| |
GENÇ KADINLAR!
SANALLIĞA,
HAYATI KARARTAN PEMBE HAYALLERE,
ERKEKÇİ SİSTEMİN TÜM TUZAKLARINA
ŞİMDİ HEMEN “HAYIR” DEMENİN ZAMANIDIR!
Çocukluk anlam doğuşudur,
Gençlik doğan anlamın çeşitlenmesi, taşması, kuvvetlenmesidir.
Genç Kadın olmak ise hem çocukluğun, hem
gençliğin ve hem de kadınlığın enerjisini, kuvvetini, çeşitliliğini
kendinde toplamak, bu anlamda dinamizmi maximum düzeyde yaşamak
demektir. Biyolojik ve toplumsal evrimde, genç kadının durumu böyle bir
gerçekliği ifade eder.
Doğanın ve kadınlığın enerjisi böyle bir buluşmayı yaşar genç kadında.
Genç kadın bu anlamda büyük bir yaşam enerjisi, gücü ve taşıranıdır.
Bu
taşınan büyük potansiyel, erkek egemenlikli sistem tarafından da
erkenden fark edilmiş ve erkekçi sistem kurguları en başta genç
kadındaki bu büyük yaşam enerjisinin çalınmasına, öldürülmesine
dayandırılmıştır. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, genç kızların
soldurulup ruhen ve fiziki katledilişine tanık olunur. Genç kızların
güçlerinin çalınışı, öldürülüşü, esasta toplumsal komünal gücün
çalınışı, öldürülüşü olur. Tabii burada öldürme derken, salt fiziki
yaşamına kast etme anlamında değildir. Bunu da içermek üzere ancak
esasta ruhsal düşünsel, ve duygusal kast eden, bilinçleri dumura
uğratan, erkekçi sistemlerin temelini teşkil eden ve yine bu sistemlerin
devamını garantileyen bir politikadır. Herhangi bir politika değildir,
sürekliliği olan ve gerçekten egemenlikli sistemler için yaşamsal
olan bir politikadır, zihniyettir.
Toplumsal yaşam çocukluktan ve bir de işte bu gençlik aşamasından
başlamak üzere zehirlenir, toplum klasik egemen-köle ikileminde terbiye
edilir. Toplumsal yaşamın temel özneleri olan kadın ve erkek için bu
terbiye yöntemleri ayrı ayrı, ama birbirini gerilikte, sömürüde,
eşitsizlikte ve özgürsüzlükte muazzam tamamlayan, bütünleyen bir biçimde
uygulanmaktadır. Erkeğe hep hükmedici, belirleyici, abartılı bir kimlik
tanınırken, kadına da boyun eğici, uslu, hanımefendi, silik bir kimlik
tanınır. Özne-nesne ikilemi, en derinden ve en çarpıcı bir biçimde
erkek-kadın kimliklerine tanınan rollerde görülür. Bu role göre erkek
öznedir, kadınsa nesnedir.
Toplumsal cinsiyetçiliğin tanımladığı bu lanetli kimliğin dışına çıkan
kızlar ise ya cadı ya şeytan ya da ipe sapa gelmez kızlar olarak
tanımlanır ve toplumdan dışlanırlar. İnsanı terbiye etmenin en eski
yöntemi, ta neolitik çağlardan beri içinde bulunduğu topluluktan
dışlanması, kovulmasıdır. Ve egemenlikçi sistem tüm komünal değerlere
düşman olmasına rağmen, komünalizmin bu ahlaki yaklaşımını, kendi
ideolojisine göre kişiyi terbiye etmede temel bir yöntem olarak
belirlemiştir. Genç kızlar yaşam enerjilerinin en yoğun ve en dinamik
olduğu bir çağda, en geri ahlaki yasalarla ‘havuç ve sopa’ yöntemleri
ile eğitilirler. Erkeklere nasıl tabi olacakları, kendi bedenlerini,
düşüncelerini, duygularını, dillerini nasıl bastıracakları ve
mimiklerini nasıl standartlaştıracakları gibi -daha da ayrıntılara
girilebilir- erkek merkez alınarak geliştirilen davranış biçimleri
öğretilir. Elbette ki kendi özgücünden, doğal akışından koparılan genç
kadında, önce dıştan dayatılarak öğretilen baskı, giderek oto baskıya
dönüşür. Kimse böyle baskı geliştirmese dahi, bu ucube ve erkekçi
sisteme göre geliştirilen davranışlar, düşünce ve duygu biçimi artık
içselleşmiştir, kendi kendine bunu uygular. Toplumsal cinsiyetçilik genç
kadında böyle geri bir kimliğe dönüşmüş, kadın kendine yabancılaşmaya
başlamış, uçurumdan aşağı gidiş süreci startını almıştır.
Genç kadınlık bu yüzden çok ağır bir süreçtir. Fiziksel, ruhsal,
düşünsel büyümeye, gelişmeye doğru giden genç kadın, bin bir türlü
canavarın olduğu bir ormanda yapayalnız kalmış gibidir. Her tarafından
tuzaklar kurulmuştur. Ailede, okulda, işyerinde, sokakta, ilişkilerinde,
düşünülebilecek her yerde hemen fark edilemeyen, binlerce tuzak vardır.
Erkek egemenlikli sistemin kurmuş olduğu bu tuzaklar, genç kadının kendi
doğasında, özünde var olan iradeyi, güzelliği, anlamı daha
kendine-kadına, topluma ait hale gelmeden, erkeğin her türlü iradesine
boyun eğdirmek, kendi pis hizmetlerine koşturmak içindir. Bu çok kaba
tabir, hemen hemen tüm genç kadınların karşılaştığı bir durumdur. Beş
bin yıldır genç kadınlar, işte bu uslu akıllı kız, hanmefendi, ailenin
iyi kızı hikayeleriyle kandırıldı, tamamen sisteme boyun eğer hale
getirildi.
Bir de bu terbiyeyi kabul etmeyip buna isyan eden genç kadınlar vardır.
Tabii bu da çok önemli bir boyuttur. Çünkü erkekçi sistem, kendi
tedbirlerini o kadar çok yönlü almıştır ki, genç kadın isyanında bile
pişmanlığa sürüklenir. Örneğin ailesine, babasına, geleneklere isyan
eden bir kadın, öncelikle evden kaçmayı, kendi yaşamını kendi kurmayı
hayal eder ve bunu yapar. Ancak yaşam tecrübesi ve egemen erkek tahlili
hemen hiç olmayan genç kadın, daha isyanının ilk adımında, erkeklerin
çirkin tuzaklarına düşer. Nice genç kadın, isyanının ilk aşamasında
genelevlere düşmüş ya da özel evlerde evdeki babasından, abisinden daha
beter erkeklerin elinde yaşamı zehir hale gelmiştir. İsyanında korkunç
teslim alınmıştır. Bu sinsi tuzakların sayesinde erkeğe isyanı, erkeğe
teslimiyeti getirmiştir. Erkekçiliği bir sistem olarak göremeyen genç
kadın, bir erkekten kurtulmaya çalışırken, başka bir erkeğin kollarında
can çekişir. İşte korkunç bir kısır döngü. Tarih bunları yazmaz ama
binlerce yıldır kaç milyar kadın bu değirmenin taşları arasında ezilmiş,
çiğnenmiş, fiziken ve ruhen katledilmiştir.
İşte bu yaşamın tek renkli hale getirilmesi, nesneleştirilmesi,
silikleştirilmesi anlamına gelir. Yaşamda kadının dilinin, sesinin,
iradesinin silikleştirilmesi, o yaşamı çekilmez, çirkin ve tek taraflı
hale getirir. Kadının dilsizliği, doğanın dilsizliği, nihayetinde
yaşamın dilsizliğidir. Ve erkekçi sistemler bu dilsizliği, önce genç
kadında başlatırlar. Çokça belirtildiği gibi egemen erkek sistemin “önce
kadını vur” ilkesi, aslında “önce genç kadını vur” ilkesidir. Kadını
gençken vurur ki ya ölsün ya da ömür boyu yaralı kalıp can çekişsin.
Çağımızın sosyalizm mücadelesi, bu anlamda önce kadınları, genç
kadınları erkekçi sistemin tuzaklarından kurtarma ve bu tuzakların
dışında bir yaşam alanını yaratmaktan geçmektedir. Bu öyle geçmişte
olduğu gibi hep geleceğe ertelenen bir devrim anlayışıyla ele
alınamayacak düzeyde ciddi ve yaşamsal bir tutumdur. Bilinçle birlikte
yaşanan an’da mücadele edilmesi ve inşa edilmesi gereken bir
zihniyettir. Komünal değerler genç kızlarımızın iradesinin, bedeninin,
ruhunun ve bilincinin yok edilmesi ile zehirleniyor, kirletiliyor ve
hatta korkunç düzeylerde marjinalleştiriliyor. O halde çağdaş komünalizm
mücadelesi olan sosyalizm mücadelesi, bu en temel ve kilit soruna
mutlaka el atıp çözümlemek zorundadır.
Tabii ki buradaki temel özne başta genç kadınlar olmak üzere tüm
kadınlar oluyor. İşte bu nedenle 21. yüzyıl kadınlar ve halklar
yüzyılıdır. Çağımızın sosyal mücadelesinin garantisi, temel zafer gücü,
kesinlikle kadınların ve halkların iradesinin katıldığı bir yaşam
sistemini kurmaktır. Artık devrim ve çözüm dediğimiz gerçeklik, an’lar,
yıllar sonrası gerçekleşecek bir hayal, ütopya, kurgu değildir, şimdiden
yaratılan bir gerçekliktir. Bunun anlaşılması çok önemlidir, çünkü
aslında çağlar boyunca verilen özgürlük mücadelelerinin bir yetersizliği
de buradadır. Bildiğini oldurmak denilen de budur aslında. Kadının
köleleştirilmesine, iradesizleştirilmesine karşı özgürlüğü istediğimiz
ve bildiğimiz anda kendimizde ve yaşadığımız toplumsal sistem içerisinde
bu özgürlüğü oldurma, inşa etme görevi-sorumluluğu ile karşı karşıyayız
demektir. Binbir tuzakla dolu egemen sistem içerisinde, kadın özgürlük
yaşam alanları açmak mümkündür. Özellikle de genç kadınlar bu konuda çok
önemli bir sorumluluk taşımaktadırlar. Genç kadın, soldurulmak,
öldürülmek, susturulmak istenen iradesine sonuna kadar sahip çıkmalı,
toplumsal geleneklerin, devletçi-erkekçi sistemlerin her türlü
politikasına karşı isyanın başını çekmelidir. Bu isyan, salt gençliğin
dinamizmine, muhalifliğine dayanan klasik isyanlardan değildir. Bu
isyan, ideolojik zihinsel alt yapısı olan, bu alt yapı ile erkekçi
sistemi, tarihini, toplumsal yaşam içerisindeki örgütleniş biçimini,
kadın ve halklar karşısındaki kurnazlıklarını bilen, tanıyan ve ona göre
tavrını kapsamlı koyma biçimindedir. İşte böylesi bir isyan, yukarda
bahsettiğimiz gibi, başaramadıkça erkeğe ve erkekçi sisteme teslimiyeti
getiren klasik isyancılığı aşacak ve kadın açısından hem kurtuluşu ve
hem de kendi sistemine dair kuruluşu getirecektir. Artık kadınların
isyancılığındaki bu kısır döngüyü aşmak şarttır.
Bu
nedenle genç kadının bilinçlenmesi çok ama çok önemlidir. Bilmeye,
öğrenmeye, yaşamı, tarihi, kadını, erkeği, bilimi, dini, politikayı,
örgütselliği, doğayı, kısaca yaşama dair herşeyi merak etmek, hakikat
aşkıyla bilme an’ı ile olma an’ını bütünleştiren bir zihniyet dünyasını
yaratmak temel bir felsefe olmalıdır. Genç kızların hayalleri derler ya,
bu hayallerin o kapitalist sistemin sanal, erkekçi ve faşizan
içeriğinden koparak, özgürlük, eşitlik, demokratik ve anlam aşkıyla
yüklenmesi en değerlisidir. Kapitalist dünyanın pembe hayallerle aslında
kararttığı genç kız hayalleri, çağımızda yeniden ama sanal değil, gerçek
özgürçülükle, anlam aşkı ile yeniden canlandırılmalı ve bu canlanış
toplumsal komünal bir yeniden inşaya yol açmalıdır. Bir genç kadının
enerjisi, tanıyamadığımız kadar güçlü ve dolu doludur. Yeter ki bu
enerjiyi erkek egemenlikli sistemin elinden alalım, bizden çalınanı
tekrar kendimize, cinsimize ve toplumsallığımıza mal edelim. Ve bir daha
bizden alınmasına asla ve asla izin vermeyelim. İşte yeni çağın kadın
isyancılığı budur: Ne bedenini, ne ruhunu, ne duygusunu, ne düşüncesini
asla ve asla egemen sistemlere kaptırmamak, kendi doğallığına, anlamına
ait olanı açığa çıkarmak ve bunu topluma mal etmek.
Gerilla alanları, bu anlamda kadın açısından kurtarılmış kadın
alanlarıdır. Sanallıktan, hayatları karartan pembe hayallerden, erkeğin
ve erkekçi sistemin sinsi tuzaklarından arınmış, genç kadının kendi
kendini, gücünü, iradesini en doğal haliyle tanıdığı alanlardır. Özgür
Kürdistan dağlarında bir yandan özgür Kürtlük yaratılıyor, bir yandan da
özgür kadınlık yaratılıyor. Çocukluğun anlam doğuşu, ardından
gençlikteki doğan anlamın çeşitlenmesi, taşması, kuvvetlenmesi, kadın
gerillacılığı ile birbirine bağlanır, bireyin yaşamındaki anlam
kopuklukları aşılır. Kadın gerillacılığı, bir anlamda anlamın doğuşuna
yani çocukluğa ve anlamın çeşitlenmesine, taşmasına, kuvvetlenmesine
yani gençliğe dönüş demektir. Her genç kadın bu anlamlı yaşama şansına
kavuşmalıdır.
Çiğdem Doğu
|
|