| |
.
ETA,
Franco’nun faşist diktatörlüğüne karşı
“bağımsızlık ve sosyalizm” hedefleriyle
silahlı bir örgüt olarak kuruldu.
Franco’nun 1975’teki ölümünden iki yıl
sonra başlayan “demokratikleşme”
sürecinin sonunda kaleme alınan yeni
İspanya Anayasası 1979’da düzenlenen
referandumda ülke genelinde kabul
edildi; ancak Bask bölgesinde
reddedildi. ETA da anayasada “ulusların
kendi kaderlerini tayin hakkının
öngörülmemiş olduğu” gerekçesiyle
eylemlerini sürdürmeye karar verdi.
Bu
tarihten sonraki yirmi yıl boyunca ETA
ağırlıklı olarak tekil hedeflere
yöneldi, bu eylemleri sonucunda yaklaşık
700 kişi öldü. Bu dönemde aynı zamanda
devletin, özellikle de on üç yıl
aralıksız süren Sosyalist İşçi Partisi
(PSOE) hükümetlerinin ETA’ya yönelik
ağır saldırılarına ve GAL adlı gizli
örgütte somutlaşan resmi terörüne tanık
olundu. Yüzlerce Basklı yurtsever
işkenceden geçirildi, kaçırıldı ve
öldürüldü, binlercesi ise hapishanelere
tıkıldı.
1980’lerin
ortalarında ise, ETA strateji
değişikliği içine girmeye başladı. O
döneme değin Bask ülkesinin kendi
kaderini tayin hakkı sorununu, tüm
İspanyol devleti ölçeğinde
gerçekleştirilmesi gereken demokratik
devrimle ilişkilendiren ETA, daha
sonraları kendini bu süreçten ayırıp
salt ulusal mücadeleye hasretmeye
yöneldi. ETA’nın yeni hedefi artık,
İspanya’daki tüm diğer ezilen uluslarla
ve işçi sınıfıyla değil, Bask
burjuvazisiyle stratejik bir ittifak
kurabilmekti.
Bu
anlayış çerçevesinde artık örneğin
Madridli ve Barcelonalı işçiler, ülke
ölçeğindeki demokrasi, ulusal kurtuluş
ve sosyalizm mücadelesinin vazgeçilmez
ögeleri olmaktan çıkıp, ETA ile devlet
arasındaki mücadelenin araçları haline
dönüştüler. Böylece gündeme gelen
Hiperkor, Vallecas gibi kitle ölümlerine
yol açan çarşı bombalama eylemleri ülke
ölçeğindeki sınıfsal ve ulusal
dayanışmanın paramparça olmasına yol
açtı, rejimin özellikle Bask’taki
baskılarını daha da artırabilmesine
zemin hazırladı.
Aznar iktidarının ikinci yılında ETA,
“Egemenlik hakkına yönelik yolun
açılabilmesi için” süresiz ateşkes ilan
etti. Hükümet yetkilileriyle yapılan
Zürih görüşmelerinde ise rejim
beklendiği üzere ETA’nın Bask’ın kendi
kaderini tayin hakkı talebini reddetti.
Bunun üzerine, ETA tekrar eylemlere
başladı. Sivillere yönelik eylemleri
tepki toplarken, devletin operasyonları
ETA’nın önder kadroları tasfiye etti.
Yasal parti Herri Batasuna ise oy
oranını genelde korusa da, eskisi kadar
etkin olamıyordu.
Bask sorununun kökünü kazımak isteyen
Aznar hükümeti, PSOE ile imzaladığı
“terör karşıtı anlaşma” çerçevesinde
baskılarını iyice artırdı: Egin ve
Egunkaria gazeteleri -ETA yanlısı olduğu
iddiasıyla- kapatıldı, başta Batasuna
olmak üzere partiler ve toplumsal
hareketler yasa dışı ilan edildi,
yüzlerce kişi hapse atıldı. Ülkenin en
önemli işveren örgütü, Bask
parlamentosunun kapatılmasını istemeye
başladı. Hükümet, Bask’ın en önemli iki
çokuluslu şirketini Madrid’e taşıyıp
denetim altına almaya yöneldi.
Ancak hükümetin bu girişimi, tepki
çekti. Madrid burjuvazisine tabi olmak
istemeyen Bask burjuvazisinin
temsilcilerinden Bask Ulusalcı Partisi
(PNV) söylemini radikalleştirdi, mevcut
otonomi hakkının ötesinde egemenlik
arayışlarına yönelebileceğinin
işaretlerini vermeye başladı. Nitekim
Bask’ta bugün sağcı partiler, otonomi
çizgisine evrilirken; Aznar hükümetinin
buna yanıtı ise, Bask burjuvazisini
ETA’cı olmakla suçlamak ve Bask
parlamento ve yerel hükümet başkanlarını
hapsetmekle tehdit etmek oldu.
Mart 2004 seçimleri ardından Sol Birlik
ve diğer ulusalcı yerel partilerin
desteğiyle iktidar olan Sosyalist ışçi
Partisi, bu sorunları Anayasa
çerçevesinde tek tek yerel hükümetlerle
görüşerek ve ulusal burjuvazilerin
desteğini alarak çözmek istediği
açıkladı. ılk adımı, Katalan
burjuvazisiyle anlaşıp yerel hükümetin
yetkilerini, neredeyse bağımsızlık
anlamına gelecek kadar muazzam ölçüde
genişletmek oldu. Herkes bunun ardından
Bask sorununun ele alınacağından emindi.
Sonunda beklenen oldu ve ETA’nın
hapisanedeki kimi liderleri 2004 yılı
ortalarında kaleme aldıkları ortak
açıklamada, “Bugün vermekte olduğumuz
silahlı mücadele bir işe yaramıyor.
Örgüt baskılara tamamen açık durumda ve
reaksiyon yeteneğine sahip değil”
denildi. ETA yönetimi, bildirinin
kendilerini bağlamadığını belirtse de,
eski liderlerin ortak mektubu, örgüt
için bir dönüm noktası oluşturdu ve
dahası Zapatero’ya açık bir davetiye
niteliği taşıyordu.
Zapatero parlamentoda, “ETA’nın
silahları bırakması halinde kendisiyle
görüşme masasına oturabileceğini” ilan
edince taşlar artık iyiden iyiye yerine
oturdu, gözler ETA’ya çevrildi. Herri
Batasuna’nun bu yöndeki bir talebi
üzerine, ETA ateşkes ilan etti.
11 Eylül Sonrası İspanya ve Bask
11 Eylül sonrası uluslararası
konjonktür, Bask sorununun, ETA merkezli
bir terör sorununa indirgenmesine yol
açmıştır. Bu durum ise sağcı Halk
Partisi Başkanı Jose Maria Aznar
hükümetinin, baskıcı politikalarını
meşrulaştırmasına imkan tanımıştır. 11
Eylül sonrası uluslararası ortamdan
istifade etmeyi başaran İspanyol
hükümeti, AB ve ABD’nin, ETA’yı
“terörist örgüt” ilan etmesini temin
etmiştir. Hemen bir yıl sonra milliyetçi
Bask partisi Batasuna da kapatılmış,
bunu takiben AB ve ABD, Batasuna’yı da
“terörist” ilan etmiştir. Aznar
hükümetinin, ABD’nin, 11 Eylül olayları
sonrası çıkardığı “Vatanseverlik
Yasası”ndan esinlenerek hazırladığı
“Anti Terör Yasası” da, Bask sorununa
karşı hukuk dışı pek çok uygulamayı
beraberinde getirmiştir. Böylece “teröre
karşı savaş”ta müttefik olduğu ABD’nin
de desteğiyle İspanya, Bask sorununu,
uluslararası terör ağıyla da ilişkisi
bulunan bir iç güvenlik sorunu olarak
göstermek suretiyle baskıcı yöntemlerle
çözmeyi ummuştur.
Ancak 11 Mart 2004 tarihinde
gerçekleştirilen Madrid terör
saldırıları, Aznar hükümetinin
hesaplarını boşa çıkarmıştır.
İspanya’nın, ABD’nin Irak’ı işgaline hem
siyasi hem askeri olarak yardımcı olması
sebebiyle, seçimler öncesi
gerçekleştirilen bu saldırıları El
Kaide’nin yaptığını söylemeye cesaret
edemeyen Aznar, bu olaydan aynı zamanda
Bask sorununa karşı da yararlanmak
isteyerek, saldırıları ETA’nın
gerçekleştirdiğini iddia etmiştir. Fakat
ETA’nın, bu saldırıları “insanlık dışı
bir vahşet örneği” olarak nitelemesi ve
kısa süre sonra saldırıları El Kaide’nin
gerçekleştirdiğinin anlaşılması üzerine
Başbakan Aznar, kamuoyunda önce
güvenilirliğini daha sonra da 14 Mart’ta
yapılan seçimleri kaybederek iktidardan
olmuştur. İktidara ise, ABD’nin Irak’ta
işgalci olduğunu ve iktidara geldiği
takdirde, İspanya’nın Irak’taki
askerlerini çekeceğini, seçim
kampanyasının temeli yapan İspanya
Sosyalist İşçi Partisi lideri Jose Luis
Rodriguez Zapatero gelmiştir.
14 Mart seçimleriyle iktidara gelen
Zapatero hükümeti, ilk iş olarak
İspanya’nın, Irak’ta bulunan 1300
askerini geri çekme kararı almıştır. ABD
yönetimi, Zapatero hükümetini, teröre
boyun eğmek ve taviz vermekle suçlarken,
iki ülke arasındaki ilişkiler de hiç
olmadığı kadar gerginleşmiştir. Zapatero
hükümeti ile birlikte İspanya,
Avrupa’daki Atlantikçi gruptan ayrılarak
Fransa-Almanya safına geçmiş ve böylece
ABD’ye karşı Avrupa’nın birliğini ve
gücünü temsil eden, adı konmamış bir
eksen oluşmaya başlamıştır. Bu süreçle
birlikte, ABD’nin İspanya politikasında
da önemli değişiklikler olmuş ve git
gide uzaklaşan iki ülke arasındaki
gerginlik, 2004 Kasım’ında yapılan
seçimlerden sonra yeniden ABD
Başkanlığına seçilen George Bush’un,
Zapatero’nun tebriğini kabul etmemesine
kadar varmıştır.
Dolayısıyla ABD-İspanya ilişkilerinin
seviyesi ile Bask sorununda gelinen yeni
durum arasındaki paralelliği, küresel
strateji açısından, tesadüf olarak
yorumlamak mümkün değildir. İspanya’nın,
ABD’nin en sıkı müttefiklerinden olduğu
2001-2004 arasında, Bask sorunu, her
türlü yöntem kullanılarak bastırılmış,
ilişkilerin bozulduğu Mart 2004 sonrası
ise bir anda yeniden alevlenerek ortaya
çıkmıştır. Gelişmelerin yönü dikkate
alındığında, 2005 yılı içinde gerilimin
son haddine varacağını belirtmek hatalı
olmayacaktır.
Kanun tasarısı
30 Aralık 2004 tarihinde Bask Özerk
Bölgesi Parlamentosu’nun, bölgenin
özerklik seviyesini arttıracak olan
tasarıyı, 35’e karşı 39 oyla kabul
etmesi, İspanya’da geçmişi yüzyıllara
dayanan ve son 50 yılda ortaya çıkardığı
terör olgusuyla gündemden hiç düşmeyen
Bask sorununda gerilimi tekrar
tırmandırmıştır. Yerel parlamentonun
kabul ettiği öneri, Bask bölgesinin
özerkliğini içeren kanunda çeşitli
değişiklikler yapılmasını öngörmektedir.
Tasarı, mevcut özerk yönetim yetkilerine
ek olarak yargı, maliye ve yurttaşlık
hukuku gibi konularda daha fazla
özerklik talebinin yanında Bask
bölgesinin, uluslararası kurumlarda
müstakilen temsilini de öngörmektedir.
Bask bölgesi ile Madrid arasındaki
ilişki düzeyini de yeniden tanımlayan
tasarı, mevcut “merkez-özerk eyalet”
ilişkisi ve statüsü yerine Bask ülkesi
ve İspanya arasında “serbest ortaklık”a
dayanan bir model getirmektedir.
“Serbest ortaklık” statüsü, Bask
bölgesi’nin, “bağımsız olma hakkına
sahipken kendi isteğiyle bundan
vazgeçerek Madrid merkezi hükümetiyle
eşit ortak statüsünde İspanya’nın toprak
bütünlüğü içinde kalmayı kabul etmesi”
anlamına gelmektedir. Böylelikle Bask
bölgesi, hukuken İspanya’nın bir parçası
olarak kalmaya devam ederken fiilen pek
çok alanda Madrid’le bağını koparmış
olacaktır.
Tasarının Bask Özerk Bölgesi
Parlamentosu’nda kabul edilmesiyle
birlikte konu, İspanya’da gündemin ilk
sırasına yükselerek hararetli
tartışmalara yol açmıştır. Bask
milliyetçileri, bu tasarıyı, Bask
sorununu, demokratik yollardan çözüme
kavuşturarak terör ve şiddeti önleme ve
sorunu sokaklardan masa başına taşıma
açısından tarihi bir fırsat olarak
değerlendirmektedir. Öte yandan hükümet,
tasarının anayasa aykırı ve yasadışı bir
mahiyet taşıdığını iddia ederken ana
muhalefetteki Halk Partisi tasarıyı
hazırlayanları ve kabul edenleri “vatana
ihanet”le suçlamıştır.
1 Şubat 2005 tarihinde söz konusu tasarı
İspanya Parlamentosu’nda tartışılarak
oylanmış ve beklendiği gibi, konu
üzerinde ittifak sağlayan iktidar ve ana
muhalefetin oylarıyla, reddedilmiştir.
Bunun üzerine toplanan Bask Bölgesi
Parlamentosu, 17 Nisan 2005 tarihinde
yapılacak bir erken seçim kararı
almıştır. Seçimlerde Bask
milliyetçilerinin yeniden çoğunluğu elde
etmesi durumunda, Nisan ya da Mayıs ayı
içinde, kanun tasarısının, Bask
bölgesinde referanduma götürülmesi
planlanmaktadır. Bask hükümetinin böyle
bir referandum yapıp yapamayacağına dair
anayasa hukuku tartışmaları bir yana,
eğer referandum yapılırsa az bir farkla
tasarının kabul edilmesi muhtemel
gözükmektedir. Dolayısıyla sorun İspanya
parlamentosunun da hükümetinin de
kolaylıkla kesip atamayacağı bir hal
almaya başlamıştır. Bunun da ötesinde
iktidardaki Sosyalist Parti’nin geleceği
de bu soruna bağlı değerlendirilebilir.
Zira parlamentoda çoğunluğu olmayan
Sosyalist Parti, İspanya’daki bir diğer
azınlık olan Katalanların Cumhuriyetçi
Katalan Partisi’nin dışardan verdiği
destekle iktidarını korumaktadır.
Katalanların, azınlıklara baskı olarak
değerlendirebileceği bir uygulama
sonrası hükümete verdiği desteği kesmesi
olasıdır. Kısacası Bask sorunu,
yarattığı uzun vadeli yapısal ve
anayasal problemlere ek olarak yakın
vadede bir de hükümet krizini tetikleme
potansiyeline sahip görünmektedir.
İspanya'da Basklıların özgürlüğü için
mücadele eden ETA örgütü ile İspanyol
hükümeti arasında olumlu gelişmeler
oldu. İspanyol hükümeti ETA ile
görüşebileceğini açıkladı. ETA, Franco
faşizminin baskısına karşı bir grup
Basklı öğrenci tarafından kuruldu.
Sosyalist ve bağımsız bir Bask hedefiyle
1959'da yola çıkan örgüt, İspanyol
devleti ile giriştiği 30 yıllık savaşta
800'den fazla insan hayatını kaybetti.
PKK ise Türkiye'nin son 30 yılına
damgasını vuran örgüt. Kürt halkının
özgürlüğü için mücadele eden PKK ile TC
arasında 1984'ten 1999'a kadar 15 yıllık
orta boy bir savaş yaşandı. 6 yıl
PKK'nin tek taraflı ateşkesinden sonra
Kürt meselesi çözümünde yeterli adımlar
atılmadığı için 1 Haziran 2004'den sonra
çatışmalar tekrar başladı. PKK ile TC
arasında süren savaşta 40 bine yakın
insan yaşamını yitirdi. Ancak AB'ye
üyelik için başvuran TC'nin sorunu
çözmek için PKK ile diyalog bir yana 30
bini aşkın insanın ölümüne neden olan
çatışmaların durdurulması için küçük bir
çaba sarfettiği bile gözlenmiyor.
İngiltere ile İspanya, Avrupa Birliği
(AB) üyesi ülkeler. İki ülke de şiddetli
patlamalar yaşadı. Madrid'teki tren
saldırısı ve Londra'daki üst üste
patlamalar ile "Terör ve şiddet"in her
halini yaşayan iki ülke, bir dönemler
kendileri için "terör örgütleri" olarak
tanımladığı IRA ve ETA örgütleri ile
yaşadıkları sorunu, siyasal yoldan
çözmeye çalışıyorlar.
36 yıl boyunca sürdürdüğü silahlı
mücadeleyi 8 yıllık ateşkes sürecinden
sonra tamamen bıraktığını açıklayan
IRA'nın bu açıklamasını "doğru" olduğu
yönünde fikir beyan eden "önemli" Türk
aydınları ilginç benzetmeler yaparak
PKK'ye mesaj gönderiyorlar.
30 yıldır ETA-İspanya ve IRA-İngiltere
arasında süren savaşlarda toplam 4500
insan yaşamını yitirdi. TC ile PKK
arasındaki savaşta 40 bine yakın insan
yaşamını yitirdi ve hala her gün
insanlar ölmeye devam ediyor. TC ve "çok
bilmiş" aydınları küresel şiddetin
ortaya çıkardığı ortamdan yararlanıp
PKK'yi "terör" kategorisine koymak
istiyor. PKK'yi muhatap almak bir yana
tamamen ortadan kaldırmak için
stratejiler oluşturuyorlar. Oysa bakın
Türkiye'nin durumdan kendine vazife
çıkarmaya çalıştığı İngiltere'nin
başbakanı Tony Blair, Londra'daki
patlamalarla IRA'nın silah bırakmasıyla
ilgili ne diyor; "Siyasi idealleri
açısından IRA'nın düşüncelerini paylaşan
vatandaşlarımız var. Bunu gözardı
edemeyiz. Bundan böyle şiddetin yerini
politika alacak." Oysa Türkiye
Cumhuriyetinin askeri yetkilileri
Kürtleri "sözde vatandaş", TC Başbakanı
"Kürt Meselesini" de "düşünmezseniz
yoktur", Türk "aydınları" ise "PKK'yi ve
onları destekleyenleri ortadan kaldırın,
tarihin çöp sepetine atın" diye fikir
beyan ediyorlar. Ne Türk genelkurmayı,
ne Türkiye Başbakanı ne de "çok bilmiş"
Türk aydını gerçeği görmüyor. Çünkü
Türkiye'nin Kürt meselesi ve PKK
konusunda oluşturduğu argümanların sonu
gelmiş ama onlar bunu fark etmiyor. Ne
ABD, ne İngiltere ne de bölge güçleri
açısından inandırıcı gelmeyen
politikaların Türkiye'yi nereye
sürüklediği de gün gibi ortada.
Gizli görüşmeler yürütüldü
Bask politikalarında 'siyasi diyaloğu'
seçen sosyalist Başbakan Zapatero'nun
Mayıs 2005'te parlamentodan ETA ile
masaya oturulması kararını çıkarmış
olması nedeniyle örgütün bu adımı resmi
barış görüşmelerinin başlayacağına
işaret sayıldı. Bir süredir hükümetin
ETA'yla gizli görüşmeler yürüttüğü
belirtiliyordu.
Nitekim ETA'nın kararına Sosyalist
hükümet olumlu yaklaştı. Mecliste siyasi
parti temsilcilerine seslenen Zapatero
"Hükümet, ihtiyat ve birlik içinde
hareket edecek. Terör ve dehşet
yıllarından sonra Bask'taki barış süreci
sonun başlangıcı olabilir. Süreç uzun ve
zor olacak. Umudun hepimizi
birleştireceğine inanıyorum" çağrısı
yaptı. Başbakan Yardımcısı Teresa
Fernandez de la Vega, "Bunun sonun
başlangıcı olması, arzumuz ve niyetimiz"
derken, tedbirli olacakları şerhini de
düştü.
Ana muhalefetteki sağcı Halk Partisi
(PP) ise beklendiği gibi karara prim
vermedi. PP'nin önceki lideri Aznar, 11
Mart 2004'teki Madrid bombalamaları
sonrası ETA'yı suçlamanın bedelini
partisini iktidardan edip kendisi de
siyaseten emekliye ayrılarak ödemişti.
Aznar'ın halefi Mariano Rajoy ise dün
karar için "Sadece mola. Suç
faaliyetinden vazgeçmiyor" yorumu yaptı.
Rajoy, hükümete "Barış için asla siyasi
bedel ödenmemeli. Çünkü terörü, siyaset
yapması için kurumsallaştırmak,
teröristlerin hedeflerine ulaşmaları
demek olur" diye çıkıştı. PP'nin onursal
başkanı Aznar da "Hükümet, terör
karşısında bozguncu görünüm almıştır"
çıkışı yaptı.
Bask yönetimi acil toplandı
Bask Özerk Yönetimi dün ateşkesi
değerlendirmek için acil toplandı.
Toplantı sonrası konuşan Bask hükümeti
Başbakanı Juan Jose Ibarretxe, kararı
'tarihi fırsat' diye nitelerken, ETA'nın
siyasi kanadı olduğu gerekçesiyle
kapatılan Batasuna'yı kastedip "Bask
bölgesinde normalleşme sağlayacak
müzakere masası oluşturulması için
hiçbir partiyi dışarıda bırakmadan
hepsiyle görüşeceğim" dedi. Batasuna da,
'barışa katkı için AB'nin de sürece
katılmasının önemine' dikkat çekti.
(bbc, afp
IRA formülü
Önce İngiltere'ye bakalım:
3 gelişme oldu:
1) IRA güçlü İngiliz ordusuyla baş
edemeyeceğini gördü. Şiddetle sonuç
alamadığını, kamuoyu desteğini de
kaybettiğini anladı. Seçimlere katılıp
yerel yönetimde söz sahibi oldu. Sonra
da silah bıraktı.
2) İngilizler de IRA ile mücadelenin
zorluğunu gördü. Örgütün arkasındaki
halk desteğini fark etti. Sonunda
Başbakan Blair "Silahını bırakması
şarkıyla şeytanla bile görüşürüm" dedi
ve IRA'nın siyasi temsilcisi Sinn Fein
ile önce gayri resmi, sonra resmi
diyalog başlattı.
3) Bu arada dış dinamik değişti. O güne
dek göçmen İrlandalıların baskısıyla
IRA'ya destek veren ABD, 11 Eylül'den
sonra tavır değiştirdi. Örgütü siyasi
çözüme zorladı.
Ve çatışmalar bıçak gibi kesildi.
ETA formülü
Gelelim İspanya'ya...
İspanya Başbakanı Zapatero iktidara
geldiği 2004'ten beri soruna diyalogla
çözüm arıyordu. Ama terör konusunda
tavizsizdi: "Şiddet durmadan Bask sorunu
çözülmez" dedi. O da 3 şey yaptı:
1) Madrid'deki El Kaide terörünün halkta
yarattığı tepkiyi iyi kullandı. Toplum
şiddeti lanetleyince ETA tabanından
yalıtıldı. Teröre destek veren yayın
organları ve örgütler kapatıldı. ETA
köşeye sıkıştı.
2) Ama Zapatero "Sıkıştılar, saldırayım"
demedi. İntikam saldırılarına zemin
hazırlamadı. Tersine, 2005'te Oslo'da
ETA ile "sessiz diplomasi" başlattı.
Örgütü silah bırakmaya zorladı. Bir
yandan da ETA kurbanlarının yakınlarıyla
görüşüp onları bunun bir taviz pazarlığı
olmadığına ikna etti.
3) Şimdi iki çalışma grubu oluşacak. İlk
grup ETA'nın silahsızlanma yöntemini,
militanların ve hapistekilerin durumunu
görüşecek. İkinci grupsa Bask bölgesinin
demokratikleştirilmesi üzerinde
çalışacak.
Kamuoyu yoklamalarına göre halkın yüzde
80'i süreci destekliyor.
Bask'ın İspanya'ya öğrettiği...
ETA'nın açılımı 'Euskadi ta Askatasuna',
anlamı 'Bask Yurdu ve Özgürlüğü'. Bask
yurdu ise İspanya'nın demokrasi
deneyiminin olmazsa olmaz parçası.
1930'da ilan edilen 2. Cumhuriyet
döneminde birkaç aylık bağımsızlık
yaşayan Bask yurdu, 1937'de faşist
General Franco'nun emriyle Alman
uçaklarının düzenlediği Guernica
katliamını hiç unutmadı. 1952'de
Bilbao'da Eylem dergisini yayımlayan sol
grubun çekirdeğini oluşturduğu ETA,
Franco diktatörlüğüne karşı direnişte
başı çekti. Hedefi İspanya'nın
kuzeyindeki dört vilayetten oluşan Bask
ülkesinin bağımsızlığı ve Fransa'daki
Basklarla bütünleşmekti.
ETA'nın 1962'de başlattığı şiddet
kampanyası genellikle siyasilerle polise
yönelse de bir dönem sivil hedefleri de
vurarak 700'den fazla can aldı. 1975'te
diktatörü gömen Madrid, 1978
anayasasıyla Bask'a geniş özerlik
tanıdı. 1983'te Felipe Gonzales'in
Sosyalist hükümeti, ETA'yla mücadele
için Anti-Terörist Özgürlük Grubu'nu
(GAL) kurdu. GAL'in 27 kişiyi yargısız
infaz ettiği, 77 kişiyi kaçırdığı,
binlerce kişiyi yaraladığı ortaya
çıkınca bazı yetkililer yargılandı.
11 Eylül'ü fırsat bilen Halk Partili
Başbakan Jose Maria Aznar'ın, 2002'de
ETA'nın siyasi kanadı Batasuna'yı
kapatıp siyasi yasak getirmesi büyük
huzursuzluk yarattı. Mart 2004'te Irak
işgaline misilleme olarak Madrid'in
bombalanmasını ETA'nın üzerine yıkmaya
çalışmak da Aznar hükümetini bitirdi
İSPANYA VE FRANSA’DA ANADİL ÖĞRENİM VE
YAYIN HAKKI
Bugünkü konuşmamda İspanya’da Basklar’ın
ve Katalanlar’ın ; Fransa’da ise
Korsikalılar’ın anadil öğrenim ve yayın
haklarıyla ilgili uygulamaları üzerinde
duracağım. Fakat ilk olarak önemle
vurgulanması gereken noktalardan biri,
Avrupa’daki sosyal yapıyla Türkiye
arasındaki farklılıklar, Avrupa’daki
etnik grup, azınlık gibi kavramların
kullanımıyla Türkiye’deki kullanımı
arasındaki büyük farklar olduğudur.
Özellikle bahsedeceğim üç bölgenin
tarihi, coğrafi konumları ve içinde
bulundukları merkezi devletle olan
ilişkileri, Türkiye’deki etnik grupların
konumuyla pek çok farklıklar
arzetmektedir. Bu sebeple bu bölgelerin
örnek birer model olarak görülmesi
hatalıdır.
Avrupa’daki devletlerin siyasi yapıları
birbirinden farklıdır. Bunlar aşırı
merkezileşmiş üniter devletlerden,
federal devletlere kadar
değişebilmektedir. Fakat çoğu
ulus-devlet homojen bir yapıya sahip
değildir, farklı etnik grupları da
içerebilmektedir. Bu grupların yapıları
ve tanımlanmaları da bir devletten
diğerine değişebilmektedir. Benim
tezimde üzerinde durduğum bugün de size
anlatacağım gruplar ulus-altı bölgeler
diye de adlandırabileceğimiz, belli bir
bölgede yerleşmiş, uzun bir tarihe
geçmişe, bölgesel bir kimliğe, farklı
kültürel özelliklere sahip ve kendi
dilleri olan bölgelerdir.
Günümüzde Avrupa’da bir taraftan farklı
siyasi yapılardaki devletler, ekonomi,
dış politika vb. pek çok alandaki
yetkilerini giderek Avrupa Birliği’ne
devrederken, diğer taraftan Avrupa’daki
farklı etnik gruplar, özellikle de bazı
devletler içinde yer alan ulus-altı
bölgeler, AB’nin desteğiyle içinde yer
aldıkları devlet içinde daha fazla hak
kazanmaya çalışmaktadırlar.
İspanya ve Fransa, bu gelişmelerden
etkilenen farklı siyasi ve idari
yapılara sahip komşu iki AB üyesi
ülkedir. Bask bölgesi ve Katalonya,
İspanya’nın otonom topluluklarındandır.
Korsika’nın ise Fransa içinde özel bir
konumu vardır.
İspanya: Bask ve Katalan dilleri
İspanya’nın siyasi yapısı çok
karmaşıktır ve tam olarak ulus-devlet
olarak tanımlanamaz. Coğrafi, siyasi,
ekonomik ve kültürel pek çok faktör
İspanya’nın tarihi boyunca birliğini
olumsuz yönde etkilemiştir. Yani
ulus-altı bölgeselleşmenin İspanya
tarihinde uzun bir geçmişi vardır.
Özellikle 19.yy’dan beri İspanya tarihi,
merkezi devletle, ulus-altı bölgeler
özellikle Bask Ülkesi ve Katalonya
bölgeleri arasındaki çatışmalara sahne
olmuştur. Bu faktörlerin de etkisiyle
günümüzde İspanya, farklı ekonomik ve
kültürel özelliklere sahip otonom(özerk)
bölgelerden oluşmaktadır.
İspanya, tarih boyunca farklı kavimlerin
hakimiyetine girmiştir. Bu durum Latin
kaynaklı pek çok dilin ortaya çıkmasına
sebep olmuştur. Bunlar arasında
İspanyolca olarak bildiğimiz Castilian,
ayrıca Catalan, Aragon, Galicia
dillerini sayabiliriz. Bunlara ek
olarak, Bask bölgesinde konuşulan kökeni
tam olarak bilinmeyen Euskera’yı da
sayabiliriz.
Katalonya ve Bask bölgesindeki
milliyetçi hareketler 19. yy’ın sonları,
20.yy’ın başlarında artmaya başlamış,
bölgesel hükümet ve geleneksel
dillerinin canlandırılmasıyla ilgili
taleplerde bulunmaya başlamışlardır.
1936-39 yıllarındaki İspanya İç
Savaşı’nın ardından yönetime geçen
General Franco döneminde, devletin
siyasi ve kültürel heterojen yapısı
ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Özellikle Basklar’ın ve Katalanlar’ın
bölgesel otonomilerini kaldırmış,
İspanyolca dışındaki dillerin okullarda
ve resmi işlerde kullanımı yasaklanmış,
hatta Franco rejiminin ilk dönemlerinde
bu dillerin günlük hayatta kullanımı
bile yasaklanmıştır.
1975’te Franco’nun ölümünün ardından,
İspanya demokratikleşme yönünde önemli
bir dönüşüm sürecine girmiş ve 1978’te
kabul ettiği yeni anayasasıyla
demokrasiye geçmiştir. 1978
Anayasası’nın 2. Maddesi, İspanya siyasi
sisteminin temel özelliklerini
yansıtmaktadır. Buna göre: “ 1978
Anayasası, İspanyol ulusunun bölünmez
birliğine, ortak ve parçalanamaz
anavatanına dayanır, ayrıca onu
oluşturan milliyetlerin ve bölgelerin
özerklik hakkını tanır ve aralarındaki
dayanışmayı garanti altına alır.”
Anayasa’nın 3. Mad. ise, İspanya’da
kullanılacak dilleri düzenlemektedir.
Buna göre ‘Devletin resmi dili
Castilian’dır. Bütün İspanyollar bu dili
öğrenmek zorundadır ve kullanma hakkına
sahiptir. Diğer İspanyol dilleri, kendi
otonomi statülerine göre, kendi otonom
toplulukları içinde resmi dil olarak
kabul edilebilecektir. Ayrıca
İspanya’daki dillerin zenginliği, saygı
duyulması ve korunması gereken kültürel
bir mirastır denmektedir.”
İspanya’da anadili İspanyolca olmayan
kişiler, nüfusun yaklaşık ¼’ünü
oluşturmaktadır. İspanyol Meclisi’nde ve
Senato’da sadece İspanyolca
konuşulmakta, diğer diller ise Catalonia
ve Bask bölgesi gibi otonomi statüsü
kazanmış, tarihi bölgelerde
konuşulabilmektedir.
İspanya 1978’de yeni anayasasının
kabulünün ardından da 17 otonom(özerk)
topluluğa ayrılmıştır. İspanya’nın bu
yeni karmaşık siyasi yapısı yarı-federal
olarak tanımlanabilir.
İspanya’nın iki tarihi bölgesi Bask ve
Katalonya 1980’lerin başında
özerkliklerini kazanmışlardır. Her
ikisinin de ayrı parlamentoları, siyasi
partileri ve hükümetleri vardır. İkisi
de ekonomik açıdan İspanya’nın en
gelişmiş bölgelerindendir. Fakat bu iki
bölgenin merkezi hükümetle ilişkilerinde
farklılıklar görülmektedir.
Özerkliklerini arttırmak için farklı
yöntemler kullanmaktadırlar.
Bask bölgesine Euskal Herria da
denmektedir. Bunun anlamı ‘Baskça
konuşan millet’ demektir. İspanya ve
Fransa idaresindeki Baskça konuşan tüm
insanları içermekte ve ‘Bask dili
ülkesi’ anlamına da gelmektedir. Ama
resmi olarak Bask bölgesi İspanya içinde
iki otonom bölgeye ayrılmıştır, bir
kısmı ise Fransa idaresi altındadır.
Modern Bask milliyetçiliği 19.yy’ın
sonlarında yaşamış Sabino Arana y Goiri
tarafından geliştirilmiştir. Baskların
ilk siyasi programını hazırlamış, ilk
siyasi örgütlenmesini kurmuş, ulusal
marşını yazmış , Bask dili Euskera’yı da
etnik sınırların belirleyicisi olarak
görmüştür. Özellikle göçmenlerin
etkisiyle 19.yy’ın sonlarında
Euskera’nın kullanımı azalmaya
başlamıştır. Bu sebeple Arana, özellikle
Bask dilini canlandırmaya çalışmıştır.
Bask kimliğinin temel unsurları tarih
boyunca farklı dönemlerde
değişebilmiştir. Bazen ırk, bazen din,
veya sınırlar ön plana geçebilmiştir.
Fakat yakın dönemde Bask dilinin önemi
daha fazla vurgulanmaya başlamıştır. Bu
dilin tarihi geçmişi, bu bölgede
Baskların en eski tarihi geçmişe sahip
olduğu iddiasını desteklemek için
kullanılmaktadır.
1978 Anayasası’nın kabulü sonrası Bask
otonomi sürecinde İspanya hükümeti ve
Bask Genel Konseyi otonom bir
parlamento, iki resmi dil, eğitim,
adalet, polis teşkilatı vb.
sosyo-ekonomik konularda yetki devrini
kabul etmişlerdir. Ayrıca radyo ve TV
kanalları açma ve vergi toplama yetkisi
verilmiştir.
Euskera, İspanyolca’yla birlikte Bask
Otonom Topluluğu’nun 2. Resmi dilidir.
Bask Otonom Topluluğu, İspanya’daki üç
ili içermektedir, Navarra’nın ayrı bir
statüsü vardır. Navarra’da Bask dili
fazla konuşulmadığı için burada resmi
dil değildir.
1982’de Bask Parlamentosu, Bask dilinin
kullanılmasının düzenlenmesi hakkında
bir yasa kabul etmiştir. Buna göre tüm
vatandaşlar, Baskça ve İspanyolca’yı
idare ile ilişkilerinde kullanabilme ve
bu dilde hizmet alma hakkına
sahiptirler. İdare, bunu sağlamak için
Baskça bilen memurlar yetiştirmektedir.
Bask parlamentosunda temsilciler
tarafından her iki dil de
kullanılabilmektedir. Simultane çeviri
hizmeti vardır.
Yargı alanında Bask dili hemen hemen hiç
kullanılmamaktadır ancak bir vatandaş
resmi bir talepte bulunursa, resmi
yazılar Bask diline de çevrilmektedir.
Bask Otonom Topluluğu’nda, tüm
öğrenciler İspanyolca veya Bask dilinde
öğrenim görme hakkına sahiptir. Özel
okullar dışında, sadece Bask dilinde
eğitim veren bir okul yoktur. İlkokulda
öğrenciler haftada 16 saat Baskça eğitim
görürler, ortaöğrenimde bu süre haftada
25 saate kadar çıkabilmektedir. Fakat
Bask dili Hint-Avrupa dilleri ailesinden
olmadığı için, öğreniminde güçlüklerle
karşılaşılabilmektedir.
1980’de Bask hükümetinin kurulmasının
ardından Bask Üniversitesi’nin üç
kampüsü açılmıştır. 1985’e kadar İspanya
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından
yönetilmiş , daha sonra yönetimi Bask
hükümetine geçmiştir. Bask
Üniversitesi’nde felsefe, coğrafya,
tarih bilimlerinde eğitim Bask dilinde
yapılmaktadır.
1982’de Bask parlamentosu, Bask
bölgesinde ilk televizyon yayınını
yapacak Bask televizyonu ‘Euskal
Telebista’nın kuruluşunu düzenleyen
yasayı kabul etmiştir. Bu kanal
yayınlarına, 1983 yılı başlarında,
İspanya hükümeti tarafından Bask Otonom
Topluluğu’na tahsis edilmiş bir kanalda
başladı. Fakat merkezi hükümet, Bask
televizyonunun Fransız istasyonlarından
veya uluslararası uydu aracılığıyla
yayın yapmasına izin vermemiştir.
Programlar Bask dilinde, Fransızca ve
İspanyolca’dır. 3.5-4 milyon kadar insan
tarafından izlenebilmektedir. Büyük
kısmı Bask hükümeti tarafından finanse
edilmektedir.
Ayrıca İspanya’da Radio Euskadi ve
Fransa’da (Gure Irratia) Bizim Radyo,
sadece Bask dilinde yayın
yapmaktadırlar. Ayrıca biri günlük, biri
haftalık olmak üzere Bask dilinde
yayınlanan iki günlük, iki haftalık
gazeteleri ve yaklaşık 12 dergileri
vardır.
Katalan dili , Bask dilinden farklı
olarak Latin kökenli bir dildir ve
özellikle 10. ve 11. yy’lardan itibaren
gelişmeye başlamıştır.
Dil faktörü Katalan kimliğinin en önemli
unsurlarındandır. Catalan dili,
Katalanlar arasında günlük hayatta çok
daha yaygın bir şekilde
kullanılmaktadır.
Katalan dili de Franco döneminde pek çok
alanda baskılara uğramıştır.
Demokratikleşme süreciyle birlikte,
Katalan dilinin yeniden canlandırılması
için çalışmalar başlamıştır.
Katalan dili yaklaşık 10 milyon insan
tarafından konuşulmaktadır, bunların 6
milyonu Katalonya’da yaşamaktadır, Bu
sebeple Katalan dili , Valencia gibi
İspanya’nın bazı başka bölgelerinde de
resmi dil olarak kabul edilmiştir.
Katalan dili , Katalonya’daki nüfusun
yaklaşık %60’ının anadilidir. Pulat
Tacar , ‘Kültürel Haklar’ adlı kitabında
bu noktaya da dikkat çekiyor. Bölgede
yaşayanların%40’ının anadili İspanyolca
olmasına rağmen , Katalan yönetimi
bunların haklarını çiğnemekte ve
Katalanca’nın egemenliğini zorla
sağlamaktadır’ demektedir.
Katalanlar dillerinin kullanımı
açısından daha fazla yetkiye
sahiptirler. 1979 Katalonya Özerklik
Statüsü yasasının 3. Maddesine göre,
Katalonya’nın özel dili Katalan’dır.
Özerk hükümet, İspanyolca ve Katalan
dillerinin öğrenimini sağlamak için,
bunların normal hayatta ve resmi biçimde
kullanılmalarını güvence altına alma, bu
amaçla bunların tam eşitliğini sağlamak
durumundadır.
1980’lerde Katalan yönetiminin yeniden
kurulmasının ardından, ilköğretimde
Katalan dilinin kullanımı hızla
artmıştır. Ortaöğretimde daha az
kullanılmaktadır. Üniversitelerde sosyal
bilimlerde Catalan daha yaygın bir
şekilde kullanılırken, hukuk ve tabi
bilimlerde daha çok İspanyolca
kullanılmaktadır.
1983’de kabul edilen Katalan dili ile
ilgili yasa, Katalanca’nın bölgedeki
resmi ya da gayri resmi tüm merasimlerde
ve toplantılarda, sözlü ya da yazılı her
türlü ilişkide kullanılmasını zorunlu
kılmaktaydı. Katalonya
Parlamentosu’ndaki temsilciler Katalan
ya da İspanyolca dilini
kullanabilmektedirler. Yasalar, hem
Catalan dilinde hem de İspanyolca
basılmak zorundadır.
Katalan dili yasası, Katalonya’da idari
tüm işlemlerde Katalan’ın kullanılmasını
zorunlu kılmaktadır. Kamu çalışanlarına
da Catalan bilme zorunluluğu
getirilmiştir. Vatandaşların
yöneticilerle veya mahkemelerle olan
iletişimlerinde Catalan veya
İspanyolca’yı kullanabilme hakları
vardır. Resmi ya da özel ilanlar,
yazılar, yol ve kent işaretleri
Katalanca yazılmaktadır.
Eğitim alanında İspanyolca ve Katalan’ın
her öğrenim düzeyinde eşit olarak
sağlanması gerekmektedir. İlkokul
sonunda öğrenci bu iki dili de bilmezse
diploma alamamaktadır. Çıkarılan bir
yasayla, hangi dilde eğitim göreceği
kişinin seçimine bırakılmıştır.
Öğretmenlerin ve üniversite öğretim
görevlilerinin her iki dili de bilmeleri
gerekmektedir. Vatandaşların hem
Katalan, hem İspanyolca bilmeleri hatta
özellikle İngilizce ve Fransızca olmak
üzere diğer yabancı dilleri bilmeleri de
teşvik edilmiştir.
Kamu sektöründe iletişim genellikle
Katalan dilinde sağlanmaktadır. Fakat
özel sektörde ve medyada Catalan bu
derece etkin konumda değildir.
Az sayıda da olsa bazı gazeteler Katalan
dilinde basılmaktadır, bunlar da
genellikle yerel gazetelerdir.
Diğerlerinin bazı bölümleri ya da köşe
yazıları Katalan dilindedir.
Katalan hükümeti, medyada Katalan
dilinin kullanımını TV 3, Kanal 33 ve
Katalonya Radyo gibi kendi televizyon ve
radyo istasyonları aracılığıyla
gerçekleştirmekte, ayrıca Katalan
dilinde basılan yayınları mali açıdan
desteklemektedir. TVE 1 ve TVE 2 gibi
bazı İspanyol televizyonları da, birkaç
saat Katalan dilinde yayın yapmaktadır.
Yerel radyo istasyonları da Katalan
dilinde yayın yapmaktadır. Diğer
taraftan ticari radyo istasyonları
çoğunlukla İspanyolca yayın yapmaktadır.
Bazı sinema filmleri Katalan dilinde
çekilmektedir ama tabi göreceli olarak
çok az sayıdadır.
Özellikle çok sayıda göçmenin bulunduğu
bölgelerde İspanyolca halen yaygın
dildir. İş hayatında da Catalan halen
pek fazla kullanılmamaktadır. Yurt
dışıyla bağlantılarda da çoğunlukla
İspanyolca kullanılmaktadır. Özellikle
Barselona’da iş hayatında çoğunlukla
kullanılan dil İspanyolca’dır.
Katalan diliyle ilgili olarak kurulan
bir enstitü de , Catalan dilinin
gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
1932’den sonra, ilk Catalan sözlüğü
1995’de yayınlanmıştır.
Gördüğümüz gibi, Bask bölgesinin ve
Katalonya’nın tarihi geçmişi ve
bölgelerinden gelen taleplerden dolayı
farklı ve özel bir konumu vardır.
Özellikle bu bölgelere verilen kültürel
haklar, İspanya’nın 1986’da AB’ye tam
üyeliği öncesinde verilmiştir ve kendi
iç dinamiklerinin bir sonucudur.
Fransa: Breton, Oksitan, Bask ve Katalan
dilleri
Fransa’da ise, Fransız Devrimi sırasında
tüm ülkede standart bir dilin
kullanılması sağlanmaya çalışılmıştır.
Bu amaçla Fransızca Akademisi
kurulmuştur. Fakat Fransız halkının
çoğunluğu 19.yy’ın sonlarına kadar
standard dilde konuşup yazamıyordu.
Fransa’da ulus-inşası sürecinde dil en
önemli unsurlardan biri olmuştur.
20. yy’ın başlarında Brittany bölgesinde
Breton diliyle ilgili, iki dünya savaşı
arası dönemde Alsace bölgesinde kendi
dilleriyle ilgili talepler yeniden
ortaya çıkmaya başlamıştır.
Dil ve kültürel haklarla ilgili ilk
kanun 1951’de çıkarılmış, bu kanunla
Breton, Oksitan, Bask ve Katalan dilleri
liselerde seçmeli olarak
okutulabilecektir. Fakat Milli Eğitim
Bakanlığı, bu dillerde eğitim verecek
öğretmenlerin yetişmesi ve bu yasanın
uygulanabilmesi için gerekli maddi
desteği sağlamamıştır.
Fakat Fransa, özellikle Mitterand
döneminde, dil ve kültürel haklarla
ilgili taleplere daha yumuşak bakmaya
başlamıştır. 1980 reformlarından önce
bazı araştırma komisyonları kurulmuş,
Fransa’daki farklı dil ve kültürleri
inceleyen raporlar hazırlamışlardır.
1980’li yılların başında bölgelerle ve
yerel yönetimlerle kültürel gelişim
anlaşmaları imzalanmış, bu amaçla
hazırlanan projelere finansal yardım
yapılması kararlaştırılmıştır. Bu
projeler bazı kitapların etnik (yerel)
dilllere çevrilmesi, sözlüklerin
basılması , bu dillerin gramer
kitaplarının basımı vb konularla ilgili
olabilmektedir. Fakat ne tip projelerin
maddi olarak desteklenmesiyle ilgili
tartışmalar çıkmıştır.
1982’de Milli Eğitim Bakanlığı
tarafından etnik diller ve kültürlerin
geliştirilmesiyle ilgili bir plan
hazırlanmıştır. Böylece yeterli sayıda
öğrenci talep ettiği sürece, ilk ve orta
dereceli okullarda etnik dillerde eğitim
yapılabilir hale getirilmeye
çalışılmıştır. Ayrıca bakanlık bazı
bölge üniversitelerinde , bu diller
üzerine çalışan kişileri de
desteklemiştir.
Ayrıca 1985’te Bölgesel Diller ve
Kültürlerle ilgili Ulusal Konsey
kurulmuştur. Konsey, merkezi hükümet ve
etnik gönüllü kuruluşlar arasındaki
bağlantıyı da sağlamaktadır. Konseyin
ilk toplantısı 1986’da yapılmış,
toplantıda etnolojik araştırma
projelerinin, etnik dil ve kültürlerle
ilgili yayınların yaygınlaştırılmasıyla
ilgili talepler belirtilmiştir.
Devletin kominikasyon(ileitişim)
sekreterliği, radyo ve televizyon
yayınlarını düzenlemekte , belirli
saatlerde bazı programların bölgesel
dillerde yayınlanmasını sağlamaktadır.
Buna göre Radio France’ın bölgesel
kanallarında, haftada 1-10 saat arası
Korsika, Katalan, Bask ve diğer bölgesel
dillerde yayın yapılmaktadır.
Korsika dili
Korsika, 18.yy’dan beri Fransa’ya
bağlıdır. 19.yy’ın sonlarından itibaren
İtalyanca’ya yakın olan Korsika dilinde
yeninden canlanma görülmüştür. Bu
dönemde Korsika dilinde basılan ilk
gazete çıkarılmıştır.
1975’te Korsika, Fransa’nın 22
bölgesinden biri olmuştur. Korsika’nın
nüfusu 240.000’dir. Bunların yaklaşık
%70’i Korsikalı’dır. Korsikalılar’ın
%98’i hem Fransızca’yı hem de Korsika
dilini kullanırlar.
Korsikalar günlük hayatlarında Korsika
dilini kullanabilmektedirler. Ayrıca
Korsika dilinde şarkı
söylenebilmektedir.
Korsika Meclisi’nde genel olarak
Fransızca konuşulur, ancak bazı
görüşmelerde Korsika dili de
kullanılabilmektedir. Yazışma dili
Fransızca’dır. Merkezi eğitim programı
uygulanmaktadır. Fakat haftada 12
saatlik seçmeli Korsika dili dersi
programa eklenebilmektedir.
Corsu, Korsika’nın anadilidir fakat
resmi dili değildir. Korsika dilinde tek
bir standard oluşturulması giderek daha
çok önemsenmektedir. Bu, Korsika dilinin
resmi bir statü kazanması için de
gerekli görülmektedir. Fakat resmi
statüsü olmamasına rağmen 1974’te ve
1982’de çıkarılan kararnamelerle
okullarda Korsika dilinin öğretimi
düzenlenmiştir.
Korsika, 1982’deki desentralizasyon
reformları sonrası özel bir statü
kazanmıştır. Buna göre Korsika bölgesel
meclisine diğer bölgelerinkine göre çok
daha fazla yetki verilmiştir. Ayrıca
Korsika dil ve kültürünün gelişimi için
tamamlayıcı eğitim faaliyetleriyle
ilgili yasaları çıkarma yetkisi
verilmiştir. Ancak eğitim alanında
Korsika Meclisi’nin yetkileri okul
binalarının yapımı, ilk ve orta
öğretimle ilgili gereçlerin sağlanması
ve tiyatro ve folklor festivalleri gibi
yerel faaliyetlerin desteklenmesiyle
sınırlıdır.
1991’de Korsika’nın yetkileri daha da
arttırılmış , daha ayrıcalıklı bir konum
elde etmiştir. Eğitim, araştırma,
üniversite, Korsika dilinin ve
kültürünün korunması vb alanlarda pek
çok yeni yetki kazanmıştır. Korsika dili
ve kültürünün eğitim planı da Korsika
Meclisi tarafından yapılacaktı.
Korsika dili, aileler tarafından aksi
bir talepte bulunulmadığı sürece anaokul
ve ilkokullarda okutulmaktadır. Fakat
sadece Korsika dilinde eğitim veren
resmi okul yoktur, eğitim dili
Fransızca’dır. Korsika Üniversitesi’nde
de Korsika Çalışmaları bölümünde dil
kursları açılmaktadır. Bazı dersler
Korsika dilinde yapılmaktadır.
Halkın yönetim ve mahkemelerle
iletişimlerinde de kullanılmaktadır.
Bir televizyon kanalı günde 40 dak.
Korsika dilinde yayın yapmaktadır.
Devlet radyosunun bölgesel kanalında
bazı programlar ve bazı haber bültenleri
Korsika dilinde yayınlanmaktadır. Beş
radyo istasyonu Korsika dilinde yayın
yapmaktadır. Korsika dilinde yayımlanan
gazete ve dergiler, Korsika’da yapılan
yayınların %12-30 arasındadır. Sınırlı
sayıda kitap Korsika dilinde
basılmaktadır. Bazı tiyatro oyunları da
Korsika dilinde sergilenmektedir.
Fakat son dönemlerde Fransızca’nın
kullanılmasında artış görülmektedir.
Sosyo-ekonomik şartlar, Fransa’dan
Korsika’ya göç, Korsikalılar’ın ise
Fransa’ya göçü, Korsika dilinin
kullanımında azalmaya yol açmıştır.
Bask, Katalonya ve Korsika örneklerini
karşılaştıracak olursak, Bask Otonom
Topluluğu’nun ve Katalonya’nın çok daha
fazla yetkiye sahip olduğunu görürüz.
Hem Bask hem de Katalan dili kendi
bölgelerinde İspanyolca’ya ek olarak
resmi dil olarak kabul edilmişlerdir.
Bask Bölgesi ve Katalonya’da , Bask ve
Katalan dilinde yayınlanmakta olan pek
çok gazete ve dergi ve bu dillerde yayın
yapan pek çok televizyon kanalı
bulunmaktadır. Fakat Korsika’da Korsika
dilinin resmi yasal bir statüsü yoktur.
Bu sebeple Korsika dilinde yayınlanmakta
olan günlük veya haftalık gazeteler de
çok daha sınrılıdır. Fakat Korsika
dilinin günlük hayatta kullanımıyla
ilgili haklar, 1990’ların başında
kazandığı yeni özel statüsüyle beraber
giderek artmaya başlamıştır.
Özellikle Katalonya kültürel sembolleri
vurgular; otonomisini Avrupa’daki
etkinliğini arttırmak için Avrupa
Birliği’ni kullanmaya çalışır.
Bu üç ulus-altı bölge arasındaki temel
benzerlikler; hepsinin uzun bir tarihi
geçmişlerinin olması, içinde
bulundukları ulus-devlet içinde farklı
bölgesel kimliklere ve farklı anadillere
sahip olmalarıdır . Ayrıca hepsinin
bölgesel bir meclisi bulunmaktadır.
Hepsinin içinde bulundukları devletin
merkezi hükümetinden halen daha fazla
yetki yönünde talepleri vardır.
Bazı yazarlarımızın sıklıkla düştükleri
yanlışa düşmememiz gerekmektedir. Burada
dikkat etmemiz gereken nokta, Bask
modeli , Korsika modeli kendilerine özgü
modellerdir, kendilerine özgü sosyal,
kültürel, ekonomik ve tarihi şartlar
içinde oluşmuşlardır. Fransa ve
İspanya’nın AB’ye üye olabilmek amacıyla
uyguladığı modeller değildir.
GÖRÜŞME PLANIN AYRINTILARI
2003’ten beri yasaklı olan Batasuna
partisinin önerisinin İspanya hükümeti
tarafından değerlendirildiğine işaret
eden gazeteler, bu önerinin iki görüşme
üzerine kurulduğunu belirtiyor. İlk
görüşme, başkent Madrid’te İspanya
hükümeti ile ETA yanyana gelecek.
Buradaki görüşmenin gündeminde, şiddete
son verilmesi, yaklaşık 700 Basklı
siyasi tutuklunun durumu, ETA
militanlarının sürece katılması ve
silahların bırakılması yer alıyor.
İspanya hükümeti bu tartışmaların en az
iki yasama dönemine yayılacağını tahmin
ediyor. İspanya'da meclis, Sosyalist
hükümete ETA'yla barış görüşmelerine
başlama 11 Mayıs 2005'te vermişti.
Hükümetin önerisiyle hazırlanan barış
görüşmeleri girişimine, ana
muhalefetteki muhafazakar Halk Partisi
dışında, mecliste grubu bulunan altı
diğer parti de destek vermişti. Ancak o
zaman görüşmeler başlamadan, örgütün
silah bırakması şart koşulmuştu.
KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI
İkinci toplantıda ise başta bağımsızlık
yanlıları olmak üzere tüm Basklı
partileri biraraya getirecek. Bu
toplantıda Bask ülkesinin politik-hukuki
çerçevesi ele alınacak. İspanya
hükümetinin bu görüşmede, Bask ülkesine
kendi kaderini tayin etme hakkının da
konuşulabileceğini belirtiliyor. Ya da
bir referandum ile Bask'lıların kendi
gelecekleri hakkında kararlarını
vermesine sıcak bakacağı ifade ediliyor.
Ayrıca sözkonusu bu projenin geniş bir
katılım görmesi için, çok sayıda
inisiyatif hazırlanırken, bunlar
kamuoyuna sunulmaya hazır hale
getirilecek.
Bunlar arasında milletvekilleri, eski
sosyalistler ve ulusalcılar tarafından
hazırlanan bir barış çağrısı ile birçok
sendika, sivil toplum örgütü, milliyetçi
veya milliyetçi olmayanlar tarafından
imzalanan barış sürecine destek metni
bulunuyor. Ayrıca ETA'nın eylemlerinden
zarar göre Bask şirketleri yöneticileri
çalışmada yer alacak, ancak tüm bunların
gerçekleşmesi için öncelikli olarak
İspanya'nın temal şartı olan ETA’nın
silahları bırakması. Bu yüzden şimdi
bütün gözler ETA'nın yapacağı açıklamaya
kilitlendi.
KOŞULLAR UYGUN
Zapatero, Mart 2004’te iktirara
geldiğinde Bask ülkesinin sorununu
öncelikli politikaları arasına aldı.
Batasuna Partisi Kasım 2004’ten beri
barış koşullarının hiç bir zaman
olmadığı kadar uygun olduğunu
belirterek, siyasi olarak sorunun
çözümüne hazır olduğunu duyuruyor.
Batasuna lider Arnaldo Otegi, ETA’nın 30
Mayıs 2003’ten beri ölümcül eylemde
bulunmadığını hatırlatırken, barış
zamanının çok geldiğine dikkat çekiyor.
Zapatero, 10 Şubat’ta yaptığı
açıklamada, şiddetin sona ermesinin
başlangıcının yakın olduğunu söylemişti.
Zapatero ayrıca, bu sürecin gerektiği
gibi ‘’uzun, sert ve zorlu’’ olacağını
sözlerine de ekledi.
TEPKİLER
Batasuna sorumlularında Pernando
Barrena: Yapılan açıklamalar konusunda
yorum yapmayacağım. Ancak barış süreci
ETA’nın ateşkesinden daha fazla şey
ifade ediyor. Bu Bask ülkesinin
geleceğini ilgilendiriyor. İyimserim.
Ekolojist-Komünist koalisyon Izquierda
Unida yöneticisi Gaspar Llamazares:
Şiddetin durması sona ermesi çok yakın.
Her an bir ateşkes olabilir.
İktidardaki sosyalist parti (PSOE)
sorumlularından Alfonso Perales: ETA
çevresinde şiddetin reddedilmesi fikri
benimseniyor
Bask'ta iktidar partisi (PNV) Başkanı
Josu Jon İmaz: Şiddet yakın gelecekte
sona erecek.
Bask bölgesel hükümet başkanı Juan José
Ibarretxe: Yakın bir gelecekte iyi
şeylere hazırlanmak gerekiyor.
MADRİD - İspanya'da yapılan bir anket,
halkın çoğunluğunun, silah bırakması
şartıyla Bask bölgesinin bağımsızlığını
isteyen ETA ile müzakereden yana
olduğunu gösterdi.
3 Ağustos 2005
Özerkliğe prensipte 'evet'
Cumartesi günkü gösterinin ana sloganı
da, "Biz bir ulusuz"du.
Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero
liderliğindeki sosyalist İspanyol
hükümeti daha fazla özerkliğe prensipte,
"evet" diyor. Ancak sorun bu özerkliğin
sınırlarının ne olacağı. Katalanlar, bir
ulus olarak tanınmanın yanı sıra, vergi
gelirleri üzerinde ve yerel yargı
organlarına yapılacak atamalarda denetim
istiyorlar.
Vergide ayrıcalık
Bask ve Navarro bölgeleri dışında,
İspanyollar vergilerini merkezi yönetime
ödüyor. Bu paranın yüzde 33'ü yerel
yönetimlere iade ediliyor. Zapatero bu
oranı Katalonya için yüzde 50'ye çıkarma
sözü verdi, ancak bu talebin İspanya'nın
diğer bölgelerinden de gelmesi durumunda
Madrid'in parasız kalacağını da
hatırlattı.
Daha geniş ölçekte, yerel kimlikleri bir
yana bırakarak 25 üyeli süper bir
devlete dönüşmeye çalışan AB de
İspanya'daki gelişmeleri yakından ve
endişeyle izliyor. İspanya'nın en özerk
bölgesi olmasına rağmen, bağımsızlık
yanlısı şiddetin pençesinde olan Bask'ta
da Katalonya'daki gelişmeler gündemin
baş maddesi.
Muhalefetteki Halk Partisi
liderliğindeki muhafazakârların en büyük
korkusuysa bir domino etkisi oluşması.
Önce Bask, yarın Katalonya, ardından
Valencia, Endülüs, Galiçya ve Kanarya
Adaları... Tamamı da kendi anayasalarına
sahip, otonom bu bölgelerin
özerkliklerinin kapsamını genişletme ya
da bağımsızlık isteğiyle mücadeleye
başlayabilecekleri kuşkusu, merkezi
yönetimin bulunduğu Madrid'de bir fobiye
dönüşmüş durumda.
TEPKİLER:
Muhafazakâr Katalan avukat Jorge
Fernandez, geleceğe ilişkin öngörüsünü,
"Katalan Parlamentosu'ndan geçen statü
(Katalanya bir ulustur) gibi bir
durumla, bildiğimiz anlamdaki İspanyol
devleti ortadan kaybolacaktır" diyerek
yapıyor. Anketler, İspanyolların aynı
görüşte olduğunu gösteriyor. El Mundo
gazetesinin dün yayımladığı bir anketin
sonuçlarına göre, İspanyolların yüzde
80'i Katalanların diğer İspanya
vatandaşlarından daha farklı hak ve
yükümlülüklerinin olmasına, yüzde 59'u
Katalanların bir ulus olarak
tanınmasına, ve yüzde 60'ı da
Katalonya'da yaşayanların Katalanca
konuşmaya zorlanmasına karşı.
Orduda öfke
Geçen ay General Jose Mena Aguado'nun,
"Katalonya'ya, İspanya anayasasının
önünde haklar verilirse ordu müdahele
edebilir" anlamına gelen açıklaması da
özerklik rahatsızlığının İspanya
ordusuna işlediğini gösteriyor. Madrid
yönetimi bu açıklamaya, generali ev
hapsine alarak ardından da ordudan
kovarak tepki verdi. Ancak 12 gün sonra
bir yüzbaşı, Roberto Gonzales Calderon,
yerel bir gazetede yayımlanan açık
mektubuyla, "ordunun, İspanya'nın
parçalanmasından duyduğu rahatsızlığı"
dile getirdi.
İspanya'nın en zengin bölgesi
İspanya'yı oluşturan 17 "yarı özerk"
yönetimden biri olan Katalonya, ülkenin
en zengin bölgelerinden biri.
İspanya'daki üretimin yüzde 19'unun
yapıldığı Katalonya'da kişi başına düşen
milli gelir de ülke ortalamasının yüzde
20 üzerinde: 26 bin 550 dolar. Yaklaşık
6.8 milyon Katalan, 32 bin
kilometrekarelik bir alanda yaşıyor.
Katalonya özerk yönetiminin resmi
dilleriyse Katalanca ve İspanyolca.
20'nci yüzyılın başlarında elde ettiği
özerkliği General Franco iktidarıyla
kaybeden Katalonya, 1978 anayasasının
yürürlüğe girmesinin ardından, 1979'da
düzenlenen referandumla kısmi özerkliğe
yeniden kavuştu. |