| |
SÖMÜRÜCÜ ÇİRKİNLİK KADIN KURTULUŞ İDEOLOJİSİNİN
GÜZELLİĞİ İLE AŞILACAKTIR!
İdeolojiler toplumların “nasıl yaşamalı” sorusuna verilen cevabı teşkil
ederler. Nasıl sorusu ideolojinin temel karakterini, özelliklerini ifade
eder. Beş bin yıllık uygarlık sistemi ideolojileri, erkekçi, devletçi ve
savaşçı karakterleriyle yaşamı tek yanlı ele almış ve bu nedenle de
sömürü, baskı, bunun karşısında da isyanlar ikili bir biçimde
süregelmiştir. Egemenlerin ve ezilenlerin ideolojileri olarak ifade
edebileceğimiz bu ikililik, çeşitli evrimsel ve devrimsel süreçleri
yaşayarak bazı değişimleri yaşamıştır. Birbirleri ile kıyasıya mücadele
eden bu iki taraf, dönem dönem birbirlerini dolaylı ya da dolaysız
etkilemişlerdir de. Zaten değişimlerin esası da buna dayanır.
Bu
tarihi süreç boyunca toplum açısından bazı kazanımlar ortaya çıkmışsa
da, yaşamın en temel öznesi olan kadının özgürleşmesi, eşitleşmesi ve
iradesini ortaya koyması boyutunda çok adaletsiz ve sürekli kadının
üzerini kapatan bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Kadınlar ister egemen
ideolojilerin ister ezilen ideolojilerin varlık mücadelesinde sürekli
yer almış, bazen belli bazen belirsiz kadın taleplerini ortaya koymuş,
ancak erkekçi karakter kadın mücadelesini görmezden gelmiş ve kadın
taleplerini hep hasır altı etmiştir. Erkek kahramanlar ve erkekçilik
öylesine parlak kılınmış ki, kadınlar ve mücadeleleri gölge olarak bile
görülmemiş, birkaç istisna dışında tarihe bir not dahilinde bile
düşülmemiştir.
Çağımızda insanlık kendi tarihinin sözde en gelişkin, en üst düzeyini
yaşarken, insanlığın ve doğanın korkunç bir girdap içerisinde
boğulmasının, mutsuzluğunun, boşluğunun nedeni işte budur. Egemen ve
ezilen ideolojiler tarihin bu kördüğümüne çare üretememiş, çare
üretmediği gibi de düğümün üzerine düğüm atan bir durumu ortaya
çıkarmışlardır. Kadın kurtuluşuna gerçekçi ve özgürlükçü bir biçimde yer
vermeyen her ideoloji, “nasıl yaşamalı” sorusu karşısında bunalımlı,
çaresiz, tüketici ve yok edici bir cevap oluşturmuştur. Çünkü insan
yaşamının hem fiziki ve hem de manevi doğuranı olan kadın soyunun
kurtuluşsuz, özgürlüksüz, hak’sız bırakılması, yaşamın dengesinin
bozulması, yaşamın cehenneme çevrilmesi demektir. Yaşamı cehenneme
çevrilen her kadın, ister bilinçli ister bilinçsiz, ister örgütlü ister
örgütsüz, erkekçi sistemin mezar kazıcısı, mutsuzlaştırıcı bir
öznesidir. Çok değişik biçimlerde intikam örgüsünü örer sistemin ve
erkeğin başına. Bu, kadını da kurtarmaz, ancak sistemi de hep ölmeye
mahkum, felç bir vaziyette tutar.
Başkan APO, ilk defa ’98 yılında Kadın Kurtuluş İdeolojisi kavramını
kullandığında, işte yaşamın bu en temel sorununa çözüm getirmek ve
ezilenlerin sosyalizm mücadelesinin bu en büyük boşluğunu doldurmak
amacındadır. Reel sosyalizmin yenilgisi, kadın özgürlük sorununu
çözememesinden, kadın enerjisini toplum enerjisi ile doğru
buluşturamamasından kaynaklıdır. Bu deneyimi çok güçlü bir eleştirisel
yoruma tabi tutan Başkan APO, önceleri genel hareket içerisinde kadın
örgütlenmesini ve özgünlüğünü büyük önem vererek geliştirmiş,
mücadelemiz içerisinde ortaya çıkan kadın kahramanlığının derin analizi
sonucunda Kadın Kurtuluş İdeolojisinin gerekliliğine varmış ve kadınlara
hediye etmiştir. PKK’de şehitlere verilen anlamın, pratikte mutlaka bir
somut adıma, örgütlülüğe, kazanıma dönüştürülmesi geleneği, kadın
hareketi açısından da böylesi bir kazanıma yol açmıştır. Zilan ve Sema
arkadaşlar başta olmak üzere kadın şehitlerin eylemlerini,
kişiliklerini, özgürlük ütopyalarını ve mücadele biçimlerini kapsamlı
değerlendiren Başkan APO, bu yoğunlaşmanın sonucunu kadın açısından
ideolojik bir kapsama evriltti.
Kadın Kurtuluş İdeolojisinin temel ayaklarını, yurtseverlik, özgür
düşünme ve özgür irade, örgütlülük, mücadele bilinci ve estetik bilinç
oluşturur. Ve yine kadının kendini bilmesi, kendi gerçek kimliği ile
doğru temelde buluşabilmesi için, erkekten, erkek egemenlikli sistemden
kopuş da bu ideolojinin hayat bulabilmesi, bilinç ve örgütlülük
zeminlerinin yerli yerine oturtulabilmesi için temel bir yöntem olarak
uygulanır. Neolitik ana devrinin bitmesi ve erkekçi devirlerin
başlamasıyla birlikte kadın ve erkek açısından ortaya çıkan kişilik
parçalanmasının, toplum parçalanmasının aşılabilmesi için buna
kesinlikle ihtiyaç vardır.
Ortadoğu toprakları anatanrıça kültürü ile toplumsal yaşamın ilk
doğuranı oldu. Ve yine aynı topraklar Sümer Rahip devletinin oluşumu ile
birlikte erkek egemenlikli sistemin de ilk doğuranı, anatanrıça
kültürünü mezara gömeni oldu. İlk kazanışın ve ilk kaybedişin yaşandığı
bu coğrafyada, kadın gerçekliğini ele almak ve çözümlemek toplumsal
yaşamın yeniden ve özgürce dirilişi, kaybedişin tekrardan zafere
dönüşümü olacaktır.
Kendi soy ağacında anatanrıça izlerini taşıyan Ortadoğu kadını, bugün
tam bir hiçlik noktasına sürüklenmiştir. Köleci ve feodal sistemlerin,
dinsel etkilerin yoğunluğu ile oluşan ahlaki yapı ve kanunlar, kadını
korkunç bir cendereye almıştır. Ortadoğu’da kadın sadece ve sadece
analık ve namus kavramları etrafında tanımlanır. Başka bir kimliği
yoktur. Ve bu iki kavram kadın iradesini, düşüncesini, örgütlülüğünü ve
mücadelesini fiziki ve manevi olarak yok eden bir işleve sahiptir. Kadın
katliamı esasta bunlar üzerinden yürür. Kadın katliamlarının binbir
çeşidi vardır Ortadoğu’da ve bu katliamların çoğunun da verileri yoktur.
Yaşanır ve üzeri ortak bir uzlaşı ile kapatılır. Kocalarının kurbanı
olan, tecavüze uğrayıp suçlu konumuna düşürülen, taşlanan, bıçaklanan,
intihara sürüklenen, hep erkeklere yalvarır duruma mahkum edilen, fuhuş
batağına sürüklenen, savaşlarda en savunmasız kalan, hiçbir biçimde
eğitim hakkı tanınmayan, yaşamının yirmi dört saatini emek vererek
geçirdiği halde bir işçi yerine bile konulmayan, saçının bir teli
göründü diye yerden yere vurulan, bedeninden utanır ve korkar hale
getirilen kadınlar. Evet, hepsi de Ortadoğu topraklarının erkek
egemenlikli sistemine kurban verilen kadınlardır. Hz.İbrahim oğlu
Hz.İsmail’i tanrıya kurban olarak adar ve son anda tanrı ona bir koyun
göndererek oğlunu kurban etmekten kurtarır. Ve zaten bu kurban bayramı
olarak da kutlanır. Ama yaşamın kadınlar açısından oluşturduğu tabloya
baktığımızda, özünde insanların kurban edilme kültürünün aşılmadığını
görüyoruz. Binlerce yıldır bu coğrafya erkek sisteminin devamı için
kadınları kurban vermektedir. Kadınların her biçimde kurban edildiği bu
ideolojinin aşılması için, Kadın Kurtuluş İdeolojisinin geliştirilmesi,
yaygınlaştırılması şarttır.
Ortadoğu’nun en kadim halklarından olan Kürt halkının kadınları, PKK
mücadelesi içerisinde gelişen kadın özgürlük hareketi ile bu ideolojiyi
aşmanın amansız mücadelesi içerisine girmişlerdir. Erkek egemenlikli
sistemin zihniyette ve fizikte yarattığı tüm parçalanmalara karşı
ideolojik bir mücadele yürütmektedir. Bu çok önemli bir deneyimdir.
Kadınlığından, düşüncesinden, duygusundan, fiziğinden utanmadan,
namusunu özgürlük mücadelesini yürütüp kazanarak yeni bir kadın soyunu
yaratmayı amaçlamaktadır. Namus, özgürlük ve eşitlik bilincinden
yoksunlaştırılmış, salt bir cinse sıkıştırılmış olduğunda, gerçekten
öldürücü ve bitiricidir. Bunu tersine çevirmek, soylu ana
tanrıçalarımızın bu topraklarda yeniden ve görkemli bir biçimde
dirilişi, topraklarımızın o ilk baştaki özgürlük kokusunun yeniden
duyumsanmaya başlaması anlamına gelir.
Kadın Kurtuluş İdeolojisinin temel ilkeleri olan;
Toprak sevgisi, yani yurtseverlik bizi ta tarihin başlangıcına
götürmekte, onu çağımızın olumlu değerleriyle buluşturarak onunla
yeniden buluşma azmini yaratmaktadır.
Özgür düşünme ve özgür irade, bizi hücrelerimize kadar sarıp sarmalamış
ve teslim almış olan erkekçi sistemin dışında alternatif bir yaşam ve
sistem yaratabilme düşüncesini, iradesini geliştirmektedir. Böylesi bir
düşünce ise aynı zamanda özgür duygulanabilme şansını bizlere
tanımaktadır. Kendi öz kimliğimiz, irademiz, duygu ve düşüncelerimizin
parçalanması ile kaybettirildi, kazanmamız da duygu ve düşüncelerimizin
özgürlükçü birleşmesi ile olacaktır.
Örgütlenme, Berlin duvarları gibi kadınla kadın arasına çekilmiş büyük
duvarların yıkılması, kadınlar arasına ekilmiş güvensizlik ve kıskançlık
tohumunun sökülmesi ve birbirini tamamlayarak, güçlendirerek bir güç
haline gelmenin ilkesi olmaktadır. Kendi gücüne ve hem cinsinin gücüne
güven, güvenle birlikte sevgi ve sevginin gücü ile de kadın
enerjilerinin yarattığı sinerji, çağımızın ihtiyaç duyduğu demokratik
örgütlülüklerin esasını oluşturur. Yaygınlaşan kadın örgütlülüğü, erkek
egemenlikli hiyerarşik sisteme alternatif sistemin örgülerini oluşturmak
demektir.
Mücadele ise, saydığımız bu üç temel ilkenin hayat bulabilmesi,
ütopyaların gerçeğe dönüşebilmesi için, yani ana tanrıçanın tacını
başına yeniden koyabilmesi için cesaret, kararlılık ve kendini adama
ilkesidir. Mücadele ilkesi olmadan en güzel, en gerçekçi ilke bile yaşam
şansı bulamaz. Mücadelecilik, toprağın derinliklerine tohumu ekmek,
bakımını yapmak, sulamak ve ürün elde etmektir. Çok güzel ve çok
gerçekçi düşünceleriniz olabilir, ancak onu toprağın derinliklerine
değil de, toprağın üstüne serperseniz, hiçbir ürün elde edemezsiniz. Bu
nedenle çok yaşamsal bir ilke konumundadır.
Toprağını sevmeye, özgür düşünmeye, örgütlenmeye cesaret eden kadınlar,
mücadele etmeye de cesaret edebilirler, etmelidirler. Kaybedecek başka
neyimiz var ki? Böyle bir mücadele ile bizi ezen, namus adına katleden,
bize tecavüz eden bu sistemi ve bu sistemin öznelerini kaybedeceğiz ki,
zaten bunlar kaybedilmeyi çoktan hak etmiş, hatta fazladan yaşayan
gerçekliklerdir. Ortadoğu’da kadının en ufak bir hak talebi bile canı
pahasına olabiliyor, ama teslim alınmış ve kimliksizleştirilmiş ölü bir
can gibi yaşamaktansa, özgürlük için ölmek en değerlisidir. Özgürlük
için yarattığımız her değer, özgür kadın soyu için biriktirilmiş
değerdir. Bilmeliyiz ki bu bizi beş bin yıl öncesinin tarihi
değerleriyle buluşturduğu gibi, geleceğin değerleriyle de
buluşturmaktadır. Her doğum gibi sancılı, ama bir o kadar da yeni bir
canlıyı yaratmanın sevinci kadar güzeldir.
Estetik bilinç ise, yaşamın her anlamda güzelleştirilmesi kadar kadının
ruhsal, fiziksel ve davranışsal güzelliğini ifade eder. Güzellik bilinci
insan bilincinde ve toplum belleğinde çok önemli bir yere sahiptir.
Çağımızda bu Batı’da çılgınca bir tüketim savaşına dönüşürken, Doğu’da
güzelliğin kapatılmasına dönüşmüştür. Her ikisinin aşılarak, zihniyetten
başlayarak ve doğanın güzelliğine katılarak alınıp satılmayan ve yine
kapatılmayan bir estetik anlayışını geliştirmek gerekmektedir. Bir
güzellik, özgürlük bilinci ile donandığında, fethedemeyeceği bir şey
yoktur. Çirkinlik baskı ve sömürünün sonucu ise, güzellik de özgür
yaşamanın sonucu olarak doğacaktır. Bu nedenle kadının özgürlük
ideolojisi etrafında güzellik anlayışını hem kendinde ve hem de toplumda
geliştirmesi anlamlı olanı yaratacaktır.
Erkekçi sistemden, tek tek yaşamımıza girmiş erkeklerden zihniyetsel ve
fiziksel boyutta kopuş çok önemlidir. Kendimizin, kendi gücümüzün
farkına varabilmek, bize ait olan duygu ve düşüncelerimizi ayırt
edebilmek için bu gereklidir. Mevcut durumda birliktelik olarak ortaya
çıkan tüm ilişkiler, erkeğin egemen-kadının köle olduğu bir çıkmaz
içerisindedir. Bunun adı ilişki değil ilişkisizlik, tahakküm kurma,
birliktelik değil birinin diğerinin sırtına binmesidir. Özgürce ve
eşitçe, kendi anlamımızca ilişkilenmek istiyorsak, bu egemen-köle
denklemini bozup yeni bir denklem kurmalıyız. Bireysel ve sistemsel
boyutta bunu yapabilmeliyiz. Yaşamdaki tüm olgular karşısında kendi
ilişki hukukumuzu belirlemeliyiz. Bunu ancak bizi boğan bu sistemin
dışına çıkarak yapabiliriz. İşte bu nedenle sistemden ve erkekten
kopabilmek önemlidir.
Kadın Kurtuluş İdeolojisi, bu temel ilkeler ışığında hayat bulduğunda,
son kullanım tarihleri çoktan geçmiş egemen ideolojiler eriyecek ve
insanlığın ve kadının ihtiyaç duyduğu anlamlı, özgür yaşam yeşerecektir.
Bu, kadının egemen olduğu bir yaşam değil kadının yaşamdaki varlığının
doğru bir biçimde tanımlandığı, toplumla ilişkisinin yeniden
düzenlendiği, kadın enerjisinin toplumun enerjisiyle özgürce buluştuğu,
eşitlikçi ve estetik bir yaşam olacaktır. Böylece uygarlık tarihi
boyunca eşitlik ve özgürlük adına mücadele veren milyonlarca isimsiz
kahramanın mirası bir gerçekliğe dönüşecek, ezilenlerin ideolojisi bu
eksiğini giderdikçe idealler, ütopyalar bir hayal olmaktan çıkacaktır.
Çiğdem Doğu
|
|