| |
Demokratik modernite çözümü kadın
sorunu ve devrimi konusunda idealli ve eylemlidir.
Demokratik modernite sistemi açısından üç sorunun yanıtı sistemin
unsurlarıyla ideolojik ve eylemsel buluşmayı ifade eder. Eskiden öncü
parti kavramı denilen misyon demokratik modernitenin kuramsal ve
eylemsel öncülüğü olarak yetkinleştirilmiştir.
Sistemin üç temel ayağı olan ekonomik, ekolojik ve demokratik toplumun
(kent, yerel, bölgesel, ulusal ve ulus ötesi demokratik konfederalist
yönetim) zihinsel ve iradesel ihtiyacını karşılamak yeni öncülüğün temel
misyonudur. Bunun için yeterli sayıda ve nitelikte akademik yapıların
inşası gereklidir. Modernitenin akademik dünyasını sadece eleştirmekle
yetinmeyen, alternatifini geliştiren yeni akademik birimler içeriklerine
göre çeşitli adlarla inşa edilebilir. Ekonomik-teknik, ekolojik-tarım,
demokratik siyaset, güvenlik-savunma, kadın-özgürlük, kültürel-kimlik,
tarih-dil, bilim-felsefe, din-sanat başta olmak üzere önem ve
ihtiyaçlara göre toplumun her alanına ilişkin olarak inşa etmek
görevdir. Güçlü bir akademik kadro olmadan demokratik modernite
unsurları inşa edilemez. Akademik kadro ne kadar demokratik modernite
unsurları olmaksızın anlam ifade etmezse, demokratik modernite unsurları
da akademik kadrolar olmaksızın anlam ifade etmez, başarılı olamazlar.
İç içe bütünsellik, anlam ve başarı için şarttır. Kapitalist
modernitenin sırttaki lanetli elbise gibi duran fikri, zikri, eylemi
ayrı anlayışını mutlaka terk etmek, aşmak gerekir. Fikir-zikir-eylem
asla birbirinden ayrılmaz hakikatin hep sırtta tutulması bütünlük içinde
giyilmesi, yaşanması gereken yücelik nişaneleridir. Üçünü bir arada;
nasıl yaşamalı da, ne yapmalı da ve nereden başlamalı da temsil
edemeyen, hakikat savaşına çıkmamalıdır. Hakikat savaşı kapitalist
modernite çarpıtmasını kabul etmez. Onunla yaşayamaz. Özcesi akademik
kadro beyindir, örgüttür ve bedende (toplumda) kılcal damarlarla
yayılandır. Gerçek bütündür. Hakikat, ifade edilen bütünsel gerçektir.
Kadro, örgütlenmiş ve eylemsel kılınmış hakikattir.
Kapitalist modernitenin ideolojik hegemonyacılığında sağlanmaya
çalışılan amaçların başında hakikat kavramına ve eylemine ilişkin
tarihsel toplumsal gerçekliklerin karartılması ve bastırılmasıdır. Din
ve felsefe milliyetçiliğe ve ulus-devletin tanrısallaştırılmasına
dönüştürülmüştür. Teori ve pratik ulus-devletçiliğin kavram ve
uygulamalarının yüceltilmesine, ölümsüzleştirilmesine hasredilmiştir.
Bilim, pozitivist felsefenin güdümünde modernitenin üç ayağından
kaynaklanan sorunların çözümlenmesine ve çözümüne indirgenmiştir.
İnsanlık tarihi kadar eski hakikat savaşçılığı basit menfaatlerin
teminine yöneltilmiştir. Esas sorun olan toplumsal kimliğe yönelik
tehditler, hakikatin konusu olmaktan düşürülürken bireycilik ikame
edilmeye çalışılmıştır. İnsan hakları bu bağlamda istismar konusu
edilmiştir. Kendini doğrucu ideoloji olarak sanan sistem karşıtı
görüşler bile modernite paradigmasını aşma cesaretini göstermeye
yanaşmazlar. Liberalizm sistemin resmi ideolojisi olarak sağı ve solu
üzerinde tekelini günümüze kadar sürdürebilmiştir. Modernitenin
ideolojik tekeli olarak liberalizm, bir yandan görüş enflasyonu
yaratırken, diğer yandan en büyük vurgunu enflasyonda yaptığı gibi görüş
enflasyonunda da işine en çok yarayanları medyası aracılığıyla zihinleri
bombardımana tabi tutarak azami sonuç almaya çalışır. Görüş tekelini
sağlama almak, ideolojik savaşının nihai amacıdır. Temel silahları
dincilik, milliyetçilik, cinsiyetçilik ve pozitivist din olarak
bilimciliktir. İdeolojik hegemonya olmadan sadece siyasi ve askeri
baskıyla moderniteyi sürdürmek olanaklı değildir. Dincilik yoluyla
kapitalizm öncesi toplum vicdanını kontrol etmeye çalışırken,
milliyetçilik yoluyla ulus-devlet vatandaşlığını, kapitalizmin etrafında
gelişen sınıfsallıkları kontrol edip denetim altında tutar.
Cinsiyetçiliğin hedefi, kadına nefes aldırmamaktır. Hem erkeği iktidar
hastası yapmak, hem de kadını tecavüz duygusu altında tutmak cinsiyetçi
ideolojinin etkili işlevidir. Pozitivist bilimcilikle akademik dünyayı
ve gençliği etkisizleştirirken, sistemle bütünleşmekten başka
seçeneklerinin olmadığını tavizler karşılığında sağlama alır.
Demokratik modernite çözümü kadın sorunu ve devrimi konusunda idealli ve
eylemlidir. Demokratik modernite ulusları kadınsız projelenip,
uygulanacak projeler değildir. Tersine her adımında kadınla bilgeliğin
ve eylemliliğin paylaşılmasıyla gerçekleştirilecek devrimlerdir.
Ekonomik toplum; inşasında kadın öncülüğünde gerçekleştiği gibi yeniden
inşasında da kadının komünal gücünü gerektirir. Ekonomi, kadının öz
toplumsal mesleğidir, eylemidir. Ekoloji ancak kadın duyarlılığıyla
toplumla buluşturulacak bilimdir. Kadın kimlik olarak çevreseldir.
Demokratik toplum kadın zihnini ve özgür iradesini gerektiren toplumdur.
Demokratik modernite açıkçası kadın devrimi ve uygarlığı çağıdır.
Sistem reformla düzelme şansını çoktan yitirmiştir. Gerekli olan tüm
toplumsal alanlarda yürütülecek bir “kadın devrimi” dir. Nasıl ki kadın
köleliği en derin kölelikse kadın devrimi de en derin özgürlük ve
eşitlik devrimi olmak durumundadır. Kadın devrimi hem kuram, hem eylemde
en köklü çıkışları gerektirir. Öncelikle cinsiyetçi ideolojiye karşı
ardıcıl, sürekli bir savaş gereklidir. Günün yirmi dört saatinde
yürürlükteki tecavüzcü zihniyete karşı ahlaki ve politik olarak da
savaşın derinleştirilmesini gerektirir. İktidar ve sömürü amaçlı çocuk
doğurma olgusunun mahkûm edilmesini, reddini gerektirir. Çocuk doğurma
iradesini tamamen özgürleşmiş kadına bırakmayı gerektirir. Hanedanlık ve
aile ideolojisinde devrim gerektirir. Herhalde en önemlisi de kadınla
yaşam felsefesinin daha doğrusu felsefesizliğinin aşılmasını gerektirir.
Kadınla yaşamın gücünü çocuklara sahip olma ve cinsel iştahı giderme
anlayışına bağlı olarak değil de en derin dostluk, arkadaşlık,
toplumsallık bağı olarak, güzelliğin, sadakatin, barışın, soyluluğun
üretilmesinde, eşit ve özgürce paylaşımında görmek gerekir. Şüphesiz
kadınla yaşamın eşit ve özgürce paylaşımı toplumsal hakikatin mutlaka
doğru seyreden karşılıklı bilgeliğini gerektirir. Gerçek aşk ancak
karşılıklı toplumsal hakikatin güç dengesinde yaşanabilir. Köleliğe,
tecavüze, iktidara bulanmış kişiliklerde aşk asla gerçekleşmez. Yoğun ve
sürekli yaşanan başarısız deneyimler ve aile iflasları bu gerçeği
doğrulamaktadır. En az erkek kadar kadının da toplumsal güce ve
bilgeliğe sahip olması durumunda sevginin, güzelliğin, iktidarsız, barış
içinde eşitçe ve özgürce üretilerek ve paylaştırılarak yaşanması
sağlanabilir. Günümüz, 21. Yüzyıl kadın devrimine öncelik vermeyi şart
kılıyor. “Ya yaşam ya barbarlık” sloganı bu devrimi dayatıyor.
Demokratik modernite kadın doğası ve özgürlük hareketini temel
güçlerinden birisi olarak bilip hem geliştirilmesini, hem de ittifak
yapılmasını başta gelen görevlerinden sayarak, yeniden inşa
çalışmalarında değerlendirmek durumundadır.
REBER APO’nun savunmalarından derlemeler.
|
|