DÜNYAYI ÖZGÜR KADINLAR KURTARACAK!
 

 İnsanlığın en büyük yarası ve kadim sorunu olan kadın sorunu tüm toplumsal sorunların hemnedeni hem de sonucu olarak günümüzde de varlığını korumaya devam etmektedir. Tüm çağlarda, tüm kıtalarda, kadınlar arasında da ayrım gözetmeyen insanlığın en müşterek sorunudur kadın sorunu. İnsanlık kendisine en büyük kötülüğü kadına dayattığı, reva gördüğü eşitsizlik ve işkenceli yaşam gerçekliğiyle yaptı. İnsanlık denen müthiş olgunun daima kan kaybetmesine yol açan en temel sorun budur. Doğaya başkaldırının ta kendisidir. İnsanın kendi doğasına yaptığı ilk örgütlü saldırının adıdır kölelik. İnsanlığın en büyük ayıbı asırlar önce bir cinsin bir cinse hâkimiyet kurmasıyla gelişti. İnsanlığın bu ayıbından zarar gören tüm toplum ve doğa oldu. Bir yerde birilerinin dehşetengiz güç ve erkleri arşı inletirken birilerinin payına düşen de müthiş aşağılanmış yaşamlar oldu. Birileri tanrının seçilmişleri olarak, her şeyleşirken ötekilere düşen kocaman bir hiçlikti. Birleri çoğul olan ötekilere sahipti, kendi tarlası gibi keyfince sürme hakkıyla ödüllendirilmişti. Bu tarla tanrılarca ona helal edilmişti. Sürecekti, satacaktı, benim deyip ihtiraslarını konuşturacaktı. Çünkü O tanrının biricik oğluydu. Tüm haklarını kutsal kitaplar teyit etmişti. Savaşların en temel nedeni, bu malı gördüklerine daha fazla sahip olma istemiydi. Savaşların bu gerçeği görünmez kılınmıştı. Kirli savaşların üstündeki örtüler kaldırdığında karşına çıkacak olan gerçeklik bu olacaktır.  Avcı ve savaşçı adam bin bir hileli eyleminin ilkini, kadının kutsal yaşam nimetlerini muhafaza ettiği ambarına sızma ile geliştirdiğinden tarihin aydınlık yüzü olan ezilenlerin tarihi bahsetmektedir.  Savaş öteki olarak görülenin kendisine ve ürettiklerine yöneltilen bir gasp etme eylemliliğidir. İktidarın harcıdır haksız savaşlar. İktidarın kendisini katlayarak büyüttüğü sahadır savaş. Bu savaşlarda ilk ve en büyük kaybeden kadın ve halklar oldu. Kendisi olmaktan çıkartılan kadın, kendisi olmaktan çıkartılan insanlık oldu. Düşürülen, onuru değersizleştirilen kadın anlam yitimine uğrayan insanlık oldu. Tarihin kirli patikalarında, egemenliğin mezbahalar misali uygarlık inşalarında insanlık, kaybeden kadınla kendisini vurdu. Yüzyıllardır bin bir maskeye büründürülerek sürdürülen bu savaş bugün de hızından ve anlamsızlığından hiçbir şey yitirmeyerek sürüyor. Kuşkusuz insanlık gerçeğine dayatılan tüm haksız savaşlar çirkindir, adaletsiz ve acımasızdır. Ama en çirkini, en acımasızı, en adisi erkek adamın zalim aklının veya akılsızlığının kadına dayalı sürdürdüğü savaştır. Bu savaş tüm sıcak savaşlardan daha yoğunluklu ve zalimdir. İnsanlığı en fazla yoran, yıpratan, yaralayan, yapancılaştıran,  vicdansız, şuursuz ve acımasız kıldıran kadına dayatılan savaştır. Her savaşta insanlığın yitirdiği değerler olmuştur. Ama insanlık en büyük kaybını bu savaşta yaşadı- yaşıyor. Çünkü bu savaşla insanlık özgürlüğünü, ahlakını, gerçeğini ve bilincini yitirdi- yitiriyor. Bu savaşla kendisine yönelen insanlık, doğada şuursuz, idraksiz varlıklar olarak gördüğü hayvandan da daha geri bir duruma düşüyor. Kadına vuran insanlık, bu savaşı kanıksayarak günden güne ilkelleşip, vahşileşiyor.

      Çok uzak çağlara veya coğrafyalara gitmeye gerek yok. Yanı başımıza bakmak bu gerçeği anlamamıza yeter artar bile.  Her gün bir yaşam yoldaşı eşini, yürek parçası evlatlarını diri diri gömmekten tutalım, kadavra misali bıçaklarla doğrayan, kurşunlayan zalim babalar, kocalar, ağabeyler ve aşiret meclislerinin dehşet haberleriyle iliklerimizle dek sarsılıyoruz. Kadına dayatılan bu zülüm tam bir vahşet halini alarak almış başını gidiyor. Evet, yanılmayalım sıcak savaşlar bir tek savaş meydanlarında cereyan etmezler. Bugün kadına dayatılan savaş, en değme savaşa taş çıkartacak düzeydedir. İçinde savaşın her türlü adaletsiz, çirkin, aldatıcı, vicdansız, eşitsiz uygulamasını bulmak mümkün. Kriz içinde kriz yaşamak gibi bir şeydir kadına reva görülen yaşam veya anti yaşam hali. Kadının bulunduğu tüm mekânlara sızdırılmış kirli bir savaştır. Bu savaş sanılanın aksine erkeğin kendisine zırnık kadar bir şey kazandırmıyor. İktidar hastası güruhun dışında diğer tüm erkek dünyasının payına düşende nesne olmaktır. O da bu kirli savaşın kaybedenidir. Ama kadından bir tek farkla, erkek bu kaybının farkında olmama gibi bir gafleti yaşamaktadır. Çünkü O’na da iktidar şarabı içirilmiş, bu yüzden kördür, vicdansızdır, laldır, kadına vurunca kendisini vurduğunu fark edemeyecek kadar kendisine yabancıdır. Kendi gerçeğine uzak düşmüştür. Efendilerinin çıkarlarını kendi çıkarı sanacak kadar gaflete düşmüştür. O yüzden erkeğin özgürlük problemi kadınınkinden daha derindir diyoruz.  Biz kadınlar hiç olmazsa az da olsa bize yedirilmiş kölelikten haberdarız. Bundan kurtulmak için amansız bir mücadele içerisine girmemiz gerektiğini biliyoruz. Yaşamın her anında, işyerinde, evde, sokakta, okulda, işte, aşta yaşamın sürdüğü her tarafta bize dayatılan cinsiyetçi rollerde özgürlüğün mutlak anlamda gerekli olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Su ve hava gibi, özgürlüğün de vazgeçilmez olduğunu hissiyatta, duyguda, fikirde fark ederiz. O yüzden özgürlükten bahseden her eylemde, her fikirde, her zikirde en önde biz kadınlar koşarız. Çünkü özgürlüğe en fazla susayanlarız. Çünkü biz özgürlüğe en fazla hasret olanlarız. Beş bin yıldır yoksun bırakıldığımız kendi öz yaşamlarımıza geri dönerek, eril aklın insafsız yaşam tarzından kurtulmak istiyoruz.  Artık eril aklın bizi tutsak kıldığı yaşamları tarihin çöp sepetine atmanın zamanı gelmiştir. Bu zalim, paylaşımdan nasip almayan, soğuk aklın biz kadınlara dayattığı ölüm soğukluğundaki yaşamlardan boşanmanın zamanıdır. Her gün namus adına vurulan, sahte aşk oyunlarında harcanan, onuru, kimliği, sevgisi, emeği değersizleştirilen kadınlar olmayalım. Bunu bize reva gören sistemle artık büyük hesaplaşmanın vakti gelmiştir. Beş bin yıldır halklarla beraber özgürlük şafağımızı kendi ellerimizle öreceğimiz günlerin umuduyla yaşadık. Bu umuttu bizleri emenliğin zulmü karşısında ayakta tutan iksir. An umudu gerçek kılmanın zamanıdır. Umut bahar tadında, 8 Mart görkeminde, özgürlük coşkusunda yaşamsallaşmalıdır. Umut artık beynimizin kıvrımlarında gelecek güzel günlerin düşü olarak kalmamalıdır. Umut gerçek olmalıdır. Gün umut edileni yaratmanın günüdür. Gün özgürce kendi geleceğini fikirle, zikirle, eylemle yaratma günüdür. Geçmiş çağları kendi egemen, iktidarcı, fikir ve eylemleri ile heba eden eril aklın bugünlerimizi de heba etmesine müsaade etmeyelim. Özgür kadın ve erkeğin bahar çiçekleri misali yaşama durduğu bir çağı yaratmak örgütlü, bilinçli, eylemli duruşumuzun ürünü olacaktır.

  101. dünya emekçi dünya kadınlar gününü artık ömrümüzde özgürlüksüz tek bir saniyenin dahi geçmesine tahammülümüz kalmamış duygu ve düşüncesiyle karşılıyoruz. Meydanlara sığmayan öfkemizin nedeni budur. Okumasını bilenleri için meydanları inleten kadın haykırışlarında şu mesajlar dile gelmektedir. Artık gerici geleneklerin, zorba kocaların, babaların şerrine kurban olmak istemiyoruz. Devletin, ağanın, patronun ötelediği kadınlar olmak istemiyoruz.  JİN yani YAŞAM olmak istiyoruz insanlığa.  Bu yüzyılı kadının özgürlük doğuşunu gerçekleştireceği yüzyıl kılmaya yemin içmiş kadınlarız. Mücadele gerekçelerimizin büyüklüğü kadar kavgamızı büyüteceğiz. Dinozorlar misali eril saltanatın kolay dize gelmeyeceğini bilerek, büyük direneceğiz, kendi alternatif yaşamlarımızı örme cesareti kadar, bunun fikrini, zikrini, örgütünü, eylem gücünü amansız kılacağız. Tarihin en kadim emekçi kesimi olan kadınlar olarak artık, hiçbir otoritenin emeğimizi sömürmesine müsaade etmeyeceğiz. Kendi emeğimizle anlam gücümüzü yaratarak, direnişle kazandığız zamanların değerini bilerek yaşayacağız.  Onun için selam olsun özgürlük için direnen her yaştan kadınımızın kavgası diyoruz. Selam olsun 8 Mart ruhu ve bilinciyle meydanları inleterek özgürlüğe yol alan kadınlarımızın soylu direnişi.  Selam olsun her günümüzü 8 Martlaştıran kadının özgürlük yoldaşı SOYLU BİLGE. Selam olsun kanları, canları ve direnişleriyle yolumuza ışık olan kahramanlar. Her günümüzü bayram sıcaklığında, bahar güzelliğinde özgür kadının doğuş günü kılma andımızı yenileyerek, direnen, özgürlüğe koşan her yaştan kadınlarımızın özgürlük günü kutluyorum.

ROJİNDA ŞİLAN

MART 2011