TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS


BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ

GEÇEN YILIN SAVAŞLARI 17 SAVAŞ VE MİLYONLARCA ÖLÜ
EDİP EMİL ÖYMEN


BARIŞ ÜSTÜNE HAPİSHANE NOTLARI...
HALUK GERGER


BENLİKTA SAVAŞ VE BARIŞ
ORHAN BURSAL


VON CLAUSEWİTZ’İN BİLİMSEL SAVAŞI
 
MEHMET ALİ KILIÇBAY


GENEL BİLGİ

20.yy. Kürt Siyasal Yaşamına Nakşibendi Müdahalesi; KDP
Erdal ERGİN

İrlanda'da Savaş ve Barış


  F.W. De Klerk ve Güney Afrika’da Çözümün Yolu


Nepal'de Halk İktidara Yürüyor


SRİ LANKA’DA TAMİLLE BARIŞA GİDEN YOL


    ETA ve ATEŞKES


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor


  ZAPATİSTALAR

  BIYOLOJIK SILAHLAR

 BIRINCI DÜNYA SAVASI (1914-1918)

 HAYDUT DEVLETLER VE DOGUSU

  Insanlik Tarihinde Savas

  NEHIR YATAKLARININ DEGISTIRILMESI VE SU SAVASLARI

NÜKLEER SILAHLARIN ETKILERI
 

NÜKLEER, KIMYASAL, BIYOLOJIK SILAHLAR VE EKOLOJIYE ETKISI

Politikanin Bir Uzantisi Olarak Savas

 PTSD

PTSD’ nin Türk Tarafindaki Kurbanlari

SAVAŞ KARSITI HAREKETLER

SAVAŞ VE İNSAN

Savaşın ve İnsanlığın Doğası

Savaşın Dile Getirilemeyen Gerçeği

 

 

 

 


 

 

 

 
 
 
 


 
 İrlanda'da Savaş ve Barış

 
 

.

İrlanda özgürlük mücadelesini, tarihsel gerçeklerden soyutlayarak anlamak olanaklı değildir. Süregelen mücadelenin gerçeğini, nedenlerini anlamak ya da haklılığı haksızlığı konusunda hükme varabilmek için, İrlanda tarihi hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Yoksa, IRA ve benzeri mücadeleleri, "terörizm" diye yansıtan manipülasyonların tutsağı olunur.
12. yüzyılın sonlarından beri İrlanda, İngiltere'ye karşı özgürlük mücadelesi veriyor. İsyan ve direniş yurdu İrlanda, İngiltere'nin kışkırttığı din ve mezhep bölünmelerine veya sömürgeci vahşete boyun eğmeksizin hep mücadele etti. Kelt soyundan gelen İrlandalıların ülkesi ilk kez 8. yüzyılda Vikingler tarafından işgal edilse de 1014 yılında adanın egemenliği tekrar İrlandalıların eline geçti. İngilizlerin atası olan Normanların adayı işgali ise 1170 yılında gerçekleşti. İki Kelt kralının iktidar mücadelesine girmesiyle krallardan biri Normanlardan yardım istedi; böylece adanın yüzyıllar boyunca sürecek olan işgali bir işbirlikçinin iktidar hırsıyla başlamış oldu. Daha sonra ise Papa V. Adrian'ın (kendisi de İngiliz'dir) adayı bir fetva ile İngiliz Kralı II. Henry'ye vermesiyle de İngiltere ilk sömürgesini kazandı.
İngiliz Kralı 1536'da VIII. Henrik, Protestanlığı Katolik İrlanda'da baskı yoluyla yaymaya çalışması işe yaramadı ve 1601'de dokuz eyaletten altısı birleşerek, Ulster'de İngiliz egemenliğine karşı büyük bir ayaklanma gerçekleştirdi. Bu ilk kıvılcımdı.
İngiltere, 17. yüzyılın başlarında adanın kuzey doğusundaki Ulster bölgesine 150 bin civarında İskoç getirdi. Bu dönemde Katoliklerden zorla alınan toprakların göçmenlere verilmesi, yüzyıllardır süren çekişmelerin ve İrlanda sorununun özünü oluşturur.1 17. yüzyıl boyunca süren çatışmalarda, 1641-1652

arasında İrlanda nüfusunun yaklaşık yarısı öldü veya köle olarak satıldı. (P.B. Ellis, Her or Connaught: The Cromwellian Colonisation of Ireland, 1652-1660, Belfast-1988, s.25) 1649'da Oliver Cromwell'in, Protestan birlikleriyle İrlanda'yı işgal edip, ele geçirdiği toprakları taraftarlarına dağıtmasının ardından, Katolik Kral II. James, bu uygulamalara karşı çıktığı için ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Daha sonra Hollandalı bir prens olan (Kral II. James' in kızı Mary ile evlenen) William of Orange, 1690'da kendini destekleyen Protestan güçleriyle tüm İrlanda'yı kontrolüne aldı. 2
Bu yenilgiden sonra katolikler üzerindeki baskı artarak devam etti. Çoğunluk olan katolikler İngiliz emperyalizminin maşası olan göçmen protestanlar tarafından asimile edilmeye ve sindirilmeye çalışıldı. 1705 yılına kadar süren dönemde ünlü ceza kanunları (Penal Codes) çıkarıldı. Bu kanunlarla katoliklerin orduya, devlet dairelerine ve hukuki işlere girmeleri, beş poundan değerli at sahibi olmaları ve silah taşımaları yasaklandı. Kelt dili ve kültürü tamamen yasaklandı. Bu yasakların en acısı da Kelt diline konan yasaktır; çünkü bu yasakla koskaca bir ulusa anadili unutturuldu. Bugün dahi yapılan bütün akademik çalşmalara, harcanan onca paraya rağmen İrlanda'da Kelt dilini konuşanların sayısı İrlanda nüfusunun yüzde beşini geçmiyor.
23 Mayıs 1798'de Fransız ve Amerikan devrimlerinden etkilenen cumhuriyetçilerin ayaklanması da hüsranla bitti. Müttefikleri saydıkları Fransa'nın İngiliz Amiral Nelson tarafından yenilmesiyle, Fransa'dan bekledikleri yardımı alamayan cumhuriyetçiler yenildiler. Bu isyanın en önemli özelliği ise Katolik ve Protestan cumhuriyetçilerin bir arada ayaklanmasıdır. Ayaklanmanın efsanevi lideri Wolfe Tone protestan kökenlidir.
18. yüzyılda ise İngiltere, İrlanda'daki işgalci egemenliğini pekiştirdi. 1846-1851 arasında İrlanda'da "büyük kıtlık dönemi" olarak adlandırılan felaketin yaşanmasıyla nüfus 8.5 milyondan 6.5 milyona düştü.3 İrlanda 1801'de çıkarılan 'Birlik Yasası'yla İngiltere'nin bir parçası ilan edildi. 1886-1914 döneminde İrlanda'nın, İngiltere'den ayrılma istemi ise sömürgecilerce reddedildi. Daha sonra da silaha sarılan İrlanda'da ayaklanmaların ardı arkası kesilmedi. Wolfe Tone ile başlayan süreç, Daniel O'Connor, Charles Stewart Parnel gibi önderlerle 1916 Paskalya Ayaklanmasına kadar kesintisiz devam etti.
önceleri yasal yolları zorlayan özgürlük mücadelesi, süreç içinde illegal örgütlenmeye de yöneldi. IRA'nın (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) öncelini oluşturan IRB (İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşlik örgütü) yaratıldı. 1916 Paskalya Bayramında IRB, Bağımsız İrlanda talebiyle ayaklandı. Dublin'de "Bağımsızlığın sosyalizm olmadan aldatıcı olduğunu ve gerçek toplumsal kurtuluşu getirmeyeceği"ni savunan işçi lideri James O'Connoly'in4 (1868-1916) başlattığı ayaklanma, sömürgeci vahşet tarafından bastırıldı. Ayaklanmanın 15 önderi, 3-12 Mayıs 1916 tarihleri arasında idam edildi.5 Michael Collins ve geçici yönetim lideri Eamon De Valera kurtuldu. 1918'de hapisten çıkan Collins, 1916 yenilgisinden sonra IRA'yı örgütleyen efsanevi ismi oldu.
1918'de Sinn Fein, İngiliz parlamentosunda İrlanda'ya ayrılmış bütün koltukları kazandı. Parlamenterler Londra'ya gitmeyerek, Dublin'de İrlanda Parlamentosu'nu kurup bağımsızlık ilan ettiler. İngilizler, parlamentoyu yasadışı ilan ederek, 1919'dan 1921'e kadar süren savaşı başlattılar. Sonunda taraflar, İrlanda'nın Kuzey İrlanda ve Serbest İrlanda olarak ikiye bölünmesinde anlaştılar. Böylelikle 1921'de ada ikiye bölündü; kuzey İngiltere'ye bağlı kalırken güney yarı bağımsızlık elde etti. Ancak bu da "çözüm" olmadı ve adada iç savaş çıktı. Parlamentonun ve halkın çoğunluğunun anlaşmayı onaylamasının ardından Valera'nın liderliğindeki bir grup Collins'e ve anlaşmaya karşı ayaklandı. İç savaş Collins'in öldürülmesiyle sona erdi ve Valera grubu anlaşmayı kabul etti. İşgal altındaki topraklarda İrlandalılar'ın mücadelesi devam etti ve 1949 yılında güney tam bağımsızlık elde etti. Adanın tamamının bağımsızlığını isteyen IRA ise mücadelesine devam etti. Ancak -bir dönem IRA'nın lider kadrosunda bulunan- Valera'nın güneyde tekrar iktidara gelmesiyle IRA dağıtıldı ve kalan kadrolar 1962'de silah bıraktı. IRA bu dönemde tek tük silahlı eylemler yapsa da ağırlığını politik alanlara kaydırdı.
1921 Anglo-İrlanda anlaşmasına göre Kuzey ve güney sınırı çizilirken emperyalistlerin amacı protestanların yaşadığı bölgelerde katolikleri azınlık durumuna düşürmekti. Bunu da büyük ölçü de başardılar. İngiltere'ye bağlı olan kendi yerel meclisi olduğu için görece bir özerkliği olan Kuzey İrlanda'da protestanlar ayrımcı kanunları ve politikalarıyla katolikleri ezmeye ve sindirmeye çalıştılar. Bu durum 1960'lardaki "Sivil Haklar Hareketi"nin ortaya çıkmasına değin devam etti.
1960'larda üniversite öğrencileri Belfast'ta örgütlenerek, halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi için mücadeleyi başlattılar. Kuzey İrlanda'da kanunlar o kadar antidemokratik ve ayrımcıydı ki zamanın Güney Afrika adalet bakanı "(Kuzey İrlanda) kanunlarının bir maddesini bile bizim kanunun hepsi ile değiştirmeye razıyım." diyordu.6 Katolik üniversite öğrencilerinin eylemleri üzerine Protestanlar, Belfast ve Derry'de saldırılar düzenlediler. Protestanların saldırıları karşısında IRA yeniden sahneye çıktı; ama etkisi çok azdı. Bunun üzerine 1970 yılında IRA'nın kuzeyli üyeleri IRA'dan ayrılarak "provisional IRA" (geçici IRA)yı kurdular. Bu dönemden sonra dünyanın IRA diye tanıdığı örgüt işte bu

geçici IRA oldu. Gelişmeleri ayaklanma olarak niteleyen İngiltere, Kuzey İrlanda'ya asker yolladı. İç savaş, bu müdahaleyle başladı ve IRA'nın tek yanlı ateşkesi ilan ettiği 1994 ortalarına kadar sürdü.7
IRA, 1968'den sonra hızla gelişti. İrlanda halkının yüzyıllardan süzülüp gelen ihtilalci geleneğinin uzantısı IRA, "devrimci şiddet politikası"nı temel alan bir örgütlenme oldu. örgütün karakterini, ulusal devrimci-demokrat çizgisi belirliyor. 'The Sunday Times'a göre, IRA'nın vurucu gücü 'Ordu Konseyi'nin (Army Council) 7 üyesi var; kararlar bu organda alınıyor. 1991'den beri IRA'nın "Genel Kurmay Başkanı" olarak anılan McKenna'dan "sert ve kararlı biri" olarak bahsediliyor. "IRA tarihindeki en yetenekli askeri taktik uzmanı" diye tanımlanan -IRA'nın iki numaralı adamı- Brian Keenan'ın ise 1972'de Libya'ya giderek, Kaddafi ile ilişkileri başlatan kişi olduğu iddia ediliyor. 8
Güçlü bir illegal örgütlenmeye sahip IRA'nın, İrlanda'daki kökleri her zaman çok derin oldu. örneğin 1981'de "hükümlü" IRA militanı Bobby Sands, açlık grevi yaparken genel seçimlerde milletvekili seçildi9; ancak, hapiste açlık grevindeyken öldü. 1992'de iki dönem milletvekilliği yapan Adams ise, 1983'te milletvekili seçildiği halde mazbatasını almayacak kadar sert ve kararlı bir mücadelenin legal temsilcisiydi. IRA ile "gönülbağı" var; bunu da saklamıyor. Ancak, "IRA eşittir SINN FEIN" diyebilmek de mümkün değil...

                        IRA Barış İstiyor
Kuzey İrlanda'dan İngiltere'nin çekilmesini ve barış masasına oturmasını sağlanması için IRA, bir yandan Kuzey İrlanda'daki polislere ve askeri birliklere saldırırken, öte yandan da barış mücadelesine her zaman devam etti.
Aralık 1975'te IRA ateşkes ilan etti ve barış görüşmelerine başlanmasını istedi. İngiltere ise barışın kazanılması için değil de IRA'nın oyalanması için çaba sarf etti. İngiltere'nin amacı, zaman kazanıp IRA'yı zayıflatabilmekti. Bunu başardı da... İngiltere kendisi için savaşı değil, barışı tehlike olarak görüyordu. Çünkü hem Kuzey İrlanda gibi soğuk savaşın önemli bir askeri üssünü kaybetmek istemiyordu; hem de burnunun dibinde Küba benzeri sosyalist bir ülkeye tahammül edemezdi. Daha da önemlisi İrlandalılara verilecek tavizlerin İngiliz devrimcilerini yüreklendirmesinden korkuyordu. Sömürgeciler 1976 Martı'na kadar süren bu kısa ateşkes döneminde adayı istihbaratçılar ve İngiliz kontrgerilla gücü SAS (Special Air Force) birlikleriyle doldurdu. İngiltere'nin bu iki yüzlü politikasının sonucu savaş yüzünden binlerce insanın ölümü oldu.

 
                     İngiltere'nin Açmazı
     IRA, 'Askeri Konsey'ine bağlı Kuzey ve Güney komutanlıklarının oluşturduğu çok parçalı illegal yapısıyla, sömürgecilere saçını başını yoldurturken İngiltere, IRA karşısında "Ya çözeriz, ya çözeriz" çözümsüzlüğünde yıllarca debelendi. Kirli savaşın büyüttüğü toplumsal huzursuzluk ve endişe yanında, İrlanda barışının olmaması, İngiltere'ye ekonomik olarak çok pahalıya patladı. IRA'nın eylemleri, 600 milyon sterlin tutarındaki potansiyel yabancı sermayenin Kuzey İrlanda'dan kaçmasına yol açıyor. 1994 öncesinde İngiltere'nin, Kuzey İrlanda "güvenlik harcamaları"na ayırdığı rakam, 800 milyon sterlin civarındaydı. Ayrıca Kuzey İrlanda'ya yılda ortalama 12 milyar dolar kaynak akıtan İngiltere'nin, bölgeden topladığı vergiler, yılda 7.5 milyar dolarda kalıyor. Ayrıca İngiltere, bölgedeki burjuvazinin 1798'deki gibi aleyhine dönmemesi için milyonlarca sterlini teşvik veya ucuz kredi olarak bölge kapitalistlerine sundu. Ada işçilerinin katolik ve protestan olarak bölünmesi ise kapitalistlerin ciddi bir sınıfsal direnişle karşılaşmasını engelledi. Böylece binlerce insanın kanının aktığı savaş, kapitalistler için daima bir kr cenneti oldu.
Ekonomik durgunluk içindeki debelenen İngiltere'nin kirli savaş giderleri ise her zaman olduğu gibi İngiliz emekçilerinin sırtına yıkıldı. 'Independent'in haberine göre, 1992'den beri 8 milyon 700 bin kişi en az bir kere işsiz kaldı. İrlanda'daki kirli savaş harcamaları, 1994-1995 kesitinde 542 milyon sterlini buldu (yaklaşık 810 milyon dolar)... Bugün yoksulluk sınırının 460 sterlinin olduğu İngiltere'de, her dört kişiden biri yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Yani İngiltere'de, 1990-1994 kesitinde en yoksul yüzde 10'luk nüfusun gelirleri yüzde 17 oranında azalırken, en zengin yüzde 10'luk nüfusun ortalama geliri yüzde 62 oranında arttı...
Savaşı her ne pahasına olursa olsun sürdürmeye kararlı olan İngiltere paramiliter protestan gruplarla da işbirliği yapmaktan çekinmedi. Bu grupların içine soktuğu ajanlarla IRA üyesi ya da sempatizanı olduğundan şüphelenen kişileri protestan grupların öldürmesini sağladı.10 SAS komandolarının yaptığı yargısız infazlar ise adada günlük olağan infazlar haline geldi. 1973 yılında kurulan "Diplock Mahkemeleri" devlet terörünün en belirgin özelliği oldu. Hakim ve jüriden oluşan İngiliz adalet sisteminin aksine sadece tek hakimden oluşan bu mahkemeler hukuksuzluğun her yönünü gösterdiler. Sanıkların işkence altında verdikleri ifadelerine dayanarak yüzlerce insanı onlarca yıl kalacakları zindanlara gönderdiler.
İngiltere'nin bölgede açtığı özel sorgulama merkezleri, söz konusu merkezlerde yapılan işkenceler nedeniyle tüm dünyada biliniyor. örneğin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi 1995 yılında Belfast'ta bulunan Castleragh sorgulama merkezinin kapanmasını istedi. Ayrıca İngiltere Kuzey İrlanda'da yaptığı işkence ve kötü muamelerle, Uluslararası Af örgütü'nün raporlarında yıllardır işkence yapan ülkeler arasında yer alıyor.

                          Kuzey İrlanda'da Savaş
Kuzey İrlanda'da katolik toplum üzerindeki baskının ve şiddetin artarak devam etmesi üzerine 1968 yılında "Sivil Haklar" hareketleri başladı. Tamamen demokratik yürüyüşler ve protestolardan oluşan bu hareketlere emperyalistlerin cevabı sıkıyönetim ilan etmek oldu. Sıkıyönetimle birlikte hareket kana bulandı. 1972 yılının Ocak ayında Derry kentindeki göstericiler üzerine askerlerin ateş açması sonucu 13 kişi öldü ve bu gün tarihe "Kanlı Pazar" diye geçti. Bu ve benzer şiddet olayları üzerine harekete geçen IRA kısa sürede geniş bir halk desteğine sahip oldu. Devlet baskısına, protestan paramiliter grubların saldırıları da eklenince IRA halk tarafından bir kurtarıcı olarak görülmeye başlandı. IRA ile mücadele edemeyen İngiliz emperyalistleri ise ünlü "Diplock Mahkemeleri"ni kurarak neredeyse sorgusuz sualsiz yüzlerce insanı işkenceden geçirip zindanlara tıktı.11 IRA'nın tüm bu uygulamalara karşı silahlı mücadeleyi hızlandırması üzerine Kuzey İrlanda Parlamentosu kapatıldı ve Kuzey İrlanda doğrudan İngiltere'ye bağlandı. Aslında söz konusu parlamentonun katolik toplumu ezmekten başka bir görevi yoktu. Çoğunluğu protestanlardan oluşan bir parlamentoyla amaçlarına ulaşamayan emperyalistler, bu yasa ile sıkıyönetimi daha da sıklaştırarak amaçlarına ulaşabileceklerini sandılar.
Bütün bunların çözüm olmadığı görülünce de 1974'de IRA ile gizli görüşmelere başlandı ve IRA'nın ateşkes ilan etmesi sağlandı. Emperyalistlerin amacı adil bir barış değil zaman kazanıp IRA'yı zayıflatmak ve IRA'nın içine sızmaktı. Bunu da itirafçı ve ajanlarla büyük ölçüde başardılar. 1975'te bozulan ateşkesle IRA bütün güç kaybına rağmen mücadelesini sürdürdü.
IRA direnişini hapishanelerde de sürdürdü. 1976 Eylülü'nde başlayan "Battaniye Protestosu"nda 300 tutsak tek tip elbise giymeyi redderek, üzerlerine aldıkları battaniye haricinde çırıl çıplak yaşamaya başladılar. Bu dönemde ünlü Maze Hapisanesi'ni ziyaret eden Kardinal O Fiaich bile hapisane koşullarının kötülüğünden şikayetçi oldu ve yetkilileri protesto etti.
IRA bir taraftan Kraliçe II. Elizabeth'in amcası Lord Mountbatten'in öldürülmesi gibi eylemler yaparken bir taraftan da hapisane direnişlerini artırdı. 27 Ekim 1980'de ilk açlık grevi başladı.1 Mart 1981'de Bobby Sands'ın yeniden başlattığı açlık greviyle de direniş kitlelere maloldu ve 9 Nisan'da Bobby Sands hapisanede açlık grevini sürdürdüğü sırada Fermanough- South Tyrone bölgesinden milletvekili seçildi. Ancak Sands açlık grevinin 66. gününde hayatını kaybetti. Böylece -her ne kadar Thatcher'ın uzlaşmaz tutumu yüzünden grev ölümlerle sonuçlansa da- hapisanelerde başlayan direniş tüm İrlanda'yı ve İngiltere'yi sardı. Sands'ın cenaze törenine 100.000 kişi katıldı. Sands'tan sonra 9 kişinin daha açlık grevinde ölmesi bile İngiliz Başbakanı Thatcher'ın harekete geçmesini sağlayamadı.
1982 Ekimi'nde Kuzey İrlanda'da yeni bir yerel parlamento kurulmak istendi. Ancak amaçlanan her zaman olduğu gibi baskıya meclis yoluyla meşruiyet kazandırmaktı. Bunu kabul etmeyen katolik toplumun temsilcileri bu meclisi boykot ederek işlevsizleştirdiler. En sonunda, 1986 yılında da meclis kapanmak zorunda kaldı.
1980'lerle birlikte İngiliz hükümeti işkence, yargısız infaz ve ayrımcılık gibi baskılarına bir yenisini ekledi. Sinn Fein üyelerinin televizyonda veya radyoda konuşmalarını ve programlara katılmalarını yasakladı. Thatcher bu yeni uygulamayı "...teröristlerin nefes alma yolunun kesilmesi.." olarak açıklıyordu. Bu yeni yasa yüzünden BBC tarihi boyunca ilk kez polis baskınına uğradı ve program kasetlerine el konuldu.
IRA ise bu dönemde eylemlerine devam etti. 1984 yılında Londra'da başbakanlık konutuna havan topuyla saldırdı. Atılan mermilerin konutun bahçesine düşmesiyle bakanlar kurulu ölümden kıl payı kurtuldu. IRA'nın artan eylemleri ve sivil kesimin genel huzursuzluğu İngiliz hükümetini çaresizliğe itti. Hükümet bir taraftan SAS komandoları ve paramiliter protestan grupları yoluyla katliamlara devam ederken bir taraftan da kamuoyunu yumuşatmak için (Serbest) İrlanda Cumhuriyeti ile Anglo-İrlanda anlaşmasını imzaladı. 1985 yılında imzalanan anlaşmaya göre İngiltere İrlanda Cumhuriyeti'nin Kuzey İrlanda ile ilgili konularda söz sahibi olmasını kabul etti. Açlık grevleri ve hapisane direnişleri sırasındaki uzlaşmaz tutumu nedeniyle "Demir Lady" lakabını alan Thatcher bu anlaşmayla geri adım atmış ve sorunun kan ve şiddetle çözümlenemeyeceğini kabul etmiş oldu.
1980'lerin ortalarında Akdeniz'de gelişen kimi olaylar İrlanda Savaşını da etkiledi. 1986 yılında Libya'yı bombalayan ABD, saldırı sırasında İngiliz üslerini de kullanmıştı. Libya ise İngilizlerden intikam almak için IRA'ya silah yardımında bulundu. Yaklaşık 150 ton ağırlığındaki silah ve mühimmat IRA'nın eline geçti. özellikle de bomba dedektörlerince tesbit edilemeyen "semtex" adlı patlayıcı IRA'nın etkili bombalama eylemlerinde bulunmasını sağladı. Bu silah sevkiyatının ortaya çıkmasıyla IRA'nın daha uzun yıllar bu savaşı sürdürecek askeri malzemeye sahip olduğu ortaya çıktı.
IRA 1980'ler de eski bir taktiğine geri döndü. Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde bulunan İngiliz askeri üsleri IRA saldırılarına maruz kaldı. Bu saldırıların sebebi, İngiliz ordusunun Kuzey İrlanda'da yerleşik bir birliği olmayıp dünyanın çeşitli bölgelerindeki birlikleri dört aylık süreler için adya göndermesiydi. IRA Avrupa'da düzenlediği saldırıları 14 Şubat 1980 tarihli Cumhuriyetçi Haber'de şöyle açıklıyordu: "...Kuzey İrlanda'daki turlarını bitirip pis işlerini arkada bırakarak dinlenebileceklerini sanıyorlar. Bir daha ki tura kadar İrlanda'yı unutacaklarını sanıyorlar. Bizim amacımız İrlanda'yı devamlı onlara hatırlatmak ve geri dönmemeleri için bir şey yapmaya zorlamaktır... Bunun yanı sıra yurtdışı saldırılar prestij getirir ve savaşa uluslararası boyut kazandırır. İngiliz hükümeti kuzeydeki savaşın üstünü örtmede başarılıdır. Biz İrlanda'yı dünyanın her tarafında haber başlığı yapmış bulunuyoruz." 12
Savaşı IRA'nın dışında İngilizler de "...dünyanın her tarafında haber başlığı..." yaptılar. 6 Mart 1988'de bir İngiliz kolonisi olan Gibraltar'da (Cebelitarık) bir bando takımını havaya uçurmayı planlayan IRA üyeleri SAS birlikleri tarafından kuşatıldılar ve bunun üzerine de teslim olmak istediler. Ancak silahlarını bırakmış ve ellerini havaya kaldırmış olan IRAlıların üzerine -sokağın ortasında, insanların gözü önünde- ateş açıldı ve IRA'nın tecrübeli üç üyesi öldürüldü. Olay, kameraların gözü önünde olmuştu ve tüm dünya İngiliz adaletine(!) bir kez daha tanık oldu.
 
 1- Katolik ve Protestanlar arasındaki ayrışma, sadece dinsel inançlar temelinde olmadı. Sınıfsal ayrışma temelinde yaşandı, biçimlendi. Protestanlar, tarihsel evrim içerisinde yüksek, orta sınıfları; Katolikler de Ulster'ın alt sınıf ve tabaklarını oluşturdular. 1800'lerle İngiltere gelişen endüstrileşme dalgası, sınıfsal ayrışmayı daha da derinleştirdi. 1829'de Katoliklere parlamentoya girme hakkı tanındı. Ancak bu hak 1960'lara kadar mülkiyet esasına göre belirlendi. örneğin hiçbir mülkü olmayan bir işçinin oy hakkı olmazken, toprak sahibi ya da tüccar bir kapitalist tek bir seçimde beş altı kez oy kullanabiliyordu.
2-1650 yılına kadar 100 000 İrlandalı köle olarak Batı Hint Adaları'nda kurulmakta olan şeker plantasyonlarına satılır. 750 000 kişi ise ya kılıçtan geçirilir ya da adanın verimsiz bölgelerine sürülerek açlıktan ölmeleri sağlanır.  
Ayrıca, William Of Orange'ın İrlanda tarihinde belirleyici bir rolü vardır. Orange'ın II: James ile savaştığı dönemde bir protestan kenti olan Derry (Londonderry) kuşatılır. Kuşatma sırasında şehrin kapılarını kapatan ve katoliklere karşı direnişe geçen Derry kentinin çırakları, protestanların "Orange Locası"nın da kurucuları olurlar. Yüzyıllar boyu katolik düşmanlığını körükleyen Loca'nın kuruluşu o günlere dayanır. Protestanların her yıl düzenledikleri provakatif "Orange Yürüyüşleri" de o savaşın anısına yapılır. Bu yürüyüşlerde protestanların amacı tarihte katolikleri yendiklerinin ve katoliklerden üstün olduklarının altını çizmektir.
3- Ada halkının en önemli besin kaynağı olan patatesin bir salgın sonucu yetişmemesi nedeniyle halk açlıktan ölmeye başladı. İngilizler ise kıtlığı önlemek için hiçbir şey yapmadı. Onlara göre herşey piyasayı düzenleyen "gizli el" tarafından nasıl olsa düzeltilirdi; patates fiyatlarını düşürmek ya da halka gıda yardımında bulunmak "serbest piyasa" ilkelerine uygun değildi. İngilizlerin hatalarını anlaması ise "gizli el"in milyonlarca insanın ölümüyle piyasayı düzenlemesinden(!) sonra gerçekleşti.
4- "O da bir ana" filminin yönetmeni Terry George, "OConnly, terörizm yanlısı biri değildi. İrlanda'da İngiltere İmparatorluğu'na karşı, elinin altındaki tek orduyla çarpıştı: Doğru dürüst silahı olmayan köylüler ve işçi sınıfından gençlerin oluşturduğu İrlanda Gönüllüleriyle birlikte... (...) O bir asker ve devlet adamıydı, uzun vadede de barışçıl bir kişiydi..." der.
5- 'Paskalya Ayaklanması', İrlanda başkaldırı tarihinde bir dönüm noktasıydı... James O'Connoly, 1916 Dublin'inde İrlanda Ulusal Kurtuluşu'nun gönüllü müfrezeleriyle ayaklanmayı başlatan devrim önderi ve Dublin'in büyük postanesinde Bağımsız İrlanda Cumhuriyeti'nin kurulduğunu açıklayan devrimci ordunun Başkomutanıydı... O'Connoly ayaklanmayı başlattığında, şansları olmadığını biliyordu. James O'Connoly, uğruna döğüştükleri amacı şöyle tarif ediyordu: "İrlanda, İrlandalıların olacak diyoruz. Ama kimler bu İrlandalılar? Soyguncu malsahibi, teneke mahallesinin tapusunu elinde tutan malsahibi değil; ter içinde, k‚r öğüten kapitalist değil, briyantinli, yağlı avukat değil, fahişeleşmiş gazeteci değil -bunlar düşmanın kiralık yalancılarıdır-. Gelecek bu İrlandalılara bağlı değildir. Bunlara değil, özgür bir ulusun üzerinde yükseleceği tek emin temel olan İrlanda işçi sınıfına bağlıdır..." (Bobby Sands, Hücremde Bir Gün, s.90, Sosyalist Yayınlar, Ağustos-1996) Yoldaşı William O'Brien'in "Başarma şansımız yok mu?", sorusuna "Kesinlikle yok, katledilmeye gidiyoruz", yanıtını vermişti... Bağımsızlık açıklamasından birkaç saat sonra İngiliz sömürgecileri şehri kuşatıp, çatışmayı başlattı. James O'Connoly ve yoldaşları, geleceği kazanmak için dövüştüler. Çünkü dövüşmeden yenilmek geleceği yitirmeyle özdeşti...
 6- Barış süreci, 15 Aralık 1994'de Sinn Fein Başkanı Adams ile İngiltere adına Major ve İrlanda adına Albert Raynold tarafından imzalandı. Ayrıca Mitchell Raporu ise Aralık 1994'de eski ABD senatörlerinden George Mitchel başkanlığında kaleme alındı, 28 Ocak 1995'te de açıklandı. İngiltere'nin rapora yanıtı, "IRA'nın tüm silahları teslim etmesi" ve "seçimleri kontrol edecek ortak bir komisyonun oluşması" oldu.
7- 1979'da Belfast'ta Martin McGuinness ile randevusunda yakalanan Keenan, bombalama ve saldırı eylemi nedeniyle aranıyordu. 18 yıl hapse mahk°m edilen Keenan'ı, IRA helikopterle cezaevinden kaçırmak istedi; ama eylem başarılı olmadı. Keenan, Brixton cezaevinde 15 yıl hapis yattı ve tahliye oldu.
8- En son Temmuz-1996'daki ölüm orucunda yitirdiğimiz 13 candan biriydi O... 13 canın can yoldaşıydı... Adı: Bobby Sands'dı... IRA üyesiydi... 22 yaşında İngiliz sömürgecilerine tutsak düşmüştü... 4.5 yıl Belfast yakınlarındaki Long Kesh İngiliz Toplama Kampı'nın H-Blokları'nda "yaşamış"tı... 1 Mart 1981'de ölüm orucu eylemini başlatmıştı... Açlık grevindeyken 30 bini aşkın oy alarak parlamento üyeliğine seçilmişti... Açlık grevi direnişinin 66. gününde, 5 Mayıs 1981'de, hayatını kaybettiğinde 27 yaşındaydı... Onu izleyen dört ay içinde dokuz yoldaşı, Francis Hughes 12 Mayıs 1981'de, Raymond McCreesh ve Patsy O'Hara 21 Mayıs 1981'de, Joe McDonnel 8 Temmuz 1981'de, Martin Hurson 13 Temmuz 1981'de, Kevin Lynch 1 Ağustos 1981'de, Kieran Doherty TD 3 Ağustos 1981'de, Thomas McElwee 3 Ağustos 1981'de, Michael Devine 20 Ağustos 1981'de aynı direnişte öldüler... IRA üyesiydi hepsi, tek tip elbise giymeyi, boyun eğmeyi, teslim alınmayı reddediyorlardı... Bobby Sands, "anüsü"ne sakladığı ve öldükten sonra ortaya çıkan notlarında, "Zafere yaklaştıran bir gün daha diye düşündüm. Çok aç olduğumu hissediyorum. Eskiye oranla iskelete dönmüştüm ama önemli değildi. Çözülmemekten başka hiç bir şey önemli değildi. Bir kez daha döndüm. Soğuk çok etkiliydi. Çözülmeyi reddeden tek bir Cumhuriyetçi Savaş Tutuklusu'nun dayanma gücünü kıracak hiç bir şeyleri yoktu. Tüm emperyalist cephaneliklerinde, diye düşündüm. Ve bu çok doğruydu. Direncimizi kırmayı başaramazlar ve asla başaramayacaklar. Soğuktan donarak yeniden döndüm. Kar, pencereden battaniyenin üstüne yağıyordu. 'Bizim de günümüz gelecek' dedim kendi kendime." Bizim de günümüz gelecek", diye haykırıyordu...
9-Örneğin Ulster Savunma örgütü'nün içine sokulan Nelson adındaki bir ajan 15 cinayete, 62 de cinayet teşebbüsüne katıldı. Nelson ülkemiz basınında "İrlanda'nın 'Yeşil'i" olarak yer aldı.
10-Bu mahkemeler yaklaşık 2000 kişiyi mahkum etti.

 

  1994 Ateşkesi ve Sonrası
Bölgede kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için öncelikle katolik toplumun temsilcilerinin uzlaşması gerekmekteydi. Bu amaç için SDLP (Social Democratic Labour Party) lideri John Hume ve IRA ordu konseyi 1985 yılında gizlice bir araya geldi; ancak olumlu bir sonuç çıkmadı. Daha sonra ise 1988 yılında Gerry Adams ile John Hume (katolik) Papaz Reid tarafından buluşturuldu ve bu toplantıda barışa giden yolda ilk adım oldu. Bu görüşme sonrasında Dublin de Sinn Fein ile gizlice bağlantıya geçti.
1990 yılında Thatcher'in koltuğunu kaybetmesi katolik toplumda iyimserliğe yol açtı ve IRA 15 yıldan sonra ilk kez Noel dolayısıyla üç günlük ateşkes ilan etti. İngiltere'nin yeni başbakanı Major'ın "IRA ile ya da Sinn Fein ile dialog midemi bulandırıyor" sözleri ise gerçeği yansıtmıyordu. Major'ın bu sözleri söylediği 1993 yılında İngiliz hükümeti IRA ile gizli görüşmelere çoktan başlamıştı. 15 Aralık 1993 Downing Street Deklerasyonu ile İngiltere başbakanı John Major'ın, Kuzey İrlanda'da kalıcı barışın bütün grupların katılımıyla sağlanacağını açıkladılar. 16 Eylül 1994'te hükümetin Sinn Fein ve Gerry Adams'a uyguladığı yayın yasağını(13) kaldırması barış umutlarını iyice artırdı.
Bütün bu çabaların sonucunda 1994 Ağustosu'nda IRA ateşkes ilan etti ve 9 Aralık'ta taraflar arasında ön görüşmeler başladı. Ancak bu ateşkes 17 ay sonra İngiltere'nin uzlaşmaz tutumu yüzünden bozuldu.

  
                       İngiltere'nin Elindeki Bomba
22 Şubat 1995'te John Major ile İrlanda Başbakanı John Burton'un, İrlanda'da barışın sağlanması ön belgesini imzalaması ve ateşkesin yürürlüğe girmesiyle barış umutları canlandı. 14 Ağustos 1969'dan sonra 3 168 kişinin öldüğü ve 36 680 kişinin de yaralandığı kavga dönemi "bitiyor" sanıldı. Ama olmadı; İrlanda'daki 'Apocalypse Now' aşılamadı... ('Apocalypse Now' bir filmi adı; Türkçesi, "Kıyamet Şimdi, Burada" demek...) Barış için özveriyle ateşkeste ısrar eden IRA, İngiltere'nin tutumu dayanılmaz olunca, Docklands bombasını 'Apocalypse Now' diyerek Major'un eline tutuşturdu. Docklands eylemiyle, barış sürecini tıkayanlara IRA'nın mesajı, "Bomba sizin elinizde"ydi...
31 Ağustos 1994'te ilan edilen ateşkesin ardından IRA'nın sabrı taşmış ve ateşkes, patlayan bombayla havaya uçmuştu. 'The Washington Times'tan Fred Barbash, "Bomba barışı parçaladı", derken her şey "sil baştan" belirsizliğine rücu etti. 'Buraya neden dönüldü?', sorusuna Adams'ın yanıtı netti: "Hükümet ve Kuzey İrlanda'nın İngiltere'ye bağlı kalmasından yana olan Protestan örgüt temsilcileri, çok partili görüşmelere başlanmasını engelleyerek bu ortamı hazırladılar."
İngiltere'nin IRA'ya yönelik dayatmacı tutumu, ateş üzerine benzin dökmek anlamı taşıyordu. Ayrıca "Masaya oturmadan önce, IRA'nın silahlarını teslim etmesi gerek" koşuluysa, Major'un barışa yan çizme "gerekçesi"ydi. Bunun üzerine IRA, Docklands'da bombanın pimini çekip, "İngilizlerle varılan ateşkes 9 Şubat 1996 akşamı saat 18.00'den itibaren geçerliliğini yitirmiştir. 31 Ağustos 1994'de belirttiğimiz gibi ateşkesin amacına ulaşması ve demokratik barış sürecine yardımcı olmak konusundaki kararlılığımızı açıkladık. Ancak İngiliz Hükümeti ve Başbakan Major, barış şansını kucaklamak yerine baltalamayı yeğledi. Barış sürecinin başarısızlığından Major ve hükümeti sorumludur" dedi.
Adams, ateşkesten bir yıl sonra, Belfast'taki mitingde haykırmıştı: "IRA ortadan kaybolmamıştır. Bunu hepiniz biliyorsunuz..." Uyarının ardından çıkıp gelen Docklands eylemiyle IRA gündemin baş maddesi oldu. Aslında barış sürecini torpilleyen İngiltere, IRA'dan böyle bir eylem bekliyordu. 'The Times' gazetesi, İngiliz içgüvenlik örgütü MI5'in ilgili bakanlara, IRA'nın yeni eylemlere başlayacağını da duyurmuştu. MI5'in "Mart-1996'da alevlenecek" dediği eylemler, Şubat'ta devreye girdi.
Docklands eylemine yaslanarak, "IRA, yeniden silaha sarıldı" demek korkunç yanlışları içeriyor; gerçeği yansıtmıyor; görüngüye feda ediyor. Tam tersi, "IRA, barış için silaha sarılmak zorunda bırakıldı"... Kim ne derse desin, IRA'nın bombaları "barışa karşı" değildi; "barış için"di. Sömürgeci İngiliz basınının, "IRA barışın bombalandı" yaygaraları gerçeği yansıtmayan, ucuz manipülasyonların ötesine geçmiyor. Docklands eylemi, "Sağır Sultan"a, bir şeyleri duyurma zorunluluğunun ürünüydü; o kadar...
Sinn Fein'in liderlerinden Adams gibi, Martin McGuiness de eylemi kınamadı. Adams, "IRA, İngiliz hükümetinin Mitchell'in raporuna yönelik tutumunu son damla olarak görmüş olabilir" deyip, acil görüşme istemini dile getirdi. Adams'ın istemine İngiltere'nin yanıtı, savaş tamtamlarının gürültüsünü andırıyordu... Serbest İrlanda Hükümeti de, Adams'ın acil görüşme talebi reddedilip "Görüşmeler, IRA ve Sinn Fein'in şiddeti tümüyle bırakma garantisine dayanılarak yapılıyordu, garantiden cayılması, durumu temelden değiştirdi" dedi. Bu arada "Barışın düşmanlarının başaramayacağını görmek için her şeyi yapmaya kararlıyım", diyen Clinton da demogojik şovlarıyla IRA'yı "telin etti"...

  
                             Gerry ADAMS  
IRA'nın ateşkesi bozması ardından "Kuzey İrlanda'nın daha fazla barışa gereksinimi var" diyen Gerry Adams, konuşmasında şunlara dikkat çekti: "Londra'da Cuma günü (9 Şubat 1996) İrlanda Cumhuriyet Ordusunun askeri eylemliliğine ara verme sürecini tahrip edici ve trajik bir şekilde sona erdirmesi insanlarda üzüntü ve şok yarattı. Daha üzücü olan şey ise can kaybıydı. Çünkü bunun kaçınılmaz olması gerekmiyordu. Son üç yıl içerisinde özenle yaratılan ortamın ve İrlanda'daki ihtilafı sona erdirecek nihai bir anlaşma umudunun yok olduğu görüldü. Fakat cesaret ve ümidimizin yok olmasına ya da hayal kırıklığına düşülmesine izin vermemeliyiz. Şu an soğuk kanlı olma ve düşünme zamanıdır. Tepkilerden kaçınıp barış arayışları üzerinde yoğunlaşmak zorundayız.
Yaklaşık 18 ay sonra verilen IRA kararıyla düşmanlık tekrar başladı. İlk anda sevinç ve umutların görüldüğü barış süreci, İngiliz uyuşmazlığı ile birlikte gitgide küçülen fırsatların penceresinden, umutsuzluğa ve kötümserliğe dönüştü. Bombalama eyleminin nihai sorumluluğu sadece IRA'ya ait değildir, eylem İngiltere tarafından yaratılan politik girdaptan da ayrı düşünülemez. IRA, İngiliz hükümetinin, İrlanda sorununun çözümünü hedefleyen ciddi ve yapıcı görüşmelere angaje olacağı vaadi üzerine barış sürecine girmişti.
31 Ağustos 1994 tarihli bildirisinde IRA liderliği 'IRA, yeni durumunun potansiyelini bildirerek, demokratik barış sürecinin ilerlemesine katkıda bulunmak ve bunun başarılması için kesin kararlı olduğunun altını çizerek, askeri eylemlerine tamamen ara vermeye karar vermiştir' demiştir. IRA liderliği 'Yaratılan sürecin sağlamlaştırılması ve devam ettirilmesi fırsatına' inandığını belirterek bildirinin son kısmında 'Diğerleri, sadece İngiliz hükümeti değil, sorumluluklarının göreviyle karşı karşıyadır. İsteğimiz enerjimiz , kararlılığımız ve sabrımızla buna katkıda bulunmaktır.' ifadelerini kullanmıştır.
Bildirinin ruhu, halka büyük ölçüde umut ve iyimserlik vermiştir. Bu barış sürecinin tarihlendirilmesine ve ileriye doğru götürülmesine yönelik bir katalizör işlevi sağlamıştır. Ne yazık ki bu etki, IRA'nın Ağustos 1994'te büyük bir cesaretle aldığı kararın İngiliz hükümetinin büyük ölçekli engelleme çabalarının altında kalmıştır. İngiltere'nin IRA inisiyatifine verdiği yanıt ise İrlanda Cumhuriyetçilerini yenmek adına, 25 yıllık sonunun kasten çözülmemesini hedefliyordu. Barışçı bir anlaşma inşa etmek İngiliz hükümetinin yanıtı değildi.
Sinn Fein barışta kararlıdır. Barış stratejisi, partimizin ana fonksiyonudur. Barış ve iyimserliği tekrar inşa etmeye kararlı olduğumuz ve IRA'nın ilan ettiği ateşkes süreci ile gayet açıktı. Sinn Fein üzerine düşen herşeyi yapabilir. Barış için sorumluluk bizimle beraber, özellikle Londra ve Dublin hükümetlerin de üzerindedir. Geçtiğimiz yıllarda barış yapabilmek için çaba sarfeden tüm insanlara, barışın sürdürülmesi için tekrar efor sarf etmeleri için çağrıda bulunuyorum.
Bir barış süreci, eğer ihtilafın ana maddelerine çözüm bulabilirse anlamlı ve sürekli olabilir. Başarılı bir barış süreci, demokrasi ve kendi kaderini tayin hakkı temelinde uzlaşılmış bir anlaşmaya bağlıdır. Sinn Fein, Dublin hükümeti ve John Hume liderliğindeki Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin katıldığı bir barış süreci halkı bir araya getirdi. Ne yazık ki İngiliz hükümeti ve Birlikçiler (Unionists) bu oluşuma yüzlerini çevirdiler. John Major liderliğindeki İngiliz hükümeti bu yolda yükselen her adımın önüne engeller dikti.
17 ay boyunca Sinn Fein ve diğerleri, İngiliz hükümeti ve birlikçilerin İrlanda adasının yeni ve barışçı geleceği üzerinde çalışmak için müzakere masasına oturmasını bekledi. Fakat tüm bu aylar boyunca tek bir kelime dahi konuşulamadı. Tüm dünyada müzakerelerin barış için önceden gerekli olduğunun gözler önüne serildiğini gördük. Güney Afrika'dan Filistin'e müzakerelerin ilerleme için tek yol olduğu açığa çıktı. Nelson Mandela ve F.W. Clerk, Yaser Arafat ve İzak Rabin, barış görüşmelerinin kolay bir görev olmadığını, bununla beraber ayrı ayrı ihtilafların ortaya koyulması için tek yol olduğunu da anladılar.
Rabin'in dediği gibi 'Barış düşmanlarla yapılır, dostlarla değil.' Biz düşmanımızla barış yapmak için halen kararlıyız. Biz ülkemizdeki ve İrlanda ile İngiltere arasındaki ihtilafların sona ermesini görmek istiyoruz. Bu görevde İngiltere'nin yardımına ihtiyacımız var. Barış politik çıkarlara harcanmayacak kadar büyük bir ödüldür. İngiltere var olan duruma cesaretle ve çözüme yönelik bir tavırla yanıt vermeli ve son durumun çözümü için derhal çok partili görüşmeleri başlatmalıdır."
Adams'ın bu açıklamalarına karşın, artık başa dönülmüştü. Ve bir şey daha çok açıktı: IRA, özgürlük mücadelesinden ödün vermezdi. IRA'dan ödünü istemek, varlığına son vermesini istemekle özdeşti. İngiliz askerini ve polisini (Royal Ulster Constabulary) işgalciler olarak gören IRA'nın hedefini, iki sözcük özetliyordu: "İngiltere dışarı!"

 
                       Maze Diplomalı'SINN FEIN ve IRA
IRA, Belfast yakınlarındaki Maze Hapisanesi'nden, "İngiltere'nin en kaliteli üniversitesi" diye söz eder. Bir çok Sinn Fein lideri ve kadrosu da burada yetişmiştir. (Halen 700 civarında IRA'lı hapiste, 100'ü de müebbet!)
"Elinde silah değil, kalem taşıyan nefes borusu", diye nitelenen Sinn Fein'in IRA ile ilişkisine getirdiği tanım çok net: "IRA ile hiçbir ilgimiz yok. Biz sadece demokratik siyasi bir partiyiz. Ancak IRA ile diyaloğun yolu bizden geçer. Barışın gerekliliğini onlara ancak bizim kanalımızla anlatabilirsiniz."
Gerçekten de Sinn Fein, ne IRA'lıdır, ne de IRA'sız. 'Ulster (Kuzey İrlanda) Birlik Partisi'nden David Trimble, "IRA yeniden ateşkes ilan etmezse Sinn Fein tecrit olacak" görüşünü savunsa da, Sinn Fein, IRA ile ters düşmeyen görece özerkliğe sahip bir örgütlenmedir. örneğin 4 Mart 1996 tarihli 'Newsweek' dergisinde, Daniel Pedersen'in "IRA sizi marjinalleştirmedi mi?" sorusuna Adams, "Buna başkaları karar verir. Ben elimden gelenin en iyisini yaptım. İronik olan, Major'un bana ihtiyacı olması ve insanların beni sevmeleri. Eğer beraberce barış sürecine geri dönülmesi istenirse, Major'ın bu köprüye ihtiyacı var. (...) Doğru, bombalama önemli bir duruma işaret ediyor. Barış süreci karşıtlarının, kendi bencilce sonları için kullanacakları önemli bir durum. (...) Fakat barış sürecinin onarılması gerektiğinden eminim. (...) Çünkü alternatif bir hayli tatsız. (...) Arzunun iyimserliği, zekanın kötümserliğini yenmelidir" yanıtını veriyor.
Ayrıca da Sinn Fein, yaygın bir destek ve dayanışmaya sahip., ABD'deki 'Sinn Fein'in Dostları' örgütlenmesi, ülkede yaşayan 40 milyon civarındaki İrlanda kökenli tarafından destekleniyor. Söz konusu örgüt, sadece 1995'in 'Aziz Patrick Günü'nde (Katoliklerin dini bayramlarından birisi) 750 bin dolar toplamıştı.
"IRA terörist midir?" Soruyu, 'Evet/Hayır' ikileminden kurtarmak gerek. IRA bir gerçektir ve bu gerçeği yaratan da sömürgeci işgal! 1918'de İrlanda bütünde gerçekleştirilen son genel seçimlerde ezici çoğunluğun bağımsızlık için oy vermesine aldırmadan adayı bölen ve işbirlikçi Protestan azınlığı "çoğunluk" ilan ederek Kuzey İrlanda sorununu yaratan İngiliz sömürgeciliği... IRA anti-sömürgeci bir örgüt ve işgal oldukça da mücadele edecek...
İngiliz Hükümeti'nin temel amacı, dün de bugün de IRA'yı silahsızlandırarak, "sömürgeci barış oyunları"yla devre dışı bırakmaktı. Oysa muhafazakâr İngiliz gazetesi 'Sunday Telegraph'ın bile itiraf ettiği üzere, "Kuzey İrlanda sınırları içinde yapılacak seçimler, sadece statükoyu tasdik edecek, dolayısıyla herkesi kapsayan bir barışa giden yolda, hiçbir şekilde atlama taşı olamayacaktır..."

İrlanda'daki kilitlenmeden IRA ve Sinn Fein, sorumlu tutulmaya kalkışılsa da, Kuzey İrlanda'daki 'Ulster Gönüllü Güçleri' (UVF) ve 'Ulster özgürlük Savaşçıları' (UFF) gibi milliyetçi infaz gruplarının, fanatik Protestan örgütlenmelerin ve barış sürecini torpilleyen Major ile Bruton'un sorumluluğu göz ardı edilebilir mi? Kilitlenmeden İrlanda sorununu sürüncemede bırakan İngiliz şövenizminin, Protestan fanatizminin payı yok mu? Parlamento'daki fanatik 'Protestan Topluluğu'nun temsilcisi rahip Ian Paisley, Doclands eyleminin ardından, "Teröristler, her zaman teröristtirler, onların ateşkesine inanmayın demiştik", açıklamasını yapmamış mıydı? Major, IRA'nın da yer aldığı barış sürecinden kendi rızası ile çıkmıştı. Oyunu bozan İngiltere idi. IRA'nın patlattığı bombadaki parmak izleri, Major ile Bruton'a aitti; eylemlerin, "sui-niyetli teşvikçileri" ortadaydı!
Martin McGuinness'in, 'The Observer' gazetesine belirttiği gibi, "IRA'yı tekrar ateşkes ilan etmeye ikna edecek, herhangi bir neden ve kazanım, hal‚ söz konusu değil"di. Ve IRA'yı en iyi anlatan Adams'ın şu belirlemesiydi: "Yanıtının 'Hayır' olacağı bir soruyu IRA'ya götürmek kimseye yarar sağlamaz..."
Kimse politik manevralarla IRA'yı dışlayarak İrlanda'da barışı sağlayamazdı. Çünkü eski bir IRA komutanı, "IRA, İngiliz hükümetinin anladığı tek dil olarak gördüğü şiddete bir süre devam edecek, daha sonra da tekrar ateşkes ilan edecek" deyip, soruyordu: "İngiltere'nin bizi dinlemesi için, mutlaka ses getiren bir eylem yapmak mı gerekiyor?"
Gerçekten de IRA komutanı haksız değildi. Barışa yan çizerek rüzgar ekenler, ateşkesin bozulmasıyla devreye giren fırtınaya katlanmak zorundaydı. Çünkü Martin McGuinness, 26 Şubat 1994'te Belfast açıklamasında, "Sinn Fein masaya silahlarla oturacaktır" demişti ve İngiltere bunu biliniyordu...
Bu uğurda İrlanda'nın altı kuzey eyaletinde 30 Mayıs 1996'daki seçimlere Sinn Fein de katıldı. 18 Seçim bölgesinde seçime giren Sinn Fein "Oylar Barışa" kampanyası yürüttü. Kampanyaya ilişkin olarak Mitchel Mc Laughlin, "Sinn Fein seçimlere, oylar barışa... sloganıyla giriyor. Sinn Fien bir İrlanda partisidir. Bu seçim, İngilizlerin barışı görmezden gelmelerine ve birlikçilerin ülkemizi parçalama istemlerine karşın, yürüteceğimiz bir barış kampanyası olacak" diyordu. Sinn Fein'in listesinde Gerry Adams, Martin Mc Guinness, Lucilita Breathenach ve Pat Doherty yer aldı.
Kuzey İrlanda'da 30 Mayıs seçimlerinde Sinn Fein büyük başarı kazandı; 17 temsilci çıkardı. Sinn Fein oylarını, 1992'ye oranla yüzde 5 artırarak, yüzde15 dolayında oy aldı. Adams, seçim sonuçlarını değerlendirirken, "Halk bize oy vererek, görüşmeler sürecinde yer almamızı istedi. İrlanda halkının bu talebini görmemek, politik bir hata olur" dedi. Aynı kesitte IRA'da barışa hazır olduğunun altını çizip, "Biz yine de demokratik barış sürecini geliştirmek istiyoruz. Barış süreci için gerçekçi katkısı olanların çabalarını görüyor ve değer veriyoruz" diyordu.
Adams, ABD gezisinde New York'ta yayımlanan 'Irish Voice/İrlandalının Sesi' dergisiyle röportajında, "Eğer İngiltere ve İrlanda barış için 'yeni bir uzlaşma' yapmadığı takdirde, IRA liderleri bir 25 yıl daha savaşmaya hazır" vurgusuyla, "Yeni bir barış anlaşmasına gereksinim var. Ancak önkoşul olarak IRA'nın silahlarını bırakması söz konusu değil; silahların bırakılması, ancak taraflar arasındaki anlaşmayla devreye girebilir" diyordu.
Martin McGuinnes de, İngiliz hükümetinin İrlanda'da barış istedikleri yönünde demeçler verdiklerini, fakat barış için herhangi bir adım atmadıklarını belirterek şunları diyordu: "Şimdiye kadar ne İngiliz tarafı ne de Birlikçi gruplar, yeni bir IRA ateşkesine yaklaşımları konusunda net konuşmadılar. İngilizler ve Birlikçiler, başlangıçtan itibaren barış sürecinin önünü tıkadılar. Bir çok çatışmada olduğu gibi, bizim sorunumuz da ancak, düşmanla yapılacak görüşmeler sürecinde çözülecektir. Yapılması gereken eski düşmanla diyalog sürecinin başlatılması ve karşılıklı güvenin inşa edilmesidir. Yeni bir süreç başlatılması için atılması gereken en önemli adım başta İngiliz ve Güney İrlanda hükümetleri olmak üzere, Kuzey İrlanda'daki tüm partilerin yer alacağı demokratik görüşmelerin başlamasıdır. Derhal yapılması gereken şey, iki hükümetin, tüm partilerin eşitlikçi bir temelde katılacakları toplantıların gerçekleşmesini sağlayacak bir mekanizmayı oluşturmalarıdır.
Ancak Major'la yeni bir süreç başlayamaz. Major'ın İrlanda sayfası kapandı. Yıllardır hiç bir şey değişmedi. Katolik ve Protestan toplum izlenen yanlış politikalar nedeniyle, acılar çekti. Biz, herkesin ulusal haklarının kabul edilmesinden yanayız. Shankill bölgesinde (Protestan Halk) oturanların hakları, istemleri göz önüne alınmalı. Buna karşı çıkmıyoruz. Fakat Katolik İrlanda halkının kendi geleceğini belirleme, kendi kendini yönetme ve diğer istemleri dikkate alınmalı. Tüm bunların olabilmesi için iki toplumun, masada olmaları gerekiyor. Sorunlar, taraflarının yer aldığı görüşmeler süreyle çözümlenebilir. Biz bunu her zaman söyledik. Barış için yakalanan çok önemli bir fırsat vardı: 31 Ağustos 1994 -9 Şubat 1996 arasında yaşanan tek taraflı IRA ateşkesi... Bu fırsat değerlendirilemedi. İngiliz hükümeti, Sinn Fein'i tüm-parti görüşmelerine kabul etmeyerek ve sürekli yeni ön-şartlar getirerek, ateşkesi bitirdi. Biz Sinn Fein olarak, yine de barıştan yanayız. Politikalarımızın temelinde barış var. Bizim görmek istediğimiz, yeni barış sürecinin başlatılmasıdır. Biz, IRA'nın ikinci bir ateşkes ilan etmesini istiyoruz. Fakat aynı zamanda, İngiliz hükümetinin de ateşkes ilan ettiğini görmek istiyoruz. İngiliz hükümetinin Kuzey devletini (yani Kuzey İrlanda'yı) kurduktan sonra, İrlanda halkı üzerinde ateşkes ilan ettiğini görmedik. Yine de IRA'nın ateşkes ilan edip etmeyeceğini ben bilemem. Fakat olayları izleyen bir insan olarak, böylesi bir sürecin başlaması için, maddi koşulları olması gerektiğini söyleyebilirim... İngiliz hükümetinin, uyanarak gerçekleri görmesi gerekiyor. Görüşmeler masasında, gerçekçi ve nihai barışı hedefleyen planlar olmalı. Bunu biz son iki yıl içinde göremedik. Yaşanan ateşkes sürecinde gördüğümüz sürekli erteleme, önkoşullar, gerçekçi olmayan ve kimsenin kabul etmeyeceği istemler oldu. İngiliz hükümeti barışa yönelik acendasını değiştirmeli. Soruna güvenlik çervesinden değil, politik çercevede bir çözüm üzerinde yoğunlaşmalı. Belirttiğim gibi, biz İrlanda'da nihai barış, eşitlik ve sorunların görüşmeler yoluyla çözülmesini istiyoruz. önümüzdeki, seçim kampanyamızda da, bu konuları işleyeceğiz. Halkımızı, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da temsil edeceğiz."

  
                       DOCKLANDS Sorası Barış
IRA'nın Şubat 1996'da, "İngiliz devletinin sorumsuz tutumu"nu gerekçe gösterip ateşkesi bozmasıyla kilitlenen barış süreci, Temmuz 1996'da Protestanların Orange Order ve 10 Ağustos 1996'daki Apprentice Boys yürüyüşüyle(14) siyasal atmosferi daha da ağırlaştırdı. Protestanların kutlama yürüyüşleri yoğun tepkileriyle karşılandı.
Bu ortamda Adams, Apprentice Boys yürüyüşüne itirazları olmadığını kaydederek, karşı çıktıklarının bölgede yürütülen ayrımcı İngiliz politikası olduğunu ifade etti. Bölgede her yıl 3000 Orange Order ve Apprentice Boys gösterisinin düzenlendiğine dikkat çeken Adams, "Yürüyüşler anti-Katolik olmasına karşın, yapılmalıdır. Bizim karşı çıktığımız, Katoliklerin ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesidir" dedi. Ancak Major, "Gelişen olaylar göstermiştir ki, Sinn Fein'nin IRA ile ilişkisi artıyor. Onlar aynı madalyonun iki yüzü. Sinn Fein uzun süreli ateşkes olmasını istiyorsa, IRA yeni bir ateşkes ilan etmeli",(15) yanıtını verdi.
Sinn Fein de, bu iddiaları şiddetle reddetti. Ayrıca Martin McGuinness, "Eğer görüşmeler Sinn Fein'siz yapılırsa, bu IRA nedeniyle olmayacak, tam tersine 17 aylık ateşkes süreci boyunca barış için hiçbir çaba göstermeyenler sayesinde olacak" dedi.(16) Adams da Sinn Fein'in çağrısını yineledi: "Yeni bir barış sürecine ihtiyacımız var. Ateşkesle yakalanan barış şansını yeniden diriltmek için çok geç değil. Ancak hükümet, görüşmeler için gerçekçi bir tek kelime dahi söylemedi. Kuzey İrlanda sorunun çözüleceği, yeni bir atılıma ihtiyaç var. Anahtar hükümetin elinde. Major, İrlanda sorununa barışçıl demokratik çözüm istiyorsa, sorumluluk göstermeli. İngiltere ve İrlanda hükümetleri, eşitlikçi temelde başlayacak yeni bir süreç için: Kuzey İrlanda'daki tüm partilerin katılacağı ve hiç bir ön koşulun dayatılmadığı ve hiç bir konu üzerinde gerçek anlamda anlaşma sağlanmadan karara varılmadığı bir ortam yaratmalı. Belirsizliğin giderilmesi için, inisiyatif gerek. Barış için hepimiz üzerimize düşen rolü oynamalıyız..."

  
                             İkinci IRA Ateşkesi
IRA 19 Temmuz 1997'de bekleneni yaptı ve yeniden ateşkes ilan etti. Sinn Fein'in Dublin'de gerçekleşen merkezi toplantısından sonra IRA'ya yaptığı ateşkes çağrısına IRA merkez komitesi olumlu yanıt verdi. 19 Temmuz'da kısa bir açıklama yapan IRA, Ağustos 1994'te ilan ettiği ateşkesini yeniden inşa edeceğini açıkladı. Başta İrlanda'nın kuzey bölgelerindeki savaşçıları olmak üzere, Britanya ve Güney İrlanda'daki üyelerine kısa bir talimat gönderen IRA askeri konseyi "Silahlı eylemlerimiz Pazar günü geceyarısından sonra durmuştur" dedi.
Sinn Fein liderleri Gerry Adams ve Martin McGuinnes'in "IRA liderliği ile görüştük. Kendilerinden ateşkes ilan etmelerini istedik. Bu istemimizin kısa zamanda yerine getirileceği belirtildi." sözlerinden bir gün sonra ateşkes ilan eden IRA konuya ilişkin bildirisinde şunlara yer verdi. "31 Ağustos 1994 tarihinde, nihai barış görüşmelerine bir katkı olarak, İrlanda Cumhuriyet Ordusu nihai ateşkes ilan etti. 17 ay süren ateşkes süresince Britanya hükümeti ve Birlikçiler'in gerçek ve kapsamlı görüşmelerin yolunu bloke etmeleri, istemediğimiz halde ateşkesi terk etmemize yol açtı. İrlanda Cumhuriyet Ordusu Britanya'nın İrlanda'daki yönetimine son vermek için mücadele edeceğine söz vermektedir."
Bu açıklamasıyla ateşkes yapmakla mücadelesinden ödün vermediğinin de altını çizen IRA şöyle devam etti: "Bu (Britanya yönetimi) ülkemizdeki bölünmenin ve çatışmaların köküdür. Biz, nihai barış istiyoruz. Bunun için demokratik, gerçek ve kapsamlı görüşmelere hazırlanıyoruz. Bu nedenle, günümüzdeki politik durumu değerlendirdikten sonra, IRA liderliği, askeri operasyonlarının 20 Temmuz 1997 Pazar günü, gece yarısından itibaren durdurulmasına karar vermiştir. Ağustos 1994'deki ateşkesimizi tek taraflı olarak yeniden inşa ediyoruz. Tüm IRA birimlerine, buna göre, talimatlar gönderildi."
IRA'nın ateşkes ilanı Londra gündemine bomba gibi düştü. IRA ateşkesi belli bir süredir bekleniyordu. Buna rağmen önce Sinn Fein başkanı Gerry Adams'ın açıklamasının hemen ardından IRA'nın çok kısa bir açıklama ile ateşkes ilan ettiğini belirtmesiyle, barış dünya basınında ilk sıralara yerleşti.
Ateşkesin "geçici mi, sürekli mi?" olduğu sorusu, Kuzey İrlanda'daki birlikçi partiler tarafından öne çıkarılmaya çalışılırken, IRA, açıklamasında bunun politik malzeme aracı olarak kullanılmasının önüne geçmeye çalıştı. Ağustos 1994'de ilan ettikleri ateşkesin sürekli olduğunu hatırlatan IRA, ikinci ateşkeslerinin birincisinin devamı olduğunu vurguluyarak; her zaman sürekli barışı hedeflediklerini belirti.
SINN FEIN
Kuzey İrlanda barış süreci, cumhuriyetçi Sinn Fein'in Mitchell prensipleri olarak bilinen maddeleri imzalamasıyla yeni bir sürece girdi. Şiddetin dıştalanması ve Kuzey İrlanda sorununa demokratik-politik çözümü içeren Mitchell prensipleri altı maddeden oluşuyor.
Öte taraftan İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA)'nın ateşkesine şüpheli bakan loyalist ve birlikçi partiler, Belfast'ta gerçekleşen ön-görüşmelere katılmadılar. Birlikçi partiler, Sinn Fein'in Mitchell prensiplerine uyacağına dair verdiği sözün inandırıcı olmadığını belirterek; Sinn Fein'in tüm parti görüşmelerine katılabilmesi için IRA'nın bir kısım silahlarını teslim etmesini gerektiğini ısrar etti. Böylece barış görüşmeleri daha başından tehlikeye girdi.
15 Eylül'de başlayan tüm-parti görüşmelerine Kuzey İrlanda'nın ikinci büyük protestan partisi Demokratik Birlikçi Parti (DUP) ve UK Birlikçi Parti katılmadı. DUP lideri din adamı Ian Paisley ve UK Birlikçi Parti başkanı Robert McCartney, IRA'nın silahlarını bırakmamasını buna gerekçe gösterdi. Bölgenin en büyük birlikçi partisi Ulster Birlikçı Parti (UUP), ise görüşmelere katılıp katılmama konusunda uzun bir tereddüt gösterdi. Fakat daha sonra parti içindeki bütün karşı çıkışlara rağmen anlaşma masasına oturmayı kabul etti.
Eski Amerikalı senatör George Mitchell ve yardımcıları tarafında hazırlanan ve İrlanda sorunun politik çözüm öneren prensipler altı maddeden oluşuyor. Mitchell başkanlığındaki üç kişilik heyetin hazırladığı maddeler, 22 Ocak 1996'da kamuoyuna açıklandı. Bölgedeki silahların teslimi konusunda bir formül arayışında olan heyet, silahlar konusunun görüşmelere paralel olarak yürütülmesini önermişti. Mitchell'in hazırladığı barış planının ana hatları ise şunlardı:
1- Politik sorunların çözümünde barışçıl ve demokratik yöntemlere uymak.
2- Tüm paramilitarist örgütlerin silahsızlandırılmasını desteklemek.
3- Olası bir silahsızlandırmanın, bağımsız komisyon tarafından gerçekleştirilmesini desteklemek. Bu komisyonun kararına uymak.
4- Tüm partlerin görüşmelerin sonuçlarını etkilemek için güç kullanmasına karşı çıkmak.
5- Tüm parti görüşmelerinde çıkacak sonuçları kabul etmek. Görüşmelerde belirlenecek yöntemleri desteklemek.
6- Bölgede devam eden "cezalandırmalar"(17), sokak şiddeti ve her türlü şiddeti red etmek. Böylesi olayların görülmemesi için çaba harcamak.
15 Eylül'de gerçekleşen Sinn Fein'li ilk toplantıdan sonra ön çalışmalarını yapan taraflar, toplantıdan memnun ayrıldıklarını söylemelerine rağmen birbirlerinden farklı açıklamalar yaptılar. İngiliz yetkili "Sinn Fein, IRA'nın silahlarını erken bir tarihte bırakması için çaba harcamalı" şeklinde konuşurken, Sinn Fein'in Başkanı Gerry Adams, "Biz Cumhuriyetçi bir partiyiz. Amacımız birleşik İrlanda'dır. Bu gündem ile masaya oturacağız" dedi.
öte yandan, İrlanda'da esen olumlu havaya rağmen barışın geleceği puslu görünüyor. İngiltere, IRA'nın silahlarının teslimini isterken; IRA, ateşkesine karşılık olumlu adımlar atılmasını bekliyor. İngiltere tarafının politik tutukluları bırakarak gerçek niyetini göstermesini isteyen IRA, İngiliz askerlerinin "işgal altındaki" bölgeden çekilmesini de talep ediyor.

                                       Barış Görüşmeleri
Kuzey İrlanda'da 15 Eylül'de başlayan barış görüşmeleri, bölgede üst üste işlenen ve taraflar arasındaki gerginliği artıran cinayetlere rağmen sürdürülmeye çalışıldı. Kuzey İrlanda Birlik Partisi lideri David Trimble da 21 Mart'ta partisinin bütün yetkili kurullarını toplayarak süreci değerlendirdi ve barışa devam kararını aldı. Aynı günlerde IRA da Ordu Konseyi'ni toplayarak ateşkese devam etmeyi kararlaştırdı.
Bu arada Eylül 1997'de başlayan görüşmelerde son haftaya girilmesiyle birlikte, İrlanda ve İngiltere'de diplomasi trafiği de canlandı. Ulster Birlikçi Parti (UUP) Başkanı David Trimble ve Katolik Sosyal Demokrat İşçi Partisi (SDLP) Başkanı John Hume ile biraya gelen İngiltere Devlet Başkanı Tony Blair daha sonra da İrlanda Başbakanı Berti Ahern'i bir görüşme yaparak taraflar arasındaki pürüzlerin giderilmesini istedi.
Öte yandan Londra ve Dublin hükümetlerinin, Kuzey İrlanda için düşündükleri ve Katolik-Protestanların eşit bir biçimde temsil edilecekleri bölge hükümeti planı birlikçilerin direnişiyle karşılaştı.

Kuzey İrlanda'nın, Britanya'nın bir parçası olarak kalmasını isteyen Loyalistler yeni "Meclis" planlarıyla, Londra ve Dublin'in ortak önerisine karşı çıktılar. Ulster Birlikçi Partisi (UUP) bölgede kurulacak Katolik-Protestan komitesi yerine bir meclis önerdi.
Ancak kesin bir protestan egemenliği olan UUP'nin meclis planı, Kuzey İrlanda'nın ikinci büyük partisi SDLP tarafından kabul edilmemesi üzerine geçerliliğini yitirdi. Cumhuriyetçiler'in "Birleşik İrlanda" fikrine karşı, Birlikçiler'in Güney'in gölgesinde kalma korkuları ağır tarih boyunca her zaman ağır bastı. Protestan halk hiç bir zaman tarihteki "Derry Kuşatması"nın etkisinden kurtulamadı. Egemen konumunda oldukları İngiltere'ye bağlı Kuzey İrlanda konumlarını kolay kolay elden bırakmak istemediler.
27 Aralık'ta bir paramiliter bir protestanın öldürülmesiyle barış görüşmeleri çıkmaza girdi ve Sinn Fein barış görüşmelerinden uzaklaştırıldı. Tüm dünyada tekrar en başa dönüldüğü izlenimini veren bu gelişmeler Sinn Fein'in tekrar görüşmelere katılmasıyla barış umutları yeniden canlandı. Ancak, Kuzey İrlanda Birlikçileri'nin en büyük temsilcisi olan Ulster Birlik Partisi (UUP), IRA'nın işlenen son cinayetler ve bombalama girişimleriyle ilişkisi bulunduğuna dair yeni deliller ele geçirildiğini öne sürerek, örgütün siyasi kanadının yeniden masadan uzaklaştırılmasını istedi.
Zaman zaman çıkmaza giren barış görüşmeleri sonunda Mitchell Prensipleri'nin taraflarca kabul edilmesi üzerine karar yapılacak referandumlar ile İrlanda halkına bırakıldı. Her ne kadar grüşmelere katılan gruplar anlaşmayı onaylamış olsa bile katolik ve protestan toplumlarındaki kimi gruplar anlaşmayı ihanet olarak kabul ettiler. Demokratik Birlik Partisi anlaşma ile protestan halkın satıldığını iddia ederken kimi paramiliter gruplar savaşa devam edeceklerini belirttiler. Katolik toplumda da benzer kaygılar barış girişiminin geleceği üzerine şüphe yarattı. örneğin INLA(18) gibi gruplar başından beri anlaşmaya karşı çıkarken, IRA'dan da kopmalar başladı. Clinton'un Belfast'ı ziyaret ettiği günlerde cumhuriyetçilerin Belfast'taki kalelerinden Andersonstown'da şu duvar yazısı dikkati çekti: "Adams, Collins'i hatırla!
Bölgede partilerin iç yapılarının karışık durumda olması bu partilerin kararlı bir tutum izlemesini engelledi. Kargaşanın boyutları, sadece barış anlaşmasının onayını değil, liderlerin partileri içindeki pozisyonlarını bile tehlikeye sokacak kadar büyük olması partileri tutuk davranmaya itti.
Bu cephede sadece barış karşıtı Demokratik Birlik Partisi lideri Ian Paisley, tabanıyla barışık kalabildi. Paisley, tabanından barış karşıtlığı ile yüzde 70 destek alırken, diğer büyük Birlikçi Parti'nin lideri David Trimble'ı da taviz vermekle suçlayıp, onu hem seçmen, hem de parti tabanı karşısında yıprattı. Bölgenin en büyük Protestan tarikatı olan Orange'ın bütün bu süreçteki etkisi de inkâr edilemez. Protestan partiler, tarikatın referandumda takınacağı pozisyonu takip ederlerken, tarikat tavrını hayır oyundan yana koyması hem barışı tehlikeye soktu; hem de Birlikçi lider Trimble'ı daha da zor bir konuma soktu.

  Sonuç
Bütün bu sendelemelerden sonra görüşmelere katılan gruplar 10 Nisan'da anlaşmayı imzaladılar. 22 Mayıs'ta Kuzey ve Güney İrlanda'da halk oyuna sunulan anlaşma ezici bir çoğunlukla kabul edildi ve "şimdilik" yürürlüğe girdi. Söz konusu anlaşmanın ana maddeleri şunlar oldu:
1. Silahlı örgütler, yapılacak düzenlemelerle ellerindeki siahları iki yıl içinde teslim edecekler.
2. Ateşkes ilan etmiş ve ateşkese devam etmiş örgütlerin hükümlü üyeleri iki yıl içinde salıverilecek.
3. 108 üyeden oluşacak Kuzey İrlanda Meclisi için seçim yapılacak. Seçilen partilerin meclisteki ağırlığına göre tüm partilerin temsilcisi bulunan bir bakanlar kurulu kurulacak.
4. Kuzey İrlanda'nın yönetiminde kurulacak olan Britanya-İrlanda Konseyi söz sahibi olacak. Söz konusu konsey Kuzey İrlanda, İrlanda Cumhuriyeti, Galler, İskoçya ve İngiltere'den atanan üyelerden oluşacak.
5. İrlanda Cumhuriyeti anayasasında bulunan ve Kuzey İrlanda üzerinde hak iddia eden maddeleri kaldıracak.
6. Kuzey İrlanda'nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesi Kuzey İrlanda'da yaşayan her iki toplumun ortak kararı ile gerçekleşebilecek.
Ancak anlaşmanın kabul edilmesi savaşın tamamen bittiği anlamına da gelmiyor. Barış halen bir pamuk ipliğine bağlı durumda. Anlaşma ile birlikte ne protestanlar ne de katolikler istediklerini elde edemediler. İngiltere'nin Kuzey İrlanda Bakanı Mo Mowlaw'ın deyişiyle "Kimse kaybetmedi, kimse kazanmadı." İmzalanan anlaşma IRA'nın yıllardır uğruna mücadele ettiği "Birleşik Sosyalist İrlanda Cumhuriyeti" fikrinden çok uzak, ama gerek Sinn Fein gerekse de IRA anlaşmayı bu uğurda atılmış olumlu bir adım olarak görüyor. IRA'nın bu düşüncesinin ne kadarını katolik topluma kabul ettirip ne kadarını ettiremeyeceği ise barışın kaderini belirleyecek.
Benzer kaygılar protestan gruplar içinde söylenebilir. Daha barış görüşmelerinin sürdüğü dönemde anlaşmaya kesinlikle uymayacağını açıklayan Ulster Demokratik Partisi'nin ve Orange Tarikatı'nın barışı engelleyip engellemeyeceği halen tartışma konusu. öte taraftan son yıllarda adını kanlı eylemlerle duyuran Ulster Gönüllü Gücü (Ulster Voluntary Force-UVF) katliamlarını ateşkes sonrasında bile devam ettirdi. Biri katolik biri protestan iki insanın arkadaşlık etmesini bile kabullenemeyen UVF, bu iki arkadaşı bir pubda öldürerek, taşıdığı kini bütün dünyaya gösterdi. Protestan toplum içinde günden güne güçlenen bu paramiliter grup belki de barışın önündeki en büyük engeli oluşturuyor.
Savaşın bitimiyle işsiz kalacak olan protestan güvenlik görevlilerinin ve anlaşma uyarınca hapisten çıkacak olan protestan militanların ne yapacakları ise halen kafalarda bir soru işareti olmakta. ömrü boyunca cinayet işlemekten başka hiç bir şey yapmamış bu militanların savaşı sürdürmek istemesi durumunda IRA'nın ya da farklı katolik grupların karşılık vermesi ise kaçınılmaz bir son olarak gözükmekte. Bütün bu tehlikelerin farkında olan IRA'nın bu sebeplerden dolayı silah bırakmayı reddetmesi ise barışın uygulanmasında şimdiden pürüz oluşturmaya başladı.
Bütün bu sorunların ortasında İngiliz hükümetinin ve hatta ABD'nin barış konusunda bu kadar ısrarcı olmaları ise pek alışıldık bir durum değil. Emperyalizmin ve sömürünün lideri konumunda bulunan bu iki devletin bunca yıl sonra barışı desteklemelerini dökülen kandan rahatsız olmalarıyla açıklamak mümkün değildir. Sorunun cevabı ise Kuzey İrlanda'nın kapitalist sömürü için adeta bir cennet olarak görülmesidir. Kuzey İrlanda, İngilizce konuşan eğitimli ve Avrupa'ya göre ucuz olan işgücü nedeniyle Amerikan şirketlerinin yeni cazibe merkezi oldu. Bütün bu koşullara Kuzey İrlanda'nın Avrupa'ya coğrafi yakınlığı ve işçi sınıfının parçalanmışlığı da eklenince Kuzey İrlanda, küreselleşme adına dünyanın dört bir yanında at koşturan şirketlerin iştahını kabarttı. ABD Başkanı Clinton, BBC'deki katıldığı bir televizyon programında "halka usta bir pazarlamacı üslubuyla şöyle seslendi: 'Böyle bir fırsat insanın ömründe bir kez ele geçer.' Clinton'un Kuzey İrlanda halkına bahsettiği kaçırılmaması gereken fırsat şuydu: 'Barışı seçin, siz de zengin olun.' Nitekim 8 Haziran'da, ABD Ticaret Bakanı William Dalley, beraberindeki kalabalık bir işadamı heyetiyle bölgeyi ziyaret edecek."  
ABD'de yaşayan ve sayıları 40 milyonu bulan İrlanda kökenlilerin oylarını da hesaba katan Clinton'ın ve barış sayesinde ikinci kez başbakan seçilmeyi kafasına koyan Blair'in barışı neden istedikleri işte bu kadar açık... Böylesine tehlikeli ayaklar üzerine oturtulan İrlanda barışının yeni bir savaşa yol açıp açmayacağı ise henüz belli değil. Ancak kesin olan bir şey var ki, kapitalizm ve onun sömürü düzeni halklara barış ve refah getirmekten çok uzak. İrlanda'da mutlak bir barışın sağlanması ise ancak 18. yüzyılın sonunda olduğu adanın her iki toplumunun sömürüye karşı ortak hareket etmesiyle mümkün olacaktır; tıpkı dünyanın her yerinde olması gerektiği gibi...

Dipnotlar:
  Bu yasak çeşitli televizyon kanalları tarafından ilginç yöntemlerle delinmeye çalışıldı. örneğin Gerry Adams'ın konuşmalarının televizyonlarda yayınlanmasının tamamen yasak olmasından dolayı, televizyonlar Adams'ın konuşmalarını -tiyatrocular tarafından- tekrar seslendirerek yayınlıyorlardı.
14) Her yıl yaz aylarında düzenlenen yürüyüşe Protestan sanatçılar, meslek sahipleri ve Apprentice Boys'lar Katoliklerin yaşadıkları bölgelerde geçerek; 1689'da Katolik Kral II. James'ye karşı Deryy'nin Katolik Kral II. James tarafından kuşatılmasına karşın, kentin zanaak‚rlar savunulmasıyla kazanılan 12 Ağustos 1689'da zaferini kutlarlar. Ancak yürüyüşün katolik mahallelerinden de geçmesi gerginliği artırır.
  Dublin'de yayımlanan 9 Haziran 1996'da tarihli 'Sunday Tribune'ın araştırmasına göre, Kuzey İrlanda'daki Katoliklerin yüzde 36'sı, Protestanların yüzde 24'ü, barış görüşmelerinden kalıcı çözüm çıkacağına inanıyor. Ankete katılanların yüzde 54'ü de, Sinn Fein'in Kuzey İrlanda'nın geleceğine ilişkin görüşmelere katılmasını istiyor.
  Sinn Fein'e yakınlığıyla tanınan 'Cumhuriyetçi Haber' dergisine yayımlanan itiraflarında eski bir polis köstebeği, Kuzey İrlanda Kraliyet Polisi'nin (RUC), IRA karşıtı gizli yöntemlerini açıkladı. Thomas Douglas, iki yıl RUC için ajan olarak çalıştıktan sonra "Patinajcı" diye adlandırılan grupta çalıştığını; IRA'ın 18 aylık ateşkes döneminde düzenlenen provokasyonlara katıldığını; "Cumhuriyetçilerin aralarında ayrılık ve ihtilaf olduğu" yönünde kara propaganda yaptıklarını ifade etti. "Kara propaganda" için basını yanlış bilgilendirdiklerini ve IRA imzalı açıklamalarla, örgütte çelişkiler olduğu izlenimi yaratmaya çalıştıklarını söyledi.
  Ufak bir ayrıntı olarak görünmesine rağmen bu madde Kuzey İrlanda için hayati önem taşıyor. Çünkü söz konusu "cezalandırmalar" IRA tarafından uyuşturucu kaçakçılarına ve soygunculara diz kapaklarına ateş etmek suretiyle karşı uygulanıyor. IRA yaptığı bu "cezalandırmalar" ile hem sokakta düzeni sağlıyor; hem de halkın güvenini kazanıyor. 1994'te ateşkes sırasında bile bu "cezaları" sürdüren IRA'nın bu uygulamadan kolay kolay vazgeçmeyeceği tahmin ediliyor. IRA'nın bu uygulamaları yapmasının nedeni ise Kuzey İrlanda polisi (RUC)'un uyuşturucu tacirlerinin ve soyguncuların peşini bırakıp, katolikleri sindirmeye ve ezmeye çalışmasıdır.
  İrlanda Ulusal özgürlük Ordusu (Irish National Liberation Army) İrlanda'nın birleşmesini ve sosyalist bir cumhuriyet olması için savaşan küçük ama etkili bir hareket. 1994 ateşkes ilanından beri ateşkese uymayacağını açıklayan tek grup.


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com