TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS


BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ

GEÇEN YILIN SAVAŞLARI 17 SAVAŞ VE MİLYONLARCA ÖLÜ
EDİP EMİL ÖYMEN


BARIŞ ÜSTÜNE HAPİSHANE NOTLARI...
HALUK GERGER


BENLİKTA SAVAŞ VE BARIŞ
ORHAN BURSAL


VON CLAUSEWİTZ’İN BİLİMSEL SAVAŞI
 
MEHMET ALİ KILIÇBAY


GENEL BİLGİ

20.yy. Kürt Siyasal Yaşamına Nakşibendi Müdahalesi; KDP
Erdal ERGİN

İrlanda'da Savaş ve Barış


  F.W. De Klerk ve Güney Afrika’da Çözümün Yolu


Nepal'de Halk İktidara Yürüyor


SRİ LANKA’DA TAMİLLE BARIŞA GİDEN YOL


    ETA ve ATEŞKES


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor


  ZAPATİSTALAR

  BIYOLOJIK SILAHLAR

 BIRINCI DÜNYA SAVASI (1914-1918)

 HAYDUT DEVLETLER VE DOGUSU

  Insanlik Tarihinde Savas

  NEHIR YATAKLARININ DEGISTIRILMESI VE SU SAVASLARI

NÜKLEER SILAHLARIN ETKILERI
 

NÜKLEER, KIMYASAL, BIYOLOJIK SILAHLAR VE EKOLOJIYE ETKISI

Politikanin Bir Uzantisi Olarak Savas

 PTSD

PTSD’ nin Türk Tarafindaki Kurbanlari

SAVAŞ KARSITI HAREKETLER

SAVAŞ VE İNSAN

Savaşın ve İnsanlığın Doğası

Savaşın Dile Getirilemeyen Gerçeği

 

 

 

 


 

 

 

 
 
 
 


Politikanın Bir Uzantısı Olarak Savaş

 
 

.

 

Çağımız pek çok anlaşmazlıklar, çatışmalar ve savaşlarla doludur; Savaşın yeni boyutları ortaya çıkmış ve savaş ile politika arasındaki ilişkilerin yeni sorunlarıyla yüzleşmek üzereyiz. Düzenli ordularla yapılan büyük savaşlar yerini gerilla savaşı ya da silahlı kontra grupların muharebe hareketlerine terk etmiştir. Ayrıca gelecekte askeri savaş yerine politik savaştan da söz edilebileceği ileri sürülmektedir. Bugün en yaygın savaş tanımlaması “bir düşmana kendi fikrini kuvvet kullanarak zorla kabul ettirme girişimi” şeklinde kabul görmektedir.
C.V. Clausewitz, savaşı şöyle tanımlıyor:

“Savaş, çok genişletilmiş bir düellodan başka bir şey değildir. Pek çok sayıda tek tek düellocular dan oluşan bir birliği düşünmek yerine düello yapan iki kişiyi gözümüzün önüne getirecek olursak daha iyi yapmış oluruz. Bunlardan her biri, fiziksel gücüyle diğerine kendi iradesini kabul ettirmeye çalışır. O’ nun ilk amacı, düşmanı mağlup etmek ve böylece daha sonra herhangi bir mukavemette bulunmayacağı bir duruma sokmaktır.
İnsancıl kimseler, fazla kan dökmeden düşmanı silahtan arındırmanın ya da yenmenin sanatkarhane bir yolu olabileceğini ve harp sanatının gerçek eğiliminin de bu olduğunu kolayca hayal edebilirler.

“Savaş, sadece politikanın başka araçlarla devamıdır” savını ileri süren C.V. Clausewitz, harbin yalın bir politik eylem olmadığını gerçek bir politik araç olduğunu ifade eder. O’ na göre politika amaç, savaş ise araçtır ve araç, hiçbir zaman amaçsız düşünülemez. C.V. Clausewitz yandaşları, savaşın hiçbir şekilde kendiliğinden meydana gelmediği, aksine politik bir araç olarak düşünülmesi gerekliliği üzerinde odaklanırlar. Bu nedenle devlet adamının ve komutanının ilk vereceği, en önemli ve kesin sonucu en çok etkiliyeceği hüküm, giriştiği savaşı bu ilişkiler içerisinde iyi tanımak, onu olduğundan başka türlü değerlendirmemek ya da hal ve şartların müsaade edemeyeceği bir şekle sokmaya çalışmamaktır.

Kavga, esas itibariyle düşmanca duyguların açığa çıkmasıdır. Savaş dediğimiz büyük kavgalarda düşmanca duygu çoğu zaman yalnız düşmanca niyete dönüşür. Bu tür duygusal faaliyetlerin teşvik edildiği savaşlar hiç de az değildir. Savaşlardaki ulusal kin, kişilerin birbirine karşı beslediği başlangıçtaki öfke ve kızgınlık bulunmazsa bile düşmanlık duygusu savaşlarda alevlenir. Çünkü bize karşı kuvvet kullanana karşılık vermek ve ona kin beslemek savaşın doğasıdır. İnsanoğlunun gelişmesini engelleyen kin duygusu, böylelikle savaşın içinde beslenme olanağını da bulur.

Politika, savaşı kullanmakla beraber savaşın tabiatından doğan bütün katı sonuçlardan kaçınır; son imkanlarla çok az meşgul olur ve yakın ihtimallere göre hareket eder. Böylece tüm eylem pek çok belirsizlik içinde kalınca yapılan iş bir tür kumara dönüşür; burada bütün hükümetler kendi yetenek ve uzak görüşlülüklerinin düşmanınkinden üstün olduğuna güvenir ve bu sayede kumarı kendilerinin kazanacağına inanır.

                                              

John Keegan, “Yalnızca 400 yıl boyunca sürekli deneyler ve yinelemeler sonunda savaşmanın bir alışkanlık haline geldiğini kabul etmeliyiz. İlkel dünyada bu alışkanlık töreler ve ayinlerle sınırlandırılmıştı” diyerek, modern dünyanın dikkatini şöyle çekiyor: “İlkellik sonrası dönemlerde, insanlar töreleri ve ayinleri bir kenara itip, savaşlara getirilen kısıtlamalardan vazgeçmiş ve şiddet eğilimli kişilerin dayanıklılık sınırlarını zorlamış ve hatta bunu teşvik etmiştir.” Clausewitz, “Savaş, en uç sınırlarına kadar sürmüş bir şiddet gösterisidir” demişti. İlkel insanların diplomasi, kısıtlama ve anlaşma koşullarına yatkınlıklarını yeniden öğrenmek zorundayız. Kendimize öğrettiğimiz alışkanlıklardan vazgeçmeyi öğrenmezsek, hayatta kalamayız.
Savaş Nedir? Sorusuna verilebilecek tek bir yanıt yoktur. Dünyanın yazılı tarihi, genelde bir savaş tarihidir, çünkü içinde yaşadığımız ülkeler, fetihler, iç savaşlar ve bağımsızlık savaşlarıyla bugüne ulaşmışlardır. Gelişmiş ülkelere baktığımızda dört kuşak boyunca savaşın içinde yer aldıklarını görüyoruz. Savaş, insanın sevgi duygusunu incitmiş ve derin sevgi boşluklarının doğmasına neden olmuş, yalnızlaşan insanın kaderini de hazırlamıştır. Bu yüzyılın savaşları öyle acımasız bir tablo ortaya koymuştur ki, milyonlarca insanın ölümüne yol açmış hatta çağdaş insanın savaşı kanıksamasına zemin yaratmıştır.
Uygarlık grafiğini üst düzeye çıkartan insan buna paralel olarak, en az çabayla en fazla sayıda insanı nasıl yok edebileceğini de yaratmıştır. Bu paradokstan kurtulmanın bir yolu mutlaka olmalı ki, gelecek kuşaklara acı ve gözyaşını miras olarak bırakmayalım.


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com