TÜM ULUSLAR TARAFINDAN KOVULAN BARIŞIN YAKINMASI
DESİDERİUS ERASMUS


BARIŞ KÜLTÜRÜ MÜ? YOKSA BARIŞ İÇİN KÜLTÜR MÜ?
BOZKURT GÜVENÇ

GEÇEN YILIN SAVAŞLARI 17 SAVAŞ VE MİLYONLARCA ÖLÜ
EDİP EMİL ÖYMEN


BARIŞ ÜSTÜNE HAPİSHANE NOTLARI...
HALUK GERGER


BENLİKTA SAVAŞ VE BARIŞ
ORHAN BURSAL


VON CLAUSEWİTZ’İN BİLİMSEL SAVAŞI
 
MEHMET ALİ KILIÇBAY


GENEL BİLGİ

20.yy. Kürt Siyasal Yaşamına Nakşibendi Müdahalesi; KDP
Erdal ERGİN

İrlanda'da Savaş ve Barış


  F.W. De Klerk ve Güney Afrika’da Çözümün Yolu


Nepal'de Halk İktidara Yürüyor


SRİ LANKA’DA TAMİLLE BARIŞA GİDEN YOL


    ETA ve ATEŞKES


Özgür Aceh Hareketi silahsızlanıyor


  ZAPATİSTALAR

  BIYOLOJIK SILAHLAR

 BIRINCI DÜNYA SAVASI (1914-1918)

 HAYDUT DEVLETLER VE DOGUSU

  Insanlik Tarihinde Savas

  NEHIR YATAKLARININ DEGISTIRILMESI VE SU SAVASLARI

NÜKLEER SILAHLARIN ETKILERI
 

NÜKLEER, KIMYASAL, BIYOLOJIK SILAHLAR VE EKOLOJIYE ETKISI

Politikanin Bir Uzantisi Olarak Savas

 PTSD

PTSD’ nin Türk Tarafindaki Kurbanlari

SAVAŞ KARSITI HAREKETLER

SAVAŞ VE İNSAN

Savaşın ve İnsanlığın Doğası

Savaşın Dile Getirilemeyen Gerçeği

 

 

 

 


 

 

 

 
 
 
 

Kurdistan

 
 

.

Hakkari

 

Kuzey Kürdistan’da yer alan Hakkari, doğuda İran, güneyde Irak, güneybatıda Mardin, batıda Siirt, kuzeyde de Van illeri ile çevrilidir. Türkiye’nin en çok engebeli ve dağlık yörelerinden birinde yer alan Hakkari’nin büyük bir bölümünü oluşturan dağlar, batı-doğu yönünde uzanır. Güneydoğu Torosların bu ildeki uzantıları Hakkari Dağları’dır. Hakkari Dağları’nın il sınırı içerisinde kalan kolları, Botan, Habur, Büyük Zap (Çığlı) akarsuları ve kollarının vadileri ile parçalanmıştır. Bu vadiler çok dar ve diktir. Hakkari Dağları, Büyük Zap Suyunun batısında ve doğusunda olmak üzere iki kısma ayrılır. Büyük Zap Suyunun batısındaki yükseltiler; Karacadağ (Termo Dağı 3.275 m.), Tanintanin Dağı (3.055 m.), karadağ (3.752 m.) ve Altın Dağı’dır (3.356 m.). Zap Suyunun doğusundaki yükseltiler ise daha yüksek ve yalçın doruklardan oluşmaktadır. Cilo Dağı Hakkari’nin doğusundaki Sümbül Dağı (3.607 m.) başlar. Cilo Dağı’nın en önemli yükseltileri, Uludoruk (Reşko-Gelyaşin) (4.135 m.), Suppa Durek (4.060 m.), Kareğri Sivrisi (3.900 m.), Maunsell Sivrisi (3.850 m.), Koşe Durek (3.700 m.), Karakülah Doruğu (3.750 m.) ve Gelyano Doruğudur (3.650 m.). Cilo Dağı Türkiye’deki ana karanın en yüksek noktasıdır. Hakkari Dağları Şemdinli yöresinde İran sınırındaki dağlarla birleşir. Buradaki önemli yükseltiler Mordağ (3.807 m.), karadağ (3.197 m.) ve Çimen Dağıdır (3.170 m.). Yüksek kesimlerinde buzullara ve göllere rastlanan bu dağların dorukları sürekli karlıdır.

Hakkari toprakları Dicle Havzası içerisinde yer almaktadır. Dicle’nin kollarından Zap Suyuna dökülen Nehin ve Şemdinli gibi çaylar tarafından parçalanmıştır. İlin en önemli düzlüğü Yüksekova’nın kuzey ve doğusundaki dağların yamaçlarından doğan Nehil Çayının oluşturduğu Gevar (Yüksekova) Ovası’dır. İlde ovaların sınırlı olmasına karşılık platolar daha geniş bir alanı kaplamaktadır. Dağların yüksek kesimlerinde platolar uzanmaktadır. Bu düzlüklerden başlıcaları Nordüz, Faraşin, Mirgezer ve Mendin’dir. Nordüz Platosu’nun çok küçük bölümü , Hakkâri sınırları içerisinde kalmaktadır.Van’nın Çatak yöresinde başlayan plato Hakkari il merkezinin kuzeyindeki Karadağ’a dek uzanır.Güneybatıda , Beytüşşebap yöresindeki Faraşin platosuyla birleşir. Nordüz Platosunun , en alçak yeri 2.100 m. en yüksek yeri 2.750 m. civarındadır.
İldeki dağların doruklarında ve doruğa yakın yerlerinde çok sayıda göl bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden biri Uludoruk Buzulunun kuzeydoğusundaki Gelyana Gölüdür. İl merkezinin denizden yüksekliği 1.720 m. dir. Yüzölçümü 7.228 km2 olup, toplam nüfusu 236.581’dir.
İlde ekonomi ekilebilir alanların azlığı ve iklimin sertliği nedeniyle büyük ölçüde hayvancılığa dayalıdır. Hayvancılık genellikle yaylacılık yöntemiyle yapılmakta olup, küçükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır. Hayvansal üretime dayalı otlu peynir, teleme peyniri, kıl, yapağı ve deri üretilir. Arıcılık da yapılmaktadır. Sınırlı miktarda olmakla birlikte Yetiştirilen bitkisel ürünler ise, buğday, arpa, mısır, darı, çeltik, şeker pancarı, tütün, nohut, fasulye, soğan ve patatestir. Sulanabilen yörelerde de ceviz, elma, armut, nar, üzüm ve dut yetiştirilir. İldeki sanayi tesisleri Yüksekova’daki Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu’nun (SEK) Sekmama işletmesi ile Et ve Balık Kurumu tarafından yaptırılan Van Et sanayi Müessesine bağlı kombina, Şemdinli’de tütün bakım evi, merkezdeki oto bakım ve onarım atölyeleridir. 1968’den bu yana kalkınmada öncelikli iller kapsamına alınan Hakkari, 1970’lerde ulaşım olanaklarının geliştirilmesi ile ülke pazarına açılmaya başlamıştır.
Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalar, (MÖ. 100.000-40.000) Orta Paleolitik Çağda yörede geçici bir yerleşmenin olduğunu göstermektedir. Bu yerleşim Neolitik dönemde de sürmüştür. Bölgedeki yerleşmenin Neolitik dönemde de sürdüğünü ortaya koyan belgeler, il sınırları içinde değişik yerlerde bulunan kaya resimlerdir. Bu resimlerin önemli bir bölümünü Hakkari’nin güneydoğusundaki Gevaruk vadisinde bulunanlar oluşturmaktadır. Bu vadide, 2600 metre yükseklikteki bir çok kayalara kazınmış 1.000 dolayında resim bulunmuştur. Neolitik dönemde Hakkâri yöresinde yaşayanların avcılık, hayvancılık ve tarımla uğraştıklarını belgeleyen bu resimler, İspanya ve Kuzey Afrika’da bulunan kaya resimleriyle büyük benzerlik göstermektedir.
MÖ.7000’den itibaren yerleşime sahne olan Hakkari yöresi Urartular, Asurlular, Kimmerler, Medler ve Perslerin egemenliği altında kalmıştır. Daha sonra Atropaten Krallığı, Seleukos ve Part egemenliğine girmiştir. MÖ.II.yüzyılda Hakkari yöresinin doğu kesimi Atropaten, güney kesimi de Gordia ismi ile anılmakta idi.
MÖ.I.yüzyılda Romalılar ile Partlar arasında çekişmeye neden olan yöre, Arsaklılar yönetiminde Moksuan adı ile anılmıştır. MÖ.III.yüzyılda Romalılar ile Sasaniler arasında, MÖ.IV.yüzyılda da Bizanslılar ile Sasanilerin çekişmelerine sahne olmuştur. VII.yüzyılda Arap akınlarına uğramıştır. Ardından Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevilerin akınlarına uğramış, ancak dağlık yapısı nedeni ile çok fazla etkilenmemiştir. Genellikle bağımsızlıklarını koruyan aşiret beyliklerinin merkezi olmuştur.
Malazgirt Savaşı’ndan (1071) önce, 1054’te Tuğrul Bey yönetiminde Van gölü çevresine dek gelen Türkmenler, Çoruh Vadisinden Parhan Dağlarına uzanan yöreye akınlar yapmışlardır. Bu arada Hakkari’yi de bir süre ele geçirmişler, ancak kent halkının büyük tepkisi ile karşılaştılar. Bir süre sonra Hakkari ve çevresinde Musul Atabeleri (Zengiler) egemenlik kurmaya çalışmışlar, 1142’de İmadeddin Zengi (1127-1146) Hakkari’ye bağlı Aşup (Calap) Kalesini ele geçirmiş, kalenin yerine, kendi adını verdiği İmadiye Kalesini kurmuştur. Yörede egemenlik kuran aşiretlerin en önemlileri, Pınyanişler, Zibariler, Dımbilli Zazaları ve Ertuşiler’dir.
İmadiye Beyliği 1402’de Hakkari beyliğinden ayrı olarak kurulmuş ve varlığını 300 yıla yakın bir süre korumuştur. Bu beyliği yönetenlere, kurucusu Bahaddin Bey’in adından dolayı Bahaddinan Beyleri denilmiştir. Abbasi soyundan geldiklerini öne sürmelerine karşın, bu beylerin kökenlerine ilişkin fazla bir bilgi bulanmamaktadır.
Hakkari 1534’te Osmanlı yönetimine geçmesine karşın 1535’te yine Safevilere bağlanmıştır. Bu durum, Hakkari’nin uzun süredir savaşmakta olan İran ile Osmanlılar arasındaki sınır bölgesinde bulunmasından kaynaklanmıştır. Her iki yan da, yöredeki aşiret beylerine çeşitli ödünler vererek bölgeyi ellerinde tutmak istemişler, bu nedenle de Hakkari ve çevresi Osmanlılar ve Safeviler arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Hakkari’nin İmadiye ve Şemdinli kesimleri ise uzun bir süre Şembu Beylerinden ayrı olarak İmadiye Beyliğince yönetilmiştir.
V.yüzyılda oluşan Hıristiyan mezhebi Nasturiler, eskiden Gülırmak veya Culamerg adları ile de bilinen Çölemerik’i XVII.yüzyıldan XX.yüzyıl başlarına kadar merkez edinmişlerdir. XIX.yüzyıl sonlarında Van vilayetine bağlı Hakkari sancağının merkez kazası olan Çömerik, 1915’ten 1918’e kadar Rusların ve Nasturilerin işgali altında kalmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra 1936’da Van’a bağlanmış, 1936’da yeniden il yapılan Hakkari’nin merkezi durumuna getirilmiştir.
Hakkari’de günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Gevaruk, Peştazare ve Trişin Kaya Resimleri, Dirheler, Hakkâri, Bay ve Dez Kaleleri, Hırvata Kent Kalıntıları, Meydan Medresesi. Taş Köprü, Kırmızı Kümbet Mezarlığı, Kaya Resimleri, Koç Heykeli, Meydan Medresesi, Halil Kilisesidir.

 

Hakkari Hakkari Doğal Güzellikleri

Cilo Dağı (Merkez):
Hakkari dağlarının en yüksek kütlesini oluşturan Cilo Dağı Güneydoğu Torosların doğu uzantısıdır. Buzul Dağı olan Cilo Dağı, III.dönem (Tersiyer) (65-2,5 milyon yıl önce) ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 3.500-4.000 m. yüksekliğinde olup, Türkiye’nin ikinci yüksek doruğu buradaki Ulu Doruk veya Reşko Tepesi’dir (4.135).
Cilo Dağı çeşitli gerilmeler ve binmeler sonucunda kıvrılmış, kırılmış, bu nedenle de yöreye engebeli bir yapı kazandırmıştır. III.dönemin sonlarında yanardağ etkinlikleri ile karmaşık bir özellik kazanmıştır. Ayrıca bu dağlar batıda Büyük Zap Suyu, güneyde Şemdinli Suyu, doğu ve kuzeydoğuda da Nehil Suyu tarafından derin biçimde yarılmıştır. Bunun sonucu olarak da yer yer 1.000 m.ye ulaşan sarp vadiler meydana gelmiştir. Cilo Dağı güneydoğuya ve doğuya doğru da alçalmaktadır.
Kış aylarında yoğun kar yağışı nedeniyle karın kalınlığı 2-3 m.yi geçmektedir. Buzul yönünden de Türkiye’nin en zengin dağıdır. Bugün burada 21 vadi buzulu bulunmaktadır. Dağın yüksek yaylaları göçer aşiretleri için sayfiye işlevi görmektedir. Dağın aşağı yamaçlarında çok seyrek meşe ağaçları dışında yoğun bir bitki örtüsüne rastlanmaz. Kış turizmi yönünden önemli olup, Varagöz Vadisi ile Sat Gölü yakınlarında tarih öncesi çağlardan kalma resimlere rastlanmıştır.


Ters Lale (Şemdinli):
Ters Lale, Hakkari’nin Cilo Dağları’nda yetişen dünyanın en nadide çiçeklerinin başında gelmektedir. Bu dağlarda kendiliğinden yetişen ve boyu 75 cm.yi bulan, her dalında 3-8 lalenin ters olarak geliştiği bu çiçek kaçak olarak Avrupa ülkelerine satılmakta ve buralarda kozmetik ile ilaç sanayinde kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra süs çiçeği olarak da yararlanılmaktadır.

Ters Lale, Avrupa’da Fritillasio İmperialis, Kejan Lalesi, Prestika, Karagöz Lalesi, Emperyalis Ağlayan Gelin ve en çok Şemdinli yöresinde yetiştiğinden de Şemdinli Lalesi gibi isimlerle anılmaktadır. Yöre halkı tarafından da Ağlayan Gelin, Kerbela ve Kral lalesi olarak da bilinmektedir. Bunun da nedeni çiçeğin her sabah etrafa su yaymasıdır. Ters Lale Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nca koruma altına alınmıştır.



 

Bercelan Yaylası (Merkez):


Hakkari merkez ilçenin kuzeyindeki Karadağ üzerinde bulunan Bercelan Yaylası ile 18-20 km. uzaklıktadır. Çevresinde Seyithan, Golaşın ve Golan Gölleri ile Zap Suyu vadisi bulunmaktadır.
Burada dağlardan kopan büyük kayalar doğal köprüler oluşturmuştur. Yöre halkı bunlara “Şeytan Köprüsü” ismini yakıştırmıştır. Vadinin yakınında Sine Kayalıkları yer almakta olup, bu yörede Melise Suyu ile Çeman Düzlüğü bulunmaktadır. Bitki örtüsü bakımında da oldukça zengindir.



Kuş Cenneti (Yüksekova):

Hakkari, Yüksekova’da, deniz seviyesinden 1925 m. yüksekliğinde, 2.800 hektarlık geniş bir alana yayılmış olan Yüksekova bitki örtüsü ve su yönünden oldukça zengin bir bölgedir. Yüksekova’nın ortasından Nehil Çayı akmakta olup, çevresi insan boyundan daha yüksek olan saz ve kamışlarla kaplıdır. Ayrıca burada bol miktarda bozulmamış orkideler yetişmektedir. Çevre bilimcilerine göre de doğal dokusu bozulmamış Türkiye’nin ender bölgelerinden biridir.

Yörede kuluçkaya yatan kuş türleri bulunmaktadır. Bunların başında da; erguvan, balıkçıl, saz delicesi, çayır delicesi, leylek, turna, toy, ve kızılbacak, kızıl akbaba, yılan kartalı, doğu atmacası, küçük orman kartalı, kaya kartalı, küçük kartal, doğan ve puhu kuşları gelmektedir.

Dım dım söylencesi:
İran’ın kuzeyinde yaşayan Han avden adlı Şahın Hakkarili bir kahyası vardır.Şah becerikli ve dürüst kahyasını çok sevmektedir.
Bir gün kırk kişilik bir haydut çetesi ,şahın çiftliğini basar,talan etmek ister.Kahya çetedekilerin otuzunu öldürür,ama bir saldırganın kılıç vuruşuyla sol eli kopar.Şah altın bir el yaptırarak onu ödüllendirir.
Günlerden bir gün çiftliği dolaşmaya çıkan kahya,çobanın yanına varır.Öyle yorulmuşturki,sunulan taze sütü içemeden uyuya kalır.Kavalı süt çanağının üzerine koymuştur.Rüyaasında ak bir deniz üzerinden geçerek dewfine bulduğunu görür.Uyanır bu sırada sarı bir sinek kavalın içinden geçerek korudaki mağaraya girmektedir.Düşünü hatırlayıp o da mağaraya girer.Büyük bir define bulur.Mağaranın ağzını örtüp Şah’a varır haber verir.Kendisine bir manda derisi kadar toprak bağışlanmasını ister.
Dileği kabul edilir o da bir manda derisini ince ince kıyarak bir yumak oluşturur.Mağaranın bulunduğu alanı bununla çevirir.Çevirdiği yerler kendisinin olmuştur.Defineyi çıkarıp mağaranın olduğu yere büyük bir kale yaptırır.Artık "Altın Elli Han" diye anılır.Dım dım adı verilen bu kalenin İran’ın kuzeyinde günümüzde de ayakta olduğu söylenir.

Mumine söylencesi:
Yüksekovada yaşayan bir ağanın yedi oğlu ve dillere destan çok güzel bir kızı vardır.Kızın adı Mumine’dir.Babası kızı bir ağa oğluyla evlendirmek istemektedir.Ama kız macasının oğlu Ahmet’i sevmektedir.
Mumine bir gün koyun sağıcılarıyla ağıla gider.Yeni doğmuş bir kuzu getirilir.Kuzunun anası ölmüştür.Mumine kuzuyu ,anasız babasız Ahmet’ benzetir.Onu çoban’dan ister.Mumine ana yoksunluğu duymasın diye kuzuyu emzirir.Göğsünden süt gelmeye başlar.
Ağanın hizmetkarlarından biri,Mumine’yi isteyen ağanın adamlarından biridir.Kızı gözler,olanları görünce ağa oğluna "Mumine’nin Ahmet’ten çocuğu olmuş,çocuğu gizlemiş kuzuyu emziriyor" der.Ağa oğlu da durumu Mumine’nin babasına duyurur.Ağa çok kızar.Mumine’nin cezalandırılmasını buyurur.Yedi kardeş onu bir atın arkasına bağlayıp sürer.
Bu sırada kötü bir düş gören Ahmet Mumine ’nin zor durumda olduğunu anlar.Kızın yanından hiç ayrılmayan kır tay gelir.Ahmet’e Mumine’nin yerini gösterir.Ahmet’te onu kurtarır.Kardeşleri öldüğünü sanarak onu bırakıp gitmişlerdir.İki sevgili başka bir yere göç eder.Ama burada da rahat edemezler.Gittikleri yerin Bey oğlu Mumine’ye göz koyar.Gençlere etmedik kötülük bırakmaz.
Sonunda Mumine doğururken ölür,acısına dayanamayıp Ahmet’te canına kıyar.

Hakkari Hakkari Kaya Resimleri ve Dikilitaşları


Hakkari Kaya Resimleri
Hakkari’nin batısında Guveruk ve Tırşin yaylalarında, Muvaffak Uyanık, kayalar üzerine kazınarak çizilmiş binlerce kaya resmi bulmuştur. Hakkari’de açık hava müzesini anımsatan ve geniş bir alana yayılan bu resimlerin benzerleri Azerbaycan ve Kobistan Bölgesinde kayalar üzerinde görülmektedir.
Guveruk ve Tırşin yaylalarındaki kaya resimleri M.Ö. 6.000-1.000 yıllarına tarihlendirilmektedir. Bununla beraber resimlerin büyük bir kısmının daha sonraki devirlerde çizildikleri de olasıdır. Buradaki tasvirlerin büyük çoğunluğu stilize olmalarına rağmen o dönemin av hayvanları ile ilgili bilgiler vermektedir. Bu resimlerde dağ keçileri, bizonlar başta olmak üzere çeşitli av hayvanları çizilmiştir. Ayrıca av hayvanlarına yönelik tuzaklar, çeşitli motifler, stilize edilmiş şekiller ortaya konulmuştur. Bu resimlerin daha geç devre ait kuzeyde Erzurum yakınlarındaki Cunni Mağarasındaki resimler ve batıdaki Kütahya-i Aizanı Mabedinin duvarlarındaki büyük taş blokları üzerindeki hayvan resimleri ile benzerlik göstermesi de oldukça ilginçtir.


Hakkari Dikilitaşları:
Hakkâri il merkezindeki Hakkari Kalesi’nin kuzey eteklerinde 1998 yılında rastlantı sonucu bazı dikilitaşlar bulundu. Sayıları 13'ü bulan bu taşların ilk dikildikleri günkü durumlarını korumuş oldukları ve arkaları kayalığa gelecek şekilde yan yana ve arka arkaya dizildikleri görülmüştür.

  Hakkari’nin yöresel sert taşlarından oyulmuş olan bu dikilitaşlar 0.70-3.10 m. arasında değişmektedir. Bunların yalnızca ön yüzleri düzgün olup, burada insan figürlerine geniş yer verilmiştir. Bu figürlerin on biri erkek, ikisi de kadındır. Bu figürler cepheden ve çıplak olarak tasvir edilmişlerdir.Yalnızca vücudun üst kısmı ele alanmış, bacaklara yer verilmemiştir. Buradaki insan figürlerin bazıları şişman , bazıları da ince uzun yüzlüdür. Başlarında bereye benzer başlıklar bulunmaktadır. Bellerinde hançerli enli bir kemerler vardır.
Bu taşların yüzeyleri irili ufaklı figürlerle doldurulmuştur. Burada çeşitli silahlar, insanlar, leoparlar, geyikler ve yılanlar başta olmak üzere bir çok gibi yabani hayvan iç içe tasvir edilmiştir. Bunların yanında çadırlara da yer verilmiştir. Kubbemsi olan bu çadırlar, Orta Asya bozkır çadırlarına benzemektedir.
Dikilitaşlar üzerindeki erkek figürlerinin dikkat çekici özelliği de ellerindeki içki tulumlarıdır. Bunlara benzer savaşçı figürlerinin erken örnekleri MÖ.VII. yüzyıl İskit dikilitaşlarında görülmektedir.
Hakkâri dikilitaşları büyük olasılıkla yerli ustalarca yapmışlardır. Burada tasvir edilen figürlerin Tanrı ya da Tanrıçadan çok, yörede yaşamış kral veya beyler ile onların güçlü kadınlarına ait olmaları kuvvetle muhtemeldir.
Dikilitaşların buraya hangi amaçla dikildikleri bilinmemektedir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi,Van Yüzüncü Yıl üniversitesi ve Van Müze Müdürlüğü'nün ortaklaşa kazıları ile yöreyi araştırılmaktadır.

Hakkari’nin kendine özgü bir mimarisi bulunmamaktadır. Kent merkezi dışındaki alanlar yüksek dağlarla çevrilidir. Bu dağların eteklerinde ovaların, düzlük alanların bulunmamasından ötürü de kentsel bir yerleşime tarih boyunca Hakkari’de rastlanılmamıştır. Ayrıca il merkezindeki mahalleler arasında mimari bir bağlantıyı sağlayacak yapılanmaya da pek gidilmemiştir. Birleşik düzende yaşayanlar arasındaki bu kopukluk büyük boyutlardadır. Bazı mahalleler arasında 1 km. uzaklıklar olan yerleşimler de bulunmaktadır. Bunun yanı sıra mahalleler arasındaki yüksekliklerin farklı oluşu da yapılanmayı etkilemiştir.
Hakkari’nin tarihi dönemlerde çeşitli saldırılara uğramasından ötürü yapılanma daima savunmaya yönelik olmuştur. İklimin çok soğuk oluşu da sivil mimariyi büyük ölçüde etkilemiştir. İklim koşullarından ötürü birleşik düzendeki evler dar mahalleler oluşturmuş ve bunların arasında evler birbirlerine bitişik nizamda yapılmışlardır. Bunda öylesine ileri gidilmiştir ki, on, on beş evin yan yana bitişik olarak yapılmalarının diğer amacı da iklimin yanı sıra savunmayı kolaylaştırmaktan kaynaklanmıştır. Bu durum daha çok kırsal kesimde kendini göstermiştir.
Hakkari evleri 1-2 katlı olup, soğuktan ötürü kalın taş duvarlı yapılmışlardır. Bunların üzerleri ağaç kirişlerin üzerine serilmiş kalın toprak tabakaları ile örtülmüştür. Ağaç kirişlerin içeriden görüntüsü bardana denilen bir cins amerikan bezi ile gizlenmiştir. Yakın tarihlerde yapılan evlerde ise toprak damlar yerlerini çatıya veya çinko örtüye bırakmışlardır. Evlerin bazılarında belirli bir yüksekliğe kadar moloz taşlar kullanılmış, bunların dışında kalan, üst örtüye kadar olan bölümler ağaç hatıllı kerpiç ile örülmüştür.
Hakkari evlerinin iki katlı olan örneklerinde alt katta mutfak, taşlık, kiler ve yemek yenilen odalar bulunmaktadır. Özellikle tandır denilen ısınma amaçlı büyük mangallara burada yer verilmiştir. İkinci kat genellikle bir sofa ve etrafında evin büyüklüğüne göre odalar sıralanmıştır. Bu odalarda oturma odası olarak ayrılan odanın ortasına burada da tandır yerleştirilmiştir. Diğer odalar evlerin yatak odalarıdır. Bu odaların duvarları da yöresel keçelerle, kilimlerle ve halılarla kaplanmıştır. Böylece soğuk bir dereceye kadar engellenmiştir.

Hakkari köylerinde dirhe ismi verilen konutlar bulunmaktadır. Dirheler birkaçı bir arada, herhangi bir saldırı karşısında birbirlerini koruyabilecek kadar yakın olan ve kayalara oyulmuş büyük ölçüdeki yerleşim birimleridir.
Dirhelerin geçmişi oldukça eskiye inmektedir. Başlangıçta dirheler daha çok Asur saldırılarına karşı bir önlem olarak yapılmışlar, günümüzde de varlığını sürdürmektedirler. Bu tür yapılar bir bakıma gözetleme kulesi, yaylaların güvenliğini, sürüleri kollamak için yapıldıkları bilinmektedir. Bugün dirhelerin en belirgin örneklerine Yüksekova’da rastlanmaktadır.
Günümüzde Hakkari’de yapılanma Türkiye’nin bir çok yerinde görüldüğü gibi mimari yönden özelliği olmayan beton yapılardır. Bu yapılanmada ise yöresel hiçbir iz görülmemektedir.

 


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com