CİNSEL İŞGALİN YAŞANMADIĞI KURTARILMIŞ ALANLAR!

 

Medya Savunma Alanlarında insanın en çok dikkatini çeken, toplumda hemen her saniye her kadının karşı karşıya geldiği cinsel işgalin, taciz, şiddet gibi olayların hiç olmaması. Hangi ülkenin kadına karşı uygulanan cinsel şiddet istatistiklerine baksanız, içiniz kararır, rakamlar karşısında şok geçirirsiniz. Ancak gerilla alanlarında böyle olaylara rastlamıyorsunuz. Bunu sordum, ama onların cevabından ziyade, esasta kendi gözlemlerime dayanarak cevap buldum. jin 11

Kendi yaşadıklarımdan da örnek verebilirim. Örneğin evden dışarı çıkıp okula, işe veya herhangi bir yere gideceğim, o yere gidene kadar onlarca erkeğin bakışlarından tutalım da laflara kadar bedenimin işgal altında tutulduğunu hissediyorum. Beni hiç tanımayan bir takım erkekler, sadece bir kadın olduğum için bedenime çeşitli biçimlerde saldırı hakkını kendilerinde görebiliyorlar. Bakışları, sözleri, her şeyleri kadını baskı altına alıcı ve hiçleştirici oluyor. Yine kendini bir kadın olarak hiçbir biçimde güven içinde hissedemiyorsun. Biraz karanlık olduğunda acaba nelerle karşılaşacağım hissi hemen her kadının yaşadığı bir histir. Bunlar evin dışında olanlar. Ya evin içinde olanlar? Evin içinde de herhangi bir çelişki ya da sorun karşısında kaç milyon, kaç milyar kadın babasından, abisinden, kocasından dayak yemiş, hatta öldürülmüştür. Kadına karşı baskı, şiddet evin içinde de dışında da artık saniyelerle yaşanan bir durum.

Fakat gerilla alanlarına geldiğimden beri bu baskının üzerimden kalktığını hissettim. Önce çok fark etmedim, ancak yaşamlarını ve anlayışlarını biraz kavramaya başladığımda, üzerimdeki hafiflemenin neden olduğunu anladım. Çünkü burada kimse sana, senin bedenine bel altı küfürlü sözlerle yaklaşmıyor, gözleriyle taciz etmiyor, kimsenin kimseye el kaldırma, dövme hakkı yoktur. Böyle bir durum olursa, bu suçtur, böyle bir şeyi benimseyerek yaşayan herhangi bir kimse bu toplulukla birlikte yaşayamaz. Elbette ki ortak yaşam beraberinde her zaman çeşitli çelişkileri, sorunları, anlaşmazlıkları getirir. Burada da böyle sorunlar var, ancak gerillalar bu sorunları asla şiddet kullanarak, birbirini ezerek ele almıyorlar. Eleştiri-özeleştiri diye ifade ettikleri temel bir ilkeleri var, toplantılarında, tartışmalarında bu ilkeyi uygulayıp gayet medenice sorunlarını halletmeye çalışıyorlar. Dağ insanı kabadır derler, ama ben dağda yaşayan bu gerillaları şehirlerde medeni geçinen insanlardan bin kat daha medeni buldum doğrusu.

Özgürlük şüphesiz çok geniş, çok boyutlu bir kavramdır. Ama ben dağda, gerillada, kadın gerillalar arasında, bedenimin taciz-tecavüz, şiddet baskısından kurtulduğunda, beynimin de, duygularımın da farklı bir frekansta daha aktifleştiğini, canlandığını hissettim. Bu boyutta özgür olduğumu, kendime aitliği hissettim. Erkek gerillalar kadın gerillalara ya da kadına saygılı yaklaşıyorlar, hep bir ölçü var. Kadınlar da öyle. Aralarındaki bu ilişki, önce arkadaş, yoldaş olma felsefesinin bir sonucu.  

Evet, erkek ve kadınlar birbirlerini her şeyden önce yoldaş, arkadaş, dost görüyorlar. Onların dediklerine göre, egemen tarih boyunca erkekler kadınları hep ezdiler, sadece cinsel bir araç olarak gördüler, kadınlar da genel anlamda buna tabi oldular ve sonuçta hep içinde eşitliğin ve özgürlüğün olmadığı bir ilişki yaşadılar. Aslında hiçbir zaman birbirini anlayamayan ve en yakınındayken bile asla diğerinin ruhuna, yüreğine, beynine dokunamayan bir ilişkisizliği yaşadılar. Bu, binlerce yılın oluşturduğu kirli bir tabaka, dağlaşmış bir sorun. Bu nedenle normal toplumlarda aşk, sevgi diye kadın-erkek arasında yaşanan duygu etkileşimlerinin, özünde aşkla, sevgiyle alakası olmadığını, bu kavramların özüne denk bir muhtevada gelişmediğini belirtiyorlar. Bunun için de öncelikle kadının ve erkeğin kendini eşitlik, özgürlük bilincinde eğitmesini, cinsel algılayışın da ötesinde toplumsal öznelliklerinin yaratılması gerektiğine inanıyorlar.

Zaten kadınlar ve erkekler olarak hem iç içe ve hem de birbirinden kopuk olmaları da bu nedene dayanıyor. Kadın ve erkeğin kendini yeniden yaratması, kendini özgür ve birbirine eşit yaklaşana dek kişilik mücadelesini yürütmesi esas alınıyor. Bunu biraz anlamaya başladığımda, neden toplumdaki sık karşılaşılan cinsel işgal vakalarının yaşanmadığını da anlamaya başladım.

Eşitliğe çok önem veriyorlar. Kadınların içinde olmadıkları bir kurumları, mekanizmaları yoktur. Hatta bazı kurumlar ve yönetim organlarında kadınların çoğunluğu var. Eskiden üçte bir kota varken, şimdi yüzde kırk kotası uygulanıyor, yer yer de belirttiğim gibi kadınların çoğunluk olmasına da açık bir yapılanmaları var. Kadın hakları büyük oranda bir ahlak, kültür olarak oturmuş. Yani sadece hukukun şu ilkesine, bu ilkesine bağlı bir şey olarak değil, içsel, toplumsal bir değer yargısı olarak oturmuş. Bu değer yargılarına aykırı bir durum geliştiğinde, içsel reaksiyonlar harekete geçiyor, hak bilinci devreye giriyor ve sorun halledilmeye çalışılıyor.

Özgürleşme mücadelesi çok zorlu bir mücadele, ama kadın özgürleşmesinde erkek egemenlikli yaklaşımları sorgulamak, eleştirmek kadar erkekten koparak ve bedensel özgürlüğünü, kendine aitliğini hissederek kadının kendini ve erkeği ele alması, gerçekten de dikkate alınması gereken bir felsefe, bir yöntem. Çünkü onların dediği gibi dağ gibi olmuş kadın-erkek çelişkisine, çatışmasına doğru bir yön kazandırmak, çözüm olabilmek için önce eşit ve özgür olan kadın-erkek kimdir, nasıldır, bunun ortaya çıkması gerekiyor. Medya Savunma Alanlarında bir de yaşamın, insanın bu yönünü keşfetmek çok anlamlı. Burası aynı zamanda kadın üzerinde cinsel işgalin, istilanın olmadığı kurtarılmış bir alan oluyor. Böylesi alanların tüm dünyaya yayılması dileğiyle.

 

Deniz Duruay

 

 

 

 

 
    ygk.gaziler@googlemail.com