TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS


BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ

GEÇEN YILIN SAVAŞLARI 17 SAVAŞ VE MİLYONLARCA ÖLÜ
EDİP EMİL ÖYMEN


BARIŞ ÜSTÜNE HAPİSHANE NOTLARI...
HALUK GERGER


BENLİKTA SAVAŞ VE BARIŞ
ORHAN BURSAL


VON CLAUSEWİTZ’İN BİLİMSEL SAVAŞI
 
MEHMET ALİ KILIÇBAY


GENEL BİLGİ

20.yy. Kürt Siyasal Yaşamına Nakşibendi Müdahalesi; KDP
Erdal ERGİN

İrlanda'da Savaş ve Barış


  F.W. De Klerk ve Güney Afrika’da Çözümün Yolu


Nepal'de Halk İktidara Yürüyor


SRİ LANKA’DA TAMİLLE BARIŞA GİDEN YOL


    ETA ve ATEŞKES


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor


  ZAPATİSTALAR

  BIYOLOJIK SILAHLAR

 BIRINCI DÜNYA SAVASI (1914-1918)

 HAYDUT DEVLETLER VE DOGUSU

  Insanlik Tarihinde Savas

  NEHIR YATAKLARININ DEGISTIRILMESI VE SU SAVASLARI

NÜKLEER SILAHLARIN ETKILERI
 

NÜKLEER, KIMYASAL, BIYOLOJIK SILAHLAR VE EKOLOJIYE ETKISI

Politikanin Bir Uzantisi Olarak Savas

 PTSD

PTSD’ nin Türk Tarafindaki Kurbanlari

SAVAŞ KARSITI HAREKETLER

SAVAŞ VE İNSAN

Savaşın ve İnsanlığın Doğası

Savaşın Dile Getirilemeyen Gerçeği

 

 

 

 


 

 

 

 
 
 
 


PTSD

 
 

.

“Travma Sonrası Stres Bozukluğu” diye nitelendirilen PTSD (Post Travmatic Stress Disorder), savaş alanlarında çatışmaya maruz kalan askerlerde görülen gerçek ve teşhis edilebilen bir ruhsal yaralanmanın tıp dalındaki adıdır. PTSD’ nin geçmişte bir problem olduğu biliniyordu. I. Dünya Savaşı sonrası askerlerde görülmüş ve uzmanlar tarafından “ savaş nedeniyle gelen ruhsal çöküntü adı verilmiş, ancak hakkında pek bilgi ortaya konulamamıştı. II. Dünya Savaşı ve Kore Savaşı sonrası hastalık yeni bir ad aldı: Savaş Yorgunluğu.

                              

PTSD’ nin önemi Amerikanın Vietnam Savaşı sonrası daha iyi anlaşılır oldu. Savaştan dönen pek çok gazi, savaşın getirdiği ruhsal yaralanmanın tedavi edilememesi sonucu, gerek kendi canına, gerek yakınlarına ve çevreye kan ve ölümle biten pek çok eylemi gerçekleştirdi. Bununla birlikte yine pek çok gazi alkol ve uyuşturucu batağına saplandı, topluma uyum sağlamada zorluk çekti ve kaderini yalnız yaşamaya çalıştı.

Nihayet 1981’ den sonra PTSD’ nin ciddiyeti kavrandı, üzerine yoğun bir şekilde eğinildi. Tedavi ve teşhis üzerine çeşitli araştırmalar yapıldı, makaleler, kitaplar yazıldı, konferanslar verildi.

Amerikada PCT adlı rehabilitasyon merkezinde yapılan araştırmalar PTSD ve etkileri nedir? sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor. Bir tablo ortaya konulmuş; bir yanda savaş deneyimleri diğer yanda PTSD’ nin etkilerinin açılımı verilmiş. Savaşta yaşanılanların dozajı arttıkça PTSD’ nin tesirlerinin de arttığı görülüyor. Düşman saldırılarına karşı uyanık ve tetikde kalan askerlerin 1/3’ ünde görülen PTSD’ nin tesiri sıralanıyor: Beden ve ruhsal yapıyı zorlayan gerginlik durumu, anormal düzeyde ürkmek, konsantrasyon güçlüğü, uykuya dalma ya da derin uyku bozukluğu, olaylar karşısında sürekli endişeli olmak ve kolayca etkilenmek, yalnızlığını paylaşmamak, kalabalık yerlerden kaçmak, açık alanda bulunma fobisi, güvenlik için silah bulundurma, tehlikeyi sevmek.

Savaşın dehşet verici yüzüne tanıklık edenlerde ise, PTSD’ nin dozajı artıyor: Savaşta gördüklerini tekrar yaşamak ve bilinç altına itilen olayların yüzeye çıkması, sürekli endişelenerek savaşla ilgili derin düşüncelere saplanmak, savaşta yaşadığı bir olayı hatırlatan yeri, insanı ve nesneyi hatırlamaktan kaçınmak, yaşadığı olayların kabusunu görmek, hayatta kalmaktan ötürü suçluluk duymak.

Askerin savaş deneyimi yüksek seyretmişse, örneğin, çatışmalara girmişse ve yakın arkadaşlarının ölümüne tanıklık etmişse, PTSD’ nin baskısı daha yoğun açığa çıkıyor; Savaş sonrası duygusal donukluk, insanlarla ilişki kurma zorluğu, sosyal izolasyon, sosyo-ekonomik ve kültürel etkinlikler karşısında ilginin azalması, duygusal donukluğun devamı için alkol ve uyuşturucu kullanma, deprasyon.

šiddet ve hiddet duyguları savaşta yoğun yaşanmış ise, işte bu noktada PTSD acımasız yüzünü gösteriyor; öfkeli ve her an patlamaya hazır ruh hali, şiddetli tavır sergilenmesi, otoriteye karşı gelme duygusu, ahlaki değerleri hor görme ve yasalara güvensizlik.

                                       

PTSD (Post Travmatic Stress Disorder) bilinen adıyla Travma Sonrası Stres Bozukluğu psikoloji literatürüne yeni girmiş bir kavramdır. PTSD, uçak kazası, deprem ya da savaş gibi olayların etkisiyle bazı insanlarda gelişen bir ruhsal bozukluktur. Cinsel taciz, tecavüz, işkence kurbanları da PTSD kaynaklı ıstırabı çekerler.

Vietnam’ da görev yapmış askerler üzerine yapılan bir çalışmaya göre, 3 milyon erkek ve kadın savaş gazisinin 800 bini PTSD’ nin etkisi altında kalmış. Çok çabuk etkilenen, hassas kadın ve erkek askerleri, subayları PTSD fark gözetmeksizin vurmuştur.

PTSD’ nin belirtileri, bir Travmatik olay sonrası hemen başlayacağı gibi, aylar ve yıllar sonra da sizi etkilemeye, ıstırap vermeye başlayabilir. Bu genelde bilindiği şekliyle “gerginliğin gecikmeli bir tepkisi” dir.

 PTSD belirtileri; Kasvet, can sıkıntısı, kızgınlık, öfke, endişe, kuruntu ve işinizde, davranışlarınızda ilgi yetersizliği. İntihar etmeyi hissedebilirsiniz, duygusal açıdan ailenizle, arkadaşlarınızla bağlantınızı koparabilirsiniz ve savaş deneyimleriniz zihninize musallat olabilir. Uyku zorluğu çekebilirsiniz, kabuslar görebilirsiniz ve bu problemlerle başa çıkmak için alkol ya da yatıştırıcı haplar kullanabilirsiniz.

                                

PTSD belirtileri öyle şiddetli olabilir ki, yaşamınızı, ailenizi, işinizi ve sosyal durumunuzu baskı altında tutabilir. Eğer tedavi edilemezse, PTSD yıkıcı ve zararlı bir yaşam tarzına rehberlik edebilir. Bundan dolayı mutlaka tıbbi destek ve yardım almak durumuyla karşı karşıyasınız.

PTSD, savaş alanlarında çatışmaya maruz kalan askerlerde görülen gerçek ve teşhis edilebilen bir rahatsızlıktır. PTSD, Amerikanın Kuzey-Güney olarak adlandırılan sivil savaşında başlıca bir problem olduğu biliniyordu. Aynı zamanda I. Dünya Savaşı ve savaş sonrası askerlerde görüldüğü anlaşılmıştı. Dönemin uzmanları “Shell Shock” (savaştan ileri gelen ruhsal çöküntü) adını verdikleri bu problem hakkında fazla bilgi sahibi değillerdi. Neden askerlerde bu belirtiler görülüyor ve nasıl tedavi edilir? soruları yanıt bulmamıştı.

PTSD, II. Dünya Savaşı ve Kore Savaşı sırasında savaşta yer alan askerlerde etkisini yeniden gösterdi. Bu iki savaş sırasında uzmanlar tarafından bu hastalığa yeni bir ad verildi: SAVAŞ YORGUNLUĞU. Ne yazık ki, bu rahatsızlığa maruz kalan askerlere sunulan yardım yeterli değildi

Vietnam Savaşı sırasında PTSD’ ye askerlerin maruz kalmaması için değişik bir yardım girişiminde bulunuldu; askerler 12 aydan fazla savaş tarlasında görev almayacaklardı. Önceleri yöntem çalışır gibi oldu. Vietnam Savaşı’ nda, II. Dünya Savaşı’ ndan daha az asker savaş alanından PTSD etkisiyle uzaklaştırıldı. Ne yazık ki, etkileri daha sonraları ortaya çıktı. Vietnam’ dan sonra pek çok gazi kendini savaşın etkisinden kurtaramadı. Gaziler kendi kendilerini tedavi etmek için alkole ve uyuşturucuya sarılarak büyük yanlış yaptılar. Savaştan dönen gazilerin sosyal yaşama uyum sağlamadaki sorunlarını dile getirip, seslerini yükseltmelerinden dolayı nihayet PTSD üzerine yoğun bir araştırma başlatıldı. 1981 yılında bu belirtilere PTSD adı verildi.

1981’ den sonra, PTSD’ nin tedavisi, teşhisi üzerine çeşitli makaleler, kitaplar yazıldı ve seminerler, konferanslar düzenlendi. Düşüncelerin ortak paydası şu oldu; PTSD, insanların sosyal yaşama dair düşüncelerini zedeleyen aşırı olay ve olayalar serisi karşısında ortaya çıkan bir hastalıktı. Yapılan araştırmaların verdiği sonuçlara göre, askerler dışında sivil insanların da benzer belirtilerden ıstırap çektikleri ortaya konulmuştur. Örneğin, tecavüz mağdurlarında görülmektedir.

                                   

PTSD adı verilen tarvma sonrası stres bozukluğu, her üç gazinin birinde açtığı ruhsal yara tedavi edilmediği takdirde, sonu dehşet ve kanla biten olaylara neden olmakta. Geçmiş sayılarda değindiğimiz  

İngiliz filozofu Thomas Habbes, “Leviathan” adlı eserinde “insan bencil ve kavgacıdır. Bu durum insanları birbirine düşman eder” demektedir.

Öyle ki “İnsan insanın kurdudur”. Böylece, insanları yıldıracak ortak bir gücün bir otoritenin bulumadığı durumdaki Hobbes buna “doğal durum” diyor, insan yaşamı “yalnız,yoksul,çirkin,kaba ve kısa ömürlüdür.” Dolayısıyla toplumsal yaşama geçmek, insanlığın gelişiminde bir ön koşul olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarih boyunca temel hakları ve ödevleri, kişinin haklarını ve ödevlerini belirleyen otorite, hep varolmuştur.

“En büyük adeletsizlik geciken adalettir”   .


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com