük temelinde
yaşayabilmesinin zaman-mekân olarak alabildiğine yok edilmesi,
daraltılması ve direniş öğelerinin sürekli ve şiddetli bir biçimde
sıkıştırılmasının tarihidir. Hiyerarşik ve devlet bağımlısı toplumların
karşıtı olarak özgürlükçü toplumların varlığının, tarihlerinin
görülmemesi, egemen zihniyet tarafından bilinçlice görünmez kılınması,
ezilenlerin güçsüzlüğünü sürekli olarak derinleştirir. Özgürlük
mücadelelerinin parçalı olmasına, güdük kalmasına, etkisiz kalmasına
neden olur. Yine özgürlük arayışında olanların kendi rol ve misyonunu
görmemesini de beraberinde getirir. Tarihsel düzlemde hafızasızlık,
yaşamda arayışsızlıkla birlikte var olanı kabullenme ve mücadelesizlik
demektir. Yanlış tarih anlayışı ise mücadelelerin yetersiz yürütülmesini
bir yana bırakalım egemen sistemin değirmenine su taşıma anlamına gelir.
Yanlış tarih anlayışı ve yorumlamaları en çok ta biz kadınları düzene
hizmet eder konuma sokabilmektedir. Kadının kırım tarihi en eski, en çok
boyutlu ve en derinlikli bir soykırım tarihidir. Hiçbir soy, sınıf
veya ulus kadınlık kadar sistemli bir köleliğe tabi tutulmamıştır.
Kadının tarihsel olarak yaşadığı kırım tarihi insanlık tarihinin en çok
gizlenen, perdelenen boyutlarını oluşturmaktadır.
Bu köleleştirme
tarihi devletli ve iktidarlı erkek egemen sistem tarafından çok ustaca
ve gelişkin yöntemlerle gizlenmektedir. Çünkü varlıklarını
sürdürmelerinin kadının köleleştirilmesinden geçtiğini bilmektedirler.
Örneğin hiçbir zaman soykırım kavramı kadınlar için kullanılmadı. (soy
kırım: Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok etme,
jenosit) Çeşitli ulusal- dinsel kimliklere, tarikatların yok ediliş
tarihlerine atfen kullanıldı. “Ermeni soykırımı, Müslüman kırımı,
Yezidilerin soykırımı gibi.” Ama bir kadın soy kırımından son yüzyıla
kadar da bahseden olmadı. Kadının bir soy olarak görülmesi bile
anlaşılmaz ve kabul edilemez olarak değerlendiriliyordu. Oysaki kadının
kendi kimliğinden, kadınlık kültüründen uzaklaştırılması, yok edilmesi
insanlığın ana köküne vurulan en sert darbeler, en büyük soykırım
anlamına gelmektedir.
Soy kelimesinin
tanımlaması da son derece ataerkil bir zihniyetle ifadelendirilmiştir.
(Soy: Bir atadan gelen kimselerin topluluğu, sülâle) Sanki erkek kendi
başına çocuğu oluşturan, doğuran, emek harcayıp büyüten esas varlıkmış
gibi yalancı bir tanımlama yapılabilmektedir. Oysa yaşamın her anlamda
ana kaynağı kadın cinsidir. Yani tanımlamalar tamamı ile insan
zihniyetindeki ataerkil zihniyeti güçlendirecek temelde bilinçli ve
ustaca yapılmakta ve günlük olarak insanlığa öğretilmektedir. Kavramlar
kadın tarafında yeniden tanımlanmalıdır.
Günümüzde
kullanılan birçok kavram kadının soykırımını gizlemeye yöneliktir.
Hâlbuki kadın insanın insan olmasında en başta rol oynadığı gibi büyük
mücadeleler, savaşımlar sonucunda sömürülen en eski halktır.
Toplumsallaşmayı ilk yaşayan ve başlatan kadındır. Halklaşma kadın
etrafında örülmüştür. Zağros- Toros dağ silsilesi bu halklaşmanın,
insanlaşmanın beşiğidir. Ancak tüm bu insanın insan olma tarihinde
kadının başat rolüne rağmen İlk sömürgeleştirme deneyimleri kadın
üzerinden geliştirildi. Bu nasıl oldu? Kadının geriletilmesi, kırımlar
temelinde köleleştirilmesi büyük binlerce yıllık bir kadın-erkek
çekişmenin, acımasız bir çatışmanın, kapsamlı savaşların sonucu gelişti.
Kurnaz ve güçlü erkekler koalisyonlarına (şaman-rahip-komutan vb)
direnen yalnızca kadınlar değildi. Tüm toplumun özgürlükçü, eşitlikçi
kesimleri klanlar, etnisiteler, aileler, mezhepler, tarikatlar bu yaşamı
korumak için direndiler ve halen direnmekteler…
Kadın kırımı
ilerleyen her çağ ve mekânda giderek daha kapsamlılaştırıldı.
Egemenlerin tarihi abartılıp yüceltilirken direnişçiler görünmez
kılınmaya çalışıldı. Araştırmalar, edinilen bilgilerle bu kadın kırım
tarihinin ilk bulgularını yine Sümerlerde bulmaktayız. Tarihsel olarak
kadının birinci cinsel kırılması da denilen kadın kırım tarihinin
başlangıcının MÖ 3000 yıllarında Sümer şehir devletinin yazılı
tabletlerinde çarpıcı ve şiirsel dille anlatıma kavuşturulmuştur. Uruk
tanrıçası İnanna’nın 104 me’lerini yani yarattığı icatları, kanunları,
Eridu kentinin kurnaz tanrısı Enki’den alma mücadelesi çarpıcı bir
şekilde dillendirilmiştir. Tarihte ilk komplo da kadın cinsine karşı
yapılmıştır. Bu bir geçiş sürecine de tekabül eder. Kadın ile hâkimiyet
kurmak isteyen kurnaz-hırsız erkek arasındaki büyük bir mücadeledir bu.
Tanrıça İnanna kendi icatlarını tekrar elde edebilmek için kendine
yakışmayacak yöntemleri de dener. Kendi me’lerini alır. Bu mücadele çok
yönlüdür. Kadının ilk kırılmaları bu süreçlere dayanır.
M.Ö 2000 de
yazılan Babil Enuma Eliş yaradılış destanı bu anlamda incelenmeye
değerdir. Burada kadının düşürülüşü net gözlemlenmektedir. Yaradılış
destanı adını almasının sebebi insanlığın yeni bir yaratımla karşı
karşıya olduğunu göstermektedir. Bu yeni yaratım egemenlik, sömürü,
talan, komplo, köleleştirmeye dayalı erkek egemenliği yaratımıdır. Kadın
şahsında toplum köleleştirilerek ana kültüne ihanet edilmiştir. Erkek
egemen söylem bunu destanlaştırarak kadın kültürünün sona erdirdiğini
anlatmıştır. Burada tanrıça Tiamat korkunç gösterilmiştir. Her bir
parçası bir yana savrulmuştur. Yine kadın kültürünün adım adım baş
aşağıya gidişinin büyük acılı, çatışmalı söylemleridir anlatılanlar.
Erkek tanrı Marduk söz sahibi olmayı, iktidar ve güç oluşturmayı anasına
karşı acımasız mücadelesi ile gerçekleştirmektedir. Anaya ilk ihanetin
destanlaştırılması da denilebilecek bu destan, ibret verici olaylarla
doludur. İnsanlığın kendisine yabancılaşmasının ilk adımı olarak da
değerlendirilebilir.
MÖ 2000’li
yıllardan sonra toplumsal tabakalarda, zigguratlarda kadının zemin kata
düşürülmesi, fahişeleştirilmesi, özel evlere kapatılması ile süreç
derinliğine ilerlemiştir.
Devletin ve
hiyararşilerin oluşumundan günümüze kadar esas sömürünün kaynağı kadın
cinsi üzerinden gerçekleştirilen soykırımlarda geçmiştir. Kadın cinsi
güçsüz, iradesiz, savunmasız kaldıkça toplum savunmasız kalmıştır.
Saraylarda kralların ve firavunların ölmesi ile birlikte yüzlercesi
toprağa canlı gömülmüş, kadın soykırım sahnesi canlı halde göz önüne
serilmiştir.
Yaşamın en temel
yanı olan söz söyleme, karar alma meclislerinden dışlanmış, ekonominin
yaratıcı iken tüm kazanımları çalınmış, öz savunmasız bırakılarak
zayıflatıldıkça zayıflatılmıştır. Bunun yanında kendisine her şey
yapılması reva bir savaş ganimeti olarak sadece emeği kullanılan bir
köle değil bir cins-tür olarak da erkeğin saldırılarına sürekli maruz
kalmıştır. Yazılı tarih sonrası kadının giderek daha da kıskaç altına
alınması, kafes içinde kafeslere konması tarihidir. Günün 24 saatine
yaşamının her karesi ve anında gerçekleştireceği her duruma göre bir
kölelik kodlaması icat edilmiştir. Bu davranışlardan, ses
tonlamalarından, bakıştan, yürüyüşten tutalım tüm tarihsel, sosyal,
siyasal, ekonomik, öz savunma alanlarında gerçekleştirilmiş ve kadının
çırpınışları kimi zaman köleleşmenin daha da derinleşmesinin zemini
yapılabilmiştir. Kutsal Tanrıça ana kadın İştar artık
fahişeleştirilmiştir.
İkinci cinsel
kırılma dinlerin oluşum ile gerçekleşmiş ve günümüze kadar sürekli daha
da inceltilip çoğaltılan kadın soykırımlarının insanlıkdışı adımları
atılmıştır. Tek tanrılı dinlerde kadının dili kesilmiş, köleleştirme
toplumsal katı kurallardan, çarşaf içine sokulmaya kadar geniş bir
yelpazede aklın almayacağı uygulamalarla hayata geçirilmiştir. Avrupa’da
binlerce kadının cadı adı altında yakılması yakın tarihimizde dehşet
uyandıran belirgin bir soykırım kesitidir. Avrupa kadının kadın
özgürlüğünde çıkış sağlayamaması bu kadın katliamlarından oluşmuş
tarihle biçimlenmiş kapitalist modernite yaşam tarzı ile bağlantıları
vardır. Başta Avrupa kadını olmak üzere tüm dünya kadınları bu diri diri
yakılma manzaralarını hafızalarına kazımışlardır. Yine Ortadoğu’da
yaşanan recm, tecavüz, kadın sünneti, namus adı altında katletme ve
yaşamın her alanında uygulanan şiddet bu korkunç kırım tarihinin devamı
anlamında halen sürmektedir.
Erkek egemen
sistem tarafından şiddet uygulanmasının kadın kırım tarihinde iki yönü
vardır. Birincisi kadını şiddet yolu ile baskı altına alma, terorize
ederek korkutma sürekli kendi hizmetine tabi kılma: ikincisi ve en
önemlisi kadının gücü bilindiğinden kadına göz açtırmama, küçük dahi
olsa özgürleşme eğiliminin gelişmemesinin tedbirlerini yaşamın her
anında alma. Devletçi-iktidarcı hegemonik erkek egemen sistemin
gelişmesi ile kadın kimliğine, her defasında çeşitli biçimlerde
saldırılar, operasyonlar düzenlendi. Kadının cins kimliği diğer tüm
kimlikler içerisinde parçalanarak un-ufak edildi ve eritildi. Görünmez
kılındı. Bunla yetinilmeyerek kadın kimliği bir utanç kaynağı,
küçültülmenin adı haline getirildi. Kişiliksizleşme, iradesizleşme
bireyin köklerinden kopartılması ile mümkündür. Kadın olmanın gururu ve
yaratılıcılığından koparılan kadın, adım adım oluşturulan erkek egemen
sistem içersinde kendi ana kaynaklarından uzaklaştırıldı.
Kadın adına
söylenen sözler, yapılan eylemler yakın tarihlere kadar da en önce
devrimci, ilerici-demokrat olarak kendini tanımlayan erkeklerden yana
bile bir karşı koyuşla karşılaşmıştır. Devrimci-demokrat-ilerici erkek
de diğer erkekler gibi kadının mücadelesini tanımazlıktan, bilmezlikten
gelmeyi bir marifet, kadının düşüncesini almadan pratikleşmeyi güçlü
olmanın bir ölçüsü olarak ele almıştır. Kimi zaman kadın da söz
söylememe, görüş getirmeme, eyleme geçmemeyi tarihsel olarak
kanıksadığından mücadele etmemiştir. Fiziksel soykırımın yanında yaşamın
her alanındaki kırımlar ise fiziksel kırımdan bin beterdir. Kadının
bedeni ve cinselliği üzerindeki köleleştirme operasyonları ise hiçbir
kırım biçimine benzememektedir. Sadece kadın cinsine bu tarz bir
köleleştirme, kırım yöntemleri uygulanmaktadır. Canlılığın en doğal bir
eylemi olan cinsellik kadının başına bela haline getirilmiştir. Erkek,
cinselliği iktidar alanı olarak görmüş doğal olması gereken paylaşımlar
hâkimiyetini kurmanın temel alanlarına dönüştürülmüştür. Kadının
köleleşmesinde bu durumun belirleyici bir etkisi vardır. Kadının
fiziksel yapısı, biyolojik yapısı köle olmasına bir neden olarak
gösterilmiştir. Kadın daha doğmadan bir mülk olarak hazırlanmakta ve
yaşamının her karesi bir jandarma misali baba, ağabey, yakın akraba
erkekler, koca ile tüm ömür boyu süren bir mahkûmiyet ile yaşamını devam
ettirmektedir. Kendi başına kalan kadına her türlü saldırı reva, normal
görülmekte ve kadın suçlanarak tek başına yaşamasının tüm toplumsal
zeminleri ortadan kaldırılmaktadır. Ya da post modern kapitalist yaşam
kalıpları içinde özgürlük şaşırtması ile bireysel özgürlük adı altında
tüm değerlerden kopartılıp eskisinden daha beter bir durumda
köleleştirilmektedir. Kadının özgürleşebilmesi gerekli olan alternatif
zihniyet ve yaşam biçiminin oluşmaması için tüm tedbirler alınmaya
çalışılmakta, kadının her arayışı umutsuzlukla bitirilmeye
çalışılmaktadır.
Kadının kırımı
devletçi ve iktidarcı erkek egemen zihniyetin yarattığı düzenekler
tarafından ahtapot misali günlük yaşamın tüm ayrıntılarına uzanmıştır.
Kadınların bir araya gelememesi, mücadele etmemesi için egemen sistem
tüm tedbirleri almakta adeta kadının kendisine ayıracağı tek bir zaman
ve mekân bırakmamaktadır. Sürekli olarak kadını kendi sisteminin
yarattığı yaşama mecbur etmektedir. Bu kırım tarihinin en acılı yanı ise
günümüzde kadının kendi kişiliğinde de içselleşmiş halidir. Sömürü
öylesine derinlikli bir hal almıştır ki kadın defalarca özgürlük
denemelerine yeniden yeniden başlasa bile sürekli onu egemen sistemin
yaşamına bağlayacak tuzaklar önünde bir bir örülüdür. Bu tuzakları en
çok da kendisi hiç fark etmeden kendisi örer. Elbette kadının tarihsel
olarak yaşadıklarını anlamak özgürleşmek isteyenler için vazgeçilmez bir
unsurdur. Sorunların olduğu yerlerde çözümler de onun hemen yanı
başındadır.
Kürt kadını ise
tarihsel kadın kırımı yanında bir de Kürt kimliği etrafında geliştirilen
soykırımlardan da en fazla payını alma durumu söz konusudur. Bir cins
olarak soykırıma uğramasının yanında kültürel soykırımda kadının
kişiliğinde, yaşamında büyük tahribatları beraberinde getirebilmektedir.
Ana dildeki yasaklamalar, kültürel yasaklamalar, fiziki katliamlar, ana
yurttan-toprağından kopuş, yoksulluk, açlık temelinde geliştirilen
uygulamalar soykırımın devamı olup, kadın soykırımını daha da
katmerleştirmekte, içinden çıkılmaz hale getirmektedir.
Elbette ki tarih
sadece bunlardan ibaret değildir. Tüm egemenliklerden daha fazla bir
direniş ve karşı koyma tarihi vardır. Devletin çekirdeği temelinde
oluşturulan aileler içinde tutsak kılındıkları evlerde bile manevi
değerleri koruyarak, bu evleri kimi zaman mevzi gibi kullanarak erkeğin
dışarıdan getirdiği çirkin maddi kültürü kendilerine
yaklaştırmamışlardır. Toplumun anadilini, kültürünü sürekli
korumuşlardır. Yalansız, dolansız yaşam için erkeğe karşı mücadele
etmişlerdir. Kadınlar devletçi ve iktidarcı tüm egemenliklere insanın
köleleştirilmesine karşı tüm aşiret ve etnisitelerin, dini
yapılanmaların, tarikatların, filozofların yanında başat bir güç olarak
isimsiz kahramanlar olarak boy göstermişlerdir. Tüm düşünsel akımların
içinde çoğu zaman da sanıldığından çok daha fazla belirleyici olarak
yerlerini almışlardır. Özgürlüğün ilham, esinti, direniş kaynağı
olmuşlarıdır. Sınırsız emek, düşünce gücü ile günümüze kadar
yaşanabilecek bir tutam yaşam kaynağı olmayı bunu korumayı
başarabilmişlerdir. Köy ve kent yaşamlarına, tapınaklarda,
manastırlarda, akademilerde bunu gerçekleştirmişlerdir. Son yüzyılın
bütün halk ayaklanmalarında, özgürlükçü partilerde yerlerini
almışlardır. Eğer bugün bir insanlık adına bir direniş varsa bunda
yaşamın hemen her alanına serpilen, direnen kadınların rolü
belirleyicidir. Kadınların özgürlük tarihindeki isimlerinin yeterince
bilinmemesi, tanınmaması amansız vahşi erkek egemen dünyanın
saldırılarından dolayıdır.
Bunu anlayabilmek
sınırlı araştırmalar bile yetmektedir. Yeter ki insanlık biraz vicdan ve
adalet duygularına sahip olsun. Ana emeğine, kadın sevgisine inkârcı
yaklaşmasın. Feminizm bölük pörçük de olsa büyük bir düşünsel ve pratik
emekle var olanı kabullenmemiş, kadının özgürlük sorununu görünür
kılmıştır. Kadının tarihinin ortaya çıkmasında çabaları olmuştur.
Ataerkil zihniyetin ördüğü tüm yapılanmaları sorgulamışlardır.
Başlangıçta kadın hakları adı altında, giderek tüm insanlığın temel
sorunlarını değerlendirmektedirler. Kürt kadını öncülüğünde gelişen
Jineoloji bilim dalı, kadın soykırımlarını derinlikli ve kapsamlı ortaya
çıkarmanın çalışmalarını yürütmektedir. Sadece ortaya çıkarma değil çok
yönlü mücadele perspektifleri, direnişimizin öz ve biçimini, örgütlenme
modellerini ortaya koyacaktır. “Nasıl yaşamalı” sorusunun güçlü
cevapları mücadele ile oluşturulacaktır.
Kürt kadının
Mezopotamya topraklarında başlatmış olduğu “Kadın Kırımına Hayır”
kampanyası kadının soykırımla köleleştirilmesi tarihine verilecek olan
bir cevaptır. Kürt kadının yürüttüğü bu kampanyalar tarihseldir. Kürt
kadını kendi etrafında örülmüş olan katliam tarihi ile mücadele ederek
tüm toplum üzerinde süregelen baskıcı, vahşi egemenlikçi sistemin
maskesini düşürmektedir. Bu anlamda bu kampanyalarla bilinçlenme, eylem
ve örgütlülüğümüz derinleşecek ve kadın kitlesi ciddi bir nitelik
kazanacaktır. Egemen sistemin devletçi-iktidarcı zihniyetini bir ağ gibi
tüm topluma ve bireylere indirgemesine karşı tüm kadınları ve toplumu
koruyacak bir örgütlenme ve anlayışını bu kampanyalarla
derinleştirebiliriz. Kadının kimliğinin ve kültürünün güçlü
oluşturulması halkımızın özgürlüğe kalıcı ulaşmasında mihenk taşı rolünü
oynayacaktır. Kadın kırımına karşı olmak toplumun direniş
filizlenmelerinin köklü ağaçlanmasıdır. Toplumu savunmak anlamına
gelmektedir. Halkımızın binlerce yıllık tarihsel insani kültürünün,
manevi ve maddi değerlerinin, ana dilinin, ana yurdunun korunması
demektir. Kampanyamız Ortadoğu’yu aydınlatan bir ışık olacak ve tüm
dünya kadınlarının ilham ve mücadele kaynağı olacaktır. Bahar ayındaki
doğanın yeniden uyanışına kadının verdiği cevap, bu kampanya ile
ayaklanmaları taçlandıracaktır.µ
|
|