KADIN İRADESİNİN ÖZGÜRLEŞMESİ VE EMEĞİN ZAFERİ!
 

Çağımız yaşamının doğal olmayan ve dengesini yitirmiş gerçekliği, sosyalizm mücadelesini belki de tüm çağlardan daha fazla yaşamsal bir ihtiyaç haline getirmiştir. Ağır bir bellek yitimi, duygu ve düşüncelerin hem birbirinden uçurumlar ölçeğinde uzaklaştırılması ve hem de bilimsel, dinsel kandırmacalarla silikleştirilip şartlı reflekslere indirgenmesi, sadece insan açısından değil doğa açısında dabüyükkayıplarıgeliştirmektedir.

  İnsanlığın özgürlüğe, eşitliğe ve adalete yani güzelliğe olan özlemi, sosyalizm mücadelesinin de özünü ifade eder. Tarih boyunca gelişen sosyalizm mücadelesi, adeta insanlığın özgürlük, eşitlik, adalet belleği olmuştur. Çeşitli aşamalardan geçerek bilimsel diye nitelendirdiğimiz aşamaya geldiğinde de temel amaç hala budur. Tabii ki çelişkilerin ortaya çıkış biçimi, süreçler açısından çelişkiyi yorumlama ve temel çelişkiyi çözme yaklaşımı, sosyalizm mücadelesine de rengini veren temel boyut oldu.

19. yüzyılda Marks-Engels ve ardından da Lenin’le bilimsel aşamaya ulaşan sosyalizm, yükselen proleterya ve burjuva sınıflarının kızgın çelişkisini ve amansız çatışmasını temel alarak teorik tanımlamaya kavuştu. Mevcut öne çıkan çelişkiyi tanımlama anlamında elbette ki doğru tespitlerdi, ancak toplum ve birey yaşamının karmaşıklığı, çeşitliliği ve iç içeliği düşünüldüğünde eksik tespitlerdi. Ve eksikliği, pratikleşmesiyle de birlikte yanlışları ortaya çıkardı.

Toplum yaşamının eşitsizliğini, farklılıkların karşıtlaşmasını, birey-toplum, kadın-erkek, toplum-birey-doğa ilişkisini ve çelişkisini, hücrelere sinmiş egemen-köle zihniyetini vs. salt proleterya ve burjuva sınıfı arasındaki çelişkinin çözümüne bağlamak, tüm bu sorunları çözmek açısından yeterli değildi. Çözüm adına proleteryanın diktatörlüğünü devletleştirmek, sosyalizmin çözmek üzere omuzladığı sorunlara deva olamadı.

Çünkü sosyalizm mücadelesi, detayda yaşama, topluma, bireye, cinslere, doğaya girebilmek, her girdisine bir yaklaşım belirleyebilme mücadelesidir. Örneğin burjuvaziyi devirip de proleteryanın iktidarını kurduğunuzda, bir kadının ev içinde ya da sokakta, okulda, iş yerinde maruz kaldığı inanılmaz sömürüyü, neredeyse genlere taşırılmış kadın köleliğini ve erkek egemenliğini çözmüş olmuyorsunuz. Kadın emeğinin maddi üretimden tutalım da toplumun yeniden üretimine kadar vermiş olduğu büyük emeklere eşitçe cevap oluşturamıyorsunuz. Nitekim gerçekleşen sosyalizm, en fazla da bu gerçeği bize gösterdi, trajik örnekleriyle.

Ezme-ezilme olgusu, bir zihniyet olarak toplumun dimağına yerleştiğinde, artık bu zihniyet iktidarda olan ve iktidarda olmayan kesimlere göre, büyük bir çeşitlilik ve karmaşıklık içerisinde uygulana gelen bir alışkanlık haline geldi. Kadın bu gerici zihniyetin en başat kurbanı olurken, çok büyük bir çoğunluk da kadın gibileştirilerek ezilmeye mahkum edildi. İşte sosyalizm mücadelesini düşünürken, pratikleştirme mücadelesini verirken, bu nedenle dengesini en başta kadın olgusunda, onun iradesinde kaybetmiş bu iktidarcı zihniyet gerçekliğini çözümleyebilmek ve ona göre çözüm çeşitliliğini geliştirebilmek çok stratejik değerdedir. Artık sosyalizmin başarısı buna bağlıdır. Önce kadının duygusu, düşüncesi ve fiziği vurularak ortaya çıkarılmış bir egemen sistem gerçekliğine karşı mücadele ediyorsak, o zaman önce kadının duygusunu, düşüncesini, fiziğini, iradesini özgür yaşam felsefesi ile canlandırma mücadelesini vermek zorundayız.

Bu, elbette ki erkek iktidarı yerine kadın iktidarını kuralım demek değildir. Bahsettiğimiz her türlü iktidar zihniyetinden uzak bir özgür yaşam mücadelesidir. Zaten iktidar, tekleşen bir olgunun –bu cins de olabilir, sınıf da olabilir, ırk da olabilir- gücü kendinde merkezileştirerek baskı ve zor kurumları ile tahakküm oluşturmasıdır. Bu nedenle çağımız sosyalizm mücadelesinin en temel karakteri, iktidarcı zihniyetten kendini arındırmış ve toplumun çeşitliliğini gören ve çeşitliliğin iradesine saygılı, eşitlikçi ve özgürlükçü yaklaşan bir zihniyeti giderek geliştirmesidir. Şimdi sosyalizm mücadelesine kadın iradesinin katılımı, topluma özgürlükçü ve eşitlikçi yepyeni bir yaşam olanağı sunması çok önemlidir. Gerçekleşen sosyalizm kadın iradesinin yeşermediği bir sosyalizmin başarıya gidemeyeceğini kanıtlamıştır.

Çiğdem Doğu

 

 
    ygk.gaziler@googlemail.com