| |
Doğarken
kaybetmiş, Bugün mücadelesiyle özgürlüğe yürüyen cins:
KADIN
Ben kadınım
yani doğarken yenilmiş ve kaybetmiş olan bir cins…

Dünyaya gözümüzü açar
açmaz Kadın olmanın büyük bir talihsizlik olduğunu öğrenmek için uzun
yaşam deneyimlerine gerek kalmadan o minik yüreklerimizle hissettik,
öğrendik. Kendimize ait güvenilir bir dünya ya gelmediğimiz açıktı.
Çünkü en yakınlarımız anne, baba ve ailemiz bile gelişimizi matem
havasıyla karşılamamışlar mıydı? O halde güvenilir bir dünyaya gelmemiş,
güvenlikte değildik. Matemleri ve acıları onlar için zenginlik, onur,
paye ve gelecek olan bir erkek çocuğa sahip olmamaları mıydı, yoksa bizi
bekleyen acımasız cinsiyetçi bir erkek egemen toplumda yaşayacağımız acı
dolu yaşamımıza mıydı? Sanırım her ikisineydi de matemleri.
Bazılarımız bu adil
olmayan erkek dünyasına isyan etmedik değil, bilinçli olmasa da
yüreğimizin vicdanımızın sesiyle insan olmanın gereği isyanlarımızda
oldu. Ancak kadın olarak yaşadığımız acıların ortak olduğunu el ele
vererek isyanlarımızın sonuç alacağını bilmedik. Onun için daha ağır
bedellerle bastırıldık, yalnızlaştırıldık. Bazen geldiğimiz bu dünyaya
küserek kendimizi dünyaya kapattık. Bazen isyanlarımızın asıl hedefi
unutturularak kadınlığımıza isyan ettik, çoğunluklada kaderimizdir deyip
boyun eğdik. Bu kadar ezilmiş, belleksizleştirilerek
iradesizleştirilmiş, içerilmiş köleliğimize rağmen biraz fırsat
bulduğumuzda az da olsa bilinçlendik ve kendimizi bulma arayışına
girenlerimizde oldu. Kurumlaşmış, sistemleşmiş erkek zihniyeti
tarafından bazen cadılar olarak cezalandırıldık, bazen fahişeler, bazen
namus bekçilerimiz tarafından iplerimizi koparma potansiyeli taşıyoruz
diye başlarımızın bir an önce bağlanması gereken eksik eteklilerdik…
Kendini bulma
yolculuğunda ısrar edenlerimiz hep oldu. Kendimize ait olmayan bu
dünyada, neydik, kimdik, niye yaşıyorduk…? Buna benzer bir sürü soru
sorup cevaplarını aramaya başlayanlarımızda oldu. Kadın olmak, kendini
arama serüvenine koyulmak zor, acılar ve engellerle dolu bir yolculuk...
Büyük bedelleri göze almayı, cesareti gerektirdiği gibi verili olanı
sorgulatacak özgürlük bilincine anlayışına ulaşmayı da gerektirir.
Bu yolculuk kadının
karartılmış, çarpıtılmış unutturulmuş hakikatine ulaşma, özüne dönüş,
kendini bulma yolculuğuydu, Özgürlüğe yolculuktu. Kadın böyle bir
yolculuğa, arayışa çıkmaya görsün bedenini cayır cayır yakmalardan
tutalım, verili olanı dayatılanı kabul etmeme adına gözünü kırpmadan
yaşamını sonlandırma pahasına da olsa hiçbir engeli tanımaz, yolundan
alı konulamaz. Ancak yine de böyle bir yola çıkış çok kolay olmuyor ve
kendiliğinden gelişmiyor. Bu yürüyüşte kadını engelleyen ne kadının az
cesareti, ne de az bedeller verip az acı çektiği, az fedakârlığıdır…
O halde nedir kendimizi
bulma arayışımızda, özgürlük yolculuğumuzda bizi alıkoyan? Bu soruyu her
kadının kendi yolunu bulması için kendine sorması ve cevaplandırması
önemli oluyor.
Kadın
belleksizleştirilerek kendi tarihinden, geçmişinden yaratıklarından ve
gücünden be haber bırakılmıştır. Kadın kendiside içinde bulunduğu durumu
kaderi, mutlak değişmez tanrının kanunları gördüğü için bu durumuna
sessiz kalmıştır. Erkek egemen zihniyetin yazdığı tarih kadının
yarattığı değerlerin gaspı ve kadının inkârı üzerinden yazılmıştır.
Başta kadının inkârı üzerinden gelişen bu tarihe kuşkuyla yaklaşarak
sorgulamak bizi tarihin derinliklerine, köklerimizle buluşmaya
götürecektir. Kadının kökleri doğal toplumda gizlidir. Kendimizi
köklerimize ve tarihimize dayandırarak güç almak, beslenmek mücadele
perspektifimizi belirleyecek, özgürlük iddia ve kararlılığımızı
güçlendirecektir. Her şey verili olanı sorgulayarak kendi yolculumuza
girme serüvenimizle başlayacak. Cinsiyetçi bu toplumsal gerçeklikte
kadın olarak mücadele etmek ve yol almak çok ta kolay olmayacak. Düşüp
kalkacağız, acı çekeceğiz, bedel vereceğiz…
Zaten kadın olarak
bunları yaşamıyor muyuz? Bu defa yaşadıklarımıza kaderimdir demeyeceğiz,
Özgürlüğün bedeli olarak daha bilinçlice karşılayacağız. Kendi
geleceğimizi, kendi kaderimizi kendimiz belirleyeceğiz.
Evet, bu gün kendini
bulma yolculuğuna çıkan kadınlar olarak sayılarımız artıyor ve en
önemlisi de el ele vererek yani örgütlenerek güçleneceğimizi, özgürlüğe
gideceğimizi biliyoruz. Örgütlendikçe bilinçlendikçe erkek egemen
zihniyetini ve sistemini daha güçlü sorguluyoruz. Biz kadınlar
yaşadığımız beş bin yıllık acıların, köleliliğin kaderimiz olmadığını bu
gün biliyoruz. İçinde bulunduğumuz kabul edilmez durumun, bize biçilen
rollerin ve karakterlerin, davranışların bize ait olmadığına inanıyor ve
artık biliyoruz. Senaryosu erkek egemen zihniyet tarafından belirlenen
bu yaşam oyununda doğallığımızdan, gerçekliğimizden uzak bir oyuncu
olarak oynamak zorunda kaldık. Bu gün kendisinin ve cinsinin gücünün
farkında, bilincinde olan kadınlar az değil. Bu dünyanın ebedi-ezeli
hâkimi ve sahibi erkek olmamış, bundan sonrada böyle olması
gerekmediğini bilen kadınlar var. Egemenlikli tarihin başlangıcındaki
kurnaz-sinsi enkilerden, mitoloji ve dini kendi egemenlikli cinsiyetçi
zihniyetlerine alet eden zigurat rahiplerinden, din adamlarına kadar
yine günümüzün modernizm ve bilimciliğiyle cilalanmış enkilerine rağmen
hakikat cilalanarak karartılamamış açığa çıkmıştır. Yeter ki biz
kadınlar hakikati arama yoluna girebilelim.
‘Hakikat aşktır, aşk
özgür yaşamdır’ özgür yaşam yolunda hakikati bulma umudu ve inancını her
zamandan daha fazla taşıyor hakikat ve özgürlük arayışçılarını
selamlıyorum.
Piroz
Nuda
|
|