| |
.
İrlanda özgürlük mücadelesini, tarihsel
gerçeklerden soyutlayarak anlamak
olanaklı değildir. Süregelen mücadelenin
gerçeğini, nedenlerini anlamak ya da
haklılığı haksızlığı konusunda hükme
varabilmek için, İrlanda tarihi hakkında
bilgi sahibi olmak gerekir. Yoksa, IRA
ve benzeri mücadeleleri, "terörizm" diye
yansıtan manipülasyonların tutsağı
olunur.
12. yüzyılın sonlarından beri İrlanda,
İngiltere'ye karşı özgürlük mücadelesi
veriyor. İsyan ve direniş yurdu İrlanda,
İngiltere'nin kışkırttığı din ve mezhep
bölünmelerine veya sömürgeci vahşete
boyun eğmeksizin hep mücadele etti. Kelt
soyundan gelen İrlandalıların ülkesi ilk
kez 8. yüzyılda Vikingler tarafından
işgal edilse de 1014 yılında adanın
egemenliği tekrar İrlandalıların eline
geçti. İngilizlerin atası olan
Normanların adayı işgali ise 1170
yılında gerçekleşti. İki Kelt kralının
iktidar mücadelesine girmesiyle
krallardan biri Normanlardan yardım
istedi; böylece adanın yüzyıllar boyunca
sürecek olan işgali bir işbirlikçinin
iktidar hırsıyla başlamış oldu. Daha
sonra ise Papa V. Adrian'ın (kendisi de
İngiliz'dir) adayı bir fetva ile İngiliz
Kralı II. Henry'ye vermesiyle de
İngiltere ilk sömürgesini kazandı.
İngiliz Kralı 1536'da VIII. Henrik,
Protestanlığı Katolik İrlanda'da baskı
yoluyla yaymaya çalışması işe yaramadı
ve 1601'de dokuz eyaletten altısı
birleşerek, Ulster'de İngiliz
egemenliğine karşı büyük bir ayaklanma
gerçekleştirdi. Bu ilk kıvılcımdı.
İngiltere, 17. yüzyılın başlarında
adanın kuzey doğusundaki Ulster
bölgesine 150 bin civarında İskoç
getirdi. Bu dönemde Katoliklerden zorla
alınan toprakların göçmenlere verilmesi,
yüzyıllardır süren çekişmelerin ve
İrlanda sorununun özünü oluşturur.1 17.
yüzyıl boyunca süren çatışmalarda,
1641-1652
arasında İrlanda nüfusunun yaklaşık
yarısı öldü veya köle olarak satıldı.
(P.B. Ellis, Her or Connaught: The
Cromwellian Colonisation of Ireland,
1652-1660, Belfast-1988, s.25) 1649'da
Oliver Cromwell'in, Protestan
birlikleriyle İrlanda'yı işgal edip, ele
geçirdiği toprakları taraftarlarına
dağıtmasının ardından, Katolik Kral II.
James, bu uygulamalara karşı çıktığı
için ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Daha sonra Hollandalı bir prens olan
(Kral II. James' in kızı Mary ile
evlenen) William of Orange, 1690'da
kendini destekleyen Protestan güçleriyle
tüm İrlanda'yı kontrolüne aldı. 2
Bu yenilgiden sonra katolikler
üzerindeki baskı artarak devam etti.
Çoğunluk olan katolikler İngiliz
emperyalizminin maşası olan göçmen
protestanlar tarafından asimile edilmeye
ve sindirilmeye çalışıldı. 1705 yılına
kadar süren dönemde ünlü ceza kanunları
(Penal Codes) çıkarıldı. Bu kanunlarla
katoliklerin orduya, devlet dairelerine
ve hukuki işlere girmeleri, beş poundan
değerli at sahibi olmaları ve silah
taşımaları yasaklandı. Kelt dili ve
kültürü tamamen yasaklandı. Bu
yasakların en acısı da Kelt diline konan
yasaktır; çünkü bu yasakla koskaca bir
ulusa anadili unutturuldu. Bugün dahi
yapılan bütün akademik çalşmalara,
harcanan onca paraya rağmen İrlanda'da
Kelt dilini konuşanların sayısı İrlanda
nüfusunun yüzde beşini geçmiyor.
23 Mayıs 1798'de Fransız ve Amerikan
devrimlerinden etkilenen
cumhuriyetçilerin ayaklanması da
hüsranla bitti. Müttefikleri saydıkları
Fransa'nın İngiliz Amiral Nelson
tarafından yenilmesiyle, Fransa'dan
bekledikleri yardımı alamayan
cumhuriyetçiler yenildiler. Bu isyanın
en önemli özelliği ise Katolik ve
Protestan cumhuriyetçilerin bir arada
ayaklanmasıdır. Ayaklanmanın efsanevi
lideri Wolfe Tone protestan kökenlidir.
18. yüzyılda ise İngiltere, İrlanda'daki
işgalci egemenliğini pekiştirdi.
1846-1851 arasında İrlanda'da "büyük
kıtlık dönemi" olarak adlandırılan
felaketin yaşanmasıyla nüfus 8.5
milyondan 6.5 milyona düştü.3 İrlanda
1801'de çıkarılan 'Birlik Yasası'yla
İngiltere'nin bir parçası ilan edildi.
1886-1914 döneminde İrlanda'nın,
İngiltere'den ayrılma istemi ise
sömürgecilerce reddedildi. Daha sonra da
silaha sarılan İrlanda'da ayaklanmaların
ardı arkası kesilmedi. Wolfe Tone ile
başlayan süreç, Daniel O'Connor, Charles
Stewart Parnel gibi önderlerle 1916
Paskalya Ayaklanmasına kadar kesintisiz
devam etti.
önceleri yasal yolları zorlayan özgürlük
mücadelesi, süreç içinde illegal
örgütlenmeye de yöneldi. IRA'nın
(İrlanda Cumhuriyet Ordusu) öncelini
oluşturan IRB (İrlanda Cumhuriyetçi
Kardeşlik örgütü) yaratıldı. 1916
Paskalya Bayramında IRB, Bağımsız
İrlanda talebiyle ayaklandı. Dublin'de
"Bağımsızlığın sosyalizm olmadan
aldatıcı olduğunu ve gerçek toplumsal
kurtuluşu getirmeyeceği"ni savunan işçi
lideri James O'Connoly'in4 (1868-1916)
başlattığı ayaklanma, sömürgeci vahşet
tarafından bastırıldı. Ayaklanmanın 15
önderi, 3-12 Mayıs 1916 tarihleri
arasında idam edildi.5 Michael Collins
ve geçici yönetim lideri Eamon De Valera
kurtuldu. 1918'de hapisten çıkan
Collins, 1916 yenilgisinden sonra IRA'yı
örgütleyen efsanevi ismi oldu.
1918'de Sinn Fein, İngiliz
parlamentosunda İrlanda'ya ayrılmış
bütün koltukları kazandı. Parlamenterler
Londra'ya gitmeyerek, Dublin'de İrlanda
Parlamentosu'nu kurup bağımsızlık ilan
ettiler. İngilizler, parlamentoyu
yasadışı ilan ederek, 1919'dan 1921'e
kadar süren savaşı başlattılar. Sonunda
taraflar, İrlanda'nın Kuzey İrlanda ve
Serbest İrlanda olarak ikiye
bölünmesinde anlaştılar. Böylelikle
1921'de ada ikiye bölündü; kuzey
İngiltere'ye bağlı kalırken güney yarı
bağımsızlık elde etti. Ancak bu da
"çözüm" olmadı ve adada iç savaş çıktı.
Parlamentonun ve halkın çoğunluğunun
anlaşmayı onaylamasının ardından
Valera'nın liderliğindeki bir grup
Collins'e ve anlaşmaya karşı ayaklandı.
İç savaş Collins'in öldürülmesiyle sona
erdi ve Valera grubu anlaşmayı kabul
etti. İşgal altındaki topraklarda
İrlandalılar'ın mücadelesi devam etti ve
1949 yılında güney tam bağımsızlık elde
etti. Adanın tamamının bağımsızlığını
isteyen IRA ise mücadelesine devam etti.
Ancak -bir dönem IRA'nın lider
kadrosunda bulunan- Valera'nın güneyde
tekrar iktidara gelmesiyle IRA dağıtıldı
ve kalan kadrolar 1962'de silah bıraktı.
IRA bu dönemde tek tük silahlı eylemler
yapsa da ağırlığını politik alanlara
kaydırdı.
1921 Anglo-İrlanda anlaşmasına göre
Kuzey ve güney sınırı çizilirken
emperyalistlerin amacı protestanların
yaşadığı bölgelerde katolikleri azınlık
durumuna düşürmekti. Bunu da büyük ölçü
de başardılar. İngiltere'ye bağlı olan
kendi yerel meclisi olduğu için görece
bir özerkliği olan Kuzey İrlanda'da
protestanlar ayrımcı kanunları ve
politikalarıyla katolikleri ezmeye ve
sindirmeye çalıştılar. Bu durum
1960'lardaki "Sivil Haklar Hareketi"nin
ortaya çıkmasına değin devam etti.
1960'larda üniversite öğrencileri
Belfast'ta örgütlenerek, halkın yaşam
koşullarının iyileştirilmesi için
mücadeleyi başlattılar. Kuzey İrlanda'da
kanunlar o kadar antidemokratik ve
ayrımcıydı ki zamanın Güney Afrika
adalet bakanı "(Kuzey İrlanda)
kanunlarının bir maddesini bile bizim
kanunun hepsi ile değiştirmeye razıyım."
diyordu.6 Katolik üniversite
öğrencilerinin eylemleri üzerine
Protestanlar, Belfast ve Derry'de
saldırılar düzenlediler. Protestanların
saldırıları karşısında IRA yeniden
sahneye çıktı; ama etkisi çok azdı.
Bunun üzerine 1970 yılında IRA'nın
kuzeyli üyeleri IRA'dan ayrılarak
"provisional IRA" (geçici IRA)yı
kurdular. Bu dönemden sonra dünyanın IRA
diye tanıdığı örgüt işte bu
geçici IRA oldu. Gelişmeleri ayaklanma
olarak niteleyen İngiltere, Kuzey
İrlanda'ya asker yolladı. İç savaş, bu
müdahaleyle başladı ve IRA'nın tek yanlı
ateşkesi ilan ettiği 1994 ortalarına
kadar sürdü.7
IRA, 1968'den sonra hızla gelişti.
İrlanda halkının yüzyıllardan süzülüp
gelen ihtilalci geleneğinin uzantısı
IRA, "devrimci şiddet politikası"nı
temel alan bir örgütlenme oldu. örgütün
karakterini, ulusal devrimci-demokrat
çizgisi belirliyor. 'The Sunday Times'a
göre, IRA'nın vurucu gücü 'Ordu
Konseyi'nin (Army Council) 7 üyesi var;
kararlar bu organda alınıyor. 1991'den
beri IRA'nın "Genel Kurmay Başkanı"
olarak anılan McKenna'dan "sert ve
kararlı biri" olarak bahsediliyor. "IRA
tarihindeki en yetenekli askeri taktik
uzmanı" diye tanımlanan -IRA'nın iki
numaralı adamı- Brian Keenan'ın ise
1972'de Libya'ya giderek, Kaddafi ile
ilişkileri başlatan kişi olduğu iddia
ediliyor. 8
Güçlü bir illegal örgütlenmeye sahip
IRA'nın, İrlanda'daki kökleri her zaman
çok derin oldu. örneğin 1981'de
"hükümlü" IRA militanı Bobby Sands,
açlık grevi yaparken genel seçimlerde
milletvekili seçildi9; ancak, hapiste
açlık grevindeyken öldü. 1992'de iki
dönem milletvekilliği yapan Adams ise,
1983'te milletvekili seçildiği halde
mazbatasını almayacak kadar sert ve
kararlı bir mücadelenin legal
temsilcisiydi. IRA ile "gönülbağı" var;
bunu da saklamıyor. Ancak, "IRA eşittir
SINN FEIN" diyebilmek de mümkün değil...
IRA Barış İstiyor
Kuzey İrlanda'dan İngiltere'nin
çekilmesini ve barış masasına oturmasını
sağlanması için IRA, bir yandan Kuzey
İrlanda'daki polislere ve askeri
birliklere saldırırken, öte yandan da
barış mücadelesine her zaman devam etti.
Aralık 1975'te IRA ateşkes ilan etti ve
barış görüşmelerine başlanmasını istedi.
İngiltere ise barışın kazanılması için
değil de IRA'nın oyalanması için çaba
sarf etti. İngiltere'nin amacı, zaman
kazanıp IRA'yı zayıflatabilmekti. Bunu
başardı da... İngiltere kendisi için
savaşı değil, barışı tehlike olarak
görüyordu. Çünkü hem Kuzey İrlanda gibi
soğuk savaşın önemli bir askeri üssünü
kaybetmek istemiyordu; hem de burnunun
dibinde Küba benzeri sosyalist bir
ülkeye tahammül edemezdi. Daha da
önemlisi İrlandalılara verilecek
tavizlerin İngiliz devrimcilerini
yüreklendirmesinden korkuyordu.
Sömürgeciler 1976 Martı'na kadar süren
bu kısa ateşkes döneminde adayı
istihbaratçılar ve İngiliz kontrgerilla
gücü SAS (Special Air Force)
birlikleriyle doldurdu. İngiltere'nin bu
iki yüzlü politikasının sonucu savaş
yüzünden binlerce insanın ölümü oldu.
İngiltere'nin Açmazı
IRA, 'Askeri Konsey'ine bağlı Kuzey
ve Güney komutanlıklarının oluşturduğu
çok parçalı illegal yapısıyla,
sömürgecilere saçını başını yoldurturken
İngiltere, IRA karşısında "Ya çözeriz,
ya çözeriz" çözümsüzlüğünde yıllarca
debelendi. Kirli savaşın büyüttüğü
toplumsal huzursuzluk ve endişe yanında,
İrlanda barışının olmaması, İngiltere'ye
ekonomik olarak çok pahalıya patladı.
IRA'nın eylemleri, 600 milyon sterlin
tutarındaki potansiyel yabancı
sermayenin Kuzey İrlanda'dan kaçmasına
yol açıyor. 1994 öncesinde
İngiltere'nin, Kuzey İrlanda "güvenlik
harcamaları"na ayırdığı rakam, 800
milyon sterlin civarındaydı. Ayrıca
Kuzey İrlanda'ya yılda ortalama 12
milyar dolar kaynak akıtan
İngiltere'nin, bölgeden topladığı
vergiler, yılda 7.5 milyar dolarda
kalıyor. Ayrıca İngiltere, bölgedeki
burjuvazinin 1798'deki gibi aleyhine
dönmemesi için milyonlarca sterlini
teşvik veya ucuz kredi olarak bölge
kapitalistlerine sundu. Ada işçilerinin
katolik ve protestan olarak bölünmesi
ise kapitalistlerin ciddi bir sınıfsal
direnişle karşılaşmasını engelledi.
Böylece binlerce insanın kanının aktığı
savaş, kapitalistler için daima bir kr
cenneti oldu.
Ekonomik durgunluk içindeki debelenen
İngiltere'nin kirli savaş giderleri ise
her zaman olduğu gibi İngiliz
emekçilerinin sırtına yıkıldı.
'Independent'in haberine göre, 1992'den
beri 8 milyon 700 bin kişi en az bir
kere işsiz kaldı. İrlanda'daki kirli
savaş harcamaları, 1994-1995 kesitinde
542 milyon sterlini buldu (yaklaşık 810
milyon dolar)... Bugün yoksulluk
sınırının 460 sterlinin olduğu
İngiltere'de, her dört kişiden biri
yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Yani
İngiltere'de, 1990-1994 kesitinde en
yoksul yüzde 10'luk nüfusun gelirleri
yüzde 17 oranında azalırken, en zengin
yüzde 10'luk nüfusun ortalama geliri
yüzde 62 oranında arttı...
Savaşı her ne pahasına olursa olsun
sürdürmeye kararlı olan İngiltere
paramiliter protestan gruplarla da
işbirliği yapmaktan çekinmedi. Bu
grupların içine soktuğu ajanlarla IRA
üyesi ya da sempatizanı olduğundan
şüphelenen kişileri protestan grupların
öldürmesini sağladı.10 SAS
komandolarının yaptığı yargısız infazlar
ise adada günlük olağan infazlar haline
geldi. 1973 yılında kurulan "Diplock
Mahkemeleri" devlet terörünün en
belirgin özelliği oldu. Hakim ve jüriden
oluşan İngiliz adalet sisteminin aksine
sadece tek hakimden oluşan bu mahkemeler
hukuksuzluğun her yönünü gösterdiler.
Sanıkların işkence altında verdikleri
ifadelerine dayanarak yüzlerce insanı
onlarca yıl kalacakları zindanlara
gönderdiler.
İngiltere'nin bölgede açtığı özel
sorgulama merkezleri, söz konusu
merkezlerde yapılan işkenceler nedeniyle
tüm dünyada biliniyor. örneğin,
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Komitesi 1995 yılında Belfast'ta bulunan
Castleragh sorgulama merkezinin
kapanmasını istedi. Ayrıca İngiltere
Kuzey İrlanda'da yaptığı işkence ve kötü
muamelerle, Uluslararası Af örgütü'nün
raporlarında yıllardır işkence yapan
ülkeler arasında yer alıyor.
Kuzey İrlanda'da Savaş
Kuzey İrlanda'da katolik toplum
üzerindeki baskının ve şiddetin artarak
devam etmesi üzerine 1968 yılında "Sivil
Haklar" hareketleri başladı. Tamamen
demokratik yürüyüşler ve protestolardan
oluşan bu hareketlere emperyalistlerin
cevabı sıkıyönetim ilan etmek oldu.
Sıkıyönetimle birlikte hareket kana
bulandı. 1972 yılının Ocak ayında Derry
kentindeki göstericiler üzerine
askerlerin ateş açması sonucu 13 kişi
öldü ve bu gün tarihe "Kanlı Pazar" diye
geçti. Bu ve benzer şiddet olayları
üzerine harekete geçen IRA kısa sürede
geniş bir halk desteğine sahip oldu.
Devlet baskısına, protestan paramiliter
grubların saldırıları da eklenince IRA
halk tarafından bir kurtarıcı olarak
görülmeye başlandı. IRA ile mücadele
edemeyen İngiliz emperyalistleri ise
ünlü "Diplock Mahkemeleri"ni kurarak
neredeyse sorgusuz sualsiz yüzlerce
insanı işkenceden geçirip zindanlara
tıktı.11 IRA'nın tüm bu uygulamalara
karşı silahlı mücadeleyi hızlandırması
üzerine Kuzey İrlanda Parlamentosu
kapatıldı ve Kuzey İrlanda doğrudan
İngiltere'ye bağlandı. Aslında söz
konusu parlamentonun katolik toplumu
ezmekten başka bir görevi yoktu.
Çoğunluğu protestanlardan oluşan bir
parlamentoyla amaçlarına ulaşamayan
emperyalistler, bu yasa ile sıkıyönetimi
daha da sıklaştırarak amaçlarına
ulaşabileceklerini sandılar.
Bütün bunların çözüm olmadığı görülünce
de 1974'de IRA ile gizli görüşmelere
başlandı ve IRA'nın ateşkes ilan etmesi
sağlandı. Emperyalistlerin amacı adil
bir barış değil zaman kazanıp IRA'yı
zayıflatmak ve IRA'nın içine sızmaktı.
Bunu da itirafçı ve ajanlarla büyük
ölçüde başardılar. 1975'te bozulan
ateşkesle IRA bütün güç kaybına rağmen
mücadelesini sürdürdü.
IRA direnişini hapishanelerde de
sürdürdü. 1976 Eylülü'nde başlayan
"Battaniye Protestosu"nda 300 tutsak tek
tip elbise giymeyi redderek, üzerlerine
aldıkları battaniye haricinde çırıl
çıplak yaşamaya başladılar. Bu dönemde
ünlü Maze Hapisanesi'ni ziyaret eden
Kardinal O Fiaich bile hapisane
koşullarının kötülüğünden şikayetçi oldu
ve yetkilileri protesto etti.
IRA bir taraftan Kraliçe II.
Elizabeth'in amcası Lord Mountbatten'in
öldürülmesi gibi eylemler yaparken bir
taraftan da hapisane direnişlerini
artırdı. 27 Ekim 1980'de ilk açlık grevi
başladı.1 Mart 1981'de Bobby Sands'ın
yeniden başlattığı açlık greviyle de
direniş kitlelere maloldu ve 9 Nisan'da
Bobby Sands hapisanede açlık grevini
sürdürdüğü sırada Fermanough- South
Tyrone bölgesinden milletvekili seçildi.
Ancak Sands açlık grevinin 66. gününde
hayatını kaybetti. Böylece -her ne kadar
Thatcher'ın uzlaşmaz tutumu yüzünden
grev ölümlerle sonuçlansa da-
hapisanelerde başlayan direniş tüm
İrlanda'yı ve İngiltere'yi sardı.
Sands'ın cenaze törenine 100.000 kişi
katıldı. Sands'tan sonra 9 kişinin daha
açlık grevinde ölmesi bile İngiliz
Başbakanı Thatcher'ın harekete geçmesini
sağlayamadı.
1982 Ekimi'nde Kuzey İrlanda'da yeni bir
yerel parlamento kurulmak istendi. Ancak
amaçlanan her zaman olduğu gibi baskıya
meclis yoluyla meşruiyet kazandırmaktı.
Bunu kabul etmeyen katolik toplumun
temsilcileri bu meclisi boykot ederek
işlevsizleştirdiler. En sonunda, 1986
yılında da meclis kapanmak zorunda
kaldı.
1980'lerle birlikte İngiliz hükümeti
işkence, yargısız infaz ve ayrımcılık
gibi baskılarına bir yenisini ekledi.
Sinn Fein üyelerinin televizyonda veya
radyoda konuşmalarını ve programlara
katılmalarını yasakladı. Thatcher bu
yeni uygulamayı "...teröristlerin nefes
alma yolunun kesilmesi.." olarak
açıklıyordu. Bu yeni yasa yüzünden BBC
tarihi boyunca ilk kez polis baskınına
uğradı ve program kasetlerine el
konuldu.
IRA ise bu dönemde eylemlerine devam
etti. 1984 yılında Londra'da başbakanlık
konutuna havan topuyla saldırdı. Atılan
mermilerin konutun bahçesine düşmesiyle
bakanlar kurulu ölümden kıl payı
kurtuldu. IRA'nın artan eylemleri ve
sivil kesimin genel huzursuzluğu İngiliz
hükümetini çaresizliğe itti. Hükümet bir
taraftan SAS komandoları ve paramiliter
protestan grupları yoluyla katliamlara
devam ederken bir taraftan da kamuoyunu
yumuşatmak için (Serbest) İrlanda
Cumhuriyeti ile Anglo-İrlanda
anlaşmasını imzaladı. 1985 yılında
imzalanan anlaşmaya göre İngiltere
İrlanda Cumhuriyeti'nin Kuzey İrlanda
ile ilgili konularda söz sahibi olmasını
kabul etti. Açlık grevleri ve hapisane
direnişleri sırasındaki uzlaşmaz tutumu
nedeniyle "Demir Lady" lakabını alan
Thatcher bu anlaşmayla geri adım atmış
ve sorunun kan ve şiddetle
çözümlenemeyeceğini kabul etmiş oldu.
1980'lerin ortalarında Akdeniz'de
gelişen kimi olaylar İrlanda Savaşını da
etkiledi. 1986 yılında Libya'yı
bombalayan ABD, saldırı sırasında
İngiliz üslerini de kullanmıştı. Libya
ise İngilizlerden intikam almak için
IRA'ya silah yardımında bulundu.
Yaklaşık 150 ton ağırlığındaki silah ve
mühimmat IRA'nın eline geçti. özellikle
de bomba dedektörlerince tesbit
edilemeyen "semtex" adlı patlayıcı
IRA'nın etkili bombalama eylemlerinde
bulunmasını sağladı. Bu silah
sevkiyatının ortaya çıkmasıyla IRA'nın
daha uzun yıllar bu savaşı sürdürecek
askeri malzemeye sahip olduğu ortaya
çıktı.
IRA 1980'ler de eski bir taktiğine geri
döndü. Hollanda ve Belçika gibi Avrupa
ülkelerinde bulunan İngiliz askeri
üsleri IRA saldırılarına maruz kaldı. Bu
saldırıların sebebi, İngiliz ordusunun
Kuzey İrlanda'da yerleşik bir birliği
olmayıp dünyanın çeşitli bölgelerindeki
birlikleri dört aylık süreler için adya
göndermesiydi. IRA Avrupa'da düzenlediği
saldırıları 14 Şubat 1980 tarihli
Cumhuriyetçi Haber'de şöyle açıklıyordu:
"...Kuzey İrlanda'daki turlarını bitirip
pis işlerini arkada bırakarak
dinlenebileceklerini sanıyorlar. Bir
daha ki tura kadar İrlanda'yı
unutacaklarını sanıyorlar. Bizim
amacımız İrlanda'yı devamlı onlara
hatırlatmak ve geri dönmemeleri için bir
şey yapmaya zorlamaktır... Bunun yanı
sıra yurtdışı saldırılar prestij getirir
ve savaşa uluslararası boyut kazandırır.
İngiliz hükümeti kuzeydeki savaşın
üstünü örtmede başarılıdır. Biz
İrlanda'yı dünyanın her tarafında haber
başlığı yapmış bulunuyoruz." 12
Savaşı IRA'nın dışında İngilizler de
"...dünyanın her tarafında haber
başlığı..." yaptılar. 6 Mart 1988'de bir
İngiliz kolonisi olan Gibraltar'da
(Cebelitarık) bir bando takımını havaya
uçurmayı planlayan IRA üyeleri SAS
birlikleri tarafından kuşatıldılar ve
bunun üzerine de teslim olmak istediler.
Ancak silahlarını bırakmış ve ellerini
havaya kaldırmış olan IRAlıların üzerine
-sokağın ortasında, insanların gözü
önünde- ateş açıldı ve IRA'nın tecrübeli
üç üyesi öldürüldü. Olay, kameraların
gözü önünde olmuştu ve tüm dünya İngiliz
adaletine(!) bir kez daha tanık oldu.
1- Katolik ve Protestanlar arasındaki
ayrışma, sadece dinsel inançlar
temelinde olmadı. Sınıfsal ayrışma
temelinde yaşandı, biçimlendi.
Protestanlar, tarihsel evrim içerisinde
yüksek, orta sınıfları; Katolikler de
Ulster'ın alt sınıf ve tabaklarını
oluşturdular. 1800'lerle İngiltere
gelişen endüstrileşme dalgası, sınıfsal
ayrışmayı daha da derinleştirdi. 1829'de
Katoliklere parlamentoya girme hakkı
tanındı. Ancak bu hak 1960'lara kadar
mülkiyet esasına göre belirlendi.
örneğin hiçbir mülkü olmayan bir işçinin
oy hakkı olmazken, toprak sahibi ya da
tüccar bir kapitalist tek bir seçimde
beş altı kez oy kullanabiliyordu.
2-1650 yılına kadar 100 000 İrlandalı
köle olarak Batı Hint Adaları'nda
kurulmakta olan şeker plantasyonlarına
satılır. 750 000 kişi ise ya kılıçtan
geçirilir ya da adanın verimsiz
bölgelerine sürülerek açlıktan ölmeleri
sağlanır.
Ayrıca, William Of Orange'ın İrlanda
tarihinde belirleyici bir rolü vardır.
Orange'ın II: James ile savaştığı
dönemde bir protestan kenti olan Derry
(Londonderry) kuşatılır. Kuşatma
sırasında şehrin kapılarını kapatan ve
katoliklere karşı direnişe geçen Derry
kentinin çırakları, protestanların
"Orange Locası"nın da kurucuları
olurlar. Yüzyıllar boyu katolik
düşmanlığını körükleyen Loca'nın
kuruluşu o günlere dayanır.
Protestanların her yıl düzenledikleri
provakatif "Orange Yürüyüşleri" de o
savaşın anısına yapılır. Bu yürüyüşlerde
protestanların amacı tarihte katolikleri
yendiklerinin ve katoliklerden üstün
olduklarının altını çizmektir.
3- Ada halkının en önemli besin kaynağı
olan patatesin bir salgın sonucu
yetişmemesi nedeniyle halk açlıktan
ölmeye başladı. İngilizler ise kıtlığı
önlemek için hiçbir şey yapmadı. Onlara
göre herşey piyasayı düzenleyen "gizli
el" tarafından nasıl olsa düzeltilirdi;
patates fiyatlarını düşürmek ya da halka
gıda yardımında bulunmak "serbest
piyasa" ilkelerine uygun değildi.
İngilizlerin hatalarını anlaması ise
"gizli el"in milyonlarca insanın
ölümüyle piyasayı düzenlemesinden(!)
sonra gerçekleşti.
4- "O da bir ana" filminin yönetmeni
Terry George, "OConnly, terörizm yanlısı
biri değildi. İrlanda'da İngiltere
İmparatorluğu'na karşı, elinin altındaki
tek orduyla çarpıştı: Doğru dürüst
silahı olmayan köylüler ve işçi
sınıfından gençlerin oluşturduğu İrlanda
Gönüllüleriyle birlikte... (...) O bir
asker ve devlet adamıydı, uzun vadede de
barışçıl bir kişiydi..." der.
5- 'Paskalya Ayaklanması', İrlanda
başkaldırı tarihinde bir dönüm
noktasıydı... James O'Connoly, 1916
Dublin'inde İrlanda Ulusal Kurtuluşu'nun
gönüllü müfrezeleriyle ayaklanmayı
başlatan devrim önderi ve Dublin'in
büyük postanesinde Bağımsız İrlanda
Cumhuriyeti'nin kurulduğunu açıklayan
devrimci ordunun Başkomutanıydı...
O'Connoly ayaklanmayı başlattığında,
şansları olmadığını biliyordu. James
O'Connoly, uğruna döğüştükleri amacı
şöyle tarif ediyordu: "İrlanda,
İrlandalıların olacak diyoruz. Ama
kimler bu İrlandalılar? Soyguncu
malsahibi, teneke mahallesinin tapusunu
elinde tutan malsahibi değil; ter
içinde, kr öğüten kapitalist değil,
briyantinli, yağlı avukat değil,
fahişeleşmiş gazeteci değil -bunlar
düşmanın kiralık yalancılarıdır-.
Gelecek bu İrlandalılara bağlı değildir.
Bunlara değil, özgür bir ulusun üzerinde
yükseleceği tek emin temel olan İrlanda
işçi sınıfına bağlıdır..." (Bobby Sands,
Hücremde Bir Gün, s.90, Sosyalist
Yayınlar, Ağustos-1996) Yoldaşı William
O'Brien'in "Başarma şansımız yok mu?",
sorusuna "Kesinlikle yok, katledilmeye
gidiyoruz", yanıtını vermişti...
Bağımsızlık açıklamasından birkaç saat
sonra İngiliz sömürgecileri şehri
kuşatıp, çatışmayı başlattı. James
O'Connoly ve yoldaşları, geleceği
kazanmak için dövüştüler. Çünkü
dövüşmeden yenilmek geleceği yitirmeyle
özdeşti...
6- Barış süreci, 15 Aralık 1994'de Sinn
Fein Başkanı Adams ile İngiltere adına
Major ve İrlanda adına Albert Raynold
tarafından imzalandı. Ayrıca Mitchell
Raporu ise Aralık 1994'de eski ABD
senatörlerinden George Mitchel
başkanlığında kaleme alındı, 28 Ocak
1995'te de açıklandı. İngiltere'nin
rapora yanıtı, "IRA'nın tüm silahları
teslim etmesi" ve "seçimleri kontrol
edecek ortak bir komisyonun oluşması"
oldu.
7- 1979'da Belfast'ta Martin McGuinness
ile randevusunda yakalanan Keenan,
bombalama ve saldırı eylemi nedeniyle
aranıyordu. 18 yıl hapse mahk°m edilen
Keenan'ı, IRA helikopterle cezaevinden
kaçırmak istedi; ama eylem başarılı
olmadı. Keenan, Brixton cezaevinde 15
yıl hapis yattı ve tahliye oldu.
8- En son Temmuz-1996'daki ölüm orucunda
yitirdiğimiz 13 candan biriydi O... 13
canın can yoldaşıydı... Adı: Bobby
Sands'dı... IRA üyesiydi... 22 yaşında
İngiliz sömürgecilerine tutsak
düşmüştü... 4.5 yıl Belfast
yakınlarındaki Long Kesh İngiliz Toplama
Kampı'nın H-Blokları'nda "yaşamış"tı...
1 Mart 1981'de ölüm orucu eylemini
başlatmıştı... Açlık grevindeyken 30
bini aşkın oy alarak parlamento
üyeliğine seçilmişti... Açlık grevi
direnişinin 66. gününde, 5 Mayıs
1981'de, hayatını kaybettiğinde 27
yaşındaydı... Onu izleyen dört ay içinde
dokuz yoldaşı, Francis Hughes 12 Mayıs
1981'de, Raymond McCreesh ve Patsy
O'Hara 21 Mayıs 1981'de, Joe McDonnel 8
Temmuz 1981'de, Martin Hurson 13 Temmuz
1981'de, Kevin Lynch 1 Ağustos 1981'de,
Kieran Doherty TD 3 Ağustos 1981'de,
Thomas McElwee 3 Ağustos 1981'de,
Michael Devine 20 Ağustos 1981'de aynı
direnişte öldüler... IRA üyesiydi hepsi,
tek tip elbise giymeyi, boyun eğmeyi,
teslim alınmayı reddediyorlardı... Bobby
Sands, "anüsü"ne sakladığı ve öldükten
sonra ortaya çıkan notlarında, "Zafere
yaklaştıran bir gün daha diye düşündüm.
Çok aç olduğumu hissediyorum. Eskiye
oranla iskelete dönmüştüm ama önemli
değildi. Çözülmemekten başka hiç bir şey
önemli değildi. Bir kez daha döndüm.
Soğuk çok etkiliydi. Çözülmeyi reddeden
tek bir Cumhuriyetçi Savaş Tutuklusu'nun
dayanma gücünü kıracak hiç bir şeyleri
yoktu. Tüm emperyalist
cephaneliklerinde, diye düşündüm. Ve bu
çok doğruydu. Direncimizi kırmayı
başaramazlar ve asla başaramayacaklar.
Soğuktan donarak yeniden döndüm. Kar,
pencereden battaniyenin üstüne
yağıyordu. 'Bizim de günümüz gelecek'
dedim kendi kendime." Bizim de günümüz
gelecek", diye haykırıyordu...
9-Örneğin Ulster Savunma örgütü'nün
içine sokulan Nelson adındaki bir ajan
15 cinayete, 62 de cinayet teşebbüsüne
katıldı. Nelson ülkemiz basınında
"İrlanda'nın 'Yeşil'i" olarak yer aldı.
10-Bu mahkemeler yaklaşık 2000 kişiyi
mahkum etti.
1994 Ateşkesi ve Sonrası
Bölgede kalıcı bir barışın
sağlanabilmesi için öncelikle katolik
toplumun temsilcilerinin uzlaşması
gerekmekteydi. Bu amaç için SDLP (Social
Democratic Labour Party) lideri John
Hume ve IRA ordu konseyi 1985 yılında
gizlice bir araya geldi; ancak olumlu
bir sonuç çıkmadı. Daha sonra ise 1988
yılında Gerry Adams ile John Hume
(katolik) Papaz Reid tarafından
buluşturuldu ve bu toplantıda barışa
giden yolda ilk adım oldu. Bu görüşme
sonrasında Dublin de Sinn Fein ile
gizlice bağlantıya geçti.
1990 yılında Thatcher'in koltuğunu
kaybetmesi katolik toplumda iyimserliğe
yol açtı ve IRA 15 yıldan sonra ilk kez
Noel dolayısıyla üç günlük ateşkes ilan
etti. İngiltere'nin yeni başbakanı
Major'ın "IRA ile ya da Sinn Fein ile
dialog midemi bulandırıyor" sözleri ise
gerçeği yansıtmıyordu. Major'ın bu
sözleri söylediği 1993 yılında İngiliz
hükümeti IRA ile gizli görüşmelere
çoktan başlamıştı. 15 Aralık 1993
Downing Street Deklerasyonu ile
İngiltere başbakanı John Major'ın, Kuzey
İrlanda'da kalıcı barışın bütün
grupların katılımıyla sağlanacağını
açıkladılar. 16 Eylül 1994'te hükümetin
Sinn Fein ve Gerry Adams'a uyguladığı
yayın yasağını(13) kaldırması barış
umutlarını iyice artırdı.
Bütün bu çabaların sonucunda 1994
Ağustosu'nda IRA ateşkes ilan etti ve 9
Aralık'ta taraflar arasında ön
görüşmeler başladı. Ancak bu ateşkes 17
ay sonra İngiltere'nin uzlaşmaz tutumu
yüzünden bozuldu.
İngiltere'nin Elindeki Bomba
22 Şubat 1995'te John Major ile İrlanda
Başbakanı John Burton'un, İrlanda'da
barışın sağlanması ön belgesini
imzalaması ve ateşkesin yürürlüğe
girmesiyle barış umutları canlandı. 14
Ağustos 1969'dan sonra 3 168 kişinin
öldüğü ve 36 680 kişinin de yaralandığı
kavga dönemi "bitiyor" sanıldı. Ama
olmadı; İrlanda'daki 'Apocalypse Now'
aşılamadı... ('Apocalypse Now' bir filmi
adı; Türkçesi, "Kıyamet Şimdi, Burada"
demek...) Barış için özveriyle ateşkeste
ısrar eden IRA, İngiltere'nin tutumu
dayanılmaz olunca, Docklands bombasını
'Apocalypse Now' diyerek Major'un eline
tutuşturdu. Docklands eylemiyle, barış
sürecini tıkayanlara IRA'nın mesajı,
"Bomba sizin elinizde"ydi...
31 Ağustos 1994'te ilan edilen ateşkesin
ardından IRA'nın sabrı taşmış ve
ateşkes, patlayan bombayla havaya
uçmuştu. 'The Washington Times'tan Fred
Barbash, "Bomba barışı parçaladı",
derken her şey "sil baştan"
belirsizliğine rücu etti. 'Buraya neden
dönüldü?', sorusuna Adams'ın yanıtı
netti: "Hükümet ve Kuzey İrlanda'nın
İngiltere'ye bağlı kalmasından yana olan
Protestan örgüt temsilcileri, çok
partili görüşmelere başlanmasını
engelleyerek bu ortamı hazırladılar."
İngiltere'nin IRA'ya yönelik dayatmacı
tutumu, ateş üzerine benzin dökmek
anlamı taşıyordu. Ayrıca "Masaya
oturmadan önce, IRA'nın silahlarını
teslim etmesi gerek" koşuluysa, Major'un
barışa yan çizme "gerekçesi"ydi. Bunun
üzerine IRA, Docklands'da bombanın
pimini çekip, "İngilizlerle varılan
ateşkes 9 Şubat 1996 akşamı saat
18.00'den itibaren geçerliliğini
yitirmiştir. 31 Ağustos 1994'de
belirttiğimiz gibi ateşkesin amacına
ulaşması ve demokratik barış sürecine
yardımcı olmak konusundaki
kararlılığımızı açıkladık. Ancak İngiliz
Hükümeti ve Başbakan Major, barış
şansını kucaklamak yerine baltalamayı
yeğledi. Barış sürecinin
başarısızlığından Major ve hükümeti
sorumludur" dedi.
Adams, ateşkesten bir yıl sonra,
Belfast'taki mitingde haykırmıştı: "IRA
ortadan kaybolmamıştır. Bunu hepiniz
biliyorsunuz..." Uyarının ardından çıkıp
gelen Docklands eylemiyle IRA gündemin
baş maddesi oldu. Aslında barış sürecini
torpilleyen İngiltere, IRA'dan böyle bir
eylem bekliyordu. 'The Times' gazetesi,
İngiliz içgüvenlik örgütü MI5'in ilgili
bakanlara, IRA'nın yeni eylemlere
başlayacağını da duyurmuştu. MI5'in
"Mart-1996'da alevlenecek" dediği
eylemler, Şubat'ta devreye girdi.
Docklands eylemine yaslanarak, "IRA,
yeniden silaha sarıldı" demek korkunç
yanlışları içeriyor; gerçeği
yansıtmıyor; görüngüye feda ediyor. Tam
tersi, "IRA, barış için silaha sarılmak
zorunda bırakıldı"... Kim ne derse
desin, IRA'nın bombaları "barışa karşı"
değildi; "barış için"di. Sömürgeci
İngiliz basınının, "IRA barışın
bombalandı" yaygaraları gerçeği
yansıtmayan, ucuz manipülasyonların
ötesine geçmiyor. Docklands eylemi,
"Sağır Sultan"a, bir şeyleri duyurma
zorunluluğunun ürünüydü; o kadar...
Sinn Fein'in liderlerinden Adams gibi,
Martin McGuiness de eylemi kınamadı.
Adams, "IRA, İngiliz hükümetinin
Mitchell'in raporuna yönelik tutumunu
son damla olarak görmüş olabilir" deyip,
acil görüşme istemini dile getirdi.
Adams'ın istemine İngiltere'nin yanıtı,
savaş tamtamlarının gürültüsünü
andırıyordu... Serbest İrlanda Hükümeti
de, Adams'ın acil görüşme talebi
reddedilip "Görüşmeler, IRA ve Sinn
Fein'in şiddeti tümüyle bırakma
garantisine dayanılarak yapılıyordu,
garantiden cayılması, durumu temelden
değiştirdi" dedi. Bu arada "Barışın
düşmanlarının başaramayacağını görmek
için her şeyi yapmaya kararlıyım", diyen
Clinton da demogojik şovlarıyla IRA'yı
"telin etti"...
Gerry ADAMS
IRA'nın ateşkesi bozması ardından "Kuzey
İrlanda'nın daha fazla barışa
gereksinimi var" diyen Gerry Adams,
konuşmasında şunlara dikkat çekti:
"Londra'da Cuma günü (9 Şubat 1996)
İrlanda Cumhuriyet Ordusunun askeri
eylemliliğine ara verme sürecini tahrip
edici ve trajik bir şekilde sona
erdirmesi insanlarda üzüntü ve şok
yarattı. Daha üzücü olan şey ise can
kaybıydı. Çünkü bunun kaçınılmaz olması
gerekmiyordu. Son üç yıl içerisinde
özenle yaratılan ortamın ve İrlanda'daki
ihtilafı sona erdirecek nihai bir
anlaşma umudunun yok olduğu görüldü.
Fakat cesaret ve ümidimizin yok olmasına
ya da hayal kırıklığına düşülmesine izin
vermemeliyiz. Şu an soğuk kanlı olma ve
düşünme zamanıdır. Tepkilerden kaçınıp
barış arayışları üzerinde yoğunlaşmak
zorundayız.
Yaklaşık 18 ay sonra verilen IRA
kararıyla düşmanlık tekrar başladı. İlk
anda sevinç ve umutların görüldüğü barış
süreci, İngiliz uyuşmazlığı ile birlikte
gitgide küçülen fırsatların
penceresinden, umutsuzluğa ve
kötümserliğe dönüştü. Bombalama
eyleminin nihai sorumluluğu sadece
IRA'ya ait değildir, eylem İngiltere
tarafından yaratılan politik girdaptan
da ayrı düşünülemez. IRA, İngiliz
hükümetinin, İrlanda sorununun çözümünü
hedefleyen ciddi ve yapıcı görüşmelere
angaje olacağı vaadi üzerine barış
sürecine girmişti.
31 Ağustos 1994 tarihli bildirisinde IRA
liderliği 'IRA, yeni durumunun
potansiyelini bildirerek, demokratik
barış sürecinin ilerlemesine katkıda
bulunmak ve bunun başarılması için kesin
kararlı olduğunun altını çizerek, askeri
eylemlerine tamamen ara vermeye karar
vermiştir' demiştir. IRA liderliği
'Yaratılan sürecin sağlamlaştırılması ve
devam ettirilmesi fırsatına' inandığını
belirterek bildirinin son kısmında
'Diğerleri, sadece İngiliz hükümeti
değil, sorumluluklarının göreviyle karşı
karşıyadır. İsteğimiz enerjimiz ,
kararlılığımız ve sabrımızla buna
katkıda bulunmaktır.' ifadelerini
kullanmıştır.
Bildirinin ruhu, halka büyük ölçüde umut
ve iyimserlik vermiştir. Bu barış
sürecinin tarihlendirilmesine ve ileriye
doğru götürülmesine yönelik bir
katalizör işlevi sağlamıştır. Ne yazık
ki bu etki, IRA'nın Ağustos 1994'te
büyük bir cesaretle aldığı kararın
İngiliz hükümetinin büyük ölçekli
engelleme çabalarının altında kalmıştır.
İngiltere'nin IRA inisiyatifine verdiği
yanıt ise İrlanda Cumhuriyetçilerini
yenmek adına, 25 yıllık sonunun kasten
çözülmemesini hedefliyordu. Barışçı bir
anlaşma inşa etmek İngiliz hükümetinin
yanıtı değildi.
Sinn Fein barışta kararlıdır. Barış
stratejisi, partimizin ana
fonksiyonudur. Barış ve iyimserliği
tekrar inşa etmeye kararlı olduğumuz ve
IRA'nın ilan ettiği ateşkes süreci ile
gayet açıktı. Sinn Fein üzerine düşen
herşeyi yapabilir. Barış için sorumluluk
bizimle beraber, özellikle Londra ve
Dublin hükümetlerin de üzerindedir.
Geçtiğimiz yıllarda barış yapabilmek
için çaba sarfeden tüm insanlara,
barışın sürdürülmesi için tekrar efor
sarf etmeleri için çağrıda bulunuyorum.
Bir barış süreci, eğer ihtilafın ana
maddelerine çözüm bulabilirse anlamlı ve
sürekli olabilir. Başarılı bir barış
süreci, demokrasi ve kendi kaderini
tayin hakkı temelinde uzlaşılmış bir
anlaşmaya bağlıdır. Sinn Fein, Dublin
hükümeti ve John Hume liderliğindeki
Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin
katıldığı bir barış süreci halkı bir
araya getirdi. Ne yazık ki İngiliz
hükümeti ve Birlikçiler (Unionists) bu
oluşuma yüzlerini çevirdiler. John Major
liderliğindeki İngiliz hükümeti bu yolda
yükselen her adımın önüne engeller
dikti.
17 ay boyunca Sinn Fein ve diğerleri,
İngiliz hükümeti ve birlikçilerin
İrlanda adasının yeni ve barışçı
geleceği üzerinde çalışmak için müzakere
masasına oturmasını bekledi. Fakat tüm
bu aylar boyunca tek bir kelime dahi
konuşulamadı. Tüm dünyada müzakerelerin
barış için önceden gerekli olduğunun
gözler önüne serildiğini gördük. Güney
Afrika'dan Filistin'e müzakerelerin
ilerleme için tek yol olduğu açığa
çıktı. Nelson Mandela ve F.W. Clerk,
Yaser Arafat ve İzak Rabin, barış
görüşmelerinin kolay bir görev
olmadığını, bununla beraber ayrı ayrı
ihtilafların ortaya koyulması için tek
yol olduğunu da anladılar.
Rabin'in dediği gibi 'Barış düşmanlarla
yapılır, dostlarla değil.' Biz
düşmanımızla barış yapmak için halen
kararlıyız. Biz ülkemizdeki ve İrlanda
ile İngiltere arasındaki ihtilafların
sona ermesini görmek istiyoruz. Bu
görevde İngiltere'nin yardımına
ihtiyacımız var. Barış politik çıkarlara
harcanmayacak kadar büyük bir ödüldür.
İngiltere var olan duruma cesaretle ve
çözüme yönelik bir tavırla yanıt vermeli
ve son durumun çözümü için derhal çok
partili görüşmeleri başlatmalıdır."
Adams'ın bu açıklamalarına karşın, artık
başa dönülmüştü. Ve bir şey daha çok
açıktı: IRA, özgürlük mücadelesinden
ödün vermezdi. IRA'dan ödünü istemek,
varlığına son vermesini istemekle
özdeşti. İngiliz askerini ve polisini
(Royal Ulster Constabulary) işgalciler
olarak gören IRA'nın hedefini, iki
sözcük özetliyordu: "İngiltere dışarı!"
Maze Diplomalı'SINN FEIN ve IRA
IRA, Belfast yakınlarındaki Maze
Hapisanesi'nden, "İngiltere'nin en
kaliteli üniversitesi" diye söz eder.
Bir çok Sinn Fein lideri ve kadrosu da
burada yetişmiştir. (Halen 700 civarında
IRA'lı hapiste, 100'ü de müebbet!)
"Elinde silah değil, kalem taşıyan nefes
borusu", diye nitelenen Sinn Fein'in IRA
ile ilişkisine getirdiği tanım çok net:
"IRA ile hiçbir ilgimiz yok. Biz sadece
demokratik siyasi bir partiyiz. Ancak
IRA ile diyaloğun yolu bizden geçer.
Barışın gerekliliğini onlara ancak bizim
kanalımızla anlatabilirsiniz."
Gerçekten de Sinn Fein, ne IRA'lıdır, ne
de IRA'sız. 'Ulster (Kuzey İrlanda)
Birlik Partisi'nden David Trimble, "IRA
yeniden ateşkes ilan etmezse Sinn Fein
tecrit olacak" görüşünü savunsa da, Sinn
Fein, IRA ile ters düşmeyen görece
özerkliğe sahip bir örgütlenmedir.
örneğin 4 Mart 1996 tarihli 'Newsweek'
dergisinde, Daniel Pedersen'in "IRA sizi
marjinalleştirmedi mi?" sorusuna Adams,
"Buna başkaları karar verir. Ben elimden
gelenin en iyisini yaptım. İronik olan,
Major'un bana ihtiyacı olması ve
insanların beni sevmeleri. Eğer
beraberce barış sürecine geri dönülmesi
istenirse, Major'ın bu köprüye ihtiyacı
var. (...) Doğru, bombalama önemli bir
duruma işaret ediyor. Barış süreci
karşıtlarının, kendi bencilce sonları
için kullanacakları önemli bir durum.
(...) Fakat barış sürecinin onarılması
gerektiğinden eminim. (...) Çünkü
alternatif bir hayli tatsız. (...)
Arzunun iyimserliği, zekanın
kötümserliğini yenmelidir" yanıtını
veriyor.
Ayrıca da Sinn Fein, yaygın bir destek
ve dayanışmaya sahip., ABD'deki 'Sinn
Fein'in Dostları' örgütlenmesi, ülkede
yaşayan 40 milyon civarındaki İrlanda
kökenli tarafından destekleniyor. Söz
konusu örgüt, sadece 1995'in 'Aziz
Patrick Günü'nde (Katoliklerin dini
bayramlarından birisi) 750 bin dolar
toplamıştı.
"IRA terörist midir?" Soruyu,
'Evet/Hayır' ikileminden kurtarmak
gerek. IRA bir gerçektir ve bu gerçeği
yaratan da sömürgeci işgal! 1918'de
İrlanda bütünde gerçekleştirilen son
genel seçimlerde ezici çoğunluğun
bağımsızlık için oy vermesine aldırmadan
adayı bölen ve işbirlikçi Protestan
azınlığı "çoğunluk" ilan ederek Kuzey
İrlanda sorununu yaratan İngiliz
sömürgeciliği... IRA anti-sömürgeci bir
örgüt ve işgal oldukça da mücadele
edecek...
İngiliz Hükümeti'nin temel amacı, dün de
bugün de IRA'yı silahsızlandırarak,
"sömürgeci barış oyunları"yla devre dışı
bırakmaktı. Oysa muhafazakâr İngiliz
gazetesi 'Sunday Telegraph'ın bile
itiraf ettiği üzere, "Kuzey İrlanda
sınırları içinde yapılacak seçimler,
sadece statükoyu tasdik edecek,
dolayısıyla herkesi kapsayan bir barışa
giden yolda, hiçbir şekilde atlama taşı
olamayacaktır..."
İrlanda'daki kilitlenmeden IRA ve Sinn
Fein, sorumlu tutulmaya kalkışılsa da,
Kuzey İrlanda'daki 'Ulster Gönüllü
Güçleri' (UVF) ve 'Ulster özgürlük
Savaşçıları' (UFF) gibi milliyetçi infaz
gruplarının, fanatik Protestan
örgütlenmelerin ve barış sürecini
torpilleyen Major ile Bruton'un
sorumluluğu göz ardı edilebilir mi?
Kilitlenmeden İrlanda sorununu
sürüncemede bırakan İngiliz
şövenizminin, Protestan fanatizminin
payı yok mu? Parlamento'daki fanatik
'Protestan Topluluğu'nun temsilcisi
rahip Ian Paisley, Doclands eyleminin
ardından, "Teröristler, her zaman
teröristtirler, onların ateşkesine
inanmayın demiştik", açıklamasını
yapmamış mıydı? Major, IRA'nın da yer
aldığı barış sürecinden kendi rızası ile
çıkmıştı. Oyunu bozan İngiltere idi.
IRA'nın patlattığı bombadaki parmak
izleri, Major ile Bruton'a aitti;
eylemlerin, "sui-niyetli teşvikçileri"
ortadaydı!
Martin McGuinness'in, 'The Observer'
gazetesine belirttiği gibi, "IRA'yı
tekrar ateşkes ilan etmeye ikna edecek,
herhangi bir neden ve kazanım, hal söz
konusu değil"di. Ve IRA'yı en iyi
anlatan Adams'ın şu belirlemesiydi:
"Yanıtının 'Hayır' olacağı bir soruyu
IRA'ya götürmek kimseye yarar
sağlamaz..."
Kimse politik manevralarla IRA'yı
dışlayarak İrlanda'da barışı
sağlayamazdı. Çünkü eski bir IRA
komutanı, "IRA, İngiliz hükümetinin
anladığı tek dil olarak gördüğü şiddete
bir süre devam edecek, daha sonra da
tekrar ateşkes ilan edecek" deyip,
soruyordu: "İngiltere'nin bizi dinlemesi
için, mutlaka ses getiren bir eylem
yapmak mı gerekiyor?"
Gerçekten de IRA komutanı haksız
değildi. Barışa yan çizerek rüzgar
ekenler, ateşkesin bozulmasıyla devreye
giren fırtınaya katlanmak zorundaydı.
Çünkü Martin McGuinness, 26 Şubat
1994'te Belfast açıklamasında, "Sinn
Fein masaya silahlarla oturacaktır"
demişti ve İngiltere bunu biliniyordu...
Bu uğurda İrlanda'nın altı kuzey
eyaletinde 30 Mayıs 1996'daki seçimlere
Sinn Fein de katıldı. 18 Seçim
bölgesinde seçime giren Sinn Fein "Oylar
Barışa" kampanyası yürüttü. Kampanyaya
ilişkin olarak Mitchel Mc Laughlin,
"Sinn Fein seçimlere, oylar barışa...
sloganıyla giriyor. Sinn Fien bir
İrlanda partisidir. Bu seçim,
İngilizlerin barışı görmezden
gelmelerine ve birlikçilerin ülkemizi
parçalama istemlerine karşın,
yürüteceğimiz bir barış kampanyası
olacak" diyordu. Sinn Fein'in listesinde
Gerry Adams, Martin Mc Guinness,
Lucilita Breathenach ve Pat Doherty yer
aldı.
Kuzey İrlanda'da 30 Mayıs seçimlerinde
Sinn Fein büyük başarı kazandı; 17
temsilci çıkardı. Sinn Fein oylarını,
1992'ye oranla yüzde 5 artırarak,
yüzde15 dolayında oy aldı. Adams, seçim
sonuçlarını değerlendirirken, "Halk bize
oy vererek, görüşmeler sürecinde yer
almamızı istedi. İrlanda halkının bu
talebini görmemek, politik bir hata
olur" dedi. Aynı kesitte IRA'da barışa
hazır olduğunun altını çizip, "Biz yine
de demokratik barış sürecini geliştirmek
istiyoruz. Barış süreci için gerçekçi
katkısı olanların çabalarını görüyor ve
değer veriyoruz" diyordu.
Adams, ABD gezisinde New York'ta
yayımlanan 'Irish Voice/İrlandalının
Sesi' dergisiyle röportajında, "Eğer
İngiltere ve İrlanda barış için 'yeni
bir uzlaşma' yapmadığı takdirde, IRA
liderleri bir 25 yıl daha savaşmaya
hazır" vurgusuyla, "Yeni bir barış
anlaşmasına gereksinim var. Ancak
önkoşul olarak IRA'nın silahlarını
bırakması söz konusu değil; silahların
bırakılması, ancak taraflar arasındaki
anlaşmayla devreye girebilir" diyordu.
Martin McGuinnes de, İngiliz hükümetinin
İrlanda'da barış istedikleri yönünde
demeçler verdiklerini, fakat barış için
herhangi bir adım atmadıklarını
belirterek şunları diyordu: "Şimdiye
kadar ne İngiliz tarafı ne de Birlikçi
gruplar, yeni bir IRA ateşkesine
yaklaşımları konusunda net konuşmadılar.
İngilizler ve Birlikçiler, başlangıçtan
itibaren barış sürecinin önünü
tıkadılar. Bir çok çatışmada olduğu
gibi, bizim sorunumuz da ancak, düşmanla
yapılacak görüşmeler sürecinde
çözülecektir. Yapılması gereken eski
düşmanla diyalog sürecinin başlatılması
ve karşılıklı güvenin inşa edilmesidir.
Yeni bir süreç başlatılması için
atılması gereken en önemli adım başta
İngiliz ve Güney İrlanda hükümetleri
olmak üzere, Kuzey İrlanda'daki tüm
partilerin yer alacağı demokratik
görüşmelerin başlamasıdır. Derhal
yapılması gereken şey, iki hükümetin,
tüm partilerin eşitlikçi bir temelde
katılacakları toplantıların
gerçekleşmesini sağlayacak bir
mekanizmayı oluşturmalarıdır.
Ancak Major'la yeni bir süreç
başlayamaz. Major'ın İrlanda sayfası
kapandı. Yıllardır hiç bir şey
değişmedi. Katolik ve Protestan toplum
izlenen yanlış politikalar nedeniyle,
acılar çekti. Biz, herkesin ulusal
haklarının kabul edilmesinden yanayız.
Shankill bölgesinde (Protestan Halk)
oturanların hakları, istemleri göz önüne
alınmalı. Buna karşı çıkmıyoruz. Fakat
Katolik İrlanda halkının kendi
geleceğini belirleme, kendi kendini
yönetme ve diğer istemleri dikkate
alınmalı. Tüm bunların olabilmesi için
iki toplumun, masada olmaları gerekiyor.
Sorunlar, taraflarının yer aldığı
görüşmeler süreyle çözümlenebilir. Biz
bunu her zaman söyledik. Barış için
yakalanan çok önemli bir fırsat vardı:
31 Ağustos 1994 -9 Şubat 1996 arasında
yaşanan tek taraflı IRA ateşkesi... Bu
fırsat değerlendirilemedi. İngiliz
hükümeti, Sinn Fein'i tüm-parti
görüşmelerine kabul etmeyerek ve sürekli
yeni ön-şartlar getirerek, ateşkesi
bitirdi. Biz Sinn Fein olarak, yine de
barıştan yanayız. Politikalarımızın
temelinde barış var. Bizim görmek
istediğimiz, yeni barış sürecinin
başlatılmasıdır. Biz, IRA'nın ikinci bir
ateşkes ilan etmesini istiyoruz. Fakat
aynı zamanda, İngiliz hükümetinin de
ateşkes ilan ettiğini görmek istiyoruz.
İngiliz hükümetinin Kuzey devletini
(yani Kuzey İrlanda'yı) kurduktan sonra,
İrlanda halkı üzerinde ateşkes ilan
ettiğini görmedik. Yine de IRA'nın
ateşkes ilan edip etmeyeceğini ben
bilemem. Fakat olayları izleyen bir
insan olarak, böylesi bir sürecin
başlaması için, maddi koşulları olması
gerektiğini söyleyebilirim... İngiliz
hükümetinin, uyanarak gerçekleri görmesi
gerekiyor. Görüşmeler masasında,
gerçekçi ve nihai barışı hedefleyen
planlar olmalı. Bunu biz son iki yıl
içinde göremedik. Yaşanan ateşkes
sürecinde gördüğümüz sürekli erteleme,
önkoşullar, gerçekçi olmayan ve kimsenin
kabul etmeyeceği istemler oldu. İngiliz
hükümeti barışa yönelik acendasını
değiştirmeli. Soruna güvenlik
çervesinden değil, politik çercevede bir
çözüm üzerinde yoğunlaşmalı. Belirttiğim
gibi, biz İrlanda'da nihai barış,
eşitlik ve sorunların görüşmeler yoluyla
çözülmesini istiyoruz. önümüzdeki, seçim
kampanyamızda da, bu konuları
işleyeceğiz. Halkımızı, bugüne kadar
olduğu gibi, bundan sonra da temsil
edeceğiz."
DOCKLANDS Sorası Barış
IRA'nın Şubat 1996'da, "İngiliz
devletinin sorumsuz tutumu"nu gerekçe
gösterip ateşkesi bozmasıyla kilitlenen
barış süreci, Temmuz 1996'da
Protestanların Orange Order ve 10
Ağustos 1996'daki Apprentice Boys
yürüyüşüyle(14) siyasal atmosferi daha
da ağırlaştırdı. Protestanların kutlama
yürüyüşleri yoğun tepkileriyle
karşılandı.
Bu ortamda Adams, Apprentice Boys
yürüyüşüne itirazları olmadığını
kaydederek, karşı çıktıklarının bölgede
yürütülen ayrımcı İngiliz politikası
olduğunu ifade etti. Bölgede her yıl
3000 Orange Order ve Apprentice Boys
gösterisinin düzenlendiğine dikkat çeken
Adams, "Yürüyüşler anti-Katolik olmasına
karşın, yapılmalıdır. Bizim karşı
çıktığımız, Katoliklerin ikinci sınıf
vatandaş olarak görülmesidir" dedi.
Ancak Major, "Gelişen olaylar
göstermiştir ki, Sinn Fein'nin IRA ile
ilişkisi artıyor. Onlar aynı madalyonun
iki yüzü. Sinn Fein uzun süreli ateşkes
olmasını istiyorsa, IRA yeni bir ateşkes
ilan etmeli",(15) yanıtını verdi.
Sinn Fein de, bu iddiaları şiddetle
reddetti. Ayrıca Martin McGuinness,
"Eğer görüşmeler Sinn Fein'siz
yapılırsa, bu IRA nedeniyle olmayacak,
tam tersine 17 aylık ateşkes süreci
boyunca barış için hiçbir çaba
göstermeyenler sayesinde olacak"
dedi.(16) Adams da Sinn Fein'in
çağrısını yineledi: "Yeni bir barış
sürecine ihtiyacımız var. Ateşkesle
yakalanan barış şansını yeniden
diriltmek için çok geç değil. Ancak
hükümet, görüşmeler için gerçekçi bir
tek kelime dahi söylemedi. Kuzey İrlanda
sorunun çözüleceği, yeni bir atılıma
ihtiyaç var. Anahtar hükümetin elinde.
Major, İrlanda sorununa barışçıl
demokratik çözüm istiyorsa, sorumluluk
göstermeli. İngiltere ve İrlanda
hükümetleri, eşitlikçi temelde
başlayacak yeni bir süreç için: Kuzey
İrlanda'daki tüm partilerin katılacağı
ve hiç bir ön koşulun dayatılmadığı ve
hiç bir konu üzerinde gerçek anlamda
anlaşma sağlanmadan karara varılmadığı
bir ortam yaratmalı. Belirsizliğin
giderilmesi için, inisiyatif gerek.
Barış için hepimiz üzerimize düşen rolü
oynamalıyız..."
İkinci IRA Ateşkesi
IRA 19 Temmuz 1997'de bekleneni yaptı ve
yeniden ateşkes ilan etti. Sinn Fein'in
Dublin'de gerçekleşen merkezi
toplantısından sonra IRA'ya yaptığı
ateşkes çağrısına IRA merkez komitesi
olumlu yanıt verdi. 19 Temmuz'da kısa
bir açıklama yapan IRA, Ağustos 1994'te
ilan ettiği ateşkesini yeniden inşa
edeceğini açıkladı. Başta İrlanda'nın
kuzey bölgelerindeki savaşçıları olmak
üzere, Britanya ve Güney İrlanda'daki
üyelerine kısa bir talimat gönderen IRA
askeri konseyi "Silahlı eylemlerimiz
Pazar günü geceyarısından sonra
durmuştur" dedi.
Sinn Fein liderleri Gerry Adams ve
Martin McGuinnes'in "IRA liderliği ile
görüştük. Kendilerinden ateşkes ilan
etmelerini istedik. Bu istemimizin kısa
zamanda yerine getirileceği belirtildi."
sözlerinden bir gün sonra ateşkes ilan
eden IRA konuya ilişkin bildirisinde
şunlara yer verdi. "31 Ağustos 1994
tarihinde, nihai barış görüşmelerine bir
katkı olarak, İrlanda Cumhuriyet Ordusu
nihai ateşkes ilan etti. 17 ay süren
ateşkes süresince Britanya hükümeti ve
Birlikçiler'in gerçek ve kapsamlı
görüşmelerin yolunu bloke etmeleri,
istemediğimiz halde ateşkesi terk
etmemize yol açtı. İrlanda Cumhuriyet
Ordusu Britanya'nın İrlanda'daki
yönetimine son vermek için mücadele
edeceğine söz vermektedir."
Bu açıklamasıyla ateşkes yapmakla
mücadelesinden ödün vermediğinin de
altını çizen IRA şöyle devam etti: "Bu
(Britanya yönetimi) ülkemizdeki
bölünmenin ve çatışmaların köküdür. Biz,
nihai barış istiyoruz. Bunun için
demokratik, gerçek ve kapsamlı
görüşmelere hazırlanıyoruz. Bu nedenle,
günümüzdeki politik durumu
değerlendirdikten sonra, IRA liderliği,
askeri operasyonlarının 20 Temmuz 1997
Pazar günü, gece yarısından itibaren
durdurulmasına karar vermiştir. Ağustos
1994'deki ateşkesimizi tek taraflı
olarak yeniden inşa ediyoruz. Tüm IRA
birimlerine, buna göre, talimatlar
gönderildi."
IRA'nın ateşkes ilanı Londra gündemine
bomba gibi düştü. IRA ateşkesi belli bir
süredir bekleniyordu. Buna rağmen önce
Sinn Fein başkanı Gerry Adams'ın
açıklamasının hemen ardından IRA'nın çok
kısa bir açıklama ile ateşkes ilan
ettiğini belirtmesiyle, barış dünya
basınında ilk sıralara yerleşti.
Ateşkesin "geçici mi, sürekli mi?"
olduğu sorusu, Kuzey İrlanda'daki
birlikçi partiler tarafından öne
çıkarılmaya çalışılırken, IRA,
açıklamasında bunun politik malzeme
aracı olarak kullanılmasının önüne
geçmeye çalıştı. Ağustos 1994'de ilan
ettikleri ateşkesin sürekli olduğunu
hatırlatan IRA, ikinci ateşkeslerinin
birincisinin devamı olduğunu
vurguluyarak; her zaman sürekli barışı
hedeflediklerini belirti.
SINN FEIN
Kuzey İrlanda barış süreci, cumhuriyetçi
Sinn Fein'in Mitchell prensipleri olarak
bilinen maddeleri imzalamasıyla yeni bir
sürece girdi. Şiddetin dıştalanması ve
Kuzey İrlanda sorununa
demokratik-politik çözümü içeren
Mitchell prensipleri altı maddeden
oluşuyor.
Öte taraftan İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu
(IRA)'nın ateşkesine şüpheli bakan
loyalist ve birlikçi partiler,
Belfast'ta gerçekleşen ön-görüşmelere
katılmadılar. Birlikçi partiler, Sinn
Fein'in Mitchell prensiplerine uyacağına
dair verdiği sözün inandırıcı olmadığını
belirterek; Sinn Fein'in tüm parti
görüşmelerine katılabilmesi için IRA'nın
bir kısım silahlarını teslim etmesini
gerektiğini ısrar etti. Böylece barış
görüşmeleri daha başından tehlikeye
girdi.
15 Eylül'de başlayan tüm-parti
görüşmelerine Kuzey İrlanda'nın ikinci
büyük protestan partisi Demokratik
Birlikçi Parti (DUP) ve UK Birlikçi
Parti katılmadı. DUP lideri din adamı
Ian Paisley ve UK Birlikçi Parti başkanı
Robert McCartney, IRA'nın silahlarını
bırakmamasını buna gerekçe gösterdi.
Bölgenin en büyük birlikçi partisi
Ulster Birlikçı Parti (UUP), ise
görüşmelere katılıp katılmama konusunda
uzun bir tereddüt gösterdi. Fakat daha
sonra parti içindeki bütün karşı
çıkışlara rağmen anlaşma masasına
oturmayı kabul etti.
Eski Amerikalı senatör George Mitchell
ve yardımcıları tarafında hazırlanan ve
İrlanda sorunun politik çözüm öneren
prensipler altı maddeden oluşuyor.
Mitchell başkanlığındaki üç kişilik
heyetin hazırladığı maddeler, 22 Ocak
1996'da kamuoyuna açıklandı. Bölgedeki
silahların teslimi konusunda bir formül
arayışında olan heyet, silahlar
konusunun görüşmelere paralel olarak
yürütülmesini önermişti. Mitchell'in
hazırladığı barış planının ana hatları
ise şunlardı:
1- Politik sorunların çözümünde barışçıl
ve demokratik yöntemlere uymak.
2- Tüm paramilitarist örgütlerin
silahsızlandırılmasını desteklemek.
3- Olası bir silahsızlandırmanın,
bağımsız komisyon tarafından
gerçekleştirilmesini desteklemek. Bu
komisyonun kararına uymak.
4- Tüm partlerin görüşmelerin
sonuçlarını etkilemek için güç
kullanmasına karşı çıkmak.
5- Tüm parti görüşmelerinde çıkacak
sonuçları kabul etmek. Görüşmelerde
belirlenecek yöntemleri desteklemek.
6- Bölgede devam eden
"cezalandırmalar"(17), sokak şiddeti ve
her türlü şiddeti red etmek. Böylesi
olayların görülmemesi için çaba
harcamak.
15 Eylül'de gerçekleşen Sinn Fein'li ilk
toplantıdan sonra ön çalışmalarını yapan
taraflar, toplantıdan memnun
ayrıldıklarını söylemelerine rağmen
birbirlerinden farklı açıklamalar
yaptılar. İngiliz yetkili "Sinn Fein,
IRA'nın silahlarını erken bir tarihte
bırakması için çaba harcamalı" şeklinde
konuşurken, Sinn Fein'in Başkanı Gerry
Adams, "Biz Cumhuriyetçi bir partiyiz.
Amacımız birleşik İrlanda'dır. Bu gündem
ile masaya oturacağız" dedi.
öte yandan, İrlanda'da esen olumlu
havaya rağmen barışın geleceği puslu
görünüyor. İngiltere, IRA'nın
silahlarının teslimini isterken; IRA,
ateşkesine karşılık olumlu adımlar
atılmasını bekliyor. İngiltere tarafının
politik tutukluları bırakarak gerçek
niyetini göstermesini isteyen IRA,
İngiliz askerlerinin "işgal altındaki"
bölgeden çekilmesini de talep ediyor.
Barış Görüşmeleri
Kuzey İrlanda'da 15 Eylül'de başlayan
barış görüşmeleri, bölgede üst üste
işlenen ve taraflar arasındaki
gerginliği artıran cinayetlere rağmen
sürdürülmeye çalışıldı. Kuzey İrlanda
Birlik Partisi lideri David Trimble da
21 Mart'ta partisinin bütün yetkili
kurullarını toplayarak süreci
değerlendirdi ve barışa devam kararını
aldı. Aynı günlerde IRA da Ordu
Konseyi'ni toplayarak ateşkese devam
etmeyi kararlaştırdı.
Bu arada Eylül 1997'de başlayan
görüşmelerde son haftaya girilmesiyle
birlikte, İrlanda ve İngiltere'de
diplomasi trafiği de canlandı. Ulster
Birlikçi Parti (UUP) Başkanı David
Trimble ve Katolik Sosyal Demokrat İşçi
Partisi (SDLP) Başkanı John Hume ile
biraya gelen İngiltere Devlet Başkanı
Tony Blair daha sonra da İrlanda
Başbakanı Berti Ahern'i bir görüşme
yaparak taraflar arasındaki pürüzlerin
giderilmesini istedi.
Öte yandan Londra ve Dublin
hükümetlerinin, Kuzey İrlanda için
düşündükleri ve Katolik-Protestanların
eşit bir biçimde temsil edilecekleri
bölge hükümeti planı birlikçilerin
direnişiyle karşılaştı.
Kuzey İrlanda'nın, Britanya'nın bir
parçası olarak kalmasını isteyen
Loyalistler yeni "Meclis" planlarıyla,
Londra ve Dublin'in ortak önerisine
karşı çıktılar. Ulster Birlikçi Partisi
(UUP) bölgede kurulacak
Katolik-Protestan komitesi yerine bir
meclis önerdi.
Ancak kesin bir protestan egemenliği
olan UUP'nin meclis planı, Kuzey
İrlanda'nın ikinci büyük partisi SDLP
tarafından kabul edilmemesi üzerine
geçerliliğini yitirdi.
Cumhuriyetçiler'in "Birleşik İrlanda"
fikrine karşı, Birlikçiler'in Güney'in
gölgesinde kalma korkuları ağır tarih
boyunca her zaman ağır bastı. Protestan
halk hiç bir zaman tarihteki "Derry
Kuşatması"nın etkisinden kurtulamadı.
Egemen konumunda oldukları İngiltere'ye
bağlı Kuzey İrlanda konumlarını kolay
kolay elden bırakmak istemediler.
27 Aralık'ta bir paramiliter bir
protestanın öldürülmesiyle barış
görüşmeleri çıkmaza girdi ve Sinn Fein
barış görüşmelerinden uzaklaştırıldı.
Tüm dünyada tekrar en başa dönüldüğü
izlenimini veren bu gelişmeler Sinn
Fein'in tekrar görüşmelere katılmasıyla
barış umutları yeniden canlandı. Ancak,
Kuzey İrlanda Birlikçileri'nin en büyük
temsilcisi olan Ulster Birlik Partisi
(UUP), IRA'nın işlenen son cinayetler ve
bombalama girişimleriyle ilişkisi
bulunduğuna dair yeni deliller ele
geçirildiğini öne sürerek, örgütün
siyasi kanadının yeniden masadan
uzaklaştırılmasını istedi.
Zaman zaman çıkmaza giren barış
görüşmeleri sonunda Mitchell
Prensipleri'nin taraflarca kabul
edilmesi üzerine karar yapılacak
referandumlar ile İrlanda halkına
bırakıldı. Her ne kadar grüşmelere
katılan gruplar anlaşmayı onaylamış olsa
bile katolik ve protestan
toplumlarındaki kimi gruplar anlaşmayı
ihanet olarak kabul ettiler. Demokratik
Birlik Partisi anlaşma ile protestan
halkın satıldığını iddia ederken kimi
paramiliter gruplar savaşa devam
edeceklerini belirttiler. Katolik
toplumda da benzer kaygılar barış
girişiminin geleceği üzerine şüphe
yarattı. örneğin INLA(18) gibi gruplar
başından beri anlaşmaya karşı çıkarken,
IRA'dan da kopmalar başladı. Clinton'un
Belfast'ı ziyaret ettiği günlerde
cumhuriyetçilerin Belfast'taki
kalelerinden Andersonstown'da şu duvar
yazısı dikkati çekti: "Adams, Collins'i
hatırla!
Bölgede partilerin iç yapılarının
karışık durumda olması bu partilerin
kararlı bir tutum izlemesini engelledi.
Kargaşanın boyutları, sadece barış
anlaşmasının onayını değil, liderlerin
partileri içindeki pozisyonlarını bile
tehlikeye sokacak kadar büyük olması
partileri tutuk davranmaya itti.
Bu cephede sadece barış karşıtı
Demokratik Birlik Partisi lideri Ian
Paisley, tabanıyla barışık kalabildi.
Paisley, tabanından barış karşıtlığı ile
yüzde 70 destek alırken, diğer büyük
Birlikçi Parti'nin lideri David
Trimble'ı da taviz vermekle suçlayıp,
onu hem seçmen, hem de parti tabanı
karşısında yıprattı. Bölgenin en büyük
Protestan tarikatı olan Orange'ın bütün
bu süreçteki etkisi de inkâr edilemez.
Protestan partiler, tarikatın
referandumda takınacağı pozisyonu takip
ederlerken, tarikat tavrını hayır
oyundan yana koyması hem barışı
tehlikeye soktu; hem de Birlikçi lider
Trimble'ı daha da zor bir konuma soktu.
Sonuç
Bütün bu sendelemelerden sonra
görüşmelere katılan gruplar 10 Nisan'da
anlaşmayı imzaladılar. 22 Mayıs'ta Kuzey
ve Güney İrlanda'da halk oyuna sunulan
anlaşma ezici bir çoğunlukla kabul
edildi ve "şimdilik" yürürlüğe girdi.
Söz konusu anlaşmanın ana maddeleri
şunlar oldu:
1. Silahlı örgütler, yapılacak
düzenlemelerle ellerindeki siahları iki
yıl içinde teslim edecekler.
2. Ateşkes ilan etmiş ve ateşkese devam
etmiş örgütlerin hükümlü üyeleri iki yıl
içinde salıverilecek.
3. 108 üyeden oluşacak Kuzey İrlanda
Meclisi için seçim yapılacak. Seçilen
partilerin meclisteki ağırlığına göre
tüm partilerin temsilcisi bulunan bir
bakanlar kurulu kurulacak.
4. Kuzey İrlanda'nın yönetiminde
kurulacak olan Britanya-İrlanda Konseyi
söz sahibi olacak. Söz konusu konsey
Kuzey İrlanda, İrlanda Cumhuriyeti,
Galler, İskoçya ve İngiltere'den atanan
üyelerden oluşacak.
5. İrlanda Cumhuriyeti anayasasında
bulunan ve Kuzey İrlanda üzerinde hak
iddia eden maddeleri kaldıracak.
6. Kuzey İrlanda'nın İrlanda Cumhuriyeti
ile birleşmesi Kuzey İrlanda'da yaşayan
her iki toplumun ortak kararı ile
gerçekleşebilecek.
Ancak anlaşmanın kabul edilmesi savaşın
tamamen bittiği anlamına da gelmiyor.
Barış halen bir pamuk ipliğine bağlı
durumda. Anlaşma ile birlikte ne
protestanlar ne de katolikler
istediklerini elde edemediler.
İngiltere'nin Kuzey İrlanda Bakanı Mo
Mowlaw'ın deyişiyle "Kimse kaybetmedi,
kimse kazanmadı." İmzalanan anlaşma
IRA'nın yıllardır uğruna mücadele ettiği
"Birleşik Sosyalist İrlanda Cumhuriyeti"
fikrinden çok uzak, ama gerek Sinn Fein
gerekse de IRA anlaşmayı bu uğurda
atılmış olumlu bir adım olarak görüyor.
IRA'nın bu düşüncesinin ne kadarını
katolik topluma kabul ettirip ne
kadarını ettiremeyeceği ise barışın
kaderini belirleyecek.
Benzer kaygılar protestan gruplar içinde
söylenebilir. Daha barış görüşmelerinin
sürdüğü dönemde anlaşmaya kesinlikle
uymayacağını açıklayan Ulster Demokratik
Partisi'nin ve Orange Tarikatı'nın
barışı engelleyip engellemeyeceği halen
tartışma konusu. öte taraftan son
yıllarda adını kanlı eylemlerle duyuran
Ulster Gönüllü Gücü (Ulster Voluntary
Force-UVF) katliamlarını ateşkes
sonrasında bile devam ettirdi. Biri
katolik biri protestan iki insanın
arkadaşlık etmesini bile kabullenemeyen
UVF, bu iki arkadaşı bir pubda
öldürerek, taşıdığı kini bütün dünyaya
gösterdi. Protestan toplum içinde günden
güne güçlenen bu paramiliter grup belki
de barışın önündeki en büyük engeli
oluşturuyor.
Savaşın bitimiyle işsiz kalacak olan
protestan güvenlik görevlilerinin ve
anlaşma uyarınca hapisten çıkacak olan
protestan militanların ne yapacakları
ise halen kafalarda bir soru işareti
olmakta. ömrü boyunca cinayet işlemekten
başka hiç bir şey yapmamış bu
militanların savaşı sürdürmek istemesi
durumunda IRA'nın ya da farklı katolik
grupların karşılık vermesi ise
kaçınılmaz bir son olarak gözükmekte.
Bütün bu tehlikelerin farkında olan
IRA'nın bu sebeplerden dolayı silah
bırakmayı reddetmesi ise barışın
uygulanmasında şimdiden pürüz
oluşturmaya başladı.
Bütün bu sorunların ortasında İngiliz
hükümetinin ve hatta ABD'nin barış
konusunda bu kadar ısrarcı olmaları ise
pek alışıldık bir durum değil.
Emperyalizmin ve sömürünün lideri
konumunda bulunan bu iki devletin bunca
yıl sonra barışı desteklemelerini
dökülen kandan rahatsız olmalarıyla
açıklamak mümkün değildir. Sorunun
cevabı ise Kuzey İrlanda'nın kapitalist
sömürü için adeta bir cennet olarak
görülmesidir. Kuzey İrlanda, İngilizce
konuşan eğitimli ve Avrupa'ya göre ucuz
olan işgücü nedeniyle Amerikan
şirketlerinin yeni cazibe merkezi oldu.
Bütün bu koşullara Kuzey İrlanda'nın
Avrupa'ya coğrafi yakınlığı ve işçi
sınıfının parçalanmışlığı da eklenince
Kuzey İrlanda, küreselleşme adına
dünyanın dört bir yanında at koşturan
şirketlerin iştahını kabarttı. ABD
Başkanı Clinton, BBC'deki katıldığı bir
televizyon programında "halka usta bir
pazarlamacı üslubuyla şöyle seslendi:
'Böyle bir fırsat insanın ömründe bir
kez ele geçer.' Clinton'un Kuzey İrlanda
halkına bahsettiği kaçırılmaması gereken
fırsat şuydu: 'Barışı seçin, siz de
zengin olun.' Nitekim 8 Haziran'da, ABD
Ticaret Bakanı William Dalley,
beraberindeki kalabalık bir işadamı
heyetiyle bölgeyi ziyaret edecek."
ABD'de yaşayan ve sayıları 40 milyonu
bulan İrlanda kökenlilerin oylarını da
hesaba katan Clinton'ın ve barış
sayesinde ikinci kez başbakan seçilmeyi
kafasına koyan Blair'in barışı neden
istedikleri işte bu kadar açık...
Böylesine tehlikeli ayaklar üzerine
oturtulan İrlanda barışının yeni bir
savaşa yol açıp açmayacağı ise henüz
belli değil. Ancak kesin olan bir şey
var ki, kapitalizm ve onun sömürü düzeni
halklara barış ve refah getirmekten çok
uzak. İrlanda'da mutlak bir barışın
sağlanması ise ancak 18. yüzyılın
sonunda olduğu adanın her iki toplumunun
sömürüye karşı ortak hareket etmesiyle
mümkün olacaktır; tıpkı dünyanın her
yerinde olması gerektiği gibi...
Dipnotlar:
Bu yasak çeşitli televizyon kanalları
tarafından ilginç yöntemlerle delinmeye
çalışıldı. örneğin Gerry Adams'ın
konuşmalarının televizyonlarda
yayınlanmasının tamamen yasak olmasından
dolayı, televizyonlar Adams'ın
konuşmalarını -tiyatrocular tarafından-
tekrar seslendirerek yayınlıyorlardı.
14) Her yıl yaz aylarında düzenlenen
yürüyüşe Protestan sanatçılar, meslek
sahipleri ve Apprentice Boys'lar
Katoliklerin yaşadıkları bölgelerde
geçerek; 1689'da Katolik Kral II.
James'ye karşı Deryy'nin Katolik Kral
II. James tarafından kuşatılmasına
karşın, kentin zanaakrlar
savunulmasıyla kazanılan 12 Ağustos
1689'da zaferini kutlarlar. Ancak
yürüyüşün katolik mahallelerinden de
geçmesi gerginliği artırır.
Dublin'de yayımlanan 9 Haziran 1996'da
tarihli 'Sunday Tribune'ın araştırmasına
göre, Kuzey İrlanda'daki Katoliklerin
yüzde 36'sı, Protestanların yüzde 24'ü,
barış görüşmelerinden kalıcı çözüm
çıkacağına inanıyor. Ankete katılanların
yüzde 54'ü de, Sinn Fein'in Kuzey
İrlanda'nın geleceğine ilişkin
görüşmelere katılmasını istiyor.
Sinn Fein'e yakınlığıyla tanınan
'Cumhuriyetçi Haber' dergisine
yayımlanan itiraflarında eski bir polis
köstebeği, Kuzey İrlanda Kraliyet
Polisi'nin (RUC), IRA karşıtı gizli
yöntemlerini açıkladı. Thomas Douglas,
iki yıl RUC için ajan olarak çalıştıktan
sonra "Patinajcı" diye adlandırılan
grupta çalıştığını; IRA'ın 18 aylık
ateşkes döneminde düzenlenen
provokasyonlara katıldığını;
"Cumhuriyetçilerin aralarında ayrılık ve
ihtilaf olduğu" yönünde kara propaganda
yaptıklarını ifade etti. "Kara
propaganda" için basını yanlış
bilgilendirdiklerini ve IRA imzalı
açıklamalarla, örgütte çelişkiler olduğu
izlenimi yaratmaya çalıştıklarını
söyledi.
Ufak bir ayrıntı olarak görünmesine
rağmen bu madde Kuzey İrlanda için
hayati önem taşıyor. Çünkü söz konusu
"cezalandırmalar" IRA tarafından
uyuşturucu kaçakçılarına ve soygunculara
diz kapaklarına ateş etmek suretiyle
karşı uygulanıyor. IRA yaptığı bu
"cezalandırmalar" ile hem sokakta düzeni
sağlıyor; hem de halkın güvenini
kazanıyor. 1994'te ateşkes sırasında
bile bu "cezaları" sürdüren IRA'nın bu
uygulamadan kolay kolay vazgeçmeyeceği
tahmin ediliyor. IRA'nın bu uygulamaları
yapmasının nedeni ise Kuzey İrlanda
polisi (RUC)'un uyuşturucu tacirlerinin
ve soyguncuların peşini bırakıp,
katolikleri sindirmeye ve ezmeye
çalışmasıdır.
İrlanda Ulusal özgürlük Ordusu (Irish
National Liberation Army) İrlanda'nın
birleşmesini ve sosyalist bir cumhuriyet
olması için savaşan küçük ama etkili bir
hareket. 1994 ateşkes ilanından beri
ateşkese uymayacağını açıklayan tek
grup. |