Her Yeni Bir 8 Mart’ta Bir Adım Daha Özgürlük 
  Zelal EDESSA

            Kadınlar bahar sevinci ve özgürlük coşkusu ile her yıl alanlarda 8 Mart ‘ı8-martkutlamaktadırlar.  Düşünsel ve ruhsal zenginlikleri geliştirdikleri eylemleri, bize farklı bir dünyanın nasıl mümkün olduğunu gösterir gibidir. Adeta farklı renklerin, farklı seslerin özgür birlikteliği ile gelişen özgür kadın dünyası gibi. Kadının bu günü o kadar sahiplenmesinin nedeni özgürlüğe olan tutkusu ve özlemidir. Çünkü her açıdan zayıf kılınmış, ona duygu, düşünce, ruh ve bedensel olarak dayatılan derin kölelik süreklileştirilmiştir. Bizler ise her gün yaşamın kadın şahsında nasıl bitirildiğini yaşayan tanıklarız. Kadına nasıl ak-kara gibi bir ikilemin dayatıldığını görürüz. Kimileri umursar, kimileri umursamaz.   Ancak özde kadın dünyası çok renkli ve yaşamsaldır. Hafızalarda kalan Kürtçedeki “jîn ”- jin (yaşam ve kadın) bu gerçeği yansıtmaktadır. Bilindiği gibi bu gerçeklik bu gün tersine çevrilmiş durumdadır. Yaşamın temel öznesi olan kadın nesnelleştirilmiş, toplumsal özgürlük zedelenmiştir. Toplumun psikolojik dengesi alt-üst olmuştur. Sevgi adına, aşk adına işlenen cinayetler insanı ürpertmekte, insan olgusunu insana sorgulatmaktadır.  Bu nasıl bir sevgi ki bir insanı vahşi şekilde öldürebiliyor. Baba, kardeş, sevgili, eş- akraba vs. namus adına korkunç cinayetler işleyebilmektedir. Medyada bayağı gündemlerden düşmeyen örnekleri çoktur. Her geçen gün şu gerçeklik daha çok açığa çıkıyor.  Erkek egemen sisteminin öyle bir çarkı var ki, ya kendisi öldürüyor, ya da ölüme sürüklüyor.

Neden böyle bir gerçeklik demekten kendimizi alamıyoruz.

Tüm sorunlar ve yarattığı acıların temel kaynağı erkek egemen zihniyetidir. Tarihten günümüze kadar gelen böyle bir realite söz konusudur. Bu zihniyetin bitirdiği yaşam alanı sadece toplumla sınırlı kalmamaktadır. Tüm canlılar ve doğa açısından bir bitirilmeye, yok oluşa meydan vermektedir. Yaşanan doğal ve suni felaketler yaşadığımız modern çağın (Kapitalist Modernite) bu konuda bir çözüm üretemediğidir. Sistemin yarattığı savaş ve nükleer projeler sorunun temel kaynağı konumundadır. Özelde de topluma yönelik kültürel yozlaşmayı geliştiren aktiviteleri, sorunları altından kalkılamaz enkazlara dönüştürmektedir.  Kadın açısından yaşanan gerçekliği çok trajik olmaktadır. Yaşama yönelik geliştirilen her olumsuzlukta kadın en temel meta olarak kullanılmaktadır. Bu gidişatın durdurulması ancak yeni bir dünya ile mümkün olabilir. Önderliğimiz bu sisteme alternatif olarak “Demokratik Ekolojik, Cinsiyet özgürlükçü Toplum Paradigması’nı geliştirerek, sorunun temel kaynağını oluşturan bin yılların devletçi erkek egemen zihniyetini çözümledi. Çünkü bu öyle bir sistemdir ki yaşam bulabilmesi için birilerini öldürmesi gerekmektedir. Köleler olacak ki egemenler var olabilsin. Fakirler olmalı ki zenginler varlık bulabilsin.   Özgür bir yaşam için aşılması olmazsa olmaz kabilinde hiyerarşik egemen devlet sisteminin gerçekliğini ortaya koydu.

Erkek açısından kadın sorununa klasik yaklaşımlar aşılmamıştır. Özellikle kendisine demokrat diyen kişiler açısından; “Size bir gün de verilmiş, bazı imkânlarda verilmiş hadi kendinizi özgürleştirin” yaklaşımı aşılması gerekmektedir. Egemen erkek sisteminin kadın karşısında, toplum açısından hatta doğa açısından yaratığı tahribat tarihseldir. Aslında bu söylemlerin arkasında egemenlik zihniyeti, anlayışı gizlidir. Kadın üzerindeki kölelik çemberini bin yıllardır nasıl geliştirdiklerini bilmezler ve bilmek de istemezler. Çünkü onlar açısından bir özgürlük sorunu yoktur. Ne de olsa özgürlük Tanrı tarafından onlara verilmiş, bağış edilmiş kutsal bir haktır. Tüm kutsal kitaplarda bu hak onaylatılmıştır. Erkek zihniyeti bunu korumak için her teoriyi geliştirmekten de geri kalmaz. Buna güncel bir örnek; Kadının dekolte giymesinin erkeklerin taciz vb. yaklaşımlarına davetiye çıkardığından dolayı kadın suç unsuru olarak değerlendirildi. Yani erkek suç konumuna girmişse bunun bir nedeni hatta en önemli nedeni de kadının suçlu olmasıdır tarzındaki teorikleştirmedir.  Buradaki mantık tarihsel mantıktan hiç farklı değil. Her zaman ki gibi sebep veya suçlu kadın gösterildi. Çünkü erkek ne yaparsa haklı bir yanı vardır. Zaten şimdiye kadar kadının yaptığı her şey bu mantıkla mahkûm edilmektedir. Yaşam sizin için belli sınırlardadır, sınırı aşarsanız suç konumuna girersiniz. Sınırlar neresidir o da belidir! Bu zihniyet aşılmadıkça yaşama istediğimiz özgür anlamları kazandıramayız.

  Her şeyden önce bunun sadece sembolik bir gün olarak kalmaması gerektiği konusunda tümden olmasa da genelde artık benimsenen bir görüştür. Ki doğrudur da. Burada biçilecek anlam kadınların özgürlük yürüyüşü açısından bir başlangıcın sembolü olmasıdır. Ve her yeni 8 Mart’lar kadının özgürlük çemberinin genişletmesine vesile olmaktadır Özgürlük ve özgür yaşam olacaksa bir gün değil, tüm günlerde olması ile bir anlam kazanacaktır. Bunun olabilmesi için herkesin özgürlük için bir çaba sarf etmesi gerekmektedir. Hem kadın hem de erkek açısından önemli bir çabayı, mücadeleyi gerekli kılmaktadır.

Tüm yaşamın temel bir öznesi olan kadınlara neden sadece bir gün verilsin ki!

 Bu vesileyle Erkek egemen dünyasında tüm kadınlar için bir özgür yaşam alanı açan ve bunun mücadelesini süreklileştiren tüm kadınların 8 Mart gününü kutluyoruz.

                                                                        

                                                                      Zelal EDESSA