KADIN VE EKONOMİ 

Bu yazıma önderliğimizin ekonomiye ilişkin yaptığı değerlendirmelerle başlamak istiyorum.

‘Ekonomi daima grupların işidir. Ahlaki ve politik toplumun gerçek bir demokratik alanıdır. Ekonomi demokrasidir. Demokrasi en çok ekonomi için geçerlidir. Ekonomi asla işçi-patron ilişkisi değildir’. Rêber APO 

Tüm değerleri sömürülen, maddi, manevi ve düşünsel olarak her şeyi elinden alınmış olan kadının ekonomi den de uzaklaştırılarak her şeyden yoksun bırakılmıştır. Kadın yaptığı üretim ve yaratıcı özeliği ile topluma öncülük misyonu ile toplumsal örgütlülüğü pek çok şeyde olduğu gibi ekonominin gelişimine ve toplumun birlikte yaşam anlayış ile maddi ve manevi değerlerini birlikte sürdürme anlayışını oluşturmuştur. Ekonomi tanımına baktığımız zaman ekonominin insan yaşamında büyük bir yerinin olduğunu görebilmekteyiz. Toplumun maddi ilişkilerini düzenleyen ekonomi toplumsal faaliyetlerini dile getiren ve bizzat bu etkinlikten doğan ilişkilerin tümünü kapsamaktadır. Kavram olaraktan ev yönetimi anlamına da gelmektedir. Esas ekonomiyi oluşturan ve örgütleyen, toplumun ahlaki yapısını emeğe dayalı ve emeğin kutsallığını sağlayan ve geliştiren kadın ve kadın zihniyetidir. Çocuğu yetiştiren, toplayıcılık, paylaşımcı özeliği ile toplumu ve bireyleri etrafında toplamakta, örgütlemektedir. Günümüzde bu özelikler kalıntılar şeklinde kendilerini sürdürmesi mümkündür. Binlerce yıldır sürekli süren sömürü kadının bedenini ruhunu teslim almaya ve bunun için her tür kirli yolların kullanılması kadını felaketlere sürüklemiştir. Bu felaket bir insanlık felaketidir.

    Pek çok şeyde olduğu gibi, ekonomi de özünden uzaklaştırılıp, tekelci zihniyet ev hırsızı tarafından kadına ait ne varsa elinden alındı, bir şeyi yapamadı oda anneliği ve doğurganlığını! Bunu yapma gücü olsaydı onu da yapardı.

      Ekonominin tanımına baktığımız zaman, insanlık yy.larca çeşitli şekillerde yaşam mücadelesini vererek maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılama çabasını vermiş ve halende vermektedir. Keşfedilen üretim ve üretim araçları toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmuştur. Bu anlamlı ve değerli kazanımlar bireylerin bir araya gelmesinin ve kabileler, klanlar, aşiretler oluşturulmuştur. Grupların yaşam anlayışı ve ekonomi anlayışı demokrasiden uzak değil tam tersine iç içedir. Ekonomi ne kadar demokrat ise o denli bireye ve topluma da kendi öz iradesini katma şansını vermiştir.

Günümüz ekonomi (sözde ekonomi) anlayışını takip edip yorumlamaya çalışırken karşımıza ekonomi değil ekonomi canavarı çıkmaktadır. Ekonomiden zıyade kâra ve çıkara dayalı insan emeğinin sömürüldüğü ve değersizleştirildiği bir manzara ile karşı karşıya kalmaktayız. Peki ne oldu da insanlar birbirlerinin başına bu felaketleri getirebildiler? Birilerinin zengin birilerinin fakir olması gerekli miydi? Binlerce hatta milyonlarca insanın 24 saat gece gündüz demeden bir avuç tekelci ve  çıkarcı kesimlere hizmet etmeleri bir kader miydi? Ne oldu da insanlar ve insan ilişkileri bu kadar değersizleşti ve çıkarsallaştı? Üretimin yapıldığı, birbirinden karşılıklı olarak faydalanan ve öz iradeye dayalı yaşam anlayışı ve zihniyeti tüm bunları hak edecek ne yaptı acaba? Ve tarihe yolculuk yapıyoruz, hafızamda canlandırmaya çalışıyorum.

Birey ve toplum arasındaki o güçlü ekonomik ahlaki ve politik bağlar bir taraftan üretim yaparlarken diğer taraftan da onlara yararlı olan ve aynı zamanda tüm doğaya yararlı olalbilecek her şeyin kutsanıp toplumsal ahlakın –vijdanın, örgütlü bir güce dönüştürülmesini beraberinde getirmiştir.  Ve görüyoruz ki maddi ve manevi değerlerin zengin olduğu toplumlarda kırıntılar şeklinde kendisini gösterse de daha huzurlu ve daha mutlu olduğunu görebilmekteyiz. Ancak manevi değerlerin kırıntılarının dahi olmadığı toplumlarda maddi ve manevi ilişkileri sıfırlanmış bir düzeye gelmiştir.

Kadının emekten uzaklaştırılıp kafeslere tıkatılması bu büyük trajedilere yol açmıştır. Egemen ve tekelci zihnıyetlerin erkek-kadın, köy, kent ya da şehir, yaşlı ya da genç toplum –birey arasında geliştirdiği uçurum ve kopuşlar büyük bir yabancılaşmaya yol açmıştır. Toplumların maddi, manevi, ekonomi üretim kaynaklarının kurutulup sussuz, nefessiz ve çaresiz bırakılan toplumların ve bireylerin yönünü kendi kaynaklarına doğru yönlendirmişlerdir. Tekelcilerin oluşturdukları suni ve sahte kaynaklarda 24 saat köleci dönemin de gerisinde bir iradesizlik söz konusu olmuştur. Gece gündüz çalışan işçi, memur, öğrenci, anneler ve tüm kadınlar kendisini ve çevresindeki insanları dahi örgütleyemeyecek ve günlük ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak ucuz bir ücret ile kandırılmaktadırlar. Bırakalım maddi karşılamayı verdiği emeğe bir saygı ve değer dahi gösterilmemektedir.   Adeta tüm kesimlerin onlara hizmet etmek gibi bir mecburiyetinin olduğunu geliştirdikleri zihniyet ve sistemle kendilerini farz ettirmektedirler. 

Aile, köy ve şehirlerdeki yaşam ilişki tarzlarına ve anlayışına baktığımız zaman görüyoruz ki çekirdekten hücreye hücreden bütün dokulara kadar çıkarsal ve maddiyata dayalı yaşam anlayışı ile karşılaşmaktayız. Çekirdek –hücre – dokular  ve organlar nasıl ki bir bütün insanı oluşturuyorsa toplumdaki dokular ve yapılanmalar da toplumu meydana getirir. Ancak günümüzdeki toplum dokuları parçalanarak felçli bir konuma getirilmiştir.Ve dokuları  parçalanan toplumda asla sağlıklı olamaz. Örneğin; Kansız olan bir hastaya sürekli dışarıdan ilaçlar vi iğnelerle yapılan tedavi hastalığı ortadan kaldıramaz. Kansızlığın esas nedenini teşhis ederek kan hücrelerinin kendi kendisini yenileme ve çoğaltma yol ve yöntemlerini araştırarak deneylerle sağlıklı bir sonuca gidilebilinir. Diğer yöntem sadece hastanın bir süre ayakta kalmasına yardımcı olacaktır. Ama asla sağlığına ulaşamayacaktır. Günümüz ekonomi anlayışını yorumlamaya çalışırken ekonomiden ziyade kâra ve tekele dayalı sömürme ve emeğin inkar edildiği karanlık bir tablo olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘İnsan yaşamının kâra göre düzenlemek en vahşi iktidar anlamına gelmektedir. Biyo-iktidar kavramı birazda bu gerçekliği ifade eder’. Önderliğimiz bunları vurgularken ekonominin önemini  ve günümüzdeki ekonomiye vurgu yapmıştır.

Dünyadaki tüm canlılar varlığını  sürdürebilmek için varolan yetenekleri ile kendisini besler ve korumaya alır. İnsan olarak yaşamak için üretir ve tüketir. Bunlar yaşamın ekonomik faaliyetleridir. Bu faaliyetler insanların bir arada yaşamalarına topluluk halinde yerleşim ve barınma ihtiyacını geliştirmiştir. Ekonomi maddi bir etkinlik olsa da toplumsal bir etkinlik  ve bunun çabası olmadan da insanların üretim sürecine girmesi de mümkün olmamaktadır. Tüm faaliyetler için gerekli olan, bireylerin hareket halinde olması ve örgütlendirilmesidir. Ancak bu şekilde ekonomi özüne kavuşturulacaktır. Ekonomiyi kimler geliştirip toplumun hizmetine sunmuşsa o anlayış ve zihniyet yeniden kazanılmalı. Yıllarca kadının emek sarf etmesine rağmen ekonomiden uzaklaştırılması ve yabancılaştırılmasına dur diyebilmek önemlidir. Günümüz ekonomi adına yapılan sahtekarlık ve sömürüdür. Belki de kadın o kirli oyunlara girmemek için ekonomiyi hep erkeğin malı gibi gördü. Evet mevcut görünen tablo gerçek değil sahtedir. Bu tablonun üzerine belki de binlerce değişik renk geçirilmiş ve asıl tablo o boyanın derinlerinde gizli bırakılmıştır. Mevcut tablodaki kamaştırıcı renkler (modern kapitalizm) bizleri yanıltmamalı , tablonun derinlerine inebilmeliyiz.

Günümüzde yaşanan ekonomik sorunları çözümleyebilmek için, içinde yaşadığımız dünyanın karşı karşıya kaldığı tehlikeleri ve felaketlerini görmek önemlidir. Modern kapitalist sistemin yarattığı bu faciayı görmeden çözümlemeden ve buna karşı mücadele etmeden insanlık huzur ve mutluluğu hep ütopyalarda arayacaktır. Ekonominin yeniden sahiplerine ulaşabilmesi için başta kadınların gençlerin emekçilerin işçilerin ve tüm vicdanlı insanların seslerini yükseltip mücadelesini geliştirebilmeliyiz.

Emek değerlidir. Ne fiziksel, ne düşünsel ne de ruhsal sömürüyü asla kabul etmemeliyiz.

                     Bermal Hekari

  

  

 

 
    ygk.gaziler@googlemail.com