| |
.
Himalayalar'da 10 yıldır süren iç savaş
halkın iktidarıyla sonuçlanmak üzere. 6
Nisan'dan beri ülkede süren büyük
protesto dalgası sonucunda Kral
parlamentoyu açmak zorunda kaldı. Maocu
gerillalar da üç ay ateş kes ilan etti.
BİA (Katmandu) - Kral Gyanendra'nın
halkın isyanı karşısında parlamentoyu
yeniden açmak zorunda kaldığını
açıklamasının ardından Maocu gerillalar
"toplumun barışçı dönüşümüne fırsat
vermek" amacıyla üç ay ateş kes ilan
etti.
Kral Şubat 2005'te hükümeti Maocu
gerillalarla başa çıkamadığı
gerekçesiyle görevden almış ve
parlamentoyu lağvetmişti. 10 yıldır süre
giden ayaklanma ve hükümetin bastırma
çabaları Himalayalar'ın tepesindeki
Nepal'de 13 bin kişinin hayatına mal
oldu.
Maocu gerillalar üç hafta süren
protestolara destek vermiş ve sokağa
çıkma yasağına karşın yüz binlerce
kişinin katıldığı gösteriler sırasında
polis ve askerin açtığı ateşle 15 kişi
öldürülmüştü.
Kral Gyanendra'nın 21 Nisan'da
muhalefeti hükümeti devralmaya çağırması
da ülkeyi saran protesto dalgasını
yatıştırmayı başaramamıştı.
Nepal'de Nisan başından beri giderek
yükselen toplumsal isyan Kralın boyun
eğmesinin ardından şenliklere dönüştü.
6 Nisan'dan bu yana süregiden genel
greve ve sokak gösterilerine karşı
başkent Katmandu ve öteki kentlerde ilan
edilen sokağa çıkma yasağını tanımayan
yüzbinlerce insanın haykırdıkları
giderek radikalleşen talepler politik
bir programa dönüşüyor.
Demokrasinin ihya edilmesi hedefiyle
başlayan toplumsal hareket her geçen gün
krallığın yıkılması ve Kurucu Meclis
ilanı hedefine doğru daha çok
odaklanıyor. Polis ve asker
barikatlarına "kardeşiz, silahlarınızı
Gyanendra'ya çevirin" çağrıları
yapılıyor. "Sarayı ateşe vereceğiz,
ülkeyi biz yöneteceğiz", "Hırsız
Gyanendra defol" sloganları giderek daha
yüksek sesle haykırılıyor.
21 Nisan gösterileri
Şubat'ta muhalefetin yerel seçimleri
boykotuyla yükselmeye başlayan toplumsal
direniş 21 Nisan'da bugüne kadarki en
yüksek düzeye çıktı. Başkent Katmandu'da
en muhafazakar tahminlere göre 300 bin,
muhalefet kaynaklarına göre 500 bin
insan sokağa çıkma yasağına meydan
okuyarak gösterilere katıldı.
Katmandu dışında da kadınlı erkekli
muazzam kalabalıklar sokaklara döküldü.
Batı'da Dang kentinde 200 bin, güneyde
Narayanghat'da onbinlerce insanın 21
Nisan'daki gösterilere katıldığı
bildiriliyor. Önümüzdeki günlerde parti
liderlerinin de Katmandau'da yapılması
planlanan büyük gösteriye bizzat
katılacakları söyleniyor.
Polis ve askerin göstericilere
uyguladığı şiddet de Nisan başından bu
yana en az 12 kişinin ölümüne ve
binlercesinin yaralanmasına yol açtı.
Uzlaşmaya hayır!
21 Nisan akşamı devlet televizyonundan
muhalefete çağrıda bulunan Kral
Gyanendra, iktidarı halka devredeceğini
ve bir an önce seçimlere gidilmesini
istediğini açıkladı. Ancak muhalefet
aynı gün yaptığı toplantıdan sonra
Kral'ın çağrısını geri çevirdi ve üç
talep ilan etti:
1-Parlamentonun yeniden toplanması
2-Bir ulusal hükümet kurulması
3-
Yeni Anayasayı kaleme alacak bir Kurucu
Meclis için seçimlere gidilmesi.
Yedi Parti İttifakı
2002'den bu yana Gyanendra'nın atadığı
hükümetlerce yönetilen Nepal'de 1 Şubat
2005'te Kral kendisinin başkanı olduğu
yeni bir hükümet atamış ve sivil
politikacıların Maocu ayaklanmayla başa
çıkamamalarını gerekçe göstererek
sıkıyönetim ilan etmişti. Telefon
hatları görüşmeye kapatılmış, önde gelen
birçok politikacı hapse atılmıştı.
Feshedilen parlamentodaki sandalyelerin
yüzde 90'ını temsil eden muhalefet
partilerinin Hindistan'a kaçabilen
önderlerinin oluşturduğu Yedi Parti
İttifakı (YPİ) Silahlı mücadele yürüten
ve Nepal'in kırlık bölgelerinde yaygın
bir etkiye sahip Maocu partiyle Aralık
2005'te 12 maddelik bir mutabakat
imzaladı.
Maocular çok partili demokrasi ve ifade
özgürlüğüne bağlılıklarını taahhüt
ederken, YPİ de Kurucu Meclis seçimleri
talebiyle hareket etmeyi taahhüt etti.
YPİ ve Maocular 8 Şubat'taki belediye
seçimlerini boykot etti. Bunu muhalefet
liderlerine yönelen yeni bir tutuklama
dalgası izledi. Muhalefet 6 Nisan'da
genel grev çağrısıyla karşılık verdi.
YPİ 9 Nisan'da süresiz protesto kararını
açıkladı ve vergi boykotu ilan etti.
Maocuların protestolara sızdığı
gerekçesiyle Kral'ın sokağa çıkma yasağı
koyması üzerine Nepal Komünist Partisi
(Maoist) lideri Praçanda , "bu artık
muhalefet partilerinin protestosu değil
...halk hareketidir" dedi ve başkentteki
ayaklanmanın başına geçeceği uyarısını
yaptı.
Nepal iç savaşı
Nepal hükümeti ile Nepal Komünist
Partisi (Maoist) arasındaki iç savaş 13
Şubat 1996'da başladı. "Nepal Halk
Savaşı"nı "Nepal Halk Cumhuriyeti"
hedefiyle sürdüren Maocular
önderliğindeki silahlı güçler oldukça
geniş kırsal bölgeleri kontrol ediyor.
Kralın 2001'den bu yana giderek
sertleştirdiği askeri "ayaklanma
bastırma" harekatı boyunca 11 bin 500
kadar insan hayatını kaybetti. 100-150
bin kişinin de evlerini terk etmek
zorunda kaldığı tahmin ediliyor.
Nepal Solu
Nepal'de 15 komünist partisi var. Nepal
Komünist Partisi (Birleşik
Marksist-Leninist) ya da CPN(UML)
Nepal'in en büyük komünist partisi. 6
Ocak 1991'de Nepal Komünist Partisi
(Marksist) ile Nepal Komünist Partisi
(Marksist-Leninist)'in birleşmesiyle
kuruldu. Parti Aralık 1994'te 9 ay süren
bir azınlık hükümetiyle ülkeyi yönetti.
1997'de hükümette başbakan
yardımcılığını yürüttü. En son 1999
genel seçimlerinde yüzde 31.61 oy aldı.
"Halk savaşı" sürdüren Nepal Komünist
Partisi (Maoist) ise Nepal Komünist
Partisi (Birlik Merkezi)'ndeki bir
bölünmeden doğdu ve 1995'e değin bu adla
anıldı. 13 Şubat 1996'dan bu yana
silahlı mücadele sürdürüyor ve Nepal
kırsalının geniş bölümünü kontrol
altında tutuyor. (EK)
Nepalde Halk Krallığı Salladı
Nepalde krallığa karşı yürütülen
çeşitli mücadeleler, Nisan ayında
yapılan genel grev ve çatışmalarla doruk
noktasına ulaştı. Köşeye sıkışan kral,
Nepal halkının kararlı mücadelesinin
sonucu olarak şu açıklamayı yaptı: Çok
partili demokrasiye ve anayasal
monarşiye bağlıyız. Halkın egemenliğini
halka devrediyoruz. Çok partili
demokrasiyi koruyarak yeniden barış ve
düzeni tesis edebileceğimizi umuyoruz.
Çin ile Hindistan arasında sıkışmış 25
milyon nüfuslu bu ülkede 1990 yılında
anayasa yeniden düzenlenmiş, monarşi
yasal hale getirilmiş ve çok partili
sisteme geçilmişti. Ne var ki, düzenin
bu geçiştirici adımları, halkın
yaşantısında bir değişikliğe yol açmadı.
Özgürlükler tanınmadı, haklar verilmedi.
Krallığın despotizmine karşı demokrasi
isteyen Nepalli işçi ve emekçiler,
askerin ve polisin ağır saldırılarına
uğradılar, sokaklarda insanlar tarandı,
evleri basıldı ve 10 yılda tam 13 bin
insan katledildi. Bu baskıcı ortam,
muhalif partilerin, özellikle de Nepal
Komünist Partisi (Maoist)in yürüttüğü
gerilla savaşının Nepal halkı arasında
yankı bulmasına yol açtı.
Gerilla hareketinin güç kazanması
sonucunda, Kral Gyanendra, gerillalara
karşı yeterince mücadele etmediği
gerekçesiyle 15 ay önce hükümeti
feshetti ve tüm yetkileri kendi elinde
topladı. Nepal halkına karşı saldırılar
tırmandırıldı. Ama halk kralın bu
hamlesine grevlerle, çatışmalarla meydan
okuyarak cevap verdi. Gerillalar
hükümetin görevden alınması ile daha
önce tek taraflı ilan ettikleri ateşkesi
kaldırdılar ve silahlı eylemlerine
yeniden başladılar. Karakolları, meclis
binalarını bombalayıp, hapishanedeki
100den fazla mahkûmu serbest
bıraktılar.
Kasım 2005te muhalif partilerin NKP(M)
ile iletişime geçerek, ateşkes ilan
etmesini ve bu süreçte demokratik
sürecin tesis edilmesini talep
etmelerinin ardından, NKP(M) tek taraflı
ve başkent Katmandu ile sınırlı bir
ateşkes ilan etmişti. Fakat kral bununla
yetinmeyerek ateşkesin tüm ülkeyi
kapsamasında ısrarcı olmuştu. Muhalif
partilerin burjuva demokrasisini
barışçıl yollarla tesis etme düşleri,
ordunun baskısının daha da artmasıyla
sonuçlanmıştı. Egemenlerin tahammülsüz
yüzü Ocak ayında bir kez daha ortaya
çıktı ve demokrasi talebiyle yapılan
eylemlere acımasızca saldırılıp kitle
üzerine ateş açıldı. Bu olaya yönelik
tepkilerin geniş yığınlara yayılmasını
engellemek ve dış dünyaya haber akışını
durdurmak için tüm telefon ve internet
hatları kesildi. Bu azgın saldırılar
sonucunda gerillalar ateşkesi
kaldırdılar ve Mart ayından itibaren
çatışmalar şiddetlendi.
Nepalde bu çatışmaların yanı sıra, 6
Nisan tarihinde demokrasi talebiyle
başlayan grev önemli bir adım
oluşturuyordu. Muhalefet partilerinin ve
NKP(M)nin çağrısıyla başlayan genel
greve binlerce kişi katıldı. Greve
öğrenciler, avukatlar, öğretim
elemanları da destek verdi. Yapılan
gösterilerde 100e yakın öğretim
görevlisi gözaltına alındı, avukatların
üzerine ateş açıldı. Grevin ikinci
gününde polis yine saldırdı, yüzlerce
kişi gözaltına alındı ve tutuklandı.
Nepalde tutukluluk halinde insanlar 90
gün hiçbir hukuki işlem yapılmadan
bekletilebiliyor, yani 90 gün boyunca
rahat rahat işkenceden
geçirilebiliyorlar.
Krallığın bu fütursuz baskıcı tutumu
halkı yıldırmamış ve sokağa çıkma
yasağına ve çıkıldığı takdirde
vurulacakları uyarısına rağmen Nepalli
işçi ve emekçiler mücadeleyi
yükseltmekte tereddüt etmemişlerdir. 11
Nisandan itibaren, gösterilerde doğrudan
krallık hedef alınmaya başlandı ve kral
alaşağı edilinceye kadar mücadeleden
vazgeçmeyeceğiz diyerek kararlılıklarını
gösteren Nepalliler sonunda krala geri
adım attırmayı başardılar.
Kral, Nepallilerin bu militan mücadelesi
sonucunda, halkın egemenliğini halka
veriyoruz ve barışı tesis edeceğiz
açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Tüm
bu manevralar elbette Nepal halkının
mücadelesini sönümlendirmek ve tahtı
korumak amaçlıydı. Egemen sınıf, işçi ve
emekçilerin yükselen hareketini ezmek
için her zaman başvurulan yollara
başvurdu: zor yoluyla elde edemediğini,
geçici tavizler verip kitlenin ateşini
soğutarak elde etmeye çalıştı. Önce
azgın bir saldırıyla hareket ezilmeye
çalışıldı, ardından işin iyice rayından
çıktığı görüldüğünde, kral kardeşlikten
dem vurarak, halkı yatıştırmaya ve
böylelikle tahtını kaybetmemeye çalıştı.
Krallığın, eylemlerin yapılacağı gün
sokağa çıkma yasağı ilan etmesi, yasağa
rağmen sokağa çıkanların vurulacağını
açıklaması ve insanların buna rağmen
sokaklara daha kalabalık kitleler
halinde akın etmesi, işçi ve emekçilerin
inandıkları takdirde neler
yapabileceğini ve neleri göze
alabileceklerini bir kez daha gözler
önüne seriyor. Ne var ki, Marksist bir
önderlikten ve doğru bir mücadele
hattından yoksun olan her kitle hareketi
gibi, bu militan hareket de egemen
sınıfın ayak oyunlarına ve muhalefet
örgütlerinin uzlaşmacı politikalarına
kurban gitmiştir. Kuşkusuz önemli bir
mücadele deneyimine dönüşerek ve
kitlelerin hafızasında derin bir iz
bırakarak!
İktidar halka mı geçti?
Bütün bu mücadelenin sonucunda, Nepal
kralı, seçimlerin yapılacağını, muhalif
olan yedi partinin hükümeti kuracağını,
bu partilerden başkanlarını
belirlemelerini istediğini, ancak
hükümet kuruluncaya kadar yetkilerin
kendisinde olacağını açıklamak zorunda
kaldı. Muhalefet partilerinin liderleri
ilk etapta kralın yaptığı açıklamaları
tatminkâr bulmadıklarını belirtmelerine
rağmen, daha sonra hükümet kurma
çalışmalarına başladılar ve ilk
beyanatları gerillalarla uzlaşacakları
oldu. Gerillalar ise 3 aylık ateşkes
ilan ettiklerini açıkladılar.
Sonuçta, kralın halk ayaklanmasıyla
devrilmesine ramak kala, tüm düzen
partilerinin büyük çabaları sonucunda
Nepalde krallık olduğu yerde
kalabilmiş, kitleler yine büyük bir
ihanete uğramışlardır. Bütün bunlara
rağmen, bazı gazeteler Nepalde halkın
iktidar olduğu şeklinde manşetler
atabiliyorlar. Oysa yaşananları doğru
tahlil etmek ve olanların adını doğru
koymak zorunludur. Nepalde yıllardır
monarşiye karşı yedi muhalif yasal parti
ve NKP(M) öncülüğünde mücadele
yürütülmektedir. Bunların tümünün
talebi, krallığın yerine bir parlamenter
cumhuriyetin kurulması, anayasanın bu
temelde yeniden düzenlenmesidir. Verilen
mücadelenin sınırları tümüyle bu
talepler ışığında ve kapitalizm
çerçevesini aşmayacak şekilde
çizilmiştir. Hal böyleyken, yani
önderlik edenlerin politik hedefleri
kapitalizmin ötesine taşmazken, yaşanan
halk ayaklanması gerçekliğine bakarak,
gerek harekete gerekse önderliğe
olduğundan daha ileri misyonlar biçmek
doğru değildir. Nepalde düzenin
temellerine dokunulmamış, yalnızca
biçimsel bir değişiklik söz konusu
olmuştur. Üstelik bu, 15 ay öncesine
geri dönüşün bir adım ötesine geçmeyen
bir değişikliktir. |