|
.

Savaş ın, bu büyük
şiddet hareketinin insanlığın binlerce yıllık tarihinde
özel bir yeri olduğu bir gerçektir. İnsanlığın büyük
acılar çekmesine neden olan savaşın çok çeşitli
tanımları yapılmıştır. En çok bilinen de Prusyalı Carl
Von Clausewitz in Savaş, politikanın başka araçlarla
devamından başka bir şey değildir şeklindeki tanımıdır.
Çağdaş savaş kuramcısı John Keegan ise, Savaş Sanatı
Tarihi adlı eserinde Aslında Savaş, politikanın
devamını sağlayan bir araç değildir. Eğer Clausewitz in
vardığı bu hüküm doğru olsaydı, dünyayı anlamak çok
kolaylaşırdı savını ileri sürerek Clausewitz in
tanımına karşı koyar. Alvin Toffler ise, 21. Yüzyılın
Şafağında Savaş ve Savaş Karşıtı Mücadele adlı
yapıtında savaşın politika ile ilişkisini önemsemekle
birlikte, ekonomi ile de ilişkisine dikkat çekmektedir.
Koma Komala
Kürdistan Önderliği Abdullah Öcalan ise savaşı,
Politikanın yoğunlaşmış şekli olarak belirliyor. Ve
savaşa şöyle bir tanımlamayı ekliyor. Zor zorun
gerektirdiği yerde meşrudur, bunun dışında kullanılan
zor cinayet olmaktan öteye gidemez diyor. Kültürel
haklar ve özgürlükler için kullanılan zor, meşru savunma
gücüdür. Olması gereken de budur. Oysa savaşa geçmişte
olduğu gibi bugünde kutsal bir araç olarak yaklaşılmış,
bundan dolayı tüm sömürü sistemlerinin temelinde
savaşların olduğu görülmüş, tüm toplumsal kural ve
kurumlaşmalar da savaşa endeksli bir duruma
getirilmiştir. Savaşta başarmak tüm hakların temeli
sayılmaktaydı. Bunlar devlet ve iktidar amaçlı güçlerin
temelinde yatan savaşa endeksli şeylerdi.
Bununla birlikte
Marksist teori de dini ayetler gibi kutsallaştırılmış,
bu durum Marksizme de zarar vermişti. Marksizm de;
devlet, iktidar ve zora karşı devletleşerek, zoru meşru
savunma sınırların dışında tutarak mücadele yürütmesi,
sisteme benzeşmesini de beraberinde getirmiş, böylece
kitle desteğini de yitirmişlerdir. 1968 devrimci öğrenci
hareketlerinin ve devrimlerinin yükselişi de bunlara bir
eleştiri şeklinde gelişmiştir. Bu devrimlerde toplumsal
kesimler iktidar güçlerine iki mesaj vermiştir.

Birincisi ABD ve
SSCB politikalarının kabul edilemeyeceği
Ikincisi sol
hareketlere olan inançsızlık idi.
Devlet, iktidar,
zor(savaş) hakkında yanlış teorik belirlemeler bu
dönemde ortaya çıkmıştır. Tarihsel ve toplumsal
gelişmeler kaba materyalist bakış açısının sonucu olarak
düz bir çizgi olarak ele alınmış sosyalizmde
kapitalizmden ileri görülerek bir erimenin yaşanacağı
belirtilmişti. Bu mutlak gerçeklikti ama olmadı. Çünkü
gelişmeler düz bir çizgide multak olamazdı. Yani yeni
her bir toplumsal sistemin daha ilerici olduğu fikriyle,
keskin sınıfsal ayrımlar üzerinden geliştirilen
düşünceler toplumun farklı kesimlerinin sosyal
mücadelelerden dıştalanmasıyla son buldu. Bunlar gözardı
edilip toplum işçiler ve burjuvalar olarak
sınıflandırılmış, tüm kesimler işçileştirilmiştir.
Önderlik bunun serfleştirmenin ve köleleştirmenin bir
benzeri olduğunu belirtmiştir. Bütünlüğün olmaması da
sol hareketlerde başarısızlığı ortaya çıkarmıştır.
|