TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS


BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ

GEÇEN YILIN SAVAŞLARI 17 SAVAŞ VE MİLYONLARCA ÖLÜ
EDİP EMİL ÖYMEN


BARIŞ ÜSTÜNE HAPİSHANE NOTLARI...
HALUK GERGER


BENLİKTA SAVAŞ VE BARIŞ
ORHAN BURSAL


VON CLAUSEWİTZ’İN BİLİMSEL SAVAŞI
 
MEHMET ALİ KILIÇBAY


GENEL BİLGİ

20.yy. Kürt Siyasal Yaşamına Nakşibendi Müdahalesi; KDP
Erdal ERGİN

İrlanda'da Savaş ve Barış


  F.W. De Klerk ve Güney Afrika’da Çözümün Yolu


Nepal'de Halk İktidara Yürüyor


SRİ LANKA’DA TAMİLLE BARIŞA GİDEN YOL


    ETA ve ATEŞKES


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor


  ZAPATİSTALAR

  BIYOLOJIK SILAHLAR

 BIRINCI DÜNYA SAVASI (1914-1918)

 HAYDUT DEVLETLER VE DOGUSU

  Insanlik Tarihinde Savas

  NEHIR YATAKLARININ DEGISTIRILMESI VE SU SAVASLARI

NÜKLEER SILAHLARIN ETKILERI
 

NÜKLEER, KIMYASAL, BIYOLOJIK SILAHLAR VE EKOLOJIYE ETKISI

Politikanin Bir Uzantisi Olarak Savas

 PTSD

PTSD’ nin Türk Tarafindaki Kurbanlari

SAVAŞ KARSITI HAREKETLER

SAVAŞ VE İNSAN

Savaşın ve İnsanlığın Doğası

Savaşın Dile Getirilemeyen Gerçeği

 

 

 

 


 

 

 

 
 
 
 


HAYDUT DEVLETLER VE DOĞUŞU

 
 

.

Haydut devlet kavramı bugün politika planlamasında be analizinde etkin bir oynamaktadır.  Dünya düzeninin bekçileri ABD ve onun küçük ortağı İngiltere tarafından zapturapt altına alınması

gereken Hitlerin onda yeniden bedenlendiği birisi tarafından yönetilmektedir.

 1986’da Dünya Mahkemesi ABD’yi Nikaragua’ya karşı yasadışı güç kullandığı için tazminat ödemeye mahkum etmişti. ABD’nin de buna tepkisi sert olmuştu. ABD Cenevre ve BM şartını hiçe sayarak Japonya’nın yeniden askerileştirilmesini, Tayvan’ın ABD’nin Güneydoğu Asya’daki örtülü ve psikolojik operasyonları için odak noktasına dönüştürülmesi, bütün Hindiçini’nde geniş ve etkin ölçekte örtülü operasyonlara girişilmesini gizlice belgelerine kaydetmiştir. 60 ve 70 yıllarda Vietnam’a saldırı 1986’da Libya’ya saldırıyla devam etmiş, daha sonra uyuşturuculuk bahanesiyle Panama işgal edilmiştir. 1988’e gelindiğinde hala Vietnam’da kullanılan kimyasal silahların etkisi yüzünden binlerce insanın hayatını kaybettiği doğrulanmıştır. Yine Küba’ya karşı yapılan saldırı sırasında biyolojik silahların kullanıldığı 1977’de tüm dünya duymuştu. Yine 1991 körfez savaşıyla 1995’e gelindiğinde Irak’ta 567.000 çocuk alt yapının yıkılması ve onarılması için ithalatın yasaklanması hastalıklar ve kötü beslenme yüzünden hayatlarını kaybetmişlerdir.

   ABD dünya sisteminde hegamonik güç olmaya doğru ilerleyişi İngiltere’nin eski zirvelerinden inmeye başlamasının arifesinde 1870 civarında başladı. ABD ve Almanya, İngiltere’nin halefi olmak isteyen rakipler olarak birbirleriyle yarıştılar. ABD ve Almanya 1870 ile 1914 arasında İngiltere’ye üstünlük sağlayarak kendi endüstriyel altyapılarını genişlettiler. Bununla birlikte biri bir deniz hava gücü diğeri ise bir kara gücüydü. Askeri yatırımlarının niteliği gibi ekonomik yayılma çizgileri de buna uygun olarak farklı oldu. ABD düşüş halindeki sabık hegamonik güç İngiltere ile ekonomik ve politik ittifak kurdu. Nihayetinde dünya sistemdeki hegomanyayı belirlemek için esas itibarıyla ABD ve Almanya arasında otuz yıl savaşı olarak düşünülebilecek iki dünya savaşı gerçekleşti.

       Almanya dünya sistemi bin yıllık imparatorluk olarak adlandırdıkları bir dünya imparatorluğuna dönüştürme yolunu denedi. Napoleon’un daha evvel öğrenmiş olduğu gibi emperyal fetih yolu kapitalist dünya ekonomi çerçevesinde hakimiyet kurmak için asla uygulanabilir bir yol işlevi görmedi. Dünya emperyal hamlesinin kısa vadeli avantajı; askeri gücü ve ani olmasıdır. Çok masraflı olması ve tüm karşıt güçleri birleştirmesi ise orta vadedeki dezavantajıdır. Nasıl İngiltere’nin anayasal ve yarı liberal monarşisi Napoleon’a karşı otokratik çarcı Rusya ile aynı safta yer aldıysa yarı liberal temsili bir cumhuriyet olan Birleşik Devletler’de Hitler’e karşı Stalinist SSCB’nin yanında yer aldı. 1945’te Avrupa kıtasının her yerinde inanılmaz derecedeki yıkıcı savaştan ve Doğu Asya’da da benzer şekilde yıkıcı olan savaştan sonra ABD ekonomik olarak yara almadan yükselen hatta savaş zamanı inşasının sonucu olarak güçlenen tek büyük endüstriyel gücü oldu. 1945’ten birkaç yıl sonra daha önceleri ekonomik olarak gelişmiş olan diğer bölgelerin hepsinde fiilen açlık vardı ve her halükarda bu alanların esaslı şekilde yeniden inşası bakımından zor bir süreç söz konusuydu. Böyle bir durumda ABD sanayileri için dünya pazarında egemenlik kurmak oldukça kolaydı. Avrupa ve Doğu Asya’da satın alma gücü düşmüştü. Yeniden inşa ABD endüstrisi için çok karlıydı. Bu arada uğradığı yıkıma rağmen Avrupa’nın yarısını işgal eden SSCB, olduğundan daha büyük bir askeri güç gibi görünüyordu. Kendisini bütün dünyayı sosyalizme ulaştırmak gibi kuramsal bir misyonla donanmış sosyalist bir devlet olarak ilan etti. 1945’ten sonra komünist partiler Avrupa ülkelerinin pek çoğunda güçlü olduklarını gösterdiler. Çin, Japonya, Filipinler, Hindiçini ve Doğu Hindistan’daki komünist partiler ve gerillalar çok güçlüydüler.

         Tarihi Yalta konferansıyla 2 dünya savaşından zaferle çıkan ABD ve SSCB dünyayı kendi aralarında sessizce paylaştılar. Doğu ve Orta Avrupa SSCB’ye verilirken, dünyanın geri kalanı ABD’ye kalmıştı. Çünkü SSCB bu savaşın bedelini çok kötü ödemiş ve güçten düşmüştü. Öte yandan 1945’lerden sonra sömürgeciliğe karşı Ulusal Kurtuluş savaşları oluyordu. Bu zaferlerin sahiplerinden Küba,Vietnam ve Cezayir Yalta düzenlemelerine meydan okuyor, hem SSCB’nin hem de ABD’nin dikkate alacağı bir öncelikler kümesini dayatıyordu. 2000 yıllara doğru gelindiğinde anti-emperyalist mücadelenin başarı kazandığını görebiliriz. Ama diğer yandan bu mücadele dünya sisteminin gerçeklerinin çok azını değiştirebildiğin de görürüz. Afrikalı bir BM Genel Sekreteri olabilir, fakat çok daha önemli olan Dünya Bankasının başkanlığını bir Amerikalı ve  IMF başkanlığını da bir Batı Avrupalı yapıyor. Bu ırkçılığın tabu olmasına karşılık gerçeklik her zaman olduğu gibi bütün azametiyle karşımızda duruyor.

   Sistem karşıtı hareketler kendi toplumsal dönüşüm stratejilerini ünlü iki aşamalı planını geliştirdiler. İlk önce her devletteki devlet iktidarını ele geçirmek için seferber ol ardından toplumu dönüştürmek için devlet iktidarını kullan. Bu marksistler tarafından işçi hareketi adına benimsenen stratejiydi. 1960’lara kadar kitle seferberlikleri dünyanın her yerinde birinci aşamayı tamamladılar. Her yerde iktidar oldular. Şimdi sıra 2. aşamaya gelmişti. Toplumun dönüştürülmesi aşamasıydı bu. Fakat sonuçlar beklenenin altında çıkmıştı. 1968 dünya devriminde giderek artan şekilde hayal kırıklıklarını hareketlerin kendisine ve liderlerine karşı şiddetle açığa vuracaklardı.

1989 ve 1991 deki reel sosyalizmin çözülüşü 1968’de su yüzüne çıkan hayal kırıklığı sürecinin doruk noktasıydı. Bu dönem ayrıca ABD küresel gücünün ölüm çanıydı. Çünkü başlıca iki ekonomik rakibin şimdi artık yeniden güç kazanmış olan Batı Avrupa ve Japonya’nın ABD liderliğine süre giden bağımlılıklarının politik gerekçesine son veriyordu. Yine sistem karşıtı hareketlerin kitlelerin politik faaliyetlerine getirmiş olduğu onları yönlendiren ve gerçekte büyük ölçüde depolitize eden sınırlamalara son veriyordu. 1900’le karşılaştırıldığında Pan Avrupa dünyası jeopolitik ve kültürel bakımdan çok daha zayıflamış durumdaydı. Artık tarih onların tarafında değildi.

 Ne iki savaş arası yıllardaki Nazi faşist saldırısından, ne daha sonraki etnik arındırmadan ne de Gulag dehşeti. Bunların hepsi tarihsel bir toplumsal sistemin kapitalist dünya ekonomisinin çerçevesi içinde meydana geldi. 19. yüzyıl Avrupa dışı bölgelerde son emperyal fetihlerin yapıldığı yüzyıldı. Bu burjuva, beyaz erkek, hıristiyan ve vasıflı olmanın uygarlığın kanıtı sayıldığı ve ilerlemeyi garanti ettiği bir dönemdi. İşte bu nedenle 19142’de 1.dünya savaşının patlak vermesi Pan Avrupalı bölgelerde böylesine kültürel bir şok yaratmıştı.

20.yy. lunaparklarda gördüklerimize benzer çok hızlı giden bir eğlence treniydi. Bütün alanlardaki teknolojik ilerlemeler 19. yy.ın beklentilerini çok büyük ölçüde geride bırakmıştı. Tam yurttaşlık taleplerinin herkes tarafından ileri sürülmeye devam edilmesi anlamında dünyanın demokratikleşmesi de hızla ilerledi ve en gözü pek 19. yy. savunucularının hayal ettiklerinin çok ötesine geçti. 20 yy.ın dehşet verici olayları cesaretimizi kırıyor, başarısızlıklar bile cesaretimizi kırıyor. Belirsizlikle karşı karşıyayız. Rigogine’nin bize belirsizliğin sadece mevcut tarihsel durumumuzun değil, evrenin merkezi gerçekliği olduğunu söylemesi çok güzel bir şey. Biz yine de belirsizliği sevmiyoruz. Bir tarihsel sistemin son aşamasında bir geçiş çağında bulunuyoruz. Bu geçiş çağında entelektüel ahlaki dolayısıyla politik görevlerimize dönmek zorundayız. İlk sırada yer alan görevimiz nerede olduğumuza dair açıklık arayışıdır. Rosa Luxemburg daha önce 20. yy.ın başında “kişinin her zaman yapabileceği en devrimci şey, ne olduğunu yüksek sesle ilan etmektir” demişti. Dostlarımızla, müttefiklerimizle daha demokratik ve eşitlikçi bir dünya ister görünen herkesle, ana hatlarıyla ne tür yeni yapılar isteyebileceğimizi ve büyük bir tarihsel geçiş için verilecek çok yoğun fakat kaçınılmaz olarak karışık mücadelede ne tür stratejiler kullanabileceğimizi tartışmalıyız. Kendi seslerimizi eklemeye ihtiyacımız var. Hem akademik alanlarda hem de daha fazla halka açık alanlarda. Ciddi olmalıyız. Kararlı olmalıyız. Serin kanlı ve yaratıcı olmalıyız. Hiç de hafife alınacak şeyler değil. Fakat Hillel’in iki bin yıl önce dediği gibi “eğer ben değilsem kim? Şimdi değilse ne zaman?”

1 Eylül 1939'da Almanya'nın Polonya'yı işgaliyle başlayan bu savaş kısa bir süre sonra, Hitler'in Batı'yı işgale başlamasıyla genişlemeye başlamış ardından 22 Haziran 1941'de Rusya'nın istilasıyla topyekün savaşa dönüşmeye başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın dönüm noktalarından biri kabul edilen Almanya'nın Rusya'yı işgale kalkışmasının ardından 7 Aralık 1941'de Japonya'nın Pearl Harbor Baskını Amerika Birleşik Devletleri'ni de savaşa çekti. 1939-45 arasında hemen hemen dünyanın her yanını kapsayan uluslararası savaş, Almanya, İtalya, ve Japonya’nın oluşturduğu Mihver devletleriyle Fransa, İngiltere, ABD, SSCB ve daha sınırlı bir konumla Çin’in oluşturduğu Müttefik devletler arasında gerçekleşti.

1942-1943 kışında Rusların Almanları Stalingrad önlerinde geri püskürtmeleri savaşın yönünü değiştiren bir gelişme oldu. 1943, Temmuz'da, İngiliz-Amerikan birliklerinin İtalya'ya çıkmasıyla Mussolini iktidardan düştü, İtalya savaştan çekildi. 6 Haziran 1944'de İngiliz-Amerikan birliklerinin Normandiya çıkartmasının başarıya ulaşması ile ile Müttefiklerin savaşı kazanacağı belli oldu. 30 Nisan 1945'de Hitler intihar etti, 9 Mayıs'ta Berlin düştü ve Alman başkomutanlığı teslim belgesini imzaladı.

Amerikan uçaklarının 6 Ağustos 1945’te Hiroşima ve 9 Ağustosta Nagasaki’ye attıkları atom bombaları savaşın sonucunu belli etti. Kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul eden Japonya Başbakanı Suziki, 2 Eylül 1945’te Japonya’nın yönetimini Amerikalı General Mac Arthur’a devrini öngören anlaşmayı imzaladı. Böylece İkinci Dünya Savaşı bitmiş oldu.

Savaş bittiğinde ise bilanço korkunçtu. Ardında 50 milyonu aşkın ölü, 100 milyondan fazla sakat, evsiz, yurtsuz, perişan insan bırakan bu savaşta beş milyondan fazla insan; fırınlarda, toplama kaplarında, gaz odalarında ve akıl almaz işkenceler altında feci şekilde can vermişti.

NÜKLEER SİLAHLAR VE YAŞAMIN ÖLÜMÜ

Atom çekirdeğinin fizyon, füzyon ya da her ikisinin karışmasıyla oluşan bir kimyasal reaksiyon ile enerji açığa çıkması sonunda oluşan patlamayı yaratan her türlü silaha genelde nükleer silah adı verilir. Nükleer reaksiyon sonucunda enerji ortaya çıkartan silahlar için farklı isimler kullanılmaktadır; atom bombası, hidrojen bombası, nükleer silah, fizyon bombası, füzyon bombası, termonükleer silah gibi... Bu tür silahlar ilk olarak "atom bombası" olarak adlandırılmıştır. Nükleer silahlar, yok edici etkilerini sağlayan nükleer reaksiyonlara ve tasarımlarındaki ayrıntılara göre çeşitli biçimlerde gruplandırılabilinir Fizyon ve füzyon silahlarının genel özelliği atom çekirdeğinin transformasyonu sonucu etrafa enerji yaymalarıdır. Bu açıdan bütün bu tip patlayıcı araçlar için en uygun genel terim "nükleer silah"tır. Füzyon silahları oluşan nükleer reaksiyonun temel bileşeni hidrojen izotopu olduğundan "hidrojen bombası" olarak adlandırılır. Aslında, ilk füzyon bombası üretiminde deteryum (hidrojen-2) tek füzyon kaynağıdır. Füzyon silahları, reaksiyon oluşması için yüksek ısıya gereksinim duyduğundan "termonükleer silah" olarak da adlandırılmıştır.

   1930'lardan başlayıp 2. Dünya Savaşı yıllarında hızlanan atom bombası yapma çalışmaları, 1945 yılının Ağustos ayı başlarında ABD'nin ilk atom bombasını yapmayı başararak Japonya'nın Hiroşima kentinde kullanmasıyla sonuçlanmış, 60 kg Uranyum- 235 içeren ve "Little Boy" ismi verilen bu bombanın patlaması sonucunda 140,000 insan yaşamını yitirmiştir. Radyasyon yayılımının uzun süreli etkileri ile de bu sayı 300,000'e ulaşmıştır. "Fat Man" isimli ikinci bomba içinse Kokura şehri hedef seçilmiş ancak zayıf görüş koşullarından dolayı Nagazaki kentine atılmıştır. Patlama 22 kiloton TNT gücüne eşit 8 kg plütonyum-239 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sovyetler de yaptıkları çalışmalar sonucunda 1949 yılında ilk nükleer denemeyi gerçekleştirmişlerdir.

 1952 yılında ABD tarafından "Little Boy"dan 700 kat daha güçlü Hidrojen Bombası üretilmiştir. Sovyetler hidrojen bombasını 1953 yılında, Ingilizler ise 1957 yılında üretebilmişlerdir. Nötron bombası 1977 yılında yine ABD tarafından üretilmiştir. Günümüzde ise ABD, Rusya, Ingiltere, Fransa, Çin Halk Cumhuriyeti, Pakistan, Hindistan, Brezilya, Arjantin, Güney Afrika Cumhuriyeti, Israil, Kazakistan, Ukrayna, Beyaz Rusya nükleer güce sahip devletlerdir.

Stratejik bombardıman uçağı ile atılacak olan nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların nispi etkilerini bir Birleşmiş Milletler çalışması aşağıdaki gibi değerlendirmiştir:

-Bir megatonluk bir nükleer bomba 300 km²’lik bir alan içinde korunmasız halkın yüzde doksanını öldürebilir.
- 15 tonluk bir kimyasal silah 60 km²’lik bir alandaki halkın yüzde ellisini öldürebilir.
- 10 tonluk bir biyolojik silah 100.000 km²’lik bir alandaki halkın yüzde yirmi beşini
öldürür ve yüzde ellisini hastalandırır. arak adlandırılır.Yapılan silahlar çin enerji birimi kiloton (KT), 1.000 ton T.N.T (Dinamit) nin yıkma gücüne eşit bir basıncın ifadesidir. Hidrojen silahları (Termonükleer silahlar, füzyon olayından faydalanılarak yapılmıştır. Bu olay bazı ağır hidrojen (döteryum, trityum gibi) atomlarının çok şiddetli ısı karşısında birleşmeleridir. (Bu ısıyı ancak bir atom infilakı verebilmektedir). Bu esasa göre yapılan silahlar için kudret birimi megaton (MT) dur. Megaton 1.000.000 ton T.N.T’.nin yıkma gücüne denk bir basınçtır. Gerek atom, gerekse hidrojen silahları infilak ettirildikten sonra yaptıkları etkinin özelliklerinden hiçbir fark göstermediklerinden hepsine birden nükleer silah deyimini kullanmakta bir sakınca yoktur.


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com