|

Kuzey
Kürdistanda yer alan Hakkari, doğuda İran,
güneyde Irak, güneybatıda Mardin, batıda Siirt,
kuzeyde de Van illeri ile çevrilidir.
Türkiyenin en çok engebeli ve dağlık
yörelerinden birinde yer alan Hakkarinin büyük
bir bölümünü oluşturan dağlar, batı-doğu yönünde
uzanır. Güneydoğu Torosların bu ildeki
uzantıları Hakkari Dağlarıdır. Hakkari
Dağlarının il sınırı içerisinde kalan kolları,
Botan, Habur, Büyük Zap (Çığlı) akarsuları ve
kollarının vadileri ile parçalanmıştır. Bu
vadiler çok dar ve diktir. Hakkari Dağları,
Büyük Zap Suyunun batısında ve doğusunda olmak
üzere iki kısma ayrılır. Büyük Zap Suyunun
batısındaki yükseltiler; Karacadağ (Termo Dağı
3.275 m.), Tanintanin Dağı (3.055 m.), karadağ
(3.752 m.) ve Altın Dağıdır (3.356 m.). Zap
Suyunun doğusundaki yükseltiler ise daha yüksek
ve yalçın doruklardan oluşmaktadır. Cilo Dağı
Hakkarinin doğusundaki Sümbül Dağı (3.607 m.)
başlar. Cilo Dağının en önemli yükseltileri,
Uludoruk (Reşko-Gelyaşin) (4.135 m.), Suppa
Durek (4.060 m.), Kareğri Sivrisi (3.900 m.),
Maunsell Sivrisi (3.850 m.), Koşe Durek (3.700
m.), Karakülah Doruğu (3.750 m.) ve Gelyano
Doruğudur (3.650 m.). Cilo Dağı Türkiyedeki ana
karanın en yüksek noktasıdır. Hakkari Dağları
Şemdinli yöresinde İran sınırındaki dağlarla
birleşir. Buradaki önemli yükseltiler Mordağ
(3.807 m.), karadağ (3.197 m.) ve Çimen Dağıdır
(3.170 m.). Yüksek kesimlerinde buzullara ve
göllere rastlanan bu dağların dorukları sürekli
karlıdır.
Hakkari toprakları Dicle Havzası içerisinde yer
almaktadır. Diclenin kollarından Zap Suyuna
dökülen Nehin ve Şemdinli gibi çaylar tarafından
parçalanmıştır. İlin en önemli düzlüğü
Yüksekovanın kuzey ve doğusundaki dağların
yamaçlarından doğan Nehil Çayının oluşturduğu
Gevar (Yüksekova) Ovasıdır. İlde ovaların
sınırlı olmasına karşılık platolar daha geniş
bir alanı kaplamaktadır. Dağların yüksek
kesimlerinde platolar uzanmaktadır. Bu
düzlüklerden başlıcaları Nordüz, Faraşin,
Mirgezer ve Mendindir. Nordüz Platosunun çok
küçük bölümü , Hakkâri sınırları içerisinde
kalmaktadır.Vannın Çatak yöresinde başlayan
plato Hakkari il merkezinin kuzeyindeki
Karadağa dek uzanır.Güneybatıda , Beytüşşebap
yöresindeki Faraşin platosuyla birleşir. Nordüz
Platosunun , en alçak yeri 2.100 m. en yüksek
yeri 2.750 m. civarındadır.
İldeki dağların doruklarında ve doruğa yakın
yerlerinde çok sayıda göl bulunmaktadır.
Bunların en önemlilerinden biri Uludoruk
Buzulunun kuzeydoğusundaki Gelyana Gölüdür. İl
merkezinin denizden yüksekliği 1.720 m. dir.
Yüzölçümü 7.228 km2 olup, toplam nüfusu
236.581dir.
İlde ekonomi ekilebilir alanların azlığı ve
iklimin sertliği nedeniyle büyük ölçüde
hayvancılığa dayalıdır. Hayvancılık genellikle
yaylacılık yöntemiyle yapılmakta olup, küçükbaş
hayvan besiciliği yapılmaktadır. Hayvansal
üretime dayalı otlu peynir, teleme peyniri, kıl,
yapağı ve deri üretilir. Arıcılık da
yapılmaktadır. Sınırlı miktarda olmakla birlikte
Yetiştirilen bitkisel ürünler ise, buğday, arpa,
mısır, darı, çeltik, şeker pancarı, tütün,
nohut, fasulye, soğan ve patatestir. Sulanabilen
yörelerde de ceviz, elma, armut, nar, üzüm ve
dut yetiştirilir. İldeki sanayi tesisleri
Yüksekovadaki Türkiye Süt Endüstrisi Kurumunun
(SEK) Sekmama işletmesi ile Et ve Balık Kurumu
tarafından yaptırılan Van Et sanayi Müessesine
bağlı kombina, Şemdinlide tütün bakım evi,
merkezdeki oto bakım ve onarım atölyeleridir.
1968den bu yana kalkınmada öncelikli iller
kapsamına alınan Hakkari, 1970lerde ulaşım
olanaklarının geliştirilmesi ile ülke pazarına
açılmaya başlamıştır.
Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalar, (MÖ.
100.000-40.000) Orta Paleolitik Çağda yörede
geçici bir yerleşmenin olduğunu göstermektedir.
Bu yerleşim Neolitik dönemde de sürmüştür.
Bölgedeki yerleşmenin Neolitik dönemde de
sürdüğünü ortaya koyan belgeler, il sınırları
içinde değişik yerlerde bulunan kaya
resimlerdir. Bu resimlerin önemli bir bölümünü
Hakkarinin güneydoğusundaki Gevaruk vadisinde
bulunanlar oluşturmaktadır. Bu vadide, 2600
metre yükseklikteki bir çok kayalara kazınmış
1.000 dolayında resim bulunmuştur. Neolitik
dönemde Hakkâri yöresinde yaşayanların avcılık,
hayvancılık ve tarımla uğraştıklarını belgeleyen
bu resimler, İspanya ve Kuzey Afrikada bulunan
kaya resimleriyle büyük benzerlik
göstermektedir.
MÖ.7000den itibaren yerleşime sahne olan
Hakkari yöresi Urartular, Asurlular, Kimmerler,
Medler ve Perslerin egemenliği altında
kalmıştır. Daha sonra Atropaten Krallığı,
Seleukos ve Part egemenliğine girmiştir.
MÖ.II.yüzyılda Hakkari yöresinin doğu kesimi
Atropaten, güney kesimi de Gordia ismi ile
anılmakta idi.
MÖ.I.yüzyılda Romalılar ile Partlar arasında
çekişmeye neden olan yöre, Arsaklılar
yönetiminde Moksuan adı ile anılmıştır.
MÖ.III.yüzyılda Romalılar ile Sasaniler
arasında, MÖ.IV.yüzyılda da Bizanslılar ile
Sasanilerin çekişmelerine sahne olmuştur.
VII.yüzyılda Arap akınlarına uğramıştır.
Ardından Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu,
Akkoyunlu ve Safevilerin akınlarına uğramış,
ancak dağlık yapısı nedeni ile çok fazla
etkilenmemiştir. Genellikle bağımsızlıklarını
koruyan aşiret beyliklerinin merkezi olmuştur.
Malazgirt Savaşından (1071) önce, 1054te
Tuğrul Bey yönetiminde Van gölü çevresine dek
gelen Türkmenler, Çoruh Vadisinden Parhan
Dağlarına uzanan yöreye akınlar yapmışlardır. Bu
arada Hakkariyi de bir süre ele geçirmişler,
ancak kent halkının büyük tepkisi ile
karşılaştılar. Bir süre sonra Hakkari ve
çevresinde Musul Atabeleri (Zengiler) egemenlik
kurmaya çalışmışlar, 1142de İmadeddin Zengi
(1127-1146) Hakkariye bağlı Aşup (Calap)
Kalesini ele geçirmiş, kalenin yerine, kendi
adını verdiği İmadiye Kalesini kurmuştur. Yörede
egemenlik kuran aşiretlerin en önemlileri,
Pınyanişler, Zibariler, Dımbilli Zazaları ve
Ertuşilerdir.
İmadiye Beyliği 1402de Hakkari beyliğinden ayrı
olarak kurulmuş ve varlığını 300 yıla yakın bir
süre korumuştur. Bu beyliği yönetenlere,
kurucusu Bahaddin Beyin adından dolayı
Bahaddinan Beyleri denilmiştir. Abbasi soyundan
geldiklerini öne sürmelerine karşın, bu beylerin
kökenlerine ilişkin fazla bir bilgi
bulanmamaktadır.
Hakkari 1534te Osmanlı yönetimine geçmesine
karşın 1535te yine Safevilere bağlanmıştır. Bu
durum, Hakkarinin uzun süredir savaşmakta olan
İran ile Osmanlılar arasındaki sınır bölgesinde
bulunmasından kaynaklanmıştır. Her iki yan da,
yöredeki aşiret beylerine çeşitli ödünler
vererek bölgeyi ellerinde tutmak istemişler, bu
nedenle de Hakkari ve çevresi Osmanlılar ve
Safeviler arasında birkaç kez el değiştirmiştir.
Hakkarinin İmadiye ve Şemdinli kesimleri ise
uzun bir süre Şembu Beylerinden ayrı olarak
İmadiye Beyliğince yönetilmiştir.
V.yüzyılda oluşan Hıristiyan mezhebi Nasturiler,
eskiden Gülırmak veya Culamerg adları ile de
bilinen Çölemeriki XVII.yüzyıldan XX.yüzyıl
başlarına kadar merkez edinmişlerdir. XIX.yüzyıl
sonlarında Van vilayetine bağlı Hakkari
sancağının merkez kazası olan Çömerik, 1915ten
1918e kadar Rusların ve Nasturilerin işgali
altında kalmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra 1936da Vana
bağlanmış, 1936da yeniden il yapılan
Hakkarinin merkezi durumuna getirilmiştir.
Hakkaride günümüze gelebilen tarihi eserler
arasında; Gevaruk, Peştazare ve Trişin Kaya
Resimleri, Dirheler, Hakkâri, Bay ve Dez
Kaleleri, Hırvata Kent Kalıntıları, Meydan
Medresesi. Taş Köprü, Kırmızı Kümbet Mezarlığı,
Kaya Resimleri, Koç Heykeli, Meydan Medresesi,
Halil Kilisesidir.
Hakkari Hakkari Doğal Güzellikleri
Cilo Dağı (Merkez):
Hakkari dağlarının en yüksek kütlesini oluşturan
Cilo Dağı Güneydoğu Torosların doğu uzantısıdır.
Buzul Dağı olan Cilo Dağı, III.dönem (Tersiyer)
(65-2,5 milyon yıl önce) ortaya çıkmıştır.
Yaklaşık 3.500-4.000 m. yüksekliğinde olup,
Türkiyenin ikinci yüksek doruğu buradaki Ulu
Doruk veya Reşko Tepesidir (4.135).
Cilo Dağı çeşitli gerilmeler ve binmeler
sonucunda kıvrılmış, kırılmış, bu nedenle de
yöreye engebeli bir yapı kazandırmıştır.
III.dönemin sonlarında yanardağ etkinlikleri ile
karmaşık bir özellik kazanmıştır. Ayrıca bu
dağlar batıda Büyük Zap Suyu, güneyde Şemdinli
Suyu, doğu ve kuzeydoğuda da Nehil Suyu
tarafından derin biçimde yarılmıştır. Bunun
sonucu olarak da yer yer 1.000 m.ye ulaşan sarp
vadiler meydana gelmiştir. Cilo Dağı güneydoğuya
ve doğuya doğru da alçalmaktadır.
Kış aylarında yoğun kar yağışı nedeniyle karın
kalınlığı 2-3 m.yi geçmektedir. Buzul yönünden
de Türkiyenin en zengin dağıdır. Bugün burada
21 vadi buzulu bulunmaktadır. Dağın yüksek
yaylaları göçer aşiretleri için sayfiye işlevi
görmektedir. Dağın aşağı yamaçlarında çok seyrek
meşe ağaçları dışında yoğun bir bitki örtüsüne
rastlanmaz. Kış turizmi yönünden önemli olup,
Varagöz Vadisi ile Sat Gölü yakınlarında tarih
öncesi çağlardan kalma resimlere rastlanmıştır.
Ters Lale
(Şemdinli):
Ters
Lale, Hakkarinin Cilo Dağlarında yetişen
dünyanın en nadide çiçeklerinin başında
gelmektedir. Bu dağlarda kendiliğinden yetişen
ve boyu 75 cm.yi bulan, her dalında 3-8 lalenin
ters olarak geliştiği bu çiçek kaçak olarak
Avrupa ülkelerine satılmakta ve buralarda
kozmetik ile ilaç sanayinde kullanılmaktadır.
Bunun yanı sıra süs çiçeği olarak da
yararlanılmaktadır.
Ters Lale, Avrupada Fritillasio İmperialis,
Kejan Lalesi, Prestika, Karagöz Lalesi,
Emperyalis Ağlayan Gelin ve en çok Şemdinli
yöresinde yetiştiğinden de Şemdinli Lalesi gibi
isimlerle anılmaktadır. Yöre halkı tarafından da
Ağlayan Gelin, Kerbela ve Kral lalesi olarak da
bilinmektedir. Bunun da nedeni çiçeğin her sabah
etrafa su yaymasıdır. Ters Lale Kültür ve Tabiat
Varlıkları Koruma Kurulu'nca koruma altına
alınmıştır.
Bercelan Yaylası (Merkez):

Hakkari
merkez ilçenin kuzeyindeki Karadağ üzerinde
bulunan Bercelan Yaylası ile 18-20 km.
uzaklıktadır. Çevresinde Seyithan, Golaşın ve
Golan Gölleri ile Zap Suyu vadisi bulunmaktadır.
Burada dağlardan kopan büyük kayalar doğal
köprüler oluşturmuştur. Yöre halkı bunlara
Şeytan Köprüsü ismini yakıştırmıştır. Vadinin
yakınında Sine Kayalıkları yer almakta olup, bu
yörede Melise Suyu ile Çeman Düzlüğü
bulunmaktadır. Bitki örtüsü bakımında da oldukça
zengindir.
Kuş Cenneti
(Yüksekova):
Hakkari,
Yüksekovada, deniz seviyesinden 1925 m.
yüksekliğinde, 2.800 hektarlık geniş bir alana
yayılmış olan Yüksekova bitki örtüsü ve su
yönünden oldukça zengin bir bölgedir.
Yüksekovanın ortasından Nehil Çayı akmakta
olup, çevresi insan boyundan daha yüksek olan
saz ve kamışlarla kaplıdır. Ayrıca burada bol
miktarda bozulmamış orkideler yetişmektedir.
Çevre bilimcilerine göre de doğal dokusu
bozulmamış Türkiyenin ender bölgelerinden
biridir.
Yörede kuluçkaya yatan kuş türleri
bulunmaktadır. Bunların başında da; erguvan,
balıkçıl, saz delicesi, çayır delicesi, leylek,
turna, toy, ve kızılbacak, kızıl akbaba, yılan
kartalı, doğu atmacası, küçük orman kartalı,
kaya kartalı, küçük kartal, doğan ve puhu
kuşları gelmektedir.
Dım dım söylencesi:
İranın kuzeyinde yaşayan Han avden adlı Şahın
Hakkarili bir kahyası vardır.Şah becerikli ve
dürüst kahyasını çok sevmektedir.
Bir gün kırk kişilik bir haydut çetesi ,şahın
çiftliğini basar,talan etmek ister.Kahya
çetedekilerin otuzunu öldürür,ama bir
saldırganın kılıç vuruşuyla sol eli kopar.Şah
altın bir el yaptırarak onu ödüllendirir.
Günlerden bir gün çiftliği dolaşmaya çıkan
kahya,çobanın yanına varır.Öyle
yorulmuşturki,sunulan taze sütü içemeden uyuya
kalır.Kavalı süt çanağının üzerine
koymuştur.Rüyaasında ak bir deniz üzerinden
geçerek dewfine bulduğunu görür.Uyanır bu sırada
sarı bir sinek kavalın içinden geçerek korudaki
mağaraya girmektedir.Düşünü hatırlayıp o da
mağaraya girer.Büyük bir define bulur.Mağaranın
ağzını örtüp Şaha varır haber verir.Kendisine
bir manda derisi kadar toprak bağışlanmasını
ister.
Dileği kabul edilir o da bir manda derisini ince
ince kıyarak bir yumak oluşturur.Mağaranın
bulunduğu alanı bununla çevirir.Çevirdiği yerler
kendisinin olmuştur.Defineyi çıkarıp mağaranın
olduğu yere büyük bir kale yaptırır.Artık "Altın
Elli Han" diye anılır.Dım dım adı verilen bu
kalenin İranın kuzeyinde günümüzde de ayakta
olduğu söylenir.
Mumine söylencesi:
Yüksekovada yaşayan bir ağanın yedi oğlu ve
dillere destan çok güzel bir kızı vardır.Kızın
adı Muminedir.Babası kızı bir ağa oğluyla
evlendirmek istemektedir.Ama kız macasının oğlu
Ahmeti sevmektedir.
Mumine bir gün koyun sağıcılarıyla ağıla
gider.Yeni doğmuş bir kuzu getirilir.Kuzunun
anası ölmüştür.Mumine kuzuyu ,anasız babasız
Ahmet benzetir.Onu çobandan ister.Mumine ana
yoksunluğu duymasın diye kuzuyu
emzirir.Göğsünden süt gelmeye başlar.
Ağanın hizmetkarlarından biri,Mumineyi isteyen
ağanın adamlarından biridir.Kızı gözler,olanları
görünce ağa oğluna "Muminenin Ahmetten çocuğu
olmuş,çocuğu gizlemiş kuzuyu emziriyor" der.Ağa
oğlu da durumu Muminenin babasına duyurur.Ağa
çok kızar.Muminenin cezalandırılmasını
buyurur.Yedi kardeş onu bir atın arkasına
bağlayıp sürer.
Bu sırada kötü bir düş gören Ahmet Mumine nin
zor durumda olduğunu anlar.Kızın yanından hiç
ayrılmayan kır tay gelir.Ahmete Muminenin
yerini gösterir.Ahmette onu kurtarır.Kardeşleri
öldüğünü sanarak onu bırakıp gitmişlerdir.İki
sevgili başka bir yere göç eder.Ama burada da
rahat edemezler.Gittikleri yerin Bey oğlu
Mumineye göz koyar.Gençlere etmedik kötülük
bırakmaz.
Sonunda Mumine doğururken ölür,acısına
dayanamayıp Ahmette canına kıyar.
Hakkari Hakkari Kaya Resimleri ve
Dikilitaşları
Hakkari Kaya Resimleri
 Hakkarinin
batısında Guveruk ve Tırşin yaylalarında,
Muvaffak Uyanık, kayalar üzerine kazınarak
çizilmiş binlerce kaya resmi bulmuştur.
Hakkaride açık hava müzesini anımsatan ve geniş
bir alana yayılan bu resimlerin benzerleri
Azerbaycan ve Kobistan Bölgesinde kayalar
üzerinde görülmektedir.
Guveruk ve Tırşin yaylalarındaki kaya resimleri
M.Ö. 6.000-1.000 yıllarına
tarihlendirilmektedir. Bununla beraber
resimlerin büyük bir kısmının daha sonraki
devirlerde çizildikleri de olasıdır. Buradaki
tasvirlerin büyük çoğunluğu stilize olmalarına
rağmen o dönemin
av hayvanları ile ilgili bilgiler vermektedir.
Bu resimlerde dağ keçileri, bizonlar başta olmak
üzere çeşitli av hayvanları çizilmiştir. Ayrıca
av hayvanlarına yönelik tuzaklar, çeşitli
motifler, stilize edilmiş şekiller ortaya
konulmuştur. Bu resimlerin daha geç devre ait
kuzeyde Erzurum yakınlarındaki Cunni
Mağarasındaki resimler ve batıdaki Kütahya-i
Aizanı Mabedinin duvarlarındaki büyük taş
blokları üzerindeki hayvan resimleri ile
benzerlik göstermesi de oldukça ilginçtir.
Hakkari
Dikilitaşları:

Hakkâri il merkezindeki Hakkari Kalesinin kuzey
eteklerinde 1998 yılında rastlantı sonucu bazı
dikilitaşlar bulundu. Sayıları 13'ü bulan bu
taşların ilk dikildikleri günkü durumlarını
korumuş oldukları ve arkaları kayalığa gelecek
şekilde yan yana ve arka arkaya dizildikleri
görülmüştür.
Hakkarinin yöresel sert taşlarından oyulmuş
olan bu dikilitaşlar 0.70-3.10 m. arasında
değişmektedir. Bunların yalnızca ön yüzleri
düzgün olup, burada insan figürlerine geniş yer
verilmiştir. Bu figürlerin on biri erkek, ikisi
de kadındır. Bu figürler cepheden ve çıplak
olarak tasvir edilmişlerdir.Yalnızca vücudun üst
kısmı ele alanmış, bacaklara yer verilmemiştir.
Buradaki insan figürlerin bazıları şişman ,
bazıları da ince uzun yüzlüdür. Başlarında
bereye benzer başlıklar bulunmaktadır.
Bellerinde hançerli enli bir kemerler vardır.
Bu taşların yüzeyleri irili ufaklı figürlerle
doldurulmuştur. Burada çeşitli silahlar,
insanlar, leoparlar, geyikler ve yılanlar başta
olmak üzere bir çok gibi yabani hayvan iç içe
tasvir edilmiştir. Bunların yanında çadırlara da
yer verilmiştir. Kubbemsi olan bu çadırlar, Orta
Asya bozkır çadırlarına benzemektedir.
Dikilitaşlar üzerindeki erkek figürlerinin
dikkat çekici özelliği de ellerindeki içki
tulumlarıdır. Bunlara benzer savaşçı
figürlerinin erken örnekleri MÖ.VII. yüzyıl
İskit dikilitaşlarında görülmektedir.
Hakkâri dikilitaşları büyük olasılıkla yerli
ustalarca yapmışlardır. Burada tasvir edilen
figürlerin Tanrı ya da Tanrıçadan çok, yörede
yaşamış kral veya beyler ile onların güçlü
kadınlarına ait olmaları kuvvetle muhtemeldir.
Dikilitaşların buraya hangi amaçla dikildikleri
bilinmemektedir. Çanakkale Onsekiz Mart
Üniversitesi,Van Yüzüncü Yıl üniversitesi ve Van
Müze Müdürlüğü'nün ortaklaşa kazıları ile yöreyi
araştırılmaktadır.
Hakkarinin kendine özgü bir mimarisi
bulunmamaktadır. Kent merkezi dışındaki alanlar
yüksek dağlarla çevrilidir. Bu dağların
eteklerinde ovaların, düzlük alanların
bulunmamasından ötürü de kentsel bir yerleşime
tarih boyunca Hakkaride rastlanılmamıştır.
Ayrıca il merkezindeki mahalleler arasında
mimari bir bağlantıyı sağlayacak yapılanmaya da
pek gidilmemiştir. Birleşik düzende yaşayanlar
arasındaki bu kopukluk büyük boyutlardadır. Bazı
mahalleler arasında 1 km. uzaklıklar olan
yerleşimler de bulunmaktadır. Bunun yanı sıra
mahalleler arasındaki yüksekliklerin farklı
oluşu da yapılanmayı etkilemiştir.
Hakkarinin tarihi dönemlerde çeşitli
saldırılara uğramasından ötürü yapılanma daima
savunmaya yönelik olmuştur. İklimin çok soğuk
oluşu da sivil mimariyi büyük ölçüde
etkilemiştir. İklim koşullarından ötürü birleşik
düzendeki evler dar mahalleler oluşturmuş ve
bunların arasında evler birbirlerine bitişik
nizamda yapılmışlardır. Bunda öylesine ileri
gidilmiştir ki, on, on beş evin yan yana bitişik
olarak yapılmalarının diğer amacı da iklimin
yanı sıra savunmayı kolaylaştırmaktan
kaynaklanmıştır. Bu durum daha çok kırsal
kesimde kendini göstermiştir.
Hakkari evleri 1-2 katlı olup, soğuktan ötürü
kalın taş duvarlı yapılmışlardır. Bunların
üzerleri ağaç kirişlerin üzerine serilmiş kalın
toprak tabakaları ile örtülmüştür. Ağaç
kirişlerin içeriden görüntüsü bardana denilen
bir cins amerikan bezi ile gizlenmiştir. Yakın
tarihlerde yapılan evlerde ise toprak damlar
yerlerini çatıya veya çinko örtüye
bırakmışlardır. Evlerin bazılarında belirli bir
yüksekliğe kadar moloz taşlar kullanılmış,
bunların dışında kalan, üst örtüye kadar olan
bölümler ağaç hatıllı kerpiç ile örülmüştür.
Hakkari evlerinin iki katlı olan örneklerinde
alt katta mutfak, taşlık, kiler ve yemek yenilen
odalar bulunmaktadır. Özellikle tandır denilen
ısınma amaçlı büyük mangallara burada yer
verilmiştir. İkinci kat genellikle bir sofa ve
etrafında evin büyüklüğüne göre odalar
sıralanmıştır. Bu odalarda oturma odası olarak
ayrılan odanın ortasına burada da tandır
yerleştirilmiştir. Diğer odalar evlerin yatak
odalarıdır. Bu odaların duvarları da yöresel
keçelerle, kilimlerle ve halılarla kaplanmıştır.
Böylece soğuk bir dereceye kadar engellenmiştir.

Hakkari
köylerinde dirhe ismi verilen konutlar
bulunmaktadır. Dirheler birkaçı bir arada,
herhangi bir saldırı karşısında birbirlerini
koruyabilecek kadar yakın olan ve kayalara
oyulmuş büyük ölçüdeki yerleşim birimleridir.
Dirhelerin geçmişi oldukça eskiye inmektedir.
Başlangıçta dirheler daha çok Asur saldırılarına
karşı bir önlem olarak yapılmışlar, günümüzde de
varlığını sürdürmektedirler. Bu tür yapılar bir
bakıma gözetleme kulesi, yaylaların güvenliğini,
sürüleri kollamak için yapıldıkları
bilinmektedir. Bugün dirhelerin en belirgin
örneklerine Yüksekovada rastlanmaktadır.
Günümüzde Hakkaride yapılanma Türkiyenin bir
çok yerinde görüldüğü gibi mimari yönden
özelliği olmayan beton yapılardır. Bu
yapılanmada ise yöresel hiçbir iz
görülmemektedir.
|