TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS


BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ

GEÇEN YILIN SAVAŞLARI 17 SAVAŞ VE MİLYONLARCA ÖLÜ
EDİP EMİL ÖYMEN


BARIŞ ÜSTÜNE HAPİSHANE NOTLARI...
HALUK GERGER


BENLİKTA SAVAŞ VE BARIŞ
ORHAN BURSAL


VON CLAUSEWİTZ’İN BİLİMSEL SAVAŞI
 
MEHMET ALİ KILIÇBAY


GENEL BİLGİ

20.yy. Kürt Siyasal Yaşamına Nakşibendi Müdahalesi; KDP
Erdal ERGİN

İrlanda'da Savaş ve Barış


  F.W. De Klerk ve Güney Afrika’da Çözümün Yolu


Nepal'de Halk İktidara Yürüyor


SRİ LANKA’DA TAMİLLE BARIŞA GİDEN YOL


    ETA ve ATEŞKES


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor


  ZAPATİSTALAR

  BIYOLOJIK SILAHLAR

 BIRINCI DÜNYA SAVASI (1914-1918)

 HAYDUT DEVLETLER VE DOGUSU

  Insanlik Tarihinde Savas

  NEHIR YATAKLARININ DEGISTIRILMESI VE SU SAVASLARI

NÜKLEER SILAHLARIN ETKILERI
 

NÜKLEER, KIMYASAL, BIYOLOJIK SILAHLAR VE EKOLOJIYE ETKISI

Politikanin Bir Uzantisi Olarak Savas

 PTSD

PTSD’ nin Türk Tarafindaki Kurbanlari

SAVAŞ KARSITI HAREKETLER

SAVAŞ VE İNSAN

Savaşın ve İnsanlığın Doğası

Savaşın Dile Getirilemeyen Gerçeği

 

 

 

 


 

 

 

 
 
 
 


NEHİR YATAKLARININ DEĞİŞTİRİLMESİ VE SU SAVAŞLARI

 
 

.



 

Büyük barajlar suyu nehirlerin doğal akışından çevirmek için yapılır. Nehir akışını değiştirmek özellikle eğer havzalar arası su nakli söz konusuysa suyun bir havza içerisindeki dağılımını yeniden şekillendirir. Su tahsisinin yenilenmesi genellikle devletler arası anlaşmazlıklara yol açar.

                               

Hindistan’ın bağımsızlığından beri Kavari, Tamil, Nadu ve Karnataka devletleri arasında en çok anlaşmazlık yaratan nehir olmuştur. Bu iki devlet arasındaki su savaşları kan dökülmesine ve hükümetlerin devrilmesine neden olmuştur. Kuzey Amerika’da Kolarado nehri suları üzerinde ABD ve Meksika arasındaki anlaşmazlık son yıllarda şiddetlenmeye başladı. Büyük barajlarla ilgili anlaşmazlıklar sadece devletlerle sınırlı değildir, milletler arsındaki savaşları da içerir. Dicle ve Fırat binlerce yıl boyunca Türkiye, Suriye ve Irak’ta tarımı ayakta tutan bu büyük su kaynakları yine bu üç ülke arasında çeşitli karşılaşmalara neden olmuştur. Her iki nehir de Türkiye’nin doğusundan Doğu Anadolu’dan doğar ve bu ülkenin kendi topraklarındaki su üzerinde mutlak egemenliği vardır. Türkiye’nin tavrı “nasıl ki Irak petrolleri Irak’a aitse su da bize aittir” biçimindedir.Fırat üzerindeki su kalkınma projeleri Türkiye, Suriye, Irak ve Kürtler arsındaki silahlı anlaşmazlığın nedeni olmuştur.ç 1974 yılında Irak ve Suriye arsında çarpışmalar yaşanmıştır.

Ilısu barajı hadisesi etnik savaşlarla suyun ne kadar iç içe olduğunu göstermektedir. Ilısu barajı Güneydoğu Türkiye’nin Kürt bölgelerinde yaşayan 78.000 insanı yerinden edecek ve tarihi Hasankeyf şehrini sular altında bırakacaktır. Yerel topluluklar barajın yapılmasını istememektedirler, ancak ayrılıkçı hareketin bir parçası olarak görülmekten korktukları için direnişlerini gizlemektedirler. Ilısu gerçekler komisyonu şunları söylemektedir. Yetkililerin Ilısu muhalefetini ayrılıkçılıkla bir tutmaları anlamlı bir muhalefet karşısındaki en büyük engeli oluşturmaktadır. Açık söylemek gerekirse insanlar baraja karşı açık bir tavır almaktan korkmaktadırlar. Baraj çok açıktır ki bir politik kontrol aracıdır. Bir jandarma görevlisine göre “baraj güç demektir” Suya sahip olan güçlüdür.

Ortadoğu su fakiri olsa da bölge su projeleri açısından zengindir. Irak’ın nehir projesi 560 km. uzunluğundaki suni Saddam nehri Dicle ve Fırat nehirlerini birleştirmektedir. Büyük su çevirme projesi eski sulak alanın %57’sini kurak alana çevirmiştir ve şimdi 5000 yıldır bu nehirlerin yakınında yaşayan Arapların varlıklarını tehdit etmektedir. Sulak alanlarda yaşayan Araplar Irak’a karşı bir savunma biçimi olarak kendi deyişleriyle “Hidro Cihad” ilan etmişlerdir.

İsrailliler ve Filistinliler arasındaki savaş belli ölçüde su üzerinedir. Tartışma konusu olan nehir İsrail, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Batı Şeria tarafından kullanılan Ürdün nehridir. İsrail’in yaygın endüstriyel tarımı hem nehir suyuna hemde Batı Şeria’nın yer altı suyuna ihtiyaç duymaktadır. Ürdün havzasının yalnızca %3’ü İsrail topraklarında yer almasına karşın İsrail’in su ihtiyacının %60’ı buradan karşılanmaktadır. İsrail’in ilk kuruluşu su kaynaklarına erişimin güvence altına alınmasına dayanmaktaydı.

                                    

Su anlaşmazlıkları 2948 yılında İsrail’in sulama amacıyla Ürdün nehrinden Negev çölüne uzanan dev su tünelini içeren ulusal su taşıma projesiyle başladı8. bu proje Suriye ile bir anlaşmazlığa yol açtı. 1953’te ABD’nin temsilcisi Eric Johnson İsrail Suriye ve Ürdün arasındaki anlaşmazlığı çözmek üzere su kaynaklarının birleşik geliştirilmesi projesini başlattı. Suriye bu planı reddetti ve o günden beri İsrail, Suriye sınır anlaşmazlıkları İsrail tarafından yapılan nehir yatağı çevirmeleriyle yakından ilişkilidir. İsrail eski dışişleri bakanlarından Levy Eshkol 1962’te “su damarlarımızdaki kandır” ve erişimimizin engellenmesi bir savaş nedeni olacaktır demiştir. İsrail’in Batı Şeria ve Golan tepelerini işgaliyle sonuçlanan 1968 savaşı sonuç itibariyle Golan Tepeleri Galile denizi ve Ürdün nehri tatlı su kaynaklarının işgali anlamına geliyordu. Ortadoğu uzmanı Ewan Anderson “Batı Şeria suları İsrail’in suyunun %25 ile 40’ını temin etmektedir. İsrail Batı Şeria sularının %82’sini tüketmekte, Filistinliler ise geri kalan %18 ile %20’sini kullanmaktadırlar. Filistinlilerin su kullanımı İsrail tarafından kontrol edilmekte ve sınırlandırılmaktadır.

1999 yılında Filistinlilere yalnızca 7 kuyu açma izni verilmiştir. Ayrıca İsrail kuyularına 800 metreye kadar inme izni verilirken Filistin kuyularının 140 metre derinliği geçmesi yasaktır. Kuraklıklar ve aşırı kullanım su kıtlığını arttırdıkça su anlaşmazlıkları da yoğunlaşmaktadır. Galile denizinde su yüksekliği son yüz yılın en düşük seviyesindedir. 93 ten beri 4 metre azalmıştır. Kuraklık nedeniyle İsrail 99 senesinde tarımsal su kullanımını %10 oranında azaltmıştır. İsrail’in su kullanımını daha da azaltacağı pamuk ve portakal üretimini bırakacağı ve kuraklığa karşı dirençli ürünlere yöneleceği tahmin edilmektedir.ş

 

NİL ÜZERİNDEKİ ANLAŞMAZLIK

Nil yeryüzündeki en uzun nehirdir ve 10 Afrika ülkesi tarafından paylaşılmaktadır. Bunlar Etiyopya, Sudan, Mısır, Uganda, Kenya, Tanzanya, Burundi, Ruanda, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Eritrea dır. Burası da diğer bir su anlaşmazlığı bölgesidir. 1990’da Nil Havzası ülkelerinin nüfusu 245 milyondu ve bu rakamın 2025’te 859 milyona ulaşacağı  tahmin edilmektedir. Nil’in yıllık toplam akışının %86’sı Etiyopya’dan geri kalan %14’üde Kenya, Uganda, Tanzanya, Ruanda, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Brundi’den kaynaklanmaktadır.

Burundi’den doğan Beyaz Nil ve Etiyopya’dan doğan Mavi Nil; Mısır, Etiyopya ve Sudan arasında tarihsel anlaşmazlıkların kaynağı olmuştur. Sudan’daki sömürge rejimi döneminde Nil’i taşımacılık amacıyla kullanan İngilizler 1903 yılında Etiyopya ile Mavi Nil’in akışını manipule etmemeleri hususunda bir anlaşma yapmışlardır. 1958’te Mısır Asvan barajının inşaatına başlamış ve 100.000 Sudanlıyı yerinden etmiştir.1958’de Mısır ve Sudan Nil sularının tam kullanımı olarak bilinen bir ikili anlaşmaya vararak Nil’in tüm akışını menbada yer alan devletlerin halihazırdaki veya gelecekteki taleplerini hiç dikkate almaksızın kendi aralarında paylaşmışlardır. Bu anlaşma üç ülke arasında bitmek tükenmek bilmeyen savaşımın kaynağı olmuştur. Bu ülkeler eski anlaşmazlıkları aşıp dünyanın en büyük nehrinin sularını dünyanın en yoksul insanları için kullanmak yönünde adım atmaya çalışıyorlar.

 

BİR EKOLOJİK FELAKET: OKYANUS

Okyanuslardaki yaşam inanılmaz çeşitlilikte biçim ve büyüklüklerde karşımıza çıkar – mikroskopik planktonlardan, büyük balinalara kadar. Bu türlerin herbiri karmaşık denizaltı ekosistemlerinin bir parçasıdır. Bu ekosistemlerin nasıl işlediğine ve davranışlarımızın onları nasıl etkilediğine ilişkin öğrenecek çok şeyimiz var. Okyanuslarda yaşayan türlerin sayısı yaklaşık 178.000 olmakla beraber,
derin denizde devam eden araştırmalar daha milyonlarcasının varlığını ortaya çıkarabilir. İnsanlar sular altındaki dünyayı araştırmayı sürdürdükçe geniş okyanusların derinliklerinde yaşayan, daha önce bilinmedik türlerin keşfi de sürecektir. Aynı zamanda, başka türler de, aşırı avlanma, hava kirliliği ve ticari balina avcılığı gibi yıkıcı insani etkilerle yokolmakta ya da yokolma aşamasına gelmektedir. Gezegenimizin yüzeyinin üçte ikisini kaplasa da, okyanuslarımızın artık sınırsız olmadığı ortadadır. Sualtı yaşamı çok uzun bir süre kendisini sömürme imkanına sahip herkese açık kalmıştır. Teknolojideki hızlı ilerleme, sualtı yaşamını sömürüde kullanılan araçların ve donanımın
ulaşılabilirliğinin ve gücünün artık doğanın kendi kendini yenileyebilirliğinin çok üzerinde olması anlamına gelmektedir. Kontrol altına alınmazsa bu durum sualtı ortamı için ve yaşamı sağlıklı ekosistemlerin varlığına bağlı olan insanlar icin trajik sonuçlar doğurabilir. Greenpeace okyanuslar kampanyası, dünyanın okyanuslarına karşı oluşan üç büyük tehdit üzerinde yoğunlaşmaktadır; aşırı avlanma, kaçak avlanma, balina avcılığı ve yoğun karides tarımı.


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com