| |
Kadın düştükçe, tapınakların soylu tanrıça ve aşk kadınlığından
‘genelev’in çaresiz, kendini pazarlayan ‘işçi’sine dönüşecektir.
M.Ö. 2.000’lere kadar bu mücadele, Sümer toplumunda denge giderek kadın
aleyhine bozulsa da, denk geçmektedir. Günümüze kadar kadın-erkek
ayrımındaki mücadeleyi tarihi renkleri içinde araştırmak daha öğretici
olacaktır. Bunu yapmaya çalışacağız. 
Başrahip tanrı katında-evinde düşünce yoğunluğunu başaran kişidir. Yeni
toplumun düzenlenmesinin etkili olması için, tanrıyla diyalogunda geçen
sözlere göre olması son derece önemlidir. Tanrı temsilleri için ilk defa
bazı heykeller de bu kata yerleştirilmektedir. Bu buluş insan merakını
daha da artırır. Kavramsal tanrının simgesel putları, figürleri gerekli
görülür. Zaten dönemin insan belleği bu tip soyut kavramlarla
düşünmekten çok, figürlerle zihni tasarıya hepten yatkındır. Figürsel
olmayan düşüncenin, yani sözel, soyut düşüncenin anlaşılması çok güçtür.
İnsan toplulukları işaret dilinin (bir nevi figür ve beden dili)
etkilerini yoğunca yaşamaktadırlar. Dolayısıyla figürlü, putlu tanrı
kavramlaşmaları son derece anlaşılırdır. Ana-tanrıça döneminden kalma
çok sayıda şişman kadın figürü daha mütevazı olup, üreten-bereketli
ana-kadını temsil etmektedir.
Rahipler yönetim işlerini önemli oranda meşruiyetle sağlamaktadır.
Bundaki en büyük hünerleri tanrı sözcülüğü ve bilim tekelciliğidir.
Tanrı sözcülüğü ve bilimsel buluşları kendilerine muazzam bir yönetim
gücü vermektedir. Unutmayalım, kapitalizmde bile BİLİM GÜÇTÜR. Bu
bilimin temellerinin neolitik toplumda özellikle Tel Halaf döneminde (M.Ö.
6.000-4.000) sağlandığını hatırlatalım. Ana-kadın tanrıçaların katkıları
bu dönemde belirleyicidir. Tüm bitki, evcil hayvan, çömlek, dokuma,
öğütme, ev, kutsallık evi konularında ana-kadınların ilk öğretmen konumu
iyi anlaşılmalıdır. Ana tanrıça İnanna’nın erkek Tanrı Enki’yle
mücadelesinde iddiası, yüz dört (104) büyük icadın (me) sahibinin
kendisi olduğunu, bunları kendisinden çaldığını Enki’ye ısrarla
söylemesinin altında yatan gerçeği gayet iyi anlatmaktadır. Yani çoğu
buluşu ana-kadınlar yaptı. Erkek yöneticiler bunları kendilerinden
çaldılar. Uygarlık aşamasının biraz da bu temelde inşa edildiğini
göreceğiz.
e-
Zigurat sisteminde kadın ve ailenin konumuna ne oldu sorusu da
önemlidir. Ana-tanrıça dininin Zigurat rahip dinine muhalefeti Sümer
metinlerinde bolca izlenmektedir. Muhalefet çeşitli biçimler
sergilemektedir. Kadın rahibeler kendi ağırlıkları altında tapınaklar
inşa etmektedirler. Neredeyse her kentin bir kadın koruyucu tanrıçası
vardır. Çarpıcı örnek Uruk Tanrıçası İnanna’nın serüvenleridir. İlk
Sümer şehir devleti olarak tarihte anlam bulan Uruk (bugünkü Irak’ın adı
Uruk’tan gelse gerek) incelenmeye değer bir örnektir. İlk erkek Kral
Gılgameş’in kenti olması açısından da ünlüdür. Muhtemelen Uruk ilk
şehir-devlet örneğidir. M.Ö. 3.800-3.000 yılları tarihte Uruk dönemi
olarak geçer. Kurucu Tanrıça’nın İnanna olması, eskiliğini ve
ana-kadının rolünün halen başat olduğunu yansıtmaktadır. Uruk’un
Eridu’ya (Tanrı Enki’nin kenti. Belki de ilk rahip devleti) karşı
mücadelesi destansıdır. İnanna ve Enki şahsında kadın-erkek
mücadelesinin güçlü somut örneği kadar destansı yanını da
göstermektedir. Kadın tanrıça figürü zamanla azalır. Babil döneminde
kesin bir yenilgiye düşmüş gibidir. Kadın köle olduğu kadar resmi, genel
ve özel fahişe’dir artık.
Ziguratların bir kısmında kadınların aşk nesnesi olarak rol oynadıkları
bilinmektedir. Hem de en iyi ailelerin kızları için aşk nesnesi rolü
onur payesi taşımaktadır. Seçkin ve ayrıcalıklı kızlar oraya alınır.
Rahip düzeninde kadın sunumu muhteşemdir. Ziguratlarda bir saray
düzeninde her tür güzellik eğitimlerinden geçmektedirler. Bazı
etkinliklerde (sanat, müzik) ustalaşmaktadırlar. Civar bölgelerin seçkin
erkeklerinin beğenisine sunulmaktadırlar. Bazılarıyla anlaştıklarında
evlendirilmektedirler. Bu tarzda tapınağın hem geliri, hem etkinliği çok
artmaktadır. Tapınaktan kadın almak ancak soylu aile erkeklerine nasip
olmaktadır. Ayrıca tapınak eğitiminden geçtikleri için, bu kadınlar
tapınak etkinliğini yeni kabileler içinde temsil ederek yeni
toplum-devlete bağlamaktadırlar. Kadınlar bir nevi yeni rahip
toplum-devletinin en verimli ajanları durumundadır. Bu başta İsrail
olmak üzere, halen devletlerin etkin olarak kullandıkları bir yöntemdir.
Kadının bu biçimde kolektifleştirilmesi, ‘genelev’ sanatının
prototipidir. Kadın düştükçe, tapınakların soylu tanrıça ve aşk
kadınlığından ‘genelev’in çaresiz, kendini pazarlayan ‘işçi’sine
dönüşecektir. Sümer toplumu bu açıdan da ilk olma onuruna veya
onursuzluğuna sahiptir.
Ziguratların kadın
düzenlemelerinin de yeni toplum-devletin hizmetine geliştirilmiş
oldukları açıktır. Rahiplerin gerçekten hem büyüleyici düşündükleri, hem
de yeni toplum-devletlerini ideale yakın düzenledikleri anlaşılmaktadır.
Sümer uygar toplum modeli en az neolitik model kadar dünyada uygarlığın
gelişimini belirlemiştir. Kavram olarak ‘uygarlığın’ ‘kültür’den farkı
sınıfsallıkla bağlantılıdır. Uygarlık sınıf kültürü ve devletiyle
ilgilidir. Kentlilik, ticaret, ilahiyat ve bilimin kurumlaşması, politik
ve askeri yapının gelişmesi, ahlak yerine hukukun öne çıkması, erkeğin
toplumsal cinsiyetçiliği yeni uygar toplumun hâkim göstergeleridir. Bir
anlamda bu özelliklerin toplamına uygar toplum kültürü de denilebilir.
İki kavram bu haliyle özdeş kılınır. Aynı anlamda kullanılır. Verimli
Hilal kaynaklı neolitik toplum kültürünün dünyaya yayılmasına benzer bir
süreci, ikinci büyük yayılma izleyecektir. Bu sefer ‘uygarlık beşiği’
olarak rol oynayan Verimli Hilal topraklarında doğurup beşiğinde
büyüttükten sonra, yeni evladını (artık kız değil, erkektir) dünyanın
yetişmiş kızlarıyla evlendirerek kendini çoğaltacaktır. Benzetme
yerindedir. Neolitik kültürün yayılmasının daha çok ana-tanrıça
kızlarının dünyanın ulaşıldığı her alanında yetişkin hale gelmesiyle
kurumlaştığını varsayabiliriz. Erkek egemen kültürü ifade eden uygar
toplum ise, yayıldığı alanlarda erkek evladın kurumlaşması anlamına
gelecektir. Kız evladı kendisine karılaştırarak bağlayacak olan uygar
erkeğin nesli hepten (kadın ağırlıklı toplumun erkek egemenlikli toplum
içinde eriyerek) erkekler doğuracak ve günümüze kadar uygarlığımızın
erkekliği çoğalarak ve güçlenerek devam edecektir.
Sümer rahip icadı olan göksel tanrı ‘En’ ile yerdeki tanrı ‘Enki’
erkeksi karakterdedir. Bu gerçeklik Sümer kent toplumunda öne çıkan
erkek gücünü yansıtmakta, yani kutsallayıp tanrılaştırmaktadır. Öyle bir
kutsama ki, yeni yüce önder erkek, ‘yerden göğe kadar kutsallık ve
tanrısallık’ kazanmış toplumun kendisidir. Biraz daha yapılan işlemin
altını kazırsak, yüceltilenin ‘rahip sınıfı’ olduğunu daha iyi
anlayacağız. Tıpkı ‘İnanna’’ inancının altını kazıdığımızda neolitiğin
yaratıcı, yönlendirici gücü ana-kadınların toplumsal gücünü göreceğimiz
gibi.
REBER APO’nun savunmalarından
derlemeler
|
|