| |
Kadın köleliğiyle bağı sadece cinselliğe sunum şeklinden
ibaret değildir
Son ittifak halkası toplumun şifa dağıtıcıları, mucize sahipleri olan
Şamanlardır. Rahip ve büyücünün ortak fonksiyonlarını taşır.
Eğitimcidir. Belki de toplumdaki ilk uzmandır. Biraz şarlatanlıkla
karışık da olsa, şaman uzmanlığı toplulukta giderek kurumlaşır. Şaman da
daha çok erkektir. Hanedanlık inşasında bu güçlerin ittifakıyla anaerkil
düzen büyük bir darbe yer. Aralarında yoğun mücadele verildiğine dair
Sümer metinlerinde izlerine rastlamaktayız. Erkek bu düzen altında hem
çocukların sahibidir, babasıdır; hem çok çocuk (güç için özellikle erkek
çocuk) sahibi olmak ister, hem de buna dayanarak ana-kadının elindeki
birikimleri ele geçirir. Mülkiyet düzeni gelişmektedir. Rahip devletin
kolektif mülkiyeti yanında, hanedanın özel mülkiyeti de gelişmiştir.
Çocukların babalığı bu yönüyle de gereklidir. Yani mirasın çocuklarına
(daha çok erkeğe) geçmesi için babalık hakkı şarttır. 
Güçlü adam, ana-kadın kıskacından kurtulmak isteyen erkeğin etkili
avcılık konumuyla sağladığı güçtür. Fiziki gücü ve avcılık tekniği
başarılı av şansını arttırır. Bu özelliğinden yararlanmak isteyen
gençlerle kurduğu birlik daha da başarılı olmalarını getirir. Belki de
tarihte ilk askeri maiyet bu temelde ortaya çıkmıştır. Tarihte kadın
karşısında bariz bir üstünlüğe geçmiştir. Kabilenin yaşlılarıyla kurduğu
ittifak, ataerkilliği anaerkillik karşısında güçlendirecektir.
Ortak
uygarlık aşaması ve kültürel benzerlikler, bu dönemde en çok temel simge
olarak toplumu temsil eden tanrı adlandırılmalarında kendini gösterir.
İsim olarak bile hepsinin yaklaşık M.Ö. 2.000’lerde ortaya çıkışı
tesadüfi değildir. Temellerindeki derin ve ortak kültürden
kaynaklanmaktadır. Simgeleştirilmiş biçimiyle (ana-kadın ev ekonomisinin
artık zorba ve kurnaz erkek tarafından gasp edilişini) erkek egemen
kültürü tanrısallaştırılmaktadır. Temel ana-tanrıça adı Aryence Star,
Sümerce İnanna, Hititçe Kibele, Semitikçe İştar, Hintçe Kali giderek
sönükleşirken, adı geçen erkek-tanrı adları yüceltilmektedir. Kadının
toplumsal zemin kata çekilişinde M.Ö. 2.000’ler dil ve kültür açısından
da önemli bir yenilgi ve aşağılamayı yansıtırlar. Uygarlığın maddi ve
manevi kültüründe erkek ve kabile köleliğinden önce gelen cins olarak
kadın köleliğinde, kadın gerçekten en derin, zemin kat köleliği olarak
yenilgili, aşağılanmış, sesi soluğu kesilmiş, lanetlenmiş, ölümcül bir
statü altına alınmıştır. Karılık ve üzerinde sınırsız yetki sahibi
olarak erkek-koca bu kültürel zemin üzerinde yükselir. Araplarda ve aynı
kültürel zemini paylaşan Ortadoğulu toplumlarda kadınların halen devam
eden statüsü bu değerlendirmeyi doğrulamaktadır. Namus cinayetleri bu
kültürün küçücük bir unsurudur.
Kadın-erkek ilişkisindeki dengenin kadın aleyhine bozulmasındaki
yansımalar, İnanna-Enki (Uruk ve Eridu koruyucu tanrıça ve tanrısı)
arasındaki diyaloglar biçiminde düzenlenmiş ilk destan denemesinde
görülmektedir. Gılgameş Destanı’ndan önceki bir destandır. Komünal
anacıl düzenle veya toplumla hiyerarşik ataerkil (uygarlığa geçiş
toplumu) toplum arasındaki kavgayı dile getirmektedir. Sürecin çok
adaletsiz ve mücadeleli geçtiği netçe anlaşılmaktadır. Tarihi veriler
Sümer toplumunun ilk aşamasında ilkel demokrasi diyebileceğimiz bir
süreci de yaşadığına dair argümanlar sunmaktadır. Yaşlılar meclisi henüz
ataerkil bir düzene dönüşmemiştir. Çok canlı tartışmalar bir nevi
demokrasiye işaret etmektedir. Tanrı emri (aslında güçlü ve kurnaz
adamın takındığı bir maske tipten kaynaklanan tek taraflı
askeri-despotik düzen ilkesidir), buyruğu türü kavramlar henüz
oluşmamıştır. Zaten İnanna Destanı’ndaki söyleşi tarzı çok canlıdır ve
toplumda olup biteni; adaletsizliği, kadının ve birikimlerinin,
çocuklarının başına gelen felaketleri anlatmaktadır. Belgeler çok
olsaydı, Atina demokrasisini (köleci sınıf demokrasisi) çok aşan bir
demokratik geçiş aşamasının da bulunduğunu güçlü bir olasılık olarak
görebilir, fark edebilirdik.
Aile bu toplumsal bağlamda erkeğin küçük devleti olarak inşa edilmiştir.
Uygarlık tarihinde aile denilen kurumun mevcut tarzıyla sürekli
yetkinleşmesi, iktidar ve devlet aygıtlarına verdiği büyük güç
nedeniyledir. Birincisi, aile erkek etrafında iktidarlaştırılarak devlet
toplumunun hücresi kılınmaktadır. İkincisi, kadının sınırsız karşılıksız
çalışması güvenceye alınmaktadır. Üçüncüsü, çocuk yetiştirip nüfus
ihtiyacını karşılamaktadır. Dördüncüsü, rol modeli olarak tüm topluma
kölelik, düşkünlük yaymaktadır. Aile bu içeriğiyle aslında bir
ideolojidir. Hanedanlık ideolojisinin işlevselleştiği kurumdur. Her
erkek ailede bir hanlığın sahibi olarak kendisini algılar. Ailenin çok
önemli bir gerçeklik olarak algılanmasının altında bu hanedanlık
ideolojisi çok etkindir. Ailenin ne kadar çok kadın ve çocuğu olursa,
erkek o denli güvence ve onur kazanır. Aileyi mevcut haliyle bir
ideolojik kurum olarak değerlendirmek de önemlidir. Kadın ve aileyi
mevcut haliyle uygarlık sisteminin, iktidar ve devletin altından çekin,
geriye düzen adına çok az şey kalır. Fakat bu tarzın bedeli, kadının
bitmeyen düşük yoğunlukta sürekli savaş hali altındaki acılı, yoksul,
düşkün ve yenilgili var oluş tarzıdır. Adeta sermaye tekellerinin
uygarlık tarihi boyunca toplum üzerinde sürdürdüklerine benzer, paralel
ikinci bir tekel zinciri de kadın dünyası üzerindeki ‘erkek tekeli’dir.
Hem de en eski güçlü tekeli. Kadın varoluşunu en eski sömürge âlemi
olarak değerlendirmek daha gerçekçi sonuçlara götürür. Belki de
kendileri için millet olmamış en eski sömürge halkı demek en doğrusudur.
Kadın tutsaklığı alabildiğine derinleştirilmiştir. Kadın sadece evde
çocuk yapmak ve erkeğe en ağır köle olarak hizmet etmekle yükümlü
kılınmamıştır; politikaya, spora, bilime, yönetime katılımı yasaktır.
Ağır üretim işlerinin hepsine koşturulmuştur. Eflatun kadınla yaşamanın
erkeğin soyluluğunu zedeleyeceği görüşündedir. Homoseks bu nedenle de
yaygınlaşmıştır. Kadın dışında da kölelik çığ gibi büyümüştür. İlk defa
büyük sayıda işsiz köleler yığını ortaya çıkmıştır. Paralı askerlik
kurumu icat edilmiştir. Her tarafa sadece mallar değil, köleler de ihraç
edilmiştir. Buna karşılık en asalak bir efendiler sınıfı türetilmiştir.
Aristokrasi kavramı kazanılmıştır. Sosyal alan parazit sosyal unsurlarla
dolmuştur. Burjuva sınıfına en yakın kesimler Grek uygarlığının
ürünüdür. Kısacası sosyal alandaki sorunlara daha yenileri eklendiği
gibi, eski sorunlar ağırlaşarak sürdürülmüştür.
Aile: Klanın
kendisi aile olarak nitelenmese de ona yakındır. Aile, klan içinde ilk
farklılaşan kurumdur. Uzun süre anacıl aile olarak yaşandıktan sonra,
köy-tarım devriminden sonra (tahminen M.Ö. 5000’lerde) gelişen erkek
egemenlikli hiyerarşik otorite altında ataerkil aile dönemine geçildi.
Yönetim ve çocuklar ailenin erkek büyüğünün denetimine bırakıldı. Kadın
üzerindeki sahiplik ilk mülkiyet düşüncesinin temeli oldu. Peşi sıra
erkek köleliğine geçildi. Uygarlık döneminde hanedanlık biçiminde geniş
ve uzun süreli aile biçimlerine rastlamaktayız. Daha basit köylü,
zanaatkâr aileler de her zaman var olagelmiştir. Devlet ve iktidarlar
aile içindeki baba-erkeği kendi otoritelerinin bir kopyası olarak rol
sahibi kılmışlardır. Böylece aile, tekellerin en önemli meşruiyet aracı
konumuna itildi. Her zaman egemenlik ve sermaye şebekelerine köle, serf
ve işçi, emekçi, asker ve diğer tüm hizmetler için kaynak rolünü oynadı.
Bu nedenle aileye önem verildi, kutsallaştırıldı. Kapitalist şebekeler
kârın en önemli kaynağını aile içindeki kadın emeği üzerinde
gerçekleştirdikleri halde, bunu örtülü kılarak aileye ek yük
bindirmişlerdir. Aile adeta düzenin sigortası kılınarak en tutucu
dönemini yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Aile eleştirisi önemlidir. Ancak eleştiri temelinde demokratik toplumun
ana unsuru olabilir. Sadece kadını değil (feminizm), tüm aileyi
iktidarın hücresi olarak çözümlemeden, demokratik uygarlık ideali ve
uygulaması en önemli unsurundan mahrum kalır. Aile aşılacak bir
toplumsal kurum değildir. Fakat dönüştürülebilir. Hiyerarşiden kalma
kadın ve çocuklar üzerindeki mülkiyet iddiası terk edilmeli, eş
ilişkilerinde sermaye (her türü) ve iktidar ilişkileri rol
oynamamalıdır. Cinsin sürdürülmesi gibi güdüsel yaklaşım aşılmalıdır.
Erkek-kadın birlikteliği için en ideal yaklaşım, ahlaki ve politik
topluma bağlı özgürlük felsefesini esas alanıdır. Bu çerçevede dönüşüm
yaşayacak aile, demokratik toplumun en sağlam güvencesi ve demokratik
uygarlığın temel ilişkilerinden biri olacaktır. Resmi eşlilikten ziyade
doğal eşlilik önemlidir. Yalnız yaşama hakkını taraflar her zaman kabul
etmeye hazır olmalıdır. İlişkilerde kölece, gözü körce hareket edilemez.
Demokratik uygarlık altında ailenin en anlamlı dönüşümü yaşayacağı
açıktır. Binlerce yıl saygınlığından çok şey yitiren kadın büyük
saygınlık ve güç kazanmadıkça, anlamlı aile birlikleri gelişemez.
Cehalet üzerine kurulu ailenin saygınlığı olamaz. Demokratik uygarlığın
yeniden inşasında aileye düşen pay önemlidir.
Toplumsal sorunun ilk defa ciddi boyutlarda güçlü erkek adamın etrafında
giderek kültleşen ataerkil topluluklarda boy gösterdiğini söylemek
mümkündür. Kadın köleliğinin bu başlangıcı, çocuklardan başlamak üzere
erkeğin de köleliğine zemin hazırlar. Kadın ve erkek köleler başta
artık-ürün olmak üzere ne kadar değer biriktirme tecrübesi kazanırlarsa,
o denli kontrol ve hâkimiyet altına alınırlar. İktidar ve otorite
giderek önem kazanır. Ayrıcalıklı bir kesim olarak güçlü adam +
tecrübeli yaşlı erkek + şamanın işbirliği, karşı konulması zor bir
iktidar odağı oluşturur. Bu odakta kurgusal zekâ, zihni hâkimiyeti için
olağanüstü mitolojik bir anlatım geliştirir. Sümer toplumunda tarihen de
tanıdığımız bu mitolojik dünya, tanrılaştırılan erkek etrafında
yeri-göğü yaratanlığa kadar yüceltilir. Kadın tanrısallığı ve kutsallığı
alabildiğine alçaltılır ve silinirken, erkek egemen mutlak güç sahibi
olarak belletilir ve muazzam bir mitolojik efsane ağıyla her şey
hükmeden-hükmedilen, yaratan-yaratılan ilişkisine bürünür. Tüm topluma
ezici bir biçimde özümsetilen bu mitolojik dünya, temel anlatım değeri
kazanarak giderek dinselleşir. Artık sınır tanımayan bir kurgusal ve
kurumsallaşmış zihniyet biçimiyle karşı karşıyayız.
Hanedancılığın bir özelliğini çok iyi kavramak gerekir. Günümüzü de
yakından ilgilendiren bir özellik: Ailecilik ve ailenin çok erkek çocuğa
sahip olması, esas olarak hanedan ideolojisinin köşe taşıdır. Gerek çok
kadınla evlilik, gerek sürekli erkek çocuk istemek hanedan ideolojisinin
baş istemidir. Bunun anlaşılır nedeni politik güçtür. Rahip ‘anlam’
gücüne dayanarak öncülüğe geçtiği gibi, hanedanın güçlü kişisi ‘politik’
güce dayanarak öncülüğe oynayacaktır. Politik güç kavramı uyulmadığında
zoru çağrıştırır. Rahip gücünde ise, uyulmadığında, ‘tanrının gazabı’
gibi manevi bir güç uyarıcı etki yapar. Politik gücün esas kaynağı ise
‘güçlü adamın askeri maiyeti’dir. Daha önceki avcılık döneminde,
özellikle ana-kadının etkili olduğu dönemde erkek kıstırılmış gibidir.
Uygarlık toplumlarında kurumlaşan bir
özelliğe çok dikkat çekmek gerekir. Toplumun iktidara yatkınlık hali de
diyebiliriz bu gerçekliğe. Bir nevi kadının karılaşma geleneği üzerinde
yeniden yaratılması gibi. İktidar da toplumu kadının karılaştırılması
gibi hazırlamadan varlığından emin olamaz. Karılık, en eski kölelik
olarak, ana-kadının tüm kültüyle birlikte, güçlü adam ve
maiyetindekilerce uzun ve kapsamlı mücadeleler sonunda yenilgiye
uğratılıp cinsiyetçi toplumun egemen kılınmasıyla kurumlaşmıştır. Bu
egemenlik eylemi belki de uygarlık tam gelişmeden toplumda yerini
bulmuştur. Bu o denli şiddetli ve yoğun bir mücadeledir ki, sonuçlarıyla
birlikte hafızalardan da silinmiştir. Kadın neyi, nerede, nasıl
kaybettiğini hatırlamaz. Boyun eğmiş bir kadınlığı doğal hali sayar. Bu
nedenle hiçbir kölelik kadın köleliği kadar içselleştirilerek
meşrulaştırılmamıştır.
Köleciliğin tam bir maddi kültür sistemi
olduğu kesindir. İnsanlığın düşürülmesi bu sistemin esas özelliğidir. Bu
kadar derinliğine düşüş hiçbir canlı dünyasında gözlenmez. Vicdan
çöküşüne bu denli elverişlilik, maddi kültürün görkemi ve çekiciliğiyle
yakından bağlantılıdır. Halen bu kültürün dev anıtları, yapıları
karşısında ürpermemek, diğer yandan hayranlık duymamak olası değildir.
İnsan tanrılaşması ancak bu kadar olabilir. Fakat insan tanrılaşması
insanları hedeflediğinde felakete dönüşür. Tanrılar için geri kalanlar
kuldur. Toplumsal yarılmadaki, dolayısıyla mücadeledeki hiçbir çelişki
ve mücadele açıktan bu denli boy göstermemiştir. Düşüşü daha iyi
kavrayabilmek için Yunan klasik kültüründeki ‘oğlancılık’ olayı doğru
çözümlenirse son derece öğreticidir. Kadın köleliğiyle bağı sadece
cinselliğe sunum şeklinden ibaret değildir. Aynı sosyal olguyu
paylaştıkları için bağ çarpıcıdır.
Kadın köleliğine daha yakından
baktığımızda, çok ezici ve insanlıktan çıkarıcı yönü dikkat çeker. Eve
kapatılma sadece bir mekânsal tutsaklık değildir. Hatta hapishane de
değildir. Derinden tecavüze alınma durumunu ifade eder. İstenildiği
kadar nişan, gelinlik törenleriyle derinliğindeki gerçek örtülmek
istensin, bir günlük uygulama kendini bilen için insan onurunun
bitimidir. Kadın binlerce yıllık üretimsel, eğitimsel, yönetimsel,
özgürlüksel değerinden o kadar sistemli ve çok çeşitli şiddet
araçlarıyla, ondan da fazla ideolojik düşürme (aşk söylemleri dahil)
araçlarıyla hırpalanır ki, sonuç tam teslimiyetten ötedir. Kimliğini
tümüyle yitirişi, bambaşka bir gerçeğe, ‘karıya’ dönüşmesidir. En
sıradan bir erkeğin, dağ çobanının bile gözünde kadın sadece karı
olabilir. Karı olmak ise, üzerinde sonsuz tasarruf hakkının (istediği an
öldürme de dahil) doğması demektir. O sadece bir mülk değildir. Çok özel
bir mülktür. Sahibi için küçük imparator olma potansiyelini taşır. Yeter
ki kullanmasını bilsin!
REBER APO’nun savunmalarından derlemeler.
|
|