TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS


BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ

GEÇEN YILIN SAVAŞLARI 17 SAVAŞ VE MİLYONLARCA ÖLÜ
EDİP EMİL ÖYMEN


BARIŞ ÜSTÜNE HAPİSHANE NOTLARI...
HALUK GERGER


BENLİKTA SAVAŞ VE BARIŞ
ORHAN BURSAL


VON CLAUSEWİTZ’İN BİLİMSEL SAVAŞI
 
MEHMET ALİ KILIÇBAY


GENEL BİLGİ

20.yy. Kürt Siyasal Yaşamına Nakşibendi Müdahalesi; KDP
Erdal ERGİN

İrlanda'da Savaş ve Barış


  F.W. De Klerk ve Güney Afrika’da Çözümün Yolu


Nepal'de Halk İktidara Yürüyor


SRİ LANKA’DA TAMİLLE BARIŞA GİDEN YOL


    ETA ve ATEŞKES


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor


  ZAPATİSTALAR

  BIYOLOJIK SILAHLAR

 BIRINCI DÜNYA SAVASI (1914-1918)

 HAYDUT DEVLETLER VE DOGUSU

  Insanlik Tarihinde Savas

  NEHIR YATAKLARININ DEGISTIRILMESI VE SU SAVASLARI

NÜKLEER SILAHLARIN ETKILERI
 

NÜKLEER, KIMYASAL, BIYOLOJIK SILAHLAR VE EKOLOJIYE ETKISI

Politikanin Bir Uzantisi Olarak Savas

 PTSD

PTSD’ nin Türk Tarafindaki Kurbanlari

SAVAŞ KARSITI HAREKETLER

SAVAŞ VE İNSAN

Savaşın ve İnsanlığın Doğası

Savaşın Dile Getirilemeyen Gerçeği

 

 

 

 


 

 

 

 
 
 
 


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor

 
 

.
 


ETA, Franco’nun faşist diktatörlüğüne karşı “bağımsızlık ve sosyalizm” hedefleriyle silahlı bir örgüt olarak kuruldu. Franco’nun 1975’teki ölümünden iki yıl sonra başlayan “demokratikleşme” sürecinin sonunda kaleme alınan yeni İspanya Anayasası 1979’da düzenlenen referandumda ülke genelinde kabul edildi; ancak Bask bölgesinde reddedildi. ETA da anayasada “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının öngörülmemiş olduğu” gerekçesiyle eylemlerini sürdürmeye karar verdi.
      Bu tarihten sonraki yirmi yıl boyunca ETA ağırlıklı olarak tekil hedeflere yöneldi, bu eylemleri sonucunda yaklaşık 700 kişi öldü. Bu dönemde aynı zamanda devletin, özellikle de on üç yıl aralıksız süren Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) hükümetlerinin ETA’ya yönelik ağır saldırılarına ve GAL adlı gizli örgütte somutlaşan resmi terörüne tanık olundu. Yüzlerce Basklı yurtsever işkenceden geçirildi, kaçırıldı ve öldürüldü, binlercesi ise hapishanelere tıkıldı.
       1980’lerin ortalarında ise, ETA strateji değişikliği içine girmeye başladı. O döneme değin Bask ülkesinin kendi kaderini tayin hakkı sorununu, tüm İspanyol devleti ölçeğinde gerçekleştirilmesi gereken demokratik devrimle ilişkilendiren ETA, daha sonraları kendini bu süreçten ayırıp salt ulusal mücadeleye hasretmeye yöneldi. ETA’nın yeni hedefi artık, İspanya’daki tüm diğer ezilen uluslarla ve işçi sınıfıyla değil, Bask burjuvazisiyle stratejik bir ittifak kurabilmekti.
      Bu anlayış çerçevesinde artık örneğin Madridli ve Barcelonalı işçiler, ülke ölçeğindeki demokrasi, ulusal kurtuluş ve sosyalizm mücadelesinin vazgeçilmez ögeleri olmaktan çıkıp, ETA ile devlet arasındaki mücadelenin araçları haline dönüştüler. Böylece gündeme gelen Hiperkor, Vallecas gibi kitle ölümlerine yol açan çarşı bombalama eylemleri ülke ölçeğindeki sınıfsal ve ulusal dayanışmanın paramparça olmasına yol açtı, rejimin özellikle Bask’taki baskılarını daha da artırabilmesine zemin hazırladı.
         Aznar iktidarının ikinci yılında ETA, “Egemenlik hakkına yönelik yolun açılabilmesi için” süresiz ateşkes ilan etti. Hükümet yetkilileriyle yapılan Zürih görüşmelerinde ise rejim beklendiği üzere ETA’nın Bask’ın kendi kaderini tayin hakkı talebini reddetti. Bunun üzerine, ETA tekrar eylemlere başladı. Sivillere yönelik eylemleri tepki toplarken, devletin operasyonları ETA’nın önder kadroları tasfiye etti. Yasal parti Herri Batasuna ise oy oranını genelde korusa da, eskisi kadar etkin olamıyordu.
         Bask sorununun kökünü kazımak isteyen Aznar hükümeti, PSOE ile imzaladığı “terör karşıtı anlaşma” çerçevesinde baskılarını iyice artırdı: Egin ve Egunkaria gazeteleri -ETA yanlısı olduğu iddiasıyla- kapatıldı, başta Batasuna olmak üzere partiler ve toplumsal hareketler yasa dışı ilan edildi, yüzlerce kişi hapse atıldı. Ülkenin en önemli işveren örgütü, Bask parlamentosunun kapatılmasını istemeye başladı. Hükümet, Bask’ın en önemli iki çokuluslu şirketini Madrid’e taşıyıp denetim altına almaya yöneldi.
          Ancak hükümetin bu girişimi, tepki çekti. Madrid burjuvazisine tabi olmak istemeyen Bask burjuvazisinin temsilcilerinden Bask Ulusalcı Partisi (PNV) söylemini radikalleştirdi, mevcut otonomi hakkının ötesinde egemenlik arayışlarına yönelebileceğinin işaretlerini vermeye başladı. Nitekim Bask’ta bugün sağcı partiler, otonomi çizgisine evrilirken; Aznar hükümetinin buna yanıtı ise, Bask burjuvazisini ETA’cı olmakla suçlamak ve Bask parlamento ve yerel hükümet başkanlarını hapsetmekle tehdit etmek oldu.
          Mart 2004 seçimleri ardından Sol Birlik ve diğer ulusalcı yerel partilerin desteğiyle iktidar olan Sosyalist ışçi Partisi, bu sorunları Anayasa çerçevesinde tek tek yerel hükümetlerle görüşerek ve ulusal burjuvazilerin desteğini alarak çözmek istediği açıkladı. ılk adımı, Katalan burjuvazisiyle anlaşıp yerel hükümetin yetkilerini, neredeyse bağımsızlık anlamına gelecek kadar muazzam ölçüde genişletmek oldu. Herkes bunun ardından Bask sorununun ele alınacağından emindi.
          Sonunda beklenen oldu ve ETA’nın hapisanedeki kimi liderleri 2004 yılı ortalarında kaleme aldıkları ortak açıklamada, “Bugün vermekte olduğumuz silahlı mücadele bir işe yaramıyor. Örgüt baskılara tamamen açık durumda ve reaksiyon yeteneğine sahip değil” denildi. ETA yönetimi, bildirinin kendilerini bağlamadığını belirtse de, eski liderlerin ortak mektubu, örgüt için bir dönüm noktası oluşturdu ve dahası Zapatero’ya açık bir davetiye niteliği taşıyordu.
          Zapatero parlamentoda, “ETA’nın silahları bırakması halinde kendisiyle görüşme masasına oturabileceğini” ilan edince taşlar artık iyiden iyiye yerine oturdu, gözler ETA’ya çevrildi. Herri Batasuna’nun bu yöndeki bir talebi üzerine, ETA ateşkes ilan etti.
                  11 Eylül Sonrası İspanya ve Bask
         11 Eylül sonrası uluslararası konjonktür, Bask sorununun, ETA merkezli bir terör sorununa indirgenmesine yol açmıştır. Bu durum ise sağcı Halk Partisi Başkanı Jose Maria Aznar hükümetinin, baskıcı politikalarını meşrulaştırmasına imkan tanımıştır. 11 Eylül sonrası uluslararası ortamdan istifade etmeyi başaran İspanyol hükümeti, AB ve ABD’nin, ETA’yı “terörist örgüt” ilan etmesini temin etmiştir. Hemen bir yıl sonra milliyetçi Bask partisi Batasuna da kapatılmış, bunu takiben AB ve ABD, Batasuna’yı da “terörist” ilan etmiştir. Aznar hükümetinin, ABD’nin, 11 Eylül olayları sonrası çıkardığı “Vatanseverlik Yasası”ndan esinlenerek hazırladığı “Anti Terör Yasası” da, Bask sorununa karşı hukuk dışı pek çok uygulamayı beraberinde getirmiştir. Böylece “teröre karşı savaş”ta müttefik olduğu ABD’nin de desteğiyle İspanya, Bask sorununu, uluslararası terör ağıyla da ilişkisi bulunan bir iç güvenlik sorunu olarak göstermek suretiyle baskıcı yöntemlerle çözmeyi ummuştur.
          Ancak 11 Mart 2004 tarihinde gerçekleştirilen Madrid terör saldırıları, Aznar hükümetinin hesaplarını boşa çıkarmıştır. İspanya’nın, ABD’nin Irak’ı işgaline hem siyasi hem askeri olarak yardımcı olması sebebiyle, seçimler öncesi gerçekleştirilen bu saldırıları El Kaide’nin yaptığını söylemeye cesaret edemeyen Aznar, bu olaydan aynı zamanda Bask sorununa karşı da yararlanmak isteyerek, saldırıları ETA’nın gerçekleştirdiğini iddia etmiştir. Fakat ETA’nın, bu saldırıları “insanlık dışı bir vahşet örneği” olarak nitelemesi ve kısa süre sonra saldırıları El Kaide’nin gerçekleştirdiğinin anlaşılması üzerine Başbakan Aznar, kamuoyunda önce güvenilirliğini daha sonra da 14 Mart’ta yapılan seçimleri kaybederek iktidardan olmuştur. İktidara ise, ABD’nin Irak’ta işgalci olduğunu ve iktidara geldiği takdirde, İspanya’nın Irak’taki askerlerini çekeceğini, seçim kampanyasının temeli yapan İspanya Sosyalist İşçi Partisi lideri Jose Luis Rodriguez Zapatero gelmiştir.
         14 Mart seçimleriyle iktidara gelen Zapatero hükümeti, ilk iş olarak İspanya’nın, Irak’ta bulunan 1300 askerini geri çekme kararı almıştır. ABD yönetimi, Zapatero hükümetini, teröre boyun eğmek ve taviz vermekle suçlarken, iki ülke arasındaki ilişkiler de hiç olmadığı kadar gerginleşmiştir. Zapatero hükümeti ile birlikte İspanya, Avrupa’daki Atlantikçi gruptan ayrılarak Fransa-Almanya safına geçmiş ve böylece ABD’ye karşı Avrupa’nın birliğini ve gücünü temsil eden, adı konmamış bir eksen oluşmaya başlamıştır. Bu süreçle birlikte, ABD’nin İspanya politikasında da önemli değişiklikler olmuş ve git gide uzaklaşan iki ülke arasındaki gerginlik, 2004 Kasım’ında yapılan seçimlerden sonra yeniden ABD Başkanlığına seçilen George Bush’un, Zapatero’nun tebriğini kabul etmemesine kadar varmıştır.
         Dolayısıyla ABD-İspanya ilişkilerinin seviyesi ile Bask sorununda gelinen yeni durum arasındaki paralelliği, küresel strateji açısından, tesadüf olarak yorumlamak mümkün değildir. İspanya’nın, ABD’nin en sıkı müttefiklerinden olduğu 2001-2004 arasında, Bask sorunu, her türlü yöntem kullanılarak bastırılmış, ilişkilerin bozulduğu Mart 2004 sonrası ise bir anda yeniden alevlenerek ortaya çıkmıştır. Gelişmelerin yönü dikkate alındığında, 2005 yılı içinde gerilimin son haddine varacağını belirtmek hatalı olmayacaktır.
                       Kanun tasarısı
         30 Aralık 2004 tarihinde Bask Özerk Bölgesi Parlamentosu’nun, bölgenin özerklik seviyesini arttıracak olan tasarıyı, 35’e karşı 39 oyla kabul etmesi, İspanya’da geçmişi yüzyıllara dayanan ve son 50 yılda ortaya çıkardığı terör olgusuyla gündemden hiç düşmeyen Bask sorununda gerilimi tekrar tırmandırmıştır. Yerel parlamentonun kabul ettiği öneri, Bask bölgesinin özerkliğini içeren kanunda çeşitli değişiklikler yapılmasını öngörmektedir. Tasarı, mevcut özerk yönetim yetkilerine ek olarak yargı, maliye ve yurttaşlık hukuku gibi konularda daha fazla özerklik talebinin yanında Bask bölgesinin, uluslararası kurumlarda müstakilen temsilini de öngörmektedir. Bask bölgesi ile Madrid arasındaki ilişki düzeyini de yeniden tanımlayan tasarı, mevcut “merkez-özerk eyalet” ilişkisi ve statüsü yerine Bask ülkesi ve İspanya arasında “serbest ortaklık”a dayanan bir model getirmektedir. “Serbest ortaklık” statüsü, Bask bölgesi’nin, “bağımsız olma hakkına sahipken kendi isteğiyle bundan vazgeçerek Madrid merkezi hükümetiyle eşit ortak statüsünde İspanya’nın toprak bütünlüğü içinde kalmayı kabul etmesi” anlamına gelmektedir. Böylelikle Bask bölgesi, hukuken İspanya’nın bir parçası olarak kalmaya devam ederken fiilen pek çok alanda Madrid’le bağını koparmış olacaktır.
            Tasarının Bask Özerk Bölgesi Parlamentosu’nda kabul edilmesiyle birlikte konu, İspanya’da gündemin ilk sırasına yükselerek hararetli tartışmalara yol açmıştır. Bask milliyetçileri, bu tasarıyı, Bask sorununu, demokratik yollardan çözüme kavuşturarak terör ve şiddeti önleme ve sorunu sokaklardan masa başına taşıma açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendirmektedir. Öte yandan hükümet, tasarının anayasa aykırı ve yasadışı bir mahiyet taşıdığını iddia ederken ana muhalefetteki Halk Partisi tasarıyı hazırlayanları ve kabul edenleri “vatana ihanet”le suçlamıştır.
          1 Şubat 2005 tarihinde söz konusu tasarı İspanya Parlamentosu’nda tartışılarak oylanmış ve beklendiği gibi, konu üzerinde ittifak sağlayan iktidar ve ana muhalefetin oylarıyla, reddedilmiştir. Bunun üzerine toplanan Bask Bölgesi Parlamentosu, 17 Nisan 2005 tarihinde yapılacak bir erken seçim kararı almıştır. Seçimlerde Bask milliyetçilerinin yeniden çoğunluğu elde etmesi durumunda, Nisan ya da Mayıs ayı içinde, kanun tasarısının, Bask bölgesinde referanduma götürülmesi planlanmaktadır. Bask hükümetinin böyle bir referandum yapıp yapamayacağına dair anayasa hukuku tartışmaları bir yana, eğer referandum yapılırsa az bir farkla tasarının kabul edilmesi muhtemel gözükmektedir. Dolayısıyla sorun İspanya parlamentosunun da hükümetinin de kolaylıkla kesip atamayacağı bir hal almaya başlamıştır. Bunun da ötesinde iktidardaki Sosyalist Parti’nin geleceği de bu soruna bağlı değerlendirilebilir. Zira parlamentoda çoğunluğu olmayan Sosyalist Parti, İspanya’daki bir diğer azınlık olan Katalanların Cumhuriyetçi Katalan Partisi’nin dışardan verdiği destekle iktidarını korumaktadır. Katalanların, azınlıklara baskı olarak değerlendirebileceği bir uygulama sonrası hükümete verdiği desteği kesmesi olasıdır. Kısacası Bask sorunu, yarattığı uzun vadeli yapısal ve anayasal problemlere ek olarak yakın vadede bir de hükümet krizini tetikleme potansiyeline sahip görünmektedir.
           İspanya'da Basklıların özgürlüğü için mücadele eden ETA örgütü ile İspanyol hükümeti arasında olumlu gelişmeler oldu. İspanyol hükümeti ETA ile görüşebileceğini açıkladı. ETA, Franco faşizminin baskısına karşı bir grup Basklı öğrenci tarafından kuruldu. Sosyalist ve bağımsız bir Bask hedefiyle 1959'da yola çıkan örgüt, İspanyol devleti ile giriştiği 30 yıllık savaşta 800'den fazla insan hayatını kaybetti.
           PKK ise Türkiye'nin son 30 yılına damgasını vuran örgüt. Kürt halkının özgürlüğü için mücadele eden PKK ile TC arasında 1984'ten 1999'a kadar 15 yıllık orta boy bir savaş yaşandı. 6 yıl PKK'nin tek taraflı ateşkesinden sonra Kürt meselesi çözümünde yeterli adımlar atılmadığı için 1 Haziran 2004'den sonra çatışmalar tekrar başladı. PKK ile TC arasında süren savaşta 40 bine yakın insan yaşamını yitirdi. Ancak AB'ye üyelik için başvuran TC'nin sorunu çözmek için PKK ile diyalog bir yana 30 bini aşkın insanın ölümüne neden olan çatışmaların durdurulması için küçük bir çaba sarfettiği bile gözlenmiyor.
          İngiltere ile İspanya, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler. İki ülke de şiddetli patlamalar yaşadı. Madrid'teki tren saldırısı ve Londra'daki üst üste patlamalar ile "Terör ve şiddet"in her halini yaşayan iki ülke, bir dönemler kendileri için "terör örgütleri" olarak tanımladığı IRA ve ETA örgütleri ile yaşadıkları sorunu, siyasal yoldan çözmeye çalışıyorlar.
           36 yıl boyunca sürdürdüğü silahlı mücadeleyi 8 yıllık ateşkes sürecinden sonra tamamen bıraktığını açıklayan IRA'nın bu açıklamasını "doğru" olduğu yönünde fikir beyan eden "önemli" Türk aydınları ilginç benzetmeler yaparak PKK'ye mesaj gönderiyorlar.
          30 yıldır ETA-İspanya ve IRA-İngiltere arasında süren savaşlarda toplam 4500 insan yaşamını yitirdi. TC ile PKK arasındaki savaşta 40 bine yakın insan yaşamını yitirdi ve hala her gün insanlar ölmeye devam ediyor. TC ve "çok bilmiş" aydınları küresel şiddetin ortaya çıkardığı ortamdan yararlanıp PKK'yi "terör" kategorisine koymak istiyor. PKK'yi muhatap almak bir yana tamamen ortadan kaldırmak için stratejiler oluşturuyorlar. Oysa bakın Türkiye'nin durumdan kendine vazife çıkarmaya çalıştığı İngiltere'nin başbakanı Tony Blair, Londra'daki patlamalarla IRA'nın silah bırakmasıyla ilgili ne diyor; "Siyasi idealleri açısından IRA'nın düşüncelerini paylaşan vatandaşlarımız var. Bunu gözardı edemeyiz. Bundan böyle şiddetin yerini politika alacak." Oysa Türkiye Cumhuriyetinin askeri yetkilileri Kürtleri "sözde vatandaş", TC Başbakanı "Kürt Meselesini" de "düşünmezseniz yoktur", Türk "aydınları" ise "PKK'yi ve onları destekleyenleri ortadan kaldırın, tarihin çöp sepetine atın" diye fikir beyan ediyorlar. Ne Türk genelkurmayı, ne Türkiye Başbakanı ne de "çok bilmiş" Türk aydını gerçeği görmüyor. Çünkü Türkiye'nin Kürt meselesi ve PKK konusunda oluşturduğu argümanların sonu gelmiş ama onlar bunu fark etmiyor. Ne ABD, ne İngiltere ne de bölge güçleri açısından inandırıcı gelmeyen politikaların Türkiye'yi nereye sürüklediği de gün gibi ortada.
                   Gizli görüşmeler yürütüldü
          Bask politikalarında 'siyasi diyaloğu' seçen sosyalist Başbakan Zapatero'nun Mayıs 2005'te parlamentodan ETA ile masaya oturulması kararını çıkarmış olması nedeniyle örgütün bu adımı resmi barış görüşmelerinin başlayacağına işaret sayıldı. Bir süredir hükümetin ETA'yla gizli görüşmeler yürüttüğü belirtiliyordu.
Nitekim ETA'nın kararına Sosyalist hükümet olumlu yaklaştı. Mecliste siyasi parti temsilcilerine seslenen Zapatero "Hükümet, ihtiyat ve birlik içinde hareket edecek. Terör ve dehşet yıllarından sonra Bask'taki barış süreci sonun başlangıcı olabilir. Süreç uzun ve zor olacak. Umudun hepimizi birleştireceğine inanıyorum" çağrısı yaptı. Başbakan Yardımcısı Teresa Fernandez de la Vega, "Bunun sonun başlangıcı olması, arzumuz ve niyetimiz" derken, tedbirli olacakları şerhini de düştü.
Ana muhalefetteki sağcı Halk Partisi (PP) ise beklendiği gibi karara prim vermedi. PP'nin önceki lideri Aznar, 11 Mart 2004'teki Madrid bombalamaları sonrası ETA'yı suçlamanın bedelini partisini iktidardan edip kendisi de siyaseten emekliye ayrılarak ödemişti. Aznar'ın halefi Mariano Rajoy ise dün karar için "Sadece mola. Suç faaliyetinden vazgeçmiyor" yorumu yaptı. Rajoy, hükümete "Barış için asla siyasi bedel ödenmemeli. Çünkü terörü, siyaset yapması için kurumsallaştırmak, teröristlerin hedeflerine ulaşmaları demek olur" diye çıkıştı. PP'nin onursal başkanı Aznar da "Hükümet, terör karşısında bozguncu görünüm almıştır" çıkışı yaptı.
                 Bask yönetimi acil toplandı
        Bask Özerk Yönetimi dün ateşkesi değerlendirmek için acil toplandı. Toplantı sonrası konuşan Bask hükümeti Başbakanı Juan Jose Ibarretxe, kararı 'tarihi fırsat' diye nitelerken, ETA'nın siyasi kanadı olduğu gerekçesiyle kapatılan Batasuna'yı kastedip "Bask bölgesinde normalleşme sağlayacak müzakere masası oluşturulması için hiçbir partiyi dışarıda bırakmadan hepsiyle görüşeceğim" dedi. Batasuna da, 'barışa katkı için AB'nin de sürece katılmasının önemine' dikkat çekti. (bbc, afp
             IRA formülü
Önce İngiltere'ye bakalım:
3 gelişme oldu:
      1) IRA güçlü İngiliz ordusuyla baş edemeyeceğini gördü. Şiddetle sonuç alamadığını, kamuoyu desteğini de kaybettiğini anladı. Seçimlere katılıp yerel yönetimde söz sahibi oldu. Sonra da silah bıraktı.
       2) İngilizler de IRA ile mücadelenin zorluğunu gördü. Örgütün arkasındaki halk desteğini fark etti. Sonunda Başbakan Blair "Silahını bırakması şarkıyla şeytanla bile görüşürüm" dedi ve IRA'nın siyasi temsilcisi Sinn Fein ile önce gayri resmi, sonra resmi diyalog başlattı.
       3) Bu arada dış dinamik değişti. O güne dek göçmen İrlandalıların baskısıyla IRA'ya destek veren ABD, 11 Eylül'den sonra tavır değiştirdi. Örgütü siyasi çözüme zorladı.
Ve çatışmalar bıçak gibi kesildi.
                   ETA formülü
        Gelelim İspanya'ya...
     İspanya Başbakanı Zapatero iktidara geldiği 2004'ten beri soruna diyalogla çözüm arıyordu. Ama terör konusunda tavizsizdi: "Şiddet durmadan Bask sorunu çözülmez" dedi. O da 3 şey yaptı:
         1) Madrid'deki El Kaide terörünün halkta yarattığı tepkiyi iyi kullandı. Toplum şiddeti lanetleyince ETA tabanından yalıtıldı. Teröre destek veren yayın organları ve örgütler kapatıldı. ETA köşeye sıkıştı.
        2) Ama Zapatero "Sıkıştılar, saldırayım" demedi. İntikam saldırılarına zemin hazırlamadı. Tersine, 2005'te Oslo'da ETA ile "sessiz diplomasi" başlattı. Örgütü silah bırakmaya zorladı. Bir yandan da ETA kurbanlarının yakınlarıyla görüşüp onları bunun bir taviz pazarlığı olmadığına ikna etti.
        3) Şimdi iki çalışma grubu oluşacak. İlk grup ETA'nın silahsızlanma yöntemini, militanların ve hapistekilerin durumunu görüşecek. İkinci grupsa Bask bölgesinin demokratikleştirilmesi üzerinde çalışacak.
Kamuoyu yoklamalarına göre halkın yüzde 80'i süreci destekliyor.
                   Bask'ın İspanya'ya öğrettiği...
           ETA'nın açılımı 'Euskadi ta Askatasuna', anlamı 'Bask Yurdu ve Özgürlüğü'. Bask yurdu ise İspanya'nın demokrasi deneyiminin olmazsa olmaz parçası. 1930'da ilan edilen 2. Cumhuriyet döneminde birkaç aylık bağımsızlık yaşayan Bask yurdu, 1937'de faşist General Franco'nun emriyle Alman uçaklarının düzenlediği Guernica katliamını hiç unutmadı. 1952'de Bilbao'da Eylem dergisini yayımlayan sol grubun çekirdeğini oluşturduğu ETA, Franco diktatörlüğüne karşı direnişte başı çekti. Hedefi İspanya'nın kuzeyindeki dört vilayetten oluşan Bask ülkesinin bağımsızlığı ve Fransa'daki Basklarla bütünleşmekti.
         ETA'nın 1962'de başlattığı şiddet kampanyası genellikle siyasilerle polise yönelse de bir dönem sivil hedefleri de vurarak 700'den fazla can aldı. 1975'te diktatörü gömen Madrid, 1978 anayasasıyla Bask'a geniş özerlik tanıdı. 1983'te Felipe Gonzales'in Sosyalist hükümeti, ETA'yla mücadele için Anti-Terörist Özgürlük Grubu'nu (GAL) kurdu. GAL'in 27 kişiyi yargısız infaz ettiği, 77 kişiyi kaçırdığı, binlerce kişiyi yaraladığı ortaya çıkınca bazı yetkililer yargılandı.
         11 Eylül'ü fırsat bilen Halk Partili Başbakan Jose Maria Aznar'ın, 2002'de ETA'nın siyasi kanadı Batasuna'yı kapatıp siyasi yasak getirmesi büyük huzursuzluk yarattı. Mart 2004'te Irak işgaline misilleme olarak Madrid'in bombalanmasını ETA'nın üzerine yıkmaya çalışmak da Aznar hükümetini bitirdi
         İSPANYA VE FRANSA’DA ANADİL ÖĞRENİM VE YAYIN HAKKI
        
Bugünkü konuşmamda İspanya’da Basklar’ın ve Katalanlar’ın ; Fransa’da ise Korsikalılar’ın anadil öğrenim ve yayın haklarıyla ilgili uygulamaları üzerinde duracağım. Fakat ilk olarak önemle vurgulanması gereken noktalardan biri, Avrupa’daki sosyal yapıyla Türkiye arasındaki farklılıklar, Avrupa’daki etnik grup, azınlık gibi kavramların kullanımıyla Türkiye’deki kullanımı arasındaki büyük farklar olduğudur. Özellikle bahsedeceğim üç bölgenin tarihi, coğrafi konumları ve içinde bulundukları merkezi devletle olan ilişkileri, Türkiye’deki etnik grupların konumuyla pek çok farklıklar arzetmektedir. Bu sebeple bu bölgelerin örnek birer model olarak görülmesi hatalıdır.
         Avrupa’daki devletlerin siyasi yapıları birbirinden farklıdır. Bunlar aşırı merkezileşmiş üniter devletlerden, federal devletlere kadar değişebilmektedir. Fakat çoğu ulus-devlet homojen bir yapıya sahip değildir, farklı etnik grupları da içerebilmektedir. Bu grupların yapıları ve tanımlanmaları da bir devletten diğerine değişebilmektedir. Benim tezimde üzerinde durduğum bugün de size anlatacağım gruplar ulus-altı bölgeler diye de adlandırabileceğimiz, belli bir bölgede yerleşmiş, uzun bir tarihe geçmişe, bölgesel bir kimliğe, farklı kültürel özelliklere sahip ve kendi dilleri olan bölgelerdir.
         Günümüzde Avrupa’da bir taraftan farklı siyasi yapılardaki devletler, ekonomi, dış politika vb. pek çok alandaki yetkilerini giderek Avrupa Birliği’ne devrederken, diğer taraftan Avrupa’daki farklı etnik gruplar, özellikle de bazı devletler içinde yer alan ulus-altı bölgeler, AB’nin desteğiyle içinde yer aldıkları devlet içinde daha fazla hak kazanmaya çalışmaktadırlar.
          İspanya ve Fransa, bu gelişmelerden etkilenen farklı siyasi ve idari yapılara sahip komşu iki AB üyesi ülkedir. Bask bölgesi ve Katalonya, İspanya’nın otonom topluluklarındandır. Korsika’nın ise Fransa içinde özel bir konumu vardır.
                                  İspanya: Bask ve Katalan dilleri
          İspanya’nın siyasi yapısı çok karmaşıktır ve tam olarak ulus-devlet olarak tanımlanamaz. Coğrafi, siyasi, ekonomik ve kültürel pek çok faktör İspanya’nın tarihi boyunca birliğini olumsuz yönde etkilemiştir. Yani ulus-altı bölgeselleşmenin İspanya tarihinde uzun bir geçmişi vardır. Özellikle 19.yy’dan beri İspanya tarihi, merkezi devletle, ulus-altı bölgeler özellikle Bask Ülkesi ve Katalonya bölgeleri arasındaki çatışmalara sahne olmuştur. Bu faktörlerin de etkisiyle günümüzde İspanya, farklı ekonomik ve kültürel özelliklere sahip otonom(özerk) bölgelerden oluşmaktadır.
          İspanya, tarih boyunca farklı kavimlerin hakimiyetine girmiştir. Bu durum Latin kaynaklı pek çok dilin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bunlar arasında İspanyolca olarak bildiğimiz Castilian, ayrıca Catalan, Aragon, Galicia dillerini sayabiliriz. Bunlara ek olarak, Bask bölgesinde konuşulan kökeni tam olarak bilinmeyen Euskera’yı da sayabiliriz.
          Katalonya ve Bask bölgesindeki milliyetçi hareketler 19. yy’ın sonları, 20.yy’ın başlarında artmaya başlamış, bölgesel hükümet ve geleneksel dillerinin canlandırılmasıyla ilgili taleplerde bulunmaya başlamışlardır.
          1936-39 yıllarındaki İspanya İç Savaşı’nın ardından yönetime geçen General Franco döneminde, devletin siyasi ve kültürel heterojen yapısı ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Özellikle Basklar’ın ve Katalanlar’ın bölgesel otonomilerini kaldırmış, İspanyolca dışındaki dillerin okullarda ve resmi işlerde kullanımı yasaklanmış, hatta Franco rejiminin ilk dönemlerinde bu dillerin günlük hayatta kullanımı bile yasaklanmıştır.
          1975’te Franco’nun ölümünün ardından, İspanya demokratikleşme yönünde önemli bir dönüşüm sürecine girmiş ve 1978’te kabul ettiği yeni anayasasıyla demokrasiye geçmiştir. 1978 Anayasası’nın 2. Maddesi, İspanya siyasi sisteminin temel özelliklerini yansıtmaktadır. Buna göre: “ 1978 Anayasası, İspanyol ulusunun bölünmez birliğine, ortak ve parçalanamaz anavatanına dayanır, ayrıca onu oluşturan milliyetlerin ve bölgelerin özerklik hakkını tanır ve aralarındaki dayanışmayı garanti altına alır.”
          Anayasa’nın 3. Mad. ise, İspanya’da kullanılacak dilleri düzenlemektedir. Buna göre ‘Devletin resmi dili Castilian’dır. Bütün İspanyollar bu dili öğrenmek zorundadır ve kullanma hakkına sahiptir. Diğer İspanyol dilleri, kendi otonomi statülerine göre, kendi otonom toplulukları içinde resmi dil olarak kabul edilebilecektir. Ayrıca İspanya’daki dillerin zenginliği, saygı duyulması ve korunması gereken kültürel bir mirastır denmektedir.”
          İspanya’da anadili İspanyolca olmayan kişiler, nüfusun yaklaşık ¼’ünü oluşturmaktadır. İspanyol Meclisi’nde ve Senato’da sadece İspanyolca konuşulmakta, diğer diller ise Catalonia ve Bask bölgesi gibi otonomi statüsü kazanmış, tarihi bölgelerde konuşulabilmektedir.
          İspanya 1978’de yeni anayasasının kabulünün ardından da 17 otonom(özerk) topluluğa ayrılmıştır. İspanya’nın bu yeni karmaşık siyasi yapısı yarı-federal olarak tanımlanabilir.
          İspanya’nın iki tarihi bölgesi Bask ve Katalonya 1980’lerin başında özerkliklerini kazanmışlardır. Her ikisinin de ayrı parlamentoları, siyasi partileri ve hükümetleri vardır. İkisi de ekonomik açıdan İspanya’nın en gelişmiş bölgelerindendir. Fakat bu iki bölgenin merkezi hükümetle ilişkilerinde farklılıklar görülmektedir. Özerkliklerini arttırmak için farklı yöntemler kullanmaktadırlar.
          Bask bölgesine Euskal Herria da denmektedir. Bunun anlamı ‘Baskça konuşan millet’ demektir. İspanya ve Fransa idaresindeki Baskça konuşan tüm insanları içermekte ve ‘Bask dili ülkesi’ anlamına da gelmektedir. Ama resmi olarak Bask bölgesi İspanya içinde iki otonom bölgeye ayrılmıştır, bir kısmı ise Fransa idaresi altındadır.
         Modern Bask milliyetçiliği 19.yy’ın sonlarında yaşamış Sabino Arana y Goiri tarafından geliştirilmiştir. Baskların ilk siyasi programını hazırlamış, ilk siyasi örgütlenmesini kurmuş, ulusal marşını yazmış , Bask dili Euskera’yı da etnik sınırların belirleyicisi olarak görmüştür. Özellikle göçmenlerin etkisiyle 19.yy’ın sonlarında Euskera’nın kullanımı azalmaya başlamıştır. Bu sebeple Arana, özellikle Bask dilini canlandırmaya çalışmıştır.
         Bask kimliğinin temel unsurları tarih boyunca farklı dönemlerde değişebilmiştir. Bazen ırk, bazen din, veya sınırlar ön plana geçebilmiştir. Fakat yakın dönemde Bask dilinin önemi daha fazla vurgulanmaya başlamıştır. Bu dilin tarihi geçmişi, bu bölgede Baskların en eski tarihi geçmişe sahip olduğu iddiasını desteklemek için kullanılmaktadır.
         1978 Anayasası’nın kabulü sonrası Bask otonomi sürecinde İspanya hükümeti ve Bask Genel Konseyi otonom bir parlamento, iki resmi dil, eğitim, adalet, polis teşkilatı vb. sosyo-ekonomik konularda yetki devrini kabul etmişlerdir. Ayrıca radyo ve TV kanalları açma ve vergi toplama yetkisi verilmiştir.
         Euskera, İspanyolca’yla birlikte Bask Otonom Topluluğu’nun 2. Resmi dilidir. Bask Otonom Topluluğu, İspanya’daki üç ili içermektedir, Navarra’nın ayrı bir statüsü vardır. Navarra’da Bask dili fazla konuşulmadığı için burada resmi dil değildir.
        1982’de Bask Parlamentosu, Bask dilinin kullanılmasının düzenlenmesi hakkında bir yasa kabul etmiştir. Buna göre tüm vatandaşlar, Baskça ve İspanyolca’yı idare ile ilişkilerinde kullanabilme ve bu dilde hizmet alma hakkına sahiptirler. İdare, bunu sağlamak için Baskça bilen memurlar yetiştirmektedir.
         Bask parlamentosunda temsilciler tarafından her iki dil de kullanılabilmektedir. Simultane çeviri hizmeti vardır.
         Yargı alanında Bask dili hemen hemen hiç kullanılmamaktadır ancak bir vatandaş resmi bir talepte bulunursa, resmi yazılar Bask diline de çevrilmektedir.
         Bask Otonom Topluluğu’nda, tüm öğrenciler İspanyolca veya Bask dilinde öğrenim görme hakkına sahiptir. Özel okullar dışında, sadece Bask dilinde eğitim veren bir okul yoktur. İlkokulda öğrenciler haftada 16 saat Baskça eğitim görürler, ortaöğrenimde bu süre haftada 25 saate kadar çıkabilmektedir. Fakat Bask dili Hint-Avrupa dilleri ailesinden olmadığı için, öğreniminde güçlüklerle karşılaşılabilmektedir.
          1980’de Bask hükümetinin kurulmasının ardından Bask Üniversitesi’nin üç kampüsü açılmıştır. 1985’e kadar İspanya Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yönetilmiş , daha sonra yönetimi Bask hükümetine geçmiştir. Bask Üniversitesi’nde felsefe, coğrafya, tarih bilimlerinde eğitim Bask dilinde yapılmaktadır.
         1982’de Bask parlamentosu, Bask bölgesinde ilk televizyon yayınını yapacak Bask televizyonu ‘Euskal Telebista’nın kuruluşunu düzenleyen yasayı kabul etmiştir. Bu kanal yayınlarına, 1983 yılı başlarında, İspanya hükümeti tarafından Bask Otonom Topluluğu’na tahsis edilmiş bir kanalda başladı. Fakat merkezi hükümet, Bask televizyonunun Fransız istasyonlarından veya uluslararası uydu aracılığıyla yayın yapmasına izin vermemiştir. Programlar Bask dilinde, Fransızca ve İspanyolca’dır. 3.5-4 milyon kadar insan tarafından izlenebilmektedir. Büyük kısmı Bask hükümeti tarafından finanse edilmektedir.
         Ayrıca İspanya’da Radio Euskadi ve Fransa’da (Gure Irratia) Bizim Radyo, sadece Bask dilinde yayın yapmaktadırlar. Ayrıca biri günlük, biri haftalık olmak üzere Bask dilinde yayınlanan iki günlük, iki haftalık gazeteleri ve yaklaşık 12 dergileri vardır.
         Katalan dili , Bask dilinden farklı olarak Latin kökenli bir dildir ve özellikle 10. ve 11. yy’lardan itibaren gelişmeye başlamıştır.
         Dil faktörü Katalan kimliğinin en önemli unsurlarındandır. Catalan dili, Katalanlar arasında günlük hayatta çok daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
         Katalan dili de Franco döneminde pek çok alanda baskılara uğramıştır. Demokratikleşme süreciyle birlikte, Katalan dilinin yeniden canlandırılması için çalışmalar başlamıştır.
          Katalan dili yaklaşık 10 milyon insan tarafından konuşulmaktadır, bunların 6 milyonu Katalonya’da yaşamaktadır, Bu sebeple Katalan dili , Valencia gibi İspanya’nın bazı başka bölgelerinde de resmi dil olarak kabul edilmiştir. Katalan dili , Katalonya’daki nüfusun yaklaşık %60’ının anadilidir. Pulat Tacar , ‘Kültürel Haklar’ adlı kitabında bu noktaya da dikkat çekiyor. Bölgede yaşayanların%40’ının anadili İspanyolca olmasına rağmen , Katalan yönetimi bunların haklarını çiğnemekte ve Katalanca’nın egemenliğini zorla sağlamaktadır’ demektedir.
         Katalanlar dillerinin kullanımı açısından daha fazla yetkiye sahiptirler. 1979 Katalonya Özerklik Statüsü yasasının 3. Maddesine göre, Katalonya’nın özel dili Katalan’dır. Özerk hükümet, İspanyolca ve Katalan dillerinin öğrenimini sağlamak için, bunların normal hayatta ve resmi biçimde kullanılmalarını güvence altına alma, bu amaçla bunların tam eşitliğini sağlamak durumundadır.
         1980’lerde Katalan yönetiminin yeniden kurulmasının ardından, ilköğretimde Katalan dilinin kullanımı hızla artmıştır. Ortaöğretimde daha az kullanılmaktadır. Üniversitelerde sosyal bilimlerde Catalan daha yaygın bir şekilde kullanılırken, hukuk ve tabi bilimlerde daha çok İspanyolca kullanılmaktadır.
         1983’de kabul edilen Katalan dili ile ilgili yasa, Katalanca’nın bölgedeki resmi ya da gayri resmi tüm merasimlerde ve toplantılarda, sözlü ya da yazılı her türlü ilişkide kullanılmasını zorunlu kılmaktaydı. Katalonya Parlamentosu’ndaki temsilciler Katalan ya da İspanyolca dilini kullanabilmektedirler. Yasalar, hem Catalan dilinde hem de İspanyolca basılmak zorundadır.
        Katalan dili yasası, Katalonya’da idari tüm işlemlerde Katalan’ın kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Kamu çalışanlarına da Catalan bilme zorunluluğu getirilmiştir. Vatandaşların yöneticilerle veya mahkemelerle olan iletişimlerinde Catalan veya İspanyolca’yı kullanabilme hakları vardır. Resmi ya da özel ilanlar, yazılar, yol ve kent işaretleri Katalanca yazılmaktadır.
         Eğitim alanında İspanyolca ve Katalan’ın her öğrenim düzeyinde eşit olarak sağlanması gerekmektedir. İlkokul sonunda öğrenci bu iki dili de bilmezse diploma alamamaktadır. Çıkarılan bir yasayla, hangi dilde eğitim göreceği kişinin seçimine bırakılmıştır. Öğretmenlerin ve üniversite öğretim görevlilerinin her iki dili de bilmeleri gerekmektedir. Vatandaşların hem Katalan, hem İspanyolca bilmeleri hatta özellikle İngilizce ve Fransızca olmak üzere diğer yabancı dilleri bilmeleri de teşvik edilmiştir.
          Kamu sektöründe iletişim genellikle Katalan dilinde sağlanmaktadır. Fakat özel sektörde ve medyada Catalan bu derece etkin konumda değildir.
          Az sayıda da olsa bazı gazeteler Katalan dilinde basılmaktadır, bunlar da genellikle yerel gazetelerdir. Diğerlerinin bazı bölümleri ya da köşe yazıları Katalan dilindedir.
          Katalan hükümeti, medyada Katalan dilinin kullanımını TV 3, Kanal 33 ve Katalonya Radyo gibi kendi televizyon ve radyo istasyonları aracılığıyla gerçekleştirmekte, ayrıca Katalan dilinde basılan yayınları mali açıdan desteklemektedir. TVE 1 ve TVE 2 gibi bazı İspanyol televizyonları da, birkaç saat Katalan dilinde yayın yapmaktadır. Yerel radyo istasyonları da Katalan dilinde yayın yapmaktadır. Diğer taraftan ticari radyo istasyonları çoğunlukla İspanyolca yayın yapmaktadır.
          Bazı sinema filmleri Katalan dilinde çekilmektedir ama tabi göreceli olarak çok az sayıdadır.
          Özellikle çok sayıda göçmenin bulunduğu bölgelerde İspanyolca halen yaygın dildir. İş hayatında da Catalan halen pek fazla kullanılmamaktadır. Yurt dışıyla bağlantılarda da çoğunlukla İspanyolca kullanılmaktadır. Özellikle Barselona’da iş hayatında çoğunlukla kullanılan dil İspanyolca’dır.
          Katalan diliyle ilgili olarak kurulan bir enstitü de , Catalan dilinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1932’den sonra, ilk Catalan sözlüğü 1995’de yayınlanmıştır.
         Gördüğümüz gibi, Bask bölgesinin ve Katalonya’nın tarihi geçmişi ve bölgelerinden gelen taleplerden dolayı farklı ve özel bir konumu vardır. Özellikle bu bölgelere verilen kültürel haklar, İspanya’nın 1986’da AB’ye tam üyeliği öncesinde verilmiştir ve kendi iç dinamiklerinin bir sonucudur.
                        Fransa: Breton, Oksitan, Bask ve Katalan dilleri
         Fransa’da ise, Fransız Devrimi sırasında tüm ülkede standart bir dilin kullanılması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla Fransızca Akademisi kurulmuştur. Fakat Fransız halkının çoğunluğu 19.yy’ın sonlarına kadar standard dilde konuşup yazamıyordu. Fransa’da ulus-inşası sürecinde dil en önemli unsurlardan biri olmuştur.
        20. yy’ın başlarında Brittany bölgesinde Breton diliyle ilgili, iki dünya savaşı arası dönemde Alsace bölgesinde kendi dilleriyle ilgili talepler yeniden ortaya çıkmaya başlamıştır.
         Dil ve kültürel haklarla ilgili ilk kanun 1951’de çıkarılmış, bu kanunla Breton, Oksitan, Bask ve Katalan dilleri liselerde seçmeli olarak okutulabilecektir. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı, bu dillerde eğitim verecek öğretmenlerin yetişmesi ve bu yasanın uygulanabilmesi için gerekli maddi desteği sağlamamıştır.
         Fakat Fransa, özellikle Mitterand döneminde, dil ve kültürel haklarla ilgili taleplere daha yumuşak bakmaya başlamıştır. 1980 reformlarından önce bazı araştırma komisyonları kurulmuş, Fransa’daki farklı dil ve kültürleri inceleyen raporlar hazırlamışlardır.
         1980’li yılların başında bölgelerle ve yerel yönetimlerle kültürel gelişim anlaşmaları imzalanmış, bu amaçla hazırlanan projelere finansal yardım yapılması kararlaştırılmıştır. Bu projeler bazı kitapların etnik (yerel) dilllere çevrilmesi, sözlüklerin basılması , bu dillerin gramer kitaplarının basımı vb konularla ilgili olabilmektedir. Fakat ne tip projelerin maddi olarak desteklenmesiyle ilgili tartışmalar çıkmıştır.
          1982’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından etnik diller ve kültürlerin geliştirilmesiyle ilgili bir plan hazırlanmıştır. Böylece yeterli sayıda öğrenci talep ettiği sürece, ilk ve orta dereceli okullarda etnik dillerde eğitim yapılabilir hale getirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bakanlık bazı bölge üniversitelerinde , bu diller üzerine çalışan kişileri de desteklemiştir.
         Ayrıca 1985’te Bölgesel Diller ve Kültürlerle ilgili Ulusal Konsey kurulmuştur. Konsey, merkezi hükümet ve etnik gönüllü kuruluşlar arasındaki bağlantıyı da sağlamaktadır. Konseyin ilk toplantısı 1986’da yapılmış, toplantıda etnolojik araştırma projelerinin, etnik dil ve kültürlerle ilgili yayınların yaygınlaştırılmasıyla ilgili talepler belirtilmiştir.
         Devletin kominikasyon(ileitişim) sekreterliği, radyo ve televizyon yayınlarını düzenlemekte , belirli saatlerde bazı programların bölgesel dillerde yayınlanmasını sağlamaktadır. Buna göre Radio France’ın bölgesel kanallarında, haftada 1-10 saat arası Korsika, Katalan, Bask ve diğer bölgesel dillerde yayın yapılmaktadır.
                                Korsika dili
        Korsika, 18.yy’dan beri Fransa’ya bağlıdır. 19.yy’ın sonlarından itibaren İtalyanca’ya yakın olan Korsika dilinde yeninden canlanma görülmüştür. Bu dönemde Korsika dilinde basılan ilk gazete çıkarılmıştır.
         1975’te Korsika, Fransa’nın 22 bölgesinden biri olmuştur. Korsika’nın nüfusu 240.000’dir. Bunların yaklaşık %70’i Korsikalı’dır. Korsikalılar’ın %98’i hem Fransızca’yı hem de Korsika dilini kullanırlar.
         Korsikalar günlük hayatlarında Korsika dilini kullanabilmektedirler. Ayrıca Korsika dilinde şarkı söylenebilmektedir.
         Korsika Meclisi’nde genel olarak Fransızca konuşulur, ancak bazı görüşmelerde Korsika dili de kullanılabilmektedir. Yazışma dili Fransızca’dır. Merkezi eğitim programı uygulanmaktadır. Fakat haftada 12 saatlik seçmeli Korsika dili dersi programa eklenebilmektedir.
         Corsu, Korsika’nın anadilidir fakat resmi dili değildir. Korsika dilinde tek bir standard oluşturulması giderek daha çok önemsenmektedir. Bu, Korsika dilinin resmi bir statü kazanması için de gerekli görülmektedir. Fakat resmi statüsü olmamasına rağmen 1974’te ve 1982’de çıkarılan kararnamelerle okullarda Korsika dilinin öğretimi düzenlenmiştir.
         Korsika, 1982’deki desentralizasyon reformları sonrası özel bir statü kazanmıştır. Buna göre Korsika bölgesel meclisine diğer bölgelerinkine göre çok daha fazla yetki verilmiştir. Ayrıca Korsika dil ve kültürünün gelişimi için tamamlayıcı eğitim faaliyetleriyle ilgili yasaları çıkarma yetkisi verilmiştir. Ancak eğitim alanında Korsika Meclisi’nin yetkileri okul binalarının yapımı, ilk ve orta öğretimle ilgili gereçlerin sağlanması ve tiyatro ve folklor festivalleri gibi yerel faaliyetlerin desteklenmesiyle sınırlıdır.
        1991’de Korsika’nın yetkileri daha da arttırılmış , daha ayrıcalıklı bir konum elde etmiştir. Eğitim, araştırma, üniversite, Korsika dilinin ve kültürünün korunması vb alanlarda pek çok yeni yetki kazanmıştır. Korsika dili ve kültürünün eğitim planı da Korsika Meclisi tarafından yapılacaktı.
        Korsika dili, aileler tarafından aksi bir talepte bulunulmadığı sürece anaokul ve ilkokullarda okutulmaktadır. Fakat sadece Korsika dilinde eğitim veren resmi okul yoktur, eğitim dili Fransızca’dır. Korsika Üniversitesi’nde de Korsika Çalışmaları bölümünde dil kursları açılmaktadır. Bazı dersler Korsika dilinde yapılmaktadır.
        Halkın yönetim ve mahkemelerle iletişimlerinde de kullanılmaktadır.
        Bir televizyon kanalı günde 40 dak. Korsika dilinde yayın yapmaktadır. Devlet radyosunun bölgesel kanalında bazı programlar ve bazı haber bültenleri Korsika dilinde yayınlanmaktadır. Beş radyo istasyonu Korsika dilinde yayın yapmaktadır. Korsika dilinde yayımlanan gazete ve dergiler, Korsika’da yapılan yayınların %12-30 arasındadır. Sınırlı sayıda kitap Korsika dilinde basılmaktadır. Bazı tiyatro oyunları da Korsika dilinde sergilenmektedir.
        Fakat son dönemlerde Fransızca’nın kullanılmasında artış görülmektedir. Sosyo-ekonomik şartlar, Fransa’dan Korsika’ya göç, Korsikalılar’ın ise Fransa’ya göçü, Korsika dilinin kullanımında azalmaya yol açmıştır.
        Bask, Katalonya ve Korsika örneklerini karşılaştıracak olursak, Bask Otonom Topluluğu’nun ve Katalonya’nın çok daha fazla yetkiye sahip olduğunu görürüz.
        Hem Bask hem de Katalan dili kendi bölgelerinde İspanyolca’ya ek olarak resmi dil olarak kabul edilmişlerdir. Bask Bölgesi ve Katalonya’da , Bask ve Katalan dilinde yayınlanmakta olan pek çok gazete ve dergi ve bu dillerde yayın yapan pek çok televizyon kanalı bulunmaktadır. Fakat Korsika’da Korsika dilinin resmi yasal bir statüsü yoktur. Bu sebeple Korsika dilinde yayınlanmakta olan günlük veya haftalık gazeteler de çok daha sınrılıdır. Fakat Korsika dilinin günlük hayatta kullanımıyla ilgili haklar, 1990’ların başında kazandığı yeni özel statüsüyle beraber giderek artmaya başlamıştır.
         Özellikle Katalonya kültürel sembolleri vurgular; otonomisini Avrupa’daki etkinliğini arttırmak için Avrupa Birliği’ni kullanmaya çalışır.
         Bu üç ulus-altı bölge arasındaki temel benzerlikler; hepsinin uzun bir tarihi geçmişlerinin olması, içinde bulundukları ulus-devlet içinde farklı bölgesel kimliklere ve farklı anadillere sahip olmalarıdır . Ayrıca hepsinin bölgesel bir meclisi bulunmaktadır. Hepsinin içinde bulundukları devletin merkezi hükümetinden halen daha fazla yetki yönünde talepleri vardır.
         Bazı yazarlarımızın sıklıkla düştükleri yanlışa düşmememiz gerekmektedir. Burada dikkat etmemiz gereken nokta, Bask modeli , Korsika modeli kendilerine özgü modellerdir, kendilerine özgü sosyal, kültürel, ekonomik ve tarihi şartlar içinde oluşmuşlardır. Fransa ve İspanya’nın AB’ye üye olabilmek amacıyla uyguladığı modeller değildir.
                       GÖRÜŞME PLANIN AYRINTILARI

         2003’ten beri yasaklı olan Batasuna partisinin önerisinin İspanya hükümeti tarafından değerlendirildiğine işaret eden gazeteler, bu önerinin iki görüşme üzerine kurulduğunu belirtiyor. İlk görüşme, başkent Madrid’te İspanya hükümeti ile ETA yanyana gelecek. Buradaki görüşmenin gündeminde, şiddete son verilmesi, yaklaşık 700 Basklı siyasi tutuklunun durumu, ETA militanlarının sürece katılması ve silahların bırakılması yer alıyor. İspanya hükümeti bu tartışmaların en az iki yasama dönemine yayılacağını tahmin ediyor. İspanya'da meclis, Sosyalist hükümete ETA'yla barış görüşmelerine başlama 11 Mayıs 2005'te vermişti. Hükümetin önerisiyle hazırlanan barış görüşmeleri girişimine, ana muhalefetteki muhafazakar Halk Partisi dışında, mecliste grubu bulunan altı diğer parti de destek vermişti. Ancak o zaman görüşmeler başlamadan, örgütün silah bırakması şart koşulmuştu.
                        KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI
        İkinci toplantıda ise başta bağımsızlık yanlıları olmak üzere tüm Basklı partileri biraraya getirecek. Bu toplantıda Bask ülkesinin politik-hukuki çerçevesi ele alınacak. İspanya hükümetinin bu görüşmede, Bask ülkesine kendi kaderini tayin etme hakkının da konuşulabileceğini belirtiliyor. Ya da bir referandum ile Bask'lıların kendi gelecekleri hakkında kararlarını vermesine sıcak bakacağı ifade ediliyor. Ayrıca sözkonusu bu projenin geniş bir katılım görmesi için, çok sayıda inisiyatif hazırlanırken, bunlar kamuoyuna sunulmaya hazır hale getirilecek.
Bunlar arasında milletvekilleri, eski sosyalistler ve ulusalcılar tarafından hazırlanan bir barış çağrısı ile birçok sendika, sivil toplum örgütü, milliyetçi veya milliyetçi olmayanlar tarafından imzalanan barış sürecine destek metni bulunuyor. Ayrıca ETA'nın eylemlerinden zarar göre Bask şirketleri yöneticileri çalışmada yer alacak, ancak tüm bunların gerçekleşmesi için öncelikli olarak İspanya'nın temal şartı olan ETA’nın silahları bırakması. Bu yüzden şimdi bütün gözler ETA'nın yapacağı açıklamaya kilitlendi.
                          KOŞULLAR UYGUN
       Zapatero, Mart 2004’te iktirara geldiğinde Bask ülkesinin sorununu öncelikli politikaları arasına aldı. Batasuna Partisi Kasım 2004’ten beri barış koşullarının hiç bir zaman olmadığı kadar uygun olduğunu belirterek, siyasi olarak sorunun çözümüne hazır olduğunu duyuruyor. Batasuna lider Arnaldo Otegi, ETA’nın 30 Mayıs 2003’ten beri ölümcül eylemde bulunmadığını hatırlatırken, barış zamanının çok geldiğine dikkat çekiyor. Zapatero, 10 Şubat’ta yaptığı açıklamada, şiddetin sona ermesinin başlangıcının yakın olduğunu söylemişti. Zapatero ayrıca, bu sürecin gerektiği gibi ‘’uzun, sert ve zorlu’’ olacağını sözlerine de ekledi.
                              TEPKİLER
        Batasuna sorumlularında Pernando Barrena: Yapılan açıklamalar konusunda yorum yapmayacağım. Ancak barış süreci ETA’nın ateşkesinden daha fazla şey ifade ediyor. Bu Bask ülkesinin geleceğini ilgilendiriyor. İyimserim.
        Ekolojist-Komünist koalisyon Izquierda Unida yöneticisi Gaspar Llamazares: Şiddetin durması sona ermesi çok yakın. Her an bir ateşkes olabilir.
        İktidardaki sosyalist parti (PSOE) sorumlularından Alfonso Perales: ETA çevresinde şiddetin reddedilmesi fikri benimseniyor
        Bask'ta iktidar partisi (PNV) Başkanı Josu Jon İmaz: Şiddet yakın gelecekte sona erecek.
         Bask bölgesel hükümet başkanı Juan José Ibarretxe: Yakın bir gelecekte iyi şeylere hazırlanmak gerekiyor.
        MADRİD - İspanya'da yapılan bir anket, halkın çoğunluğunun, silah bırakması şartıyla Bask bölgesinin bağımsızlığını isteyen  ETA ile müzakereden yana olduğunu gösterdi.
3 Ağustos 2005
                        Özerkliğe prensipte 'evet'
         Cumartesi günkü gösterinin ana sloganı da, "Biz bir ulusuz"du.
Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero liderliğindeki sosyalist İspanyol hükümeti daha fazla özerkliğe prensipte, "evet" diyor. Ancak sorun bu özerkliğin sınırlarının ne olacağı. Katalanlar, bir ulus olarak tanınmanın yanı sıra, vergi gelirleri üzerinde ve yerel yargı organlarına yapılacak atamalarda denetim istiyorlar.
                         Vergide ayrıcalık
        Bask ve Navarro bölgeleri dışında, İspanyollar vergilerini merkezi yönetime ödüyor. Bu paranın yüzde 33'ü yerel yönetimlere iade ediliyor. Zapatero bu oranı Katalonya için yüzde 50'ye çıkarma sözü verdi, ancak bu talebin İspanya'nın diğer bölgelerinden de gelmesi durumunda Madrid'in parasız kalacağını da hatırlattı.
Daha geniş ölçekte, yerel kimlikleri bir yana bırakarak 25 üyeli süper bir devlete dönüşmeye çalışan AB de İspanya'daki gelişmeleri yakından ve endişeyle izliyor. İspanya'nın en özerk bölgesi olmasına rağmen, bağımsızlık yanlısı şiddetin pençesinde olan Bask'ta da Katalonya'daki gelişmeler gündemin baş maddesi.
Muhalefetteki Halk Partisi liderliğindeki muhafazakârların en büyük korkusuysa bir domino etkisi oluşması. Önce Bask, yarın Katalonya, ardından Valencia, Endülüs, Galiçya ve Kanarya Adaları... Tamamı da kendi anayasalarına sahip, otonom bu bölgelerin özerkliklerinin kapsamını genişletme ya da bağımsızlık isteğiyle mücadeleye başlayabilecekleri kuşkusu, merkezi yönetimin bulunduğu Madrid'de bir fobiye dönüşmüş durumda.
                         TEPKİLER:
          Muhafazakâr Katalan avukat Jorge Fernandez, geleceğe ilişkin öngörüsünü, "Katalan Parlamentosu'ndan geçen statü (Katalanya bir ulustur) gibi bir durumla, bildiğimiz anlamdaki İspanyol devleti ortadan kaybolacaktır" diyerek yapıyor. Anketler, İspanyolların aynı görüşte olduğunu gösteriyor. El Mundo gazetesinin dün yayımladığı bir anketin sonuçlarına göre, İspanyolların yüzde 80'i Katalanların diğer İspanya vatandaşlarından daha farklı hak ve yükümlülüklerinin olmasına, yüzde 59'u Katalanların bir ulus olarak tanınmasına, ve yüzde 60'ı da Katalonya'da yaşayanların Katalanca konuşmaya zorlanmasına karşı.
                         Orduda öfke
        Geçen ay General Jose Mena Aguado'nun, "Katalonya'ya, İspanya anayasasının önünde haklar verilirse ordu müdahele edebilir" anlamına gelen açıklaması da özerklik rahatsızlığının İspanya ordusuna işlediğini gösteriyor. Madrid yönetimi bu açıklamaya, generali ev hapsine alarak ardından da ordudan kovarak tepki verdi. Ancak 12 gün sonra bir yüzbaşı, Roberto Gonzales Calderon, yerel bir gazetede yayımlanan açık mektubuyla, "ordunun, İspanya'nın parçalanmasından duyduğu rahatsızlığı" dile getirdi.
                       İspanya'nın en zengin bölgesi
         İspanya'yı oluşturan 17 "yarı özerk" yönetimden biri olan Katalonya, ülkenin en zengin bölgelerinden biri. İspanya'daki üretimin yüzde 19'unun yapıldığı Katalonya'da kişi başına düşen milli gelir de ülke ortalamasının yüzde 20 üzerinde: 26 bin 550 dolar. Yaklaşık 6.8 milyon Katalan, 32 bin kilometrekarelik bir alanda yaşıyor. Katalonya özerk yönetiminin resmi dilleriyse Katalanca ve İspanyolca. 20'nci yüzyılın başlarında elde ettiği özerkliği General Franco iktidarıyla kaybeden Katalonya, 1978 anayasasının yürürlüğe girmesinin ardından, 1979'da düzenlenen referandumla kısmi özerkliğe yeniden kavuştu.


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com