TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS


BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ

GEÇEN YILIN SAVAŞLARI 17 SAVAŞ VE MİLYONLARCA ÖLÜ
EDİP EMİL ÖYMEN


BARIŞ ÜSTÜNE HAPİSHANE NOTLARI...
HALUK GERGER


BENLİKTA SAVAŞ VE BARIŞ
ORHAN BURSAL


VON CLAUSEWİTZ’İN BİLİMSEL SAVAŞI
 
MEHMET ALİ KILIÇBAY


GENEL BİLGİ

20.yy. Kürt Siyasal Yaşamına Nakşibendi Müdahalesi; KDP
Erdal ERGİN

İrlanda'da Savaş ve Barış


  F.W. De Klerk ve Güney Afrika’da Çözümün Yolu


Nepal'de Halk İktidara Yürüyor


SRİ LANKA’DA TAMİLLE BARIŞA GİDEN YOL


    ETA ve ATEŞKES


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor


  ZAPATİSTALAR

  BIYOLOJIK SILAHLAR

 BIRINCI DÜNYA SAVASI (1914-1918)

 HAYDUT DEVLETLER VE DOGUSU

  Insanlik Tarihinde Savas

  NEHIR YATAKLARININ DEGISTIRILMESI VE SU SAVASLARI

NÜKLEER SILAHLARIN ETKILERI
 

NÜKLEER, KIMYASAL, BIYOLOJIK SILAHLAR VE EKOLOJIYE ETKISI

Politikanin Bir Uzantisi Olarak Savas

 PTSD

PTSD’ nin Türk Tarafindaki Kurbanlari

SAVAŞ KARSITI HAREKETLER

SAVAŞ VE İNSAN

Savaşın ve İnsanlığın Doğası

Savaşın Dile Getirilemeyen Gerçeği

 

 

 

 


 

 

 

 
 
 
 


SAVAŞ KARŞITI HAREKETLER

 
 

.

 Kitle hareketleri bir gecede ortaya çıkamazlar. Kitlesel hareketler güçlü bir bağlılık duygusuna ve hedefleri hakkında uzun vadeli bir bakış açısına sahip bireyler tarafından yıllar süren bazen uzun yıllar süren bir dönem boyunca inşa edilirler. 1964’te Newyork’ta düzenlenen ilk savaş karşıtı gösteri sadece 600 kişi toplayabildi. Fakat sayılar izleyen yıllarda durmaksızın büyüdü. SDS tarafından planlanan Nisan 1965 yürüyüşüne 20 bin kişi katıldı. Bir yıl sonra Newyork’ta Vietnam savaşına karşı 400 bin kişi gösteri yaptı. Bundan 6 ay sonra Washington’da 100 bin kişi gösteri yaptı ve 30 bin kişi silahlı askeri birliklerce korunan Pentagon’a yürüdü.

İlk evrelerinde savaş karşıtı hareket de çoğunluğun fikrine karşı örgütlenmeye çalışıyordu. 1965’te ABD halkının %83’ü Kuzey Vietnam bombalanmasının şiddetlendirilmesini destekliyordu. Fakat savaş uzadıkça giderek büyüyen savaş karşıtı hareket halkın hissiyatında daha derin bir etki yaratmaya başladı. 1968’e gelindiğinde savaşa ilişkin olarak kendilerini güvercin diye betimleyen insanların sayısı neredeyse kendilerine şahinler diyenlerin sayısıyla eşitlenmişti. ABD’nin “1970’te Kamboçya’yı istila etmesinden sonra üniversite kampüslerindeki huzursuzluk ulusal bir öğrenci boykotuna evrildi. Mayıs ayı boyunca yaklaşık 1.350 kişiyle kampüste protestolar örgütlenmişti ve ABD deki tüm üniversite öğrencilerinin yarıya yakını eylemlere katılıyordu. 500’den fazla üniversite savaşa karşı düzenlenen bu öğrenci boykotu yüzünden kapatıldı.

Yaygın uluslar arası haykırışa rağmen içeride yaklaşan savaşa yönelik ilkeli muhalefetin sesi marjinal kayıyor. 2002 yazı boyunca Bush’un ıraka yönelik saldırı planına karşı en yüksek sesli eleştiriler soldan değil sağdan geldi. ABD Irak’a yönelik yeni bir savaşa hazırlanırken daha geniş bir savaş karşıtı hareket inşa etmek için potansiyel de arttı. Irak’a karşı savaşa açmaya yönelik çok güçlü bir desteğin olduğunu gösteren kamuoyu yoklamaları bile bu potansiyeli sergiliyor. Ağustos 2002 tarihli ABC News ve Washington Post’un kamuoyu yoklamasında görüşleri sorulanların %69’u Irak’a yönelik askeri harekatı destekliyordu. Fakat ABD’nin müttefikleri savaşa karşı çıktıkları takdirde bu sayı %54’e geriliyordu.

Her şeyden önce 1991 körfez savaşını BM güvenlik konseyi desteklemiş ve 12 yıllık yaptırımlar BM’nin hamiliği altında sürmüştür. ABD’nin Irak’taki canice sicili hakkında gerçeği söylemek ve geniş kitlelerin ABD’nin dış politikası hakkında gerçekleri öğrenmesine yardımcı olmak savaş karşıtı herekte bağlıdır. ABD Afganistan savaşı sayesinde Hazar petrol havzasından başlayan önceden planlanmış Amerikan petrol boru hatlarının rotasına tam olarak karşılık gelen Afganistan, Pakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’da askeri üsler kurdu ve Kazakistan’ da askeri güç bulunduruyor. Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle ABD, Suudi Arabistan dan sonra 2.sırada olan Irak’ın geniş petrol rezervleri üzerinde kontrol sahibi olacak. Bu stratejik hedefleri başarmak için ABD binlerce Afganlıyı ve çok daha fazla Iraklıyı öldürdü. Ve daha da fazlasını öldürme yolunda ilerliyor.

ABD’de çoğu insan kendi adına işlenen vahşetler hakkında fikir sahibi değil. Eğer vergileriyle hangi suçları ve suistimalleri finanse ettiklerini bilselerdi, yaşanmakta olan ıstırabın ölçeği ABD halkının büyük çoğunluğunu dehşete düşürürdü. Bu bilgi aynı zamanda Bush’un Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları hakkındaki suçlamalarının su katılmamış iki yüzlülüğünü de göz önüne sererdi. İş kitleleri imha etmeye gelince ABD 2.ciliği kimseye kaptırmaz.

Bu örnekler var olan potansiyeli gösteriyor. Yol boyunca inişler ve çıkışlar olacaktır. Fakat bir avuç medeni haklar aktivisti, ırkçı ayrımcılık yasalarını yerle bir eden bir hareketin inşa edilmesinin önünü açtı. Az sayıda aktivist yoksullaştırılmış küçük bir ülkedeki ulusal özgürlük gücünü destekleyen kitlesel bir savaş karşıtı hareket inşa etti ve dünyanın en büyük süper gücünü yenilgiye uğrattı. Yaptırımları ve Irak halkına yönelik savaşı sona erdirecek bir hareket inşa edebiliriz.  

KİTLE İMHA SİLAHLARI

1989’ da Latin Amerika’da 100 milyon, Güney Asya’da 350 milyon, Doğu Asya’da 150 milyon, Afrika sahrasının güneyinde 400 milyon insan açlıkla savaşmıştır. 1988’de dünyada tüketime harcanan para 1975’tekinin iki katı olmuş, bunun %86’sını zengin, %14’ünü  yoksul ülkeler tüketmiş, dünyanın en zengin üç kişisinin varlığı 48 yoksul ülkenin ulusal gelirinden çok olmuştur.Dünyanın en zengin 15 adamının varlığı Kara Afrika’nın tüm gelirinin üzerinde. Dünyanın en zengin 225 insanının varlığının yalnızca %4’ü bütün dünyadaki insanların gereksinmelerini karşılayacak ölçekte. Dünyada bilimsel araştırmaların %90’ı Kuzey Amerika, Batı

Avrupa ve Japonya’da yapılıyor. Oran Latin Amerika’da %1.9, Afrika’da %O,5’tir. ABD ve Kanada 1994’te bilimsel araştırmalara 178 milyar dolar, Nijerya 20 milyon dolar harcamıştır. Teknolojiyle doğal dengelerin alt üst edildiği kültürlerin ve uygarlıkların amansızca çatıştığı, dünya nimetlerinin adil paylaşılmadığı acımasız ve acınası bir dünya. Kimi devletler böyle bir dünyada adalet ve özünden yalıtılmış bir hukukun ruhsuz diliyle ahlak ve aklın silahlı bekçiliğine özenmişlerdir.

Bugün ABD’nin en büyük kaygılarından biri, kitle imha silahlarının yayılmasıdır. Bu şu demek: ABD şu anda elinde nükleer, kimyasal ya da biyolojik silahlar bulunmayan ülkelerin bunları edinmemesi konusunda aşırı duyarlı. Bu yakın ilginin öyküsü uzun.

Birinci Dünya Savaşı’nda, bir kimyasal silah olan hardal gazı yaygın şekilde kullanılmıştı; bu gaz askerlerde büyük acı veren hasarlara yol açıyor; ama çatışmanın sonucunu çok da etkilemiyordu. Batılı güçlerin buradan çıkardığı sonuçlardan birisi, kimyasal savaşın karşılıklı olarak reddedilmesinin herkesin iyiliğine olacağıydı. Bunu hedefleyen bir uluslararası anlaşma imzalandı ve gerçekten de İkinci Dünya Savaşı’nda bu anlaşmaya büyük oranda uyuldu.

Ne var ki, İkinci Dünya Savaşı Mihver Devletleri ile Müttefik Devletler arasında, sonunda atom bombasının yaratılmasına yol açacak bir yarışa tanık oldu. Bildiğimiz gibi, bu yarışı ABD kazandı ve bombayı Almanya’ya değil, Japonya’ya karşı kullandı.  Savaş boyunca, kimyasal ve biyolojik silahlar üzerine de epeyce araştırma yapıldı. 1945’te ABD nükleer silah sahibi tek ülkeydi; kimyasal ve biyolojik silahlar üzerine de hayli bilgisi vardı. Nükleer silahlar üzerine bilgisini yakın müttefiği Büyük Britanya’yla paylaşmaya karar verdi; sonra da, tüm diğer ülkelerin nükleer silah sahibi olmasını engellemeyi acil öncelik olarak benimsedi.

ABD’nin başlıca askeri rakibi Sovyetler Birliği önce bir atom bombası, sonra da bir hidrojen bombası edinmekte hiç güçlük çekmedi. 1949’a gelindiğinde Soğuk Savaş’ın her iki tarafının da elinde nükleer silahlar vardı;

Analistler, “gerçek bir savaş riskine iki tarafın da girmeyeceği; çünkü diğer tarafın cevabının akla havsalaya sığmayacak denli korkunç olacağı” tezine dayanan bir ilkeden, karşılıklı caydırıcılıktan söz etmeye başladılar.

Bu analizin geçerli olup olmadığı bir yana, ABD artık tüm dikkatini dördüncü bir nükleer gücün ortaya çıkmamasını sağlamaya yöneltecekti. Ama, belli ki nükleer güç olmadan ciddiye alınmayacakları duygusuyla, önce Fransa, sonra da Çin nükleer silah edindi.

ABD, “beş nükleer güç” realitesiyle yaşamayı öğrendi ve dikkatini yayılma sürecini burada durdurmaya yoğunlaştırdı. Ama sonra, bu sefer de Hindistan nükleer bir reaksiyonun altından kalkabileceğini gösterdi. Başka pek çok ülke de gizliden gizliye nükleer silah edinme çabalarına girişti. İsrail ve Güney Afrika’nın, (her ne kadar iktidarı ANC’ye devretmeden hemen önceki son icraatlarından biri olarak apartheid* rejimi nükleer silahlanmaya karşı olduğunu ilan etmiş olsa da), nükleer kapasiteye sahip olduklarına inanmak için pek çok nedenimiz var. Başka pek çok ülkeninse, sözgelimi Brezilya ve Arjantin’in, Doğu Asya’da Kuzey Kore ve belki Japonya’nın, Müslüman dünyada Pakistan, Irak, İran, Libya, Cezayir’in, nükleer kapasiteye erişmek için gün saydıkları düşünülüyor. Kimyasal ve biyolojik silahlar İran-Irak savaşında muhtemelen kullanıldılar;

Peki şu andaki durum ne? Kitle imha silahları, 1945’ten bu yana tüm dünyada büyük bir hızla yayılıyor. ABD ve diğer Batı güçleri de bu alanda kendi silah stoklarına yatırım yapmaya ve onları geliştirmeye elbette hiç ara vermedi. Diğer yandan, bu alandaki büyümenin (hem coğrafi açıdan hem de silahların hasar gücü açısından) önümüzdeki 25 yıl içinde önemli ölçüde hız keseceğine inanmak için, kesinlikle hiçbir nedenimiz yok.

 Uluslararası topl4m, küresel silahsızlanmaya gereksinim olduğunu uzun süredir kabul ediyor. 1970 yılında yürürlüğe sokulan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) hükümleri çerçevesinde, ABD ve nükleer silahlara sahip oldukları bilinen diğer dört devlet, nükleer silahsızlanma konusunda bağlayıcı taahhütlerde bulunmuşlardı. Buna karşılık nükleer silah sahibi olmayan ülkeler de nükleer silah yeteneğine kavuşmaya çalışmayacaklarını kabul etmişlerdi.

ABD ve anlaşmada imzası bulunan diğer devletler, belirlenmiş bulunan on üç silahsızlanma taahhüdünden ilki olan Kapsamlı Test Yasaklama Anlaşmasını (CTBT) yürürlüğe sokmak suretiyle nükleer silah denemelerini sona erdirme konusunda anlaşmaya varmışlardır. 2002'de ABD hükümeti 2000'de yapılmış olan taahhütleri, özellikle de nükleer denemelerin yapılması yönündeki küresel yasaklamayı kabul etmediğini ilan ederek NPT'nin geleceğini tehlikeye sokmuş oldu.

1975'te bir başka kitle imha silahının ortadan kaldırılmasını hedefleyen bir anlaşma olan Biyolojik Silahlar Anlaşması (BWC) yürürlüğe sokuldu. Haziran 2001'de ABD hükümeti tarafından baltalandı. Bush yönetimi son dakikada uluslararası denetimler yapılmasını reddetti. İleri sürülen nedenler ABD'nin ulusal güvenliği ve Amerikan şirketlerinin sanayi sırlarının korunmasıydı. Bu karar uluslararası toplumda infiale yol açtı ve Irak konusunda yapılmış olan istekler ışığında ikiyüzlülük olduğu apaçık. Aralık 2001'de Yıldız Savaşları füze savunma programı üzerinde çalışmak üzere anlaşmadan çekildiğini ilan eden Bush yönetimi, Anti- Balistik Füze Anlaşması (ABM) konusunda da yan çizdi.

Eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki nükleer silahlar ve malzemelerin koruma altında tutulması ve yok edilmesi için Birleşik Devletler tarafından sağlanan fonlar nükleer silahların yayılmasını önleme konusunda hayati bir öneme sahip bulunmaktadır. Ancak 2001'de göreve gelen Bush Yönetiminin ilk adımlarından biri bu programların fonlarını yüzde 21 oranında kesmek, diğer taraftan ise nükleer silah fonlarını yüzde 5 oranında arttırmak olmuştur.

açıkça görülüyor ki, ABD hem NPT'yi, hem de diğer uluslararası nükleer silahların yayılmasını önleme ve silahsızlanma anlaşmalarını fiilen ihlal etmektedir. Bunun da ötesinde, bütün bunlar Bush Yönetimi'nin küresel güvenlik için yakın bir tehdit oluşturduğunu açıkça gösteriyor.


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com