|
.

Büyük barajlar suyu nehirlerin doğal
akışından çevirmek için yapılır. Nehir
akışını değiştirmek özellikle eğer
havzalar arası su nakli söz konusuysa
suyun bir havza içerisindeki dağılımını
yeniden şekillendirir. Su tahsisinin
yenilenmesi genellikle devletler arası
anlaşmazlıklara yol açar.
Hindistanın bağımsızlığından beri
Kavari, Tamil, Nadu ve Karnataka
devletleri arasında en çok anlaşmazlık
yaratan nehir olmuştur. Bu iki devlet
arasındaki su savaşları kan dökülmesine
ve hükümetlerin devrilmesine neden
olmuştur. Kuzey Amerikada Kolarado
nehri suları üzerinde ABD ve Meksika
arasındaki anlaşmazlık son yıllarda
şiddetlenmeye başladı. Büyük barajlarla
ilgili anlaşmazlıklar sadece devletlerle
sınırlı değildir, milletler arsındaki
savaşları da içerir. Dicle ve Fırat
binlerce yıl boyunca Türkiye, Suriye ve
Irakta tarımı ayakta tutan bu büyük su
kaynakları yine bu üç ülke arasında
çeşitli karşılaşmalara neden olmuştur.
Her iki nehir de Türkiyenin doğusundan
Doğu Anadoludan doğar ve bu ülkenin
kendi topraklarındaki su üzerinde mutlak
egemenliği vardır. Türkiyenin tavrı
nasıl ki Irak petrolleri Iraka aitse
su da bize aittir biçimindedir.Fırat
üzerindeki su kalkınma projeleri
Türkiye, Suriye, Irak ve Kürtler
arsındaki silahlı anlaşmazlığın nedeni
olmuştur.ç 1974 yılında Irak ve Suriye
arsında çarpışmalar yaşanmıştır.
Ilısu barajı hadisesi etnik savaşlarla
suyun ne kadar iç içe olduğunu
göstermektedir. Ilısu barajı Güneydoğu
Türkiyenin Kürt bölgelerinde yaşayan
78.000 insanı yerinden edecek ve tarihi
Hasankeyf şehrini sular altında
bırakacaktır. Yerel topluluklar barajın
yapılmasını istememektedirler, ancak
ayrılıkçı hareketin bir parçası olarak
görülmekten korktukları için
direnişlerini gizlemektedirler. Ilısu
gerçekler komisyonu şunları
söylemektedir. Yetkililerin Ilısu
muhalefetini ayrılıkçılıkla bir
tutmaları anlamlı bir muhalefet
karşısındaki en büyük engeli
oluşturmaktadır. Açık söylemek gerekirse
insanlar baraja karşı açık bir tavır
almaktan korkmaktadırlar. Baraj çok
açıktır ki bir politik kontrol aracıdır.
Bir jandarma görevlisine göre baraj güç
demektir Suya sahip olan güçlüdür.
Ortadoğu su fakiri olsa da bölge su
projeleri açısından zengindir. Irakın
nehir projesi 560 km. uzunluğundaki suni
Saddam nehri Dicle ve Fırat nehirlerini
birleştirmektedir. Büyük su çevirme
projesi eski sulak alanın %57sini kurak
alana çevirmiştir ve şimdi 5000 yıldır
bu nehirlerin yakınında yaşayan
Arapların varlıklarını tehdit
etmektedir. Sulak alanlarda yaşayan
Araplar Iraka karşı bir savunma biçimi
olarak kendi deyişleriyle Hidro Cihad
ilan etmişlerdir.
İsrailliler ve Filistinliler arasındaki
savaş belli ölçüde su üzerinedir.
Tartışma konusu olan nehir İsrail,
Ürdün, Suriye, Lübnan ve Batı Şeria
tarafından kullanılan Ürdün nehridir.
İsrailin yaygın endüstriyel tarımı hem
nehir suyuna hemde Batı Şerianın yer
altı suyuna ihtiyaç duymaktadır. Ürdün
havzasının yalnızca %3ü İsrail
topraklarında yer almasına karşın
İsrailin su ihtiyacının %60ı buradan
karşılanmaktadır. İsrailin ilk kuruluşu
su kaynaklarına erişimin güvence altına
alınmasına dayanmaktaydı.
Su
anlaşmazlıkları 2948 yılında İsrailin
sulama amacıyla Ürdün nehrinden Negev
çölüne uzanan dev su tünelini içeren
ulusal su taşıma projesiyle başladı8. bu
proje Suriye ile bir anlaşmazlığa yol
açtı. 1953te ABDnin temsilcisi Eric
Johnson İsrail Suriye ve Ürdün
arasındaki anlaşmazlığı çözmek üzere su
kaynaklarının birleşik geliştirilmesi
projesini başlattı. Suriye bu planı
reddetti ve o günden beri İsrail, Suriye
sınır anlaşmazlıkları İsrail tarafından
yapılan nehir yatağı çevirmeleriyle
yakından ilişkilidir. İsrail eski
dışişleri bakanlarından Levy Eshkol
1962te su damarlarımızdaki kandır ve
erişimimizin engellenmesi bir savaş
nedeni olacaktır demiştir. İsrailin
Batı Şeria ve Golan tepelerini işgaliyle
sonuçlanan 1968 savaşı sonuç itibariyle
Golan Tepeleri Galile denizi ve Ürdün
nehri tatlı su kaynaklarının işgali
anlamına geliyordu. Ortadoğu uzmanı Ewan
Anderson Batı Şeria suları İsrailin
suyunun %25 ile 40ını temin etmektedir.
İsrail Batı Şeria sularının %82sini
tüketmekte, Filistinliler ise geri kalan
%18 ile %20sini kullanmaktadırlar.
Filistinlilerin su kullanımı İsrail
tarafından kontrol edilmekte ve
sınırlandırılmaktadır.
1999 yılında Filistinlilere yalnızca 7
kuyu açma izni verilmiştir. Ayrıca
İsrail kuyularına 800 metreye kadar inme
izni verilirken Filistin kuyularının 140
metre derinliği geçmesi yasaktır.
Kuraklıklar ve aşırı kullanım su
kıtlığını arttırdıkça su anlaşmazlıkları
da yoğunlaşmaktadır. Galile denizinde su
yüksekliği son yüz yılın en düşük
seviyesindedir. 93 ten beri 4 metre
azalmıştır. Kuraklık nedeniyle İsrail 99
senesinde tarımsal su kullanımını %10
oranında azaltmıştır. İsrailin su
kullanımını daha da azaltacağı pamuk ve
portakal üretimini bırakacağı ve
kuraklığa karşı dirençli ürünlere
yöneleceği tahmin edilmektedir.ş
NİL ÜZERİNDEKİ
ANLAŞMAZLIK
Nil
yeryüzündeki en uzun nehirdir ve 10
Afrika ülkesi tarafından
paylaşılmaktadır. Bunlar Etiyopya,
Sudan, Mısır, Uganda, Kenya, Tanzanya,
Burundi, Ruanda, Kongo Demokratik
Cumhuriyeti ve Eritrea dır. Burası da
diğer bir su anlaşmazlığı bölgesidir.
1990da Nil Havzası ülkelerinin nüfusu
245 milyondu ve bu rakamın 2025te 859
milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Nilin yıllık toplam akışının %86sı
Etiyopyadan geri kalan %14üde Kenya,
Uganda, Tanzanya, Ruanda, Kongo
Demokratik Cumhuriyeti ve Brundiden
kaynaklanmaktadır.
Burundiden doğan Beyaz Nil ve
Etiyopyadan doğan Mavi Nil; Mısır,
Etiyopya ve Sudan arasında tarihsel
anlaşmazlıkların kaynağı olmuştur.
Sudandaki sömürge rejimi döneminde
Nili taşımacılık amacıyla kullanan
İngilizler 1903 yılında Etiyopya ile
Mavi Nilin akışını manipule etmemeleri
hususunda bir anlaşma yapmışlardır.
1958te Mısır Asvan barajının inşaatına
başlamış ve 100.000 Sudanlıyı yerinden
etmiştir.1958de Mısır ve Sudan Nil
sularının tam kullanımı olarak bilinen
bir ikili anlaşmaya vararak Nilin tüm
akışını menbada yer alan devletlerin
halihazırdaki veya gelecekteki
taleplerini hiç dikkate almaksızın kendi
aralarında paylaşmışlardır. Bu anlaşma
üç ülke arasında bitmek tükenmek
bilmeyen savaşımın kaynağı olmuştur. Bu
ülkeler eski anlaşmazlıkları aşıp
dünyanın en büyük nehrinin sularını
dünyanın en yoksul insanları için
kullanmak yönünde adım atmaya
çalışıyorlar.
BİR
EKOLOJİK FELAKET: OKYANUS
Okyanuslardaki yaşam inanılmaz
çeşitlilikte biçim ve büyüklüklerde
karşımıza çıkar mikroskopik
planktonlardan, büyük balinalara kadar.
Bu türlerin herbiri karmaşık denizaltı
ekosistemlerinin bir parçasıdır. Bu
ekosistemlerin nasıl işlediğine ve
davranışlarımızın onları nasıl
etkilediğine ilişkin öğrenecek çok
şeyimiz var. Okyanuslarda yaşayan
türlerin sayısı yaklaşık 178.000 olmakla
beraber,
derin denizde devam eden araştırmalar
daha milyonlarcasının varlığını ortaya
çıkarabilir. İnsanlar sular altındaki
dünyayı araştırmayı sürdürdükçe geniş
okyanusların derinliklerinde yaşayan,
daha önce bilinmedik türlerin keşfi de
sürecektir. Aynı zamanda, başka türler
de, aşırı avlanma, hava kirliliği ve
ticari balina avcılığı gibi yıkıcı
insani etkilerle yokolmakta ya da
yokolma aşamasına gelmektedir.
Gezegenimizin yüzeyinin üçte ikisini
kaplasa da, okyanuslarımızın artık
sınırsız olmadığı ortadadır. Sualtı
yaşamı çok uzun bir süre kendisini
sömürme imkanına sahip herkese açık
kalmıştır. Teknolojideki hızlı ilerleme,
sualtı yaşamını sömürüde kullanılan
araçların ve donanımın
ulaşılabilirliğinin ve gücünün artık
doğanın kendi kendini
yenileyebilirliğinin çok üzerinde olması
anlamına gelmektedir. Kontrol altına
alınmazsa bu durum sualtı ortamı için ve
yaşamı sağlıklı ekosistemlerin varlığına
bağlı olan insanlar icin trajik sonuçlar
doğurabilir. Greenpeace okyanuslar
kampanyası, dünyanın okyanuslarına karşı
oluşan üç büyük tehdit üzerinde
yoğunlaşmaktadır; aşırı avlanma, kaçak
avlanma, balina avcılığı ve yoğun
karides tarımı.
|