KURTARILMIŞ KADIN ALANLARINDA  ÖZGÜRLÜĞE NEFES OLAN KADINLAR!

Gerillaların üslenme dedikleri çalışmaları biraz izledim, biraz da onların çalışmalarına katılmaya çalıştım. Fırınlarını taştan yapacaklardı, fakat aksilik bu ya, kamplarında bir tane bile taş yoktu. Bu, onların önünde bir engel teşkil etmedi, kamplarının biraz uzağında bir yerden taş toplamaya başladılar. Taş dediğim de öyle küçük değil, kocaman kocaman taşlar. Erkek gücünün de zorlanacağı taşlar. Ama öyle neşeyle o taşları toplayıp kamplarına getirdiler ki doğrusu çok şaşırdım. Beş-altı kadın gerilla hep birden kocaman bir taşa yükleniyorlar ve beraber taşıyorlardı. Taş toplarken, taşırken, aynı zamanda konuşuyorlar da. Çeneleri, elleri ve ayakları aynı anda çalışabiliyor. Bazen eski gerilla anılarını anlatarak, bazen esprili bir şekilde savaştıkları düşman güçle benzeştirmeler yapıp gülerek, bazen ciddi bir şekilde siyasi gündeme ilişkin tartışarak, bazen de kamp çalışmalarına ilişkin bazı projeler geliştirerek çalışıyorlar. Birbirlerinin haline çok gülüyorlar. Dalga geçmek değil, sanki bir enerji onlar için. Anladım ki gülerek enerji kazanıyorlar ve etraflarına enerji veriyorlar.

Belki basit ya da kaba bir iş örneği, ancak erkeksiz de yaşamlarını örgütleyebileceklerinin, ortaklaşarak kendi öz güçlerini ortaya çıkartmalarının bir örneğiydi benim için. Demek ki kendilerine güveni böyle sağlıyorlarmış. Bireysel kadın gücünün örgütlenmesi, kolektifleştirilmesi, kadında özgücü böyle açığa çıkartıyormuş. Her işte böylelermiş. Savaşta da böyleymiş. İlk kadın ordulaşmasını başlattıklarında, bu yönlü hem kadınların kendilerine güven sorunu varmış, hem de erkeğin küçümseyen “yapamazsınız, tek başınıza kalamazsınız” gibi güvensizlikleri oluyormuş. Ancak bunun için kıyasıya bir mücadele vermişler ve artık bu onlar için bir değer yargısına, özgürlük ahlakına dönüşmüş. Nasıl ki egemen sistemlerin toplumsal yapılanmasında, kadını küçük görmek, kadın işine güvenmemek, özgücünü bastırmak o sistemin bir değer yargısı, kölelik ahlakı ise, bunları tersine çevirmek de kadın gerillaların özgürlük ahlakı olmuş. 

Tüm işlerini ortak bir şekilde örgütlüyorlar. Bir gün öncesinden sonraki günün planlamasını yapıyor, işbölümü gerçekleştiriyorlar. Üslenme sürecini başlattıkları için çoğunlukla pratik çalışma yürütüyorlar. Ama her işlerinde esas aldıkları kolektivizm. Herkes sırasıyla mutfağa, fırına çıkıyor, günlük subay dedikleri görevliyi çıkartıyorlar. Onun dışında kalanlar da artık ne iş varsa, ona göre bir işbölümüne tabi oluyor. Diğer bir yön ise, haber saatlerini kesinlikle kaçırmıyorlar. Haber izlemek, günlük yemek yemek gibi en doğal yapılması gereken bir özellik taşıyor. Bir gerilla kadının deyimiyle “habersiz olmaz”! Televizyonlarını ortak izliyorlar. İzlerken de sürekli yorum yapıyorlar, bazen gürültü fazla çıkıp haber izlemeyi engellese de, bir uyarıyla bu işi hallediyorlar. Günlük siyaseti mutlaka tartışıyorlar. Sanıyorum dünyanın hiçbir yerinde bir kadın topluluğu bu kadar günlük siyaseti tartışmıyordur. Diğer dikkatimi çeken bir yön ise, kolay kolay bir şey beğenmiyorlar. Her şeye ama her şeye eleştirel bir gözle bakıyorlar. İzledikleri her programdan, filmden, klipten mutlaka bir sonuç çıkarıyor, tartışıyor ve eleştiriyorlar.

Bireysel yürüttükleri çalışmalar da var. Mesela kitap çok okuyorlar. Gün içerisinde hangi çalışmayı yürütürlerse yürütsünler, mutlaka günün sonunda teorik bir faaliyet yürütüyorlar. Ya okuyorlar, ya yazıyorlar. Ya da tartışıyorlar. Zihinsel gelişmeye özel bir önem veriyorlar, birileri söylediği için değil kendileri istedikleri için böyle yapıyorlar. O kadar fiziki yorgunluğun ardından kimse kimseye zorla kitap okutturamaz ya da yazı yazdıramaz. Kendileri öyle istiyorlar. Gerillaya katılmadan önce hiç okula gitmemiş bazıları, gerillada okuma-yazma öğrenmiş, bu kadınların okuma ve yazma istemleri görülmeye değerdir gerçekten. Mesela basın çalışmalarında yer alan bir kadın gerilla ile tartıştım. Birkaç yazısını okudum, doğal bir mantık örgüsü, kendine has bir üslubu vardı. Ne kadar okuduğunu sordum, çok okumuş olabileceğinden emin olarak. Kendisi ilkokul okuduğunu, ilkokuldan sonra çok devam etmek istediğini, ancak babasının okula göndermediğini belirtti. Tabii benim için inanılmaz bir durum oldu bu. Çünkü yazdıklarından, düşüncesini ifade ediş biçiminden lise veya üniversiteye kadar okumuş olabileceğine kanaat getirmiştim. Demek ki “olmaz” diye bir şey yok. Ya da her şey bizim yaşamımızdaki etiketlenmiş okul sistemi ile elde edilmiyormuş, özgürlük mücadelesi de çok boyutlu bir eğitim sistemini ifade ediyormuş.

Tabii bu orijinal yaşamı izlerken, ister istemez kendi yaşadığım yaşamlarla karşılaştırma yapmaya başlıyorum. Gerçekten de bizlerin yaşamındaki bireycilik öylesine derin ki, kadınlar arasında öylesine uçurumlar, karşıtlıklar, rekabet örülmüş ki, neredeyse her kadın bir hücreye sıkıştırılmış gibidir. O hücreden ne kendi gücünü ne de diğer kadınların gücünü görebilmesi mümkün olabilmektedir. Hücrelerine sıkışmış bir biçimde yaşayan kadınlar, hücrelerini bir kader gibi bellemişlerdir. Hapsedilmenin intikamını çok incelikli ve görünmez biçimlerde almaya çalışsalar da, çıkmayı başaramazlar genelde. Tek başlarına kaldıklarından bu sistemin ağlarından kurtulamazlar. Bu hücreden çıkabildiğini sanan kadınlar ise aslında kendi cinsinin birlikteliğinden yalıtık, erkek dünyasının kuralları ile yaşamaktadır. Daha serbest olmaları, sanal bir özgürlük ve sanal bir güç olma yanılsamasına götürür. ‘Güç’lü olmasının bedeli, kendine yabancılaşması ve erkekleşmesidir. Bu nedenle bu tip kadınların gücü ve gözlerindeki ışıltı, aldatıcıdır, büyük yalnızlıklarla doludur.

Gerilla kadınında gerçek, sönmeyecek bir ışıltı var. Çünkü onlar gözlerindeki ışıltıyı, mücadeleden, kendi gücünü kadınların gücü ile ortaklaştırmaktan, hem kendi geriliklerine ve hem de erkeğin egemenliğine karşı cins mücadelesinden, sevgiden, güvenden alıyorlar. Onlar kadın özgürlük mücadelesinde yeni bir alan, toplumsal değer yargılarında yepyeni bir ufuk, ahlak yaratmışlar. Dünyada giderek gelişen kadın özgürlük mücadelelerinin, bu deneyimi, gelişimi tanıması çok ama çok önemli. Soyut, teorik değil, yaşanan ve yaşandıkça test edilip süreklileştirilen bir kadın yaşamı var burada.

Deniz Duruay

  

           

 

 

 

 
    ygk.gaziler@googlemail.com